1. Sınıf İçin Hikayeler

Konusu 'Çocuk Bölümü' forumundadır ve EmRe tarafından 28 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    1. Sınıf İçin Hikayeler Oku

    Aslan İle Tilki

    Ormanlar kralı arslan artık kocamış, hiç bir işe yaramaz olmuş. Pençesini bile kaldıramaz, karnını bile doyuramazmış.

    Kendi kendine "Bedenim yaşlandı. Ama aklım fikrim yerinde" deyip işi kurnazlığa vurmuş. Hasta gibi davranıp yataklara düşmüş.

    Arslanın hastalığı kısa zamanda tüm ormana yayılmış. Herkes kulaktan kulağa "Duydun mu? Kralımız hastalanmış!" diye fısıldaşmış.

    Adet bu ya; hasta olan , ziyaret edilir. Ormandaki hayvanlar da bir bir arslanın ziyaretine gitmişler. "Kralımız kuvvetten düşmesin" diye de yiyecek hazırlamışlar.

    Maymun kucak dolusu muz ile Hindistan cevizi, ayı bir kavanoz bal, kurt kocaman bir parça et, sincap ağzına kadar dolu bir sepet ile ceviz götürmüş.

    Kurnaz arslan kendisini ziyarete gelen hayvanları yiyip yutmuş. Hediyeleri de depoya koymuş. Gülerek "Ne olur ne olmaz " demiş. "Ziyarete gelen olmazsa, depodakileri yerim."

    Böylece zavallı hayvanlar iyi niyetlerine kurban gitmişler.

    Günlerden bir gün tilki de arslanın hastalık haberini duymuş. "Bir gidip bakayım " diyerek arslanın inine gelmiş. Ama içeri girmeden uzakta durmuş.

    Arslan yalandan inlemiş "Tilki kardeş, niye uzakta duruyorsun? Yanıma gel de konuşalım ".

    O zaman kurnaz tilki "Gelmesine gelirim arslan kardeş, ama günlerdir senin inini gözlerim. İçeri giren ziyaretçiler bir türlü dışarı çıkmıyor. Ben de onlar gibi kurban olmak istemem " demiş.

    O günden sonra arslan, krallığını bilmiş; kurnazlığı da tilkiye bırakmış.


    Kedi, Gelincik ve Yavru Tavşan

    Yavru tavşanındı saray. Bir sabah bayan gelincik zaptetti yavru tavşanın sarayını.

    Vay kurnaz vay! ev sahibi evde bulunmadığından kolay oldu bu iş hemde pek kolay.
    O gün şafakla çıkıp gitmişti tavşan. Kırlar kekik kokuyordu, mis gibi kekik. Bizimki yiyip içip mahzenine döndüğü zaman gelincik pencereye dayamıştı burnunu. Tavşan orada görünce onu:

    "Hey, bayan, dedi, çıkınız hemen baba yadigarı evimden. Yoksa haber yollarım bütün farelere." dedi.

    Cevap verdi sivri burunlu gelincik:
    "Toprak onu ilk ele geçirenindir," dedi.
    Savaşılmaya değerdi doğrusu.
    "Ne tuhaf iş, dedi gelincik, burası bir krallık olsa bile, tapusunu şuna, buna, hatta bana değil de filanca oğlu falanca tavşana kim vermiş?"
    Falanca tavşan söz açtı geleneklerden:
    "Ben, dedi, ben, kanunen sahibim bu yere. Burası babadan oğula kalır kanuna göre. Böylelikle filandan kaldı falana falandan kaldı bana. Sanki 'ele ilk geçirmek' kanunu daha mı iyi?"
    Gelincik, "uzatmayalım" dedi. "Davamızı halletsin, gidip görelim de Samur'u."
    Keşiş gibi inzivada yaşayan bir kediydi Samur. Yüzü gülerdi her zaman. Evliya gibi bir şey, yağlı, tüylü, şişman. Karışık işleri halletmekte de uzmandı.

    Teklifi kabul etti tavşan.
    İşte ikisi de kürklü beyin karşısındadır.
    "Yaklaşın çocuklar, yaklaşın dedi Samur, artık ihtiyarladık da sağır oldum biraz sağır."
    Yaklaştı ikisi de çekinmeden.
    Bizim sofu balık da tam vaktinde doğruldu, attı iki pençesini hemen davacıları yutup aralarını buldu.

    İşte çok defa böyle hakemlik eder küçüklere büyüklere.
     


Sayfayı Paylaş