Karacaoğlanın Hayatı, Yaşamı ve Şiirleri

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 15 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR

    RüzGaR Super Moderator



    Karacaoğlanın Hayatı, Yaşamı ve Şiirleri
    17'nci yüzyılda yaşadığı sanılıyor. 1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy'da yaşamıştır. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Gaziantep'in Barak Türkmenleri de, Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar. Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin'in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır.

    Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa'da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü. Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli'ye geçtiği, Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi.

    Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür. En son bulgulara göre ise mezarının İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.

    Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17.yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz.turkeyarena.com

    Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur. Güzelleri, yiğitleri över, dert ortağı bildiği dağlara seslenir. Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür.

    Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir. Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu, doğadaki benzetmelerle güzelleşir. Onunla yaşanan sevinç, onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır. Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır.

    Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir.

    Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını, âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır. Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir; doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir.

    İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur. Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz. Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder. Onun sevgiye ve kadına bakış açısı, âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır. Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur.

    Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır. Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır.turkeyarena.com

    Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir.

    Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur.

    Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet'ten etkilenmiş, şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan, Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18.yy ve şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran'ı, 19.yy şairlerinden de Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem'î ve Yeşilabdal'ı etkilemiştir. Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden R.T. Bölükbaşı, F.N. Çamlıbel, K.B. Çağlar, A.K. Tecer ve C. Külebi, Karacaoğlan'dan esinlenmişlerdir.

    Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir.

    Karacaoğlan Şiirlerinden Örnekler
    ALA GÖZLÜM BEN BU İLDEN GİDERSEM
    Ala gözlüm ben bu ilden gidersem
    Zülfü perişanım kal melil melil
    Kerem et aklından çıkarma beni
    Ağla gözyaşını sil melil melil

    Yeğin ey sevdiğim sen seni düzet
    Karayi bağla da beyazı çöz at
    Doldur ver badeyi bir daha uzat
    Ayrılık şerbetin ver melil melil

    Elvan çiçeklerden sokma başına
    Kudret kalemini çekme kaşına
    Beni unutursan doyma yaşına
    Gez benim aşkımla yar melil melil

    Karac'oğlan der ki ölüp ölünce
    Ben de güzel sevdim kendi halimce
    Varıp gurbet ele vasıl olunca
    Dostlardan haberim al melil melil

    YÜRÜ BİRE YALAN DÜNYA
    Yürü bire yalan dünya
    Sana konan göçer bir gün
    İnsan bir ekine misal
    Seni eken biçer bir gün

    Ağalar içmesi hoştur
    O da züğürtlere güçtür
    Can kafeste duran kuştur
    Elbet uçar gider bir gün

    Aşıklar der ki n'olacak
    Bu dünya mamur olacak
    Haleb'i Osmanlı alacak
    Dağı taşa katar bir gün

    Yerimi serin bucağa
    Suyumu koyun ocağa
    Kafamı alin kucağa
    Garip anam ağlar bir gün

    Yer yüzünde yeşil yaprak
    Yer altında kefen yırtmak
    Yastığımız kara toprak
    O da bizi atar bir gün

    Bindirirler cansız ata
    İndirirler tuta tuta
    Var dünyadan yol ahrete
    Yelgin gider salın bir gün

    Karac'oğlan der nasıma
    Çok işler gelir başıma
    Mezarımın baş taşına
    Baykuş konar öter bir gün

    AŞAM DEDİM KARLI DAĞIN BAŞINDAN
    Aşam dedim, karlı dağlar başından
    Yüce dağlar koç yiğide dağ m'olur
    Ağrır bedenim, sızlar yaralarım
    Bu yarayı çeken yiğit sağ m'olur

    Sıra sıra dikemedim söğüdü
    Ben başıma veremedim öğüdü
    Elleri göğsünde görün yiğidi
    Yiğit mağrur gezmek ile bey m'olur

    Ögüt versen, bana öğüt kâr etmez
    O yârin hayali karşımdan gitmez
    Kementle bağlasam, kolun bağ tutmaz
    Yârin zülüfünden özge bağ m'olur

    Karac'oğlan der ki, fani dünyadan
    Korkmaz mısın haram ile zinadan
    Ayırır seni anan babandan
    Gurbet ile düşen yiğit sağ m'olur

    VİRAN OLDUM MOR SÜMBÜLLÜ BAĞ İKEN
    şu yalan dünyaya geldim geleli
    Tas tas içtim ağulari sağ iken
    Kahpe felek vermez benim muradım
    Viran oldum mor sümbüllü bağ iken

    Aradılar bir tenhada buldular
    Yaslandılar şıvgalarım kırdılar
    Yaz bahar ayında bir od verdiler
    Yandım gittim alkarlı dağ iken

    Farımaz da deli gönlüm farımaz
    Akar gözlerimin yaşı kurumaz
    Şimden geri benim hükmüm yürümez
    Azil oldum güzellere beğ iken

    Karac'oğlan der ki bakın geline
    Ömrümün yarısı gitti talana
    Sual eylen bizden evvel gelene
    Kim var imiş biz burada yoğ iken

    NAZLI YÂRDAN GELDİ BANA BİR NAME
    Nazlı yârdan geldi bana bir name
    Eğer doğru ise kırdı belimi
    Dediler ki yarini yad iller almış
    Kadir Mevlam nasib eyle ölümü

    Bülbüle söyleyin gülüne konsun
    Beni yârdan eden Allah'tan bulsun
    Sabreyle sevdiğim ilkbahar olsun
    Terkedeyim vatanımı ilimi

    Ak yâri gördükçe ağladım coştum
    Al elinden dolu badeler içtim
    Kötüler sandı ki ben yârdan geçtim
    Ölmeyince çeker miyim elimi

    Karac'oğlan derki konmadan göçmem
    Her olur olmaza sırrımı açmam
    Kötüler köprü olsa üstünden geçmem
    Taşık suya uğradırım yolumu

    DELİ GÖNÜL
    Deli gonul gezer gezer gelirsin
    Arı gibi her çicekten alırsın
    Nerde güzel görsen orda kalırsın
    Ben senin derdini çekemem gönül

    Santur mu istersin saz mı istersin
    Ördek mi istersin kaz mı istersin
    Tomurcuk memeli kız mı istersin
    Ben senin derdini çekemem gönül

    Çıkıp yücelere bakmak istersin
    Coşkun sular gibi akmak istersin
    Her güzelle yatıp kalkmak istersin
    Ben senin derdini çekemem gönül

    Karac'oğlan der ki okuyam yazam
    Keleş değilim ki kervanlar bozam
    Giyinem kuşanam bir hosça gezem
    Ben senin derdini çekemem gönül

    GEL
    Bağlandı yollarım, kaldım çaresiz
    Gayri dünya bana aralandı gel
    Derildi defterim artsız arasız
    Üst üste dizildi sıralandı gel

    Yâri görse idim haftada ayda
    Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda
    Azrail göğsümde canım hay hayda
    Ciğerimin başı yaralandı gel

    Karac'oğlan der ki başa yazıldı
    Gözüm yaşı ceyhun oldu süzüldü
    Kefenim biçildi, kabrim kazıldı
    Mezarımın üstü karalandı gel

    YEŞİL BAŞLI GÖVEL ÖRDEK
    Yeşil başlı gövel ördek
    Uçar gider göle karşı
    Eğricesin tel tel etmiş
    Döker gider yâre karşı

    Telli turnam sökün gelir
    İnci mercan yükün gelir
    Elvan elvan kokun gelir
    Yâr oturmuş yele karşı

    Şahinim var bazlarım var
    Tel alışkın sazlarım var
    Yâre gizli sözlerim var
    Diyemiyom ele karşı

    Hani Karac'oğlan hani
    Veren alır tatlı canı
    Yakışmazsa öldür beni
    Yeşil bağla ala karşı

    CAN VERMEYE DERMANIM MI VAR
    Üryan geldim gene üryan giderim
    Ölmemeye elde fermanım mı var
    Azrail gelmiş de can talep eder
    Benim can vermeye dermanım mı var

    Dirilirler dirilirler gelirler
    Huzur-u mahşerde divan dururlar
    Harami var diye korku verirler
    Benim ipek yuklu kervanım mı var

    Er isen erliğin meydana getir
    Kadir Mevlam noksanımı sen yetir
    Bana derler gam yükünü sen götür
    Benim yük götürür dermanım mı var

    Karac'oğlan der ki, ismim öğerler
    Ağı oldu yediğimiz şekerler
    Güzel sever diye isnad ederler
    Benim Hakk'tan özge sevdiğim mi var

    VAR GİT ÖLÜM
    Ölüm ardıma düşüp de yorulma
    Var git ölüm bir zaman da gene gel
    Akıbet alırsın komazsın beni
    Var git ölüm bir zaman da gene gel

    Şöyle bir vakitler yiyip içerken
    Yiyip içip yaylalarda gezerken
    Gene mi geldin ben senden kaçarken
    Var git ölüm bir zaman gene gel

    Çıkıp boz kurtlayın ulaşamadım
    Yalan dünya sana çıkışamadım
    Eşimle dostumla buluşamadım
    Var git ölüm bir zaman da gene gel

    Karac'oğlan der ki derdim pek beter
    Bahçede bülbüller şakıyıp öter
    Anayı atayı dün aldın yeter
    Var git ölüm bir zaman gene gel

    BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK BİR ÖLÜM
    Vara vara vardım ol kara taşa
    Hasret kodun beni kavim kardaşa
    Sebep gözden akan bu kanlı yaşa
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    Nice sultanları tahttan indirdi
    Nicesinin gül benzini soldurdu
    Nicelerin gelmez yola gönderdi
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
    Acıdır ecel şerbeti içilmez
    Üç derdim var birbirinden seçilmez
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    KADİR MEVLAM SENDEN BİR DİLEĞİM VAR
    Kadir Mevlam senden bir dileğim var
    Muhannes kuluna muhtaç eyleme
    Cennet-i alâyı nasib et bana
    Sırat köprüsünden yolum bağlama

    Kapımıza kara deve çökünce
    Fırtınasi şol alemi yıkınca
    Cehenneme kul seçilip çıkınca
    Kadir Mevlam o kullardan eyleme

    Kadir Mevlam ateş atma özüme
    Dünya malı görünmüyor gözüme
    Kadir Mevlam sen bak benim yüzüme
    Cehennemin ateşiyle dağlama

    Karac'oğlan hata çıkmaz dilimden
    Kocadım da hayır gelmez elimden
    Kadir Mevlam asla geçmez kulundan
    Deli gönül ah çekip de ağlama

    ELİF
    İncecikten bir kar yağar
    Tozar Elif Elif diye
    Deli gönül abdal olmuş
    Gezer Elif Elif diye

    Elif'in uğru nakışlı
    Yavru balaban bakışlı
    Yayla çiçeği kokuşlu
    Kokar Elif Elif diye

    Elif kaşlarını çatar
    Gamzesi bağrıma batar
    Ak elleri kalem tutar
    Yazar Elif Elif diye

    Evlerinin önü çardak
    Elif'in elinde bardak
    Sanki yeşil başlı ördek
    Yüzer Elif Elif diye

    Karac'oğlan eğmelerin
    Gönül sevmez değmelerin
    İliklenmiş düğmelerin
    Çözer Elif Elif diye
     



  2. Funda3418

    Funda3418 New Member

    teşekkürler çok saolun
     

Sayfayı Paylaş