Laiklik İlkesi Nedir, Ne Demektir, Anlamı, Açıklaması, Tanımı

Konusu 'Tarih' forumundadır ve RüzGaR tarafından 29 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR

    RüzGaR Super Moderator



    Laiklik İlkesi Nedir? Anlamı ve Açıklaması

    Laiklik, devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine göre değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Ayrıca; insanların, dini inancına ve vicdan hürriyetine karışılmaması, herkesin din ve inancının gereklerini serbestçe yerine getirebilmesi olarak da tanımlanabilmektedir.

    Din olgusunun çağdaş bir düzeye getirilmesidir. Din ile ilgili işlerin belli bir düzen haline getirilerek, devletin din ve vicdan hürriyetini tanımasıdır. Kısaca din işleri ile devlet işlerinin ayrı tutulması demektir. Herkesin istediği gibi ibadet etme özgürlüğünü ifade etmektedir.

    Laiklik bir devletin temelini, hukukunu dine dayandırmaması demektir. Fransa ihtilali ile ilk kez temel hakları bir bütün olarak geçilmesi aşamasına gelinmiş, laiklik dünyaya yayılmaya başlamıştır. Laiklik Devletin dine karşı cephe alması demek değildir.

    Laiklik, devlet işlerinin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve mantığa göre düzenlenmesi, ancak kimsenin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışılmaması demektir.

    Bir başka ifadesi ile din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve devlet yönetiminde din kurallarına yer verilmemesi demektir.
     



  2. esra baykan

    esra baykan Guest

    Laiklik ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmemek demektir.
     
  3. Misafir

    Misafir Guest

    1. Laiklik:
    Konuyu lâik kelimesinin anlamlarını açıklayarak, ele alarak uzatmak istemiyorum. Kelimeler ve kurumlar nereden gelirse gelsin, başlangıçta hangi anlamları ve amaçları taşırlarsa taşısınlar farklı bir topluma geçişlerinde başka anlam kazanabilirler. Bu sebeple Atatürkçü düşüncede ve Türk toplumunda lâikliğin farklı ülkelerdeki uygulamalarından başka oluşuna şaşmamak lâzım.

    Türkiye’de lâiklik kendi özel şartları içerisinde gelişmiş ve yerleşmiştir. Bir bakıma kendine özgüdür. Türkiye Cumhuriyeti'nde laiklik tam anlamıyla modern içeriğe sokulmuştur. Türkiye laikliği, dünyada uygulanan laiklikten farklı olarak Kemalist bir çizgide ilerlemektedir.

    Laiklik: devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir ve bununla birlikte Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını, akılcılığı ve devletin; din ve vicdan hürriyetini tanımasını kapsar. Laiklik dini istismar etmemek ve dini istismar ettirmemek demektir.

    Türkiye Cumhuriyeti’ne demokratik, sosyal hukuk devleti olma özelliği kazandıran laiklik, her dine ve mezhebe bağlı bireylerin eşit haklara sahip olduğu, insan haklarına saygılı bir toplum düzeni gerektirmektedir. Laik düzende herkes vicdan, dini inanç ve düşünce özgürlüğüne sahiptir. Kimse, Dini, din duygularını ya da dince kutsal sayılan şeyleri, siyasal ya da kişisel çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanamaz. Demokrasinin temelini oluşturan laiklik olmadan, din ve vicdan özgürlüğünden kesinlikle söz edilemez.

    2. Laiklik:
    Laiklik herkesin İnancını özgürce yaşamasını garanti altına almalıdır.
    Atatürk, laiklik anlayışını, kendi el yazısı ile kaleme aldığı "Medeni Bilgiler" kitabında, sadece din ve devlet işlerinin değil, dinin de siyasetten ayrılması ve yasaların dine göre değil, toplumun gereksinmelerine göre yapılması ilkelerine bağlamaktadır

    Atatürk, laikliğe geçilirken ülkede pek namuslu din adamları bulunduğunu fakat bazı gericilerin bu kişilerin sesini kısmak istediklerini sıklıkla dile getirmiştir. Laiklik gericiliğe bağnazlığa karşıdır

    Lâiklik ülkemizde, akılcı ve ilmî düşüncenin yerleşmesi, hurafelerin ve cehaletin ortadan kalkması, dine saygının artması, din istismarının önlenmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi, inanç, mezhep ve tarikat ayrılıkları sebebiyle parçalanmanın önüne geçilmesi, düşünceye, saygının ve sevginin gelişip kökleşmesi. Bakımlarından önem taşır.

    Kişiler laik olur: Buraya kadar olan kısımda devletin laik olmasından bahsettim birazda kişilerin laik olmasından bahsetmek istiyorum.

    Laiklik, hem bireyi hem de devleti ilgilendirir. Çünkü esas olarak, insanın ve toplumun dinsel ideolojiden özgürleşmesidir. Eğer birey laik değilse, devletin laik olması içi boş bir iddiadır. Evet, ‘Devlet Laik olur’ düşünce doğrudur, ama ‘Birey laik olmaz’ düşüncesi yanlıştır.

    Oysa birey de laik olur. Laik birey, eğer inanıyorsa inancını kendi özel yaşam alanında saklı tutan, başkasının inancıyla ilgilenmeyen, toplumsal ve kamusal alanın, din kurallarına değil, akla ve bilime dayanan evrensel kurallarla düzenlenmesini isteyen bireydir. Laik birey, dinin siyasal malzeme yapılmasına, dince kutsal değerlerin sömürülmesine, dinsel baskı ve dayatmalara izin vermez.

    Devlet, hem Laik, hem de bir dinden yana taraf olamaz. ‘Laik Devlet’, tüm dinsel inançlar karşısında tarafsız olmak ve tüm dinsel inançlara karşı eşit mesafede durmak zorundadır.

    Oysa birey açısından durum farklıdır. Birey hem laik, hem de isterse dinsel bir inanca sahip olabilir. İsterse de hiçbir dinsel inancı olmayabilir.

    Devlet ve birey arasındaki bu ince ayrıntıyı, farkı iyi kavramak gerekir. Çünkü birey vatandaşı olduğu Laik Devletin bir parçasıdır. Birey özel bir kişi olarak, devlet ve toplumla ilişkilerinde Laik olmalıdır. Aynı birey kendi özel alanında dinsel inanca sahip olmak ya da olmamakta özgürdür. Aslında laik olan, insandır; devlet değildir. Bu sıfat devlete sonradan atfedilmiştir.
     

Sayfayı Paylaş