Kadın Hastalıkları -Genel-

Konusu 'Sağlık-Genel' forumundadır ve elif tarafından 27 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. elif

    elif Moderator



    Adet Öncesi Sendromu


    Her 4 kadından 3'ünde bedensel- ruhsal belirtiler veren adet öncesi sendrom aile saadetini ciddi biçimde etkiliyor. İş ve sosyal hayatı da bozan sendrom mutsuzluk, sinirlilik ve kilo artışı yapıyor.

    Prof. Dr. Oğuz E. Berksun, adet öncesi sendromun (Premenstrüel Sendrom), aile saadetini ciddi bir biçimde etkilediğini ve evli çiftleri boşanmalara neden olabilecek çatışmalara sürüklediğini belirtti. Sosyal Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Oğuz E. Berksun, pek çok kadında adet öncesi günlerde, bedensel ve ruhsal belirtilerle ortaya çıkan ''Adet Öncesi Sendrom''un daha hafif biçimine ''adet öncesi gerginlik'', ağır biçimlerine ise ''premenstrüel disforik bozukluk'' dendiğini anlattı.

    20-40 YAŞA ARASI ETKİLİ

    Sendromun, adet öncesi günlerde veya son hafta içerisinde belirginleşen sıkıntı, bunaltı hali, hayattan zevk almama, keyifsizlik, mutsuzluk, ağlama, sinirlilik, iştahta artma, eklem, kas ve baş ağrıları, yorgunluk, vücutta sıvı tutulmasına bağlı kiloda artma, karında şişkinlik hissi, göğüslerde hassasiyet ve gerginlik şeklinde belirtiler gösterdiğini ifade eden Berksun, adet gören her 4 kadından 3'ünün bu sorunu yaşadığını bildirdi. Premenstrüel sendromun özellikle 20-40 yaşları arasındaki kadınları etkilediğini kaydeden Oğuz Berksun, ''Kadınların yüzde 2-10'unda bu belirtiler çok şiddetli olabiliyor ve ve premenstrüel disforik bozukluk adını alıyor. Adet öncesi dönemde kadınların yüzde 20'sinde ilaç tedavisi gerektirecek kadar belirti gösteriyor'' dedi.

    GEÇİMSİZLİĞİN NEDENİ

    Adet öncesi yaşanan gerginliğe bağlı ruh halinin, pek çok kadın için oldukça ciddi sorun oluşturduğunu anlatan Oğuz Berksun, bu sendromun kadının hem ev, hem iş, hem de sosyal yaşamını etkilediğini söyledi. Pof. Dr. Berksun, ''Premenstrüel sendrom, aile saadetini ciddi bir biçimde etkiliyor. Geçimsizlik yaşayan ailelerin neredeyse tamamında kadınlarda adet öncesi gerginlik oldukça şiddetli yaşanıyor'' diye konuştu.

    ERKEKLER ANLAMIYOR

    Prof. Dr. Berksun, erkeklerin ve kadınların bu sendrom karşısındaki davranışlarını da şöyle anlattı: ''Erkeklerin en nefret ettikleri durumlar, anlamlandıramadıkları, dolayısıyla kontrol edemedikleri durumlardır. Partnerlerinin adet öncesi gerginliklerinden de bu nedenle hoşlanmazlar. Çünkü onlara göre zaten anlaşılmaz olan kadınlar bu dönemlerde iyiden iyiye anlaşılmaz ve kontrol edilemez olmaktadırlar. Kadınlar mensturasyonlarını, kendi yakındıkları, ama eşleri yakınmaya başlayınca savundukları çocukları gibi görürler. Gizli gizli gurur duydukları çocukları... Günümüz kadınları mensturasyonları nedeniyle kendilerini zayıf, güçsüz, hissettikleri çağları geride bırakalı çok olmuştur. Yeni nesillerde bu dönem kadına doğurganlığını, dolayısıyla üstünlüğünü hatırlatan bir dönemdir.

    KISIR DÖNGÜ

    Adet, mutlu bir aile tablosu çizmesi beklenen kadına saçmalama hakkı tanır. Bu dönemde ortaya çıkan iştah artışı, anoreksik, kadını zayıf olmaya zorlayan dünyanın her yediğimizi boğazımıza dizen eleştirilerinden muaftır. Bir gece önce tartışma büyümesin diye kapatılan konuların hepsi özgürdür, istedikleri kadar büyüyebilir, yoldan sapabilirler. Adet öncesi dönemindeki bir kadın yoldan sapmak isteyen bir konuya seve seve rehberlik edecektir. Kısır döngü de burada başlamaktadır. Adet başladığında kadın rahatlamıştır ama bu sefer erkek önceki hafta alamadığı hıncının peşine düşecektir.

    Alttan aldığı, almak zorunda kaldığı, anlamadığı, anlamadıkça sinirlendiği, haksızlığa uğradığını düşündüğü anların acısını çıkarma sırası ondadır. Bu dönem kazasız belasız atlatılsa, barış sağlansa bile kadının bir sonraki adet dönemine yine yalnızca bir hafta kalmış olur. Risk böylece sürüp gider.''

    DAHA HASSAS VE ALINGAN YAPIYOR

    Adet öncesi gerginlik durumlarının, eşlerin evlilik yıl dönümünü unutması kadar çatışma sebebi olduğunu belirten Prof. Dr. Berksun, bu dönemde değişen hormon dengesinin kadınları daha hassas ve alıngan yaptığını söyledi. Porf. Dr. Berksun, ''Evlilik çatışmaları, geçimsizlik nedeniyle merkezimize gelen çiftlerin hemen hepsi bu çatışmaların adet öncesi dönemde arttığını söylemektedirler'' dedi.

    EVLİ ÇİFTLERE UYARILAR

    Prof. Dr. Berksun, erkeklerin bu dönemlerde eşleri ile tartışmaya girmemesi gerektiğini söyledi ve evli çiftleri uyardı: ''Erkekler, eşlerine destek vermeli. Bu dönemlerde riskli konuların tartışılmasını ertelemeliler. Aksi taktirde kendilerini alınganlığın, karşılıklı suçlamaların ortasında bulurlar.”

    AİLELER DE SORUNU YAŞIYOR

    Adet öncesi sendromun tüm biçimleriyle toplumsal boyutta yaşanan bir sorun olduğunu anlatan Oğuz Berksun, ''Kadınların yüzde 80'i demek, ailelerin de yüzde 80'inin bu sorunu öyle ya da böyle yaşadığı anlamına gelir. İnsan ilişkileri açısından eşler arasında, kardeşler arasında, anne-baba ve adet görmeye başlamış kız çocuklar arasında yaşanan pek çok sorunda bu sendromu gözardı etmesinler” dedi.
     



  2. elif

    elif Moderator

    Adet Sancısı (Dismenore)



    Adet ağrısı (Dismenore), adet kanamasından önce yada kanama süresince ortaya çıkan kramp benzeri bir ağrıdır. Genellikle 2 saat içinde en şiddetli sevıyeye ulaşır. Sürekli tarzda da olabilen bu ağrı, karnın aşağı kısmı ile kasıklarda hissedilir; zaman zaman bacaklara ve bele doğru da yayılabilir.

    ADET AĞRISININ ÖZELLİKLERİ

    Adet kanaması esnasında meydana gelen ağrı (dismenore) ikiye ayrılır:

    · Genellikle buluğ çağında ortaya çıkarak, ilerleyen yaşla birlikte veya gebelikten sonra hafıfleme eğilimi gösteren: Birincil adet ağrısı (Primer dismenore)

    · Başka bir rahatsızlığa bağlı olarak genellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen: İkincil adet ağrısı (Sekonder dismenore)

    Adet ağrısı (dismenore) ile birlikte, başağrısı, bulantı, kusma, sık ıdrara çıkma ve kabızlık / ishal de görülebilir. Sinirlilik, depresyon ve karında gerginlik gibi adet kanaması öncesi belirtiler, adet kanaması boyunca da devam edebilir.

    ADET AĞRISININ ÖNLENMESİ

    Dismenore, kadınların iş ve okul yaşamından bir müddet uzak kalmalarına neden olan ve sık rastlanılan bir durumdur. Adet sancısı olan kadın mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı doktor tarafından görülmelidir. Eğer birincl adet kanaması tanısı konur ise, hastaya bu dönemde kullanması için ilaç önerilecektir. Bu ilaçlara adet kanamasından 24-48 saat önce ba~landığı ve bir-iki gün devam edildiği takdirde daha iyi sonuç alınacaktır.
     
  3. elif

    elif Moderator

    Meme Kanseri

    Meme Kanseri Görülme Sıklığı

    Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. ABD’de her yıl 185000 kadına meme kanseri tanısı konulmakta ve bu hastaların 46000’i yaşamını yitirmektedir.


    Erkeklerde ise sıklığı daha az olmakla birlikte 1/150 oranında görülmektedir. Meme kanseri hormona bağlıdır. Kadınlarda geç menarş, erken menapoz, ve 18 yaşında gerçekleşen ilk doğum meme kanseri oluşma riskini belirgin bir şekilde azaltır. Yağlı yiyeceklerin meme kanserine yol açtığı iddiası henüz tartışmalıdır. Oral kontraseptifleri meme kanseri riski üzerine az etkileri vardır. Östrojen replasman tedavisi meme kanseri riskini azda olsa arttırmasıyla beraber yaşam kalitesi ve kemik mineral yoğunluğu üzerine yararlı etkileri bulunmaktadır. Ayrıca kalp damar hastalıklarıyla oluşan ölüm riskini azaltır. 30 yaşından önce herhangi bir nedenle terapötik amaçlı radyoterapi alan kadınlarda meme kanseri gelişme riski çok yüksektir.

    TANI
    Meme kanseri tanısında mamografinin büyük yararı vardır. Elle memelerin muayenesin de kitlenin saptanması erken tanı açısından önemlidir. Mamografi veya elle muayene sonucu tespit edilen kitlenin biyopsisi ile kesin tanı konulur. Kadınlar en az ayda 1 kez meme muayenesi yapmaları gerekir. Premenapozal yani menapoz öncesi dönemde ki kadınlarda soru işareti uyandıran veya şüphe götürmeyen küçük kitleler 2-4 haftada bir muayene edilmelidir. Kitle rastlanan menapoz öncesi ve sonrası kadınlarda kitlelerden biri boşaltılarak çıkan materyalin makroskopik incelemesi yapılır. Çıkan materyal kansız sıvı içeren bir kist ise ve aspirasyonla yani boşaltılarak giderilebiliyorsa hasta rutin takibe alınmalıdır. Eğer kitle sert ve boşaltılamıyorsa mamografi çekilerek biyopsi alınmalıdır. 50 yaşından sonra her yıl yapılan mamografi kontrollerinin hayat kurtarıcı olduğu gösterilmiştir. Mamografi kontrollerinin 40 yaşından sonra yapılması gerektiği tartışmaları aşağıdaki nedenlere dayandırılmaktadır;
    -hastalık 40-49 yaş arasında daha az sıklıkla görülmekte bu nedenle kontroller başarısız olmaktadır.

    -40-49 yaş arası mamografide saptanan bozukluklar daha az sıklıkla kanserle sonuçlanmaktadır.

    -hiçbir klinik çalışma 40 yaşından itibaren yapılan mamografi kontrollerinin hayat kurtarıcı olduğunu göstermemiştir. Yinede mamografi kontrollerinin 40 yaşında başlatılması gerekliliğine olan inanç daha yaygındır.

    TEDAVİ
    Tedavi aşamasında nelerin uygulanacağı daha çok hastalığın evrelendirilmesine ve tümörün büyüklüğüne bağlıdır. Bazı küçük tümörlerde kanserin yayılımı olmamışsa sadece cerrahi yöntemle tümörün çıkarılması yeterli gelebilir. Ancak tümörün büyük olması ve yayılımının olması cerrahi sonrası kemoterapi gerektirebilmektedir.

    Meme kanseri sık görülen bir kanser türüdür. Ancak erken tanı hayat kurtarıcı olmaktadır. Bu nedenle kadınların en az ayda 1 defa kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları ve kitle tespit ettiklerinde uzman bir hekime danışmaları gerekir. 40 yaşından sonra özellikle 50 yaş sonrası yılda 1 defa mamografi çekilmesi de erken tanı şansını arttırmaktadır. Özellikle ailede annede veya kız kardeşte meme kanseri olan kadınlar bu kontrolleri mutlaka yaptırmalıdır. Çünkü bu kişilerde meme kanseri riski daha çok yükselmektedir. Meme kanserinin %8-10 oranında ailesel olduğu bilinmektedir.
     
  4. elif

    elif Moderator

    RAHİM KANSERİ NEDİR?

    Rahim kanseri en sık rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium dediğimiz tabakasından gelişmektedir. Bu tabaka her menstruel siklusda (adet dönemi) değişikliğe uğrar. Menopoz döneminde ise rahmin iç tabakası olan endometriumda meydana gelen değişimlerle sonlanır. Rahim kanseri, endometrium tabakasındaki hücrelerin kontrolsuz çoğalması sonucu oluşur.Oluşan kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ulaşabilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında oluşur.

    RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Şişmanlık, hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabet (şeker hastalığı), karşılanmamış östrojen hormonu (progesteronla birlikte verilmeyen) kullanımı, meme kanseri tedavisinde etkili olan tamoksifen adlı ilacın kullanımı,geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak rahim kanseri oluşumunda risk faktörleridir.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    En önemli belirtisi menapoz sonrası görülen kanamadır.Menapoz öncesinde ise uzayan veya aşırı veya düzensiz adet kanamaları olan kadınlar mutlaka bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmaları gerekir. Hastalık ilerlemişse karında şişkinlik, sarılık dışkılama güçlüğü gibi belirtiler buluınabilir.

    ERKEN TANISI MÜMKÜN MÜDÜR?

    Rahim kanseri, hazneden (vajina) kanamanın hastayı uyarması nedeni ile erken dönemde teşhis edilir. Hastalığın erken teşhisi için kadınlar mutlaka yılda bir kez kadın hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmelidir.

    TANI NASIL KONUR ?

    Rahim kanseri şüphesi olan kadınlardan jinekolojik muayene sonrasında küretaj yapılarak parça alınır. Küretaj materyali patolog tarafından incelenir. Kanser hücrelerinin görülmesi ile tanı konur.

    NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Rahim kanserinin ana tedavisini cerrahi oluşturmaktadır. Patoloji sonucuna göre tekrarlama ihtimali yüksek olan hastalarda cerrahinin ardından radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanır.
    Tümörü ilerlemiş veya cerrahi yapılamayan hastalarda tek başına radyoterapi de bir tedavi seçimidir. Hormon tedavisi ve kemoterapi rahim kanserinde sık uygulanan tedavi yöntemleri değildir. İlerlemiş hastalıkta tümörün özelliklerine göre hormon tedavisi veya kemoterapiye başvurulur.
     
  5. elif

    elif Moderator

    Doğum Kontrol Hapları

    Nasil Korur?

    Her gün bir tane hap alindiginda, kadinin yumurtaliklarindan, yumurta hücresinin çikmasi engellenmis olur.

    Faydalari Nelerdir?

    Düzenli kullanilirsa gebeligin önlenmesinde çok etkilidir. Rahim ve yumurtalik kanserine karsi korur. Kullanimi da kolaydir.

    Sakincalari Nelerdir?

    Bazi kadinlarda bulanti, kilo artisi, adetlerde azalma gibi önemsiz yan etkilere neden olabilir.

    Kimler için Uygundur?

    Her gün hap almayi hatirlayabilecek olan kadinlar, Adet kanamalari fazla miktarda olan ve/veya asiri agrili adet görenler, Ilerde yeniden çocuk isteyenler. Kimler için Uygun Degildir?

    35 yasindan büyük ve sigara içen kadinlar,
    Adetleri düzensiz olanlar (sebebi ortaya çikartilip tedavi edilmelidir),
    Damar sertligi, damar tikanikligi olanlar, tansiyonu yüksek olanlar,
    Seker hastalari, asiri sisman kadinlar, felç geçirenler,
    Sarilik geçiren kadinlar (Karaciger bozuklugu devam ettigi sürece),
    Emziren anneler (emziren anneler için, özel yapilmis gebeligi önleyici haplar vardir)

    Nasil Kullanilir?

    Hapa baslamadan önce bir saglik kurulusuna danisilmasi gerekir. Hapa, adetin ilk veya besinci günü baslanir. Her gün bir tane hap alinir. Hap alinmasi 2 veya 3 gün unutulursa gebelik meydana gelebilir. Her gün bir tane, düzlenli olarak hap kullanmayanlar hapla korunmaz.

    Önemli !

    Hap kullanlarda;

    Adetler azalir veya kesilirse ya da beklenmeyen kanamalar olursa,
    Tansiyon yükselirse, siddetli bas agrisi, bulanik görme, bacaklarda kizariklik, sisme, agri olursa,
    Nefes darligi olursa,
    …derhal bir saglik kurulusuna basvurulmalidir.

    Dogum kontrol haplari hakkinda bilgiler T.C. Saglik Bakanligi’nin kaynaklarindan elde edilmistir.
     
  6. elif

    elif Moderator

    Yumurtalık (Over) Kistleri

    Overde kist, overden köken alan sivinin birikmesi ile olusur. Adet gören hanimlarda görülen birçok kist normaldir. Bunlara islevsel kist adi verilir. Ovulasyon adi verilen yumurtlamadan sonra olusurlar. Islevsel kistlerin zamanla ( bir ile üç ayda ) küçülmesini beklemekteyiz. Bu nedenle hekiminiz sizin kistinizi izlemek amaciyla üç ay sonrasina kontrole çagiracaktir ya da yumurtlamayi önleyerek, kist olusumunu engellemek için dogum kontrol hapi almanizi önerecektir.

    Menopozdaysaniz ve adet görmüyorsaniz, islevsel kist olusturmaniz beklenmez. Kist varsa, hekiminiz kisti degerlendirebilmek için sizin ultrasonunuzu görmek isteyecektir. Kistin görüntüsü, yasiniza ve kiste eslik eden yakinmalariniza göre, sizden ileri inceleme isteyecektir. Kiste eslik edebilecek olasi yakinmalar agri, karinda sisme, yemekten sonra siskinlik hissi ve kabizliktir.

    Kuskulu bir kist durumunda ultrasonografi yani sira kaninizda CA-125 düzeyine de bakilabilir. Bu inceleme siklikla over kanserinin tedavisini izlemede kullanilmaktadir, ancak bir kistin kanserli olup olmadigi konusunda da ipuçlari verebilir.

    Kist hangi durumlarda ameliyat edilmelidir?

    Islevsel kistler iyi huyludur ve büyük olasilikla ameliyat edilmeleri gerekmeyebilir; ancak kist aylarca küçülmezse, tersine büyürse ve ultrasonografideki görüntüsü iyi huylu kiste benzemezse hekiminiz sizi ameliyat etmek isteyebilir. Özellikle kistiniz menopoz sonrasi gelisirse ameliyat olmaniz gerekebilir, çünkü over kanseri 50 ile 70 yaslari arasinda en sik görülmektedir. Ameliyata karar verildiyse, kistin dogasina göre ve hekiminizin olanaklarina göre ameliyat türü seçilir. Kistiniz küçükse (erik büyüklügünde), CA-125 düzeyiniz normal ve ultrasonda iyi huylu görünüyorsa; doktorunuz olanagi varsa laparoskopi ile kistinizi almayi yegleyebilir.
    Ancak kist büyükse ya da kötü huylu olmasindan kuskulaniliyorsa daha büyük bir ameliyat gerekebilir.
     
  7. elif

    elif Moderator

    Adet Düzensizlikleri


    Her kadinin yasami boyunca zaman zaman adet kanamalarinda düzensizlikler olabilir. Adet düzensizligi diyebilmek için bu durumun yineleyici nitelikte olmasi gerekir.

    Adetler 9 yasindan önce baslamissa,
    16 yasina kadar meme gelisimi, tüylenme, vücut seklinin degismesi gibi, ikincil seks karakterleri denilen degisiklikler baslamamis ve henüz adet görülmemis ise,
    18 yasina gelindiginde ikincil seks karakterleri adi verilen degisiklikler baslamis, ancak henüz adet görme gerçeklesmemis ise,
    Adet kanamalari 21 günden daha sik, 35 günden daha uzun araliklarla oluyorsa,
    Adet kanamalari 7 günden uzun 1 günden kisa sürüyorsa
    Iki adet arasinda kanamalar, lekelenmeler oluyorsa
    Adet kanamalari asiri miktarda oluyorsa

    Bir yerde yanlislik var demektir. Uzman hekimlerce, hepsi çok kolay taninir ve tedavi edilebilir. Böylece bu bozukluklarin kadinlarda ayapabilecegi genel vücut sagligini bozucu kansizlik gibi sorunlarin engellenmesinin yaninda kadinlarin üreme sagliginda da olusabilecek kalici bozukluklarin önüne geçilmis olunur.


    Akintilar
    Her kadinlarda hastalik olmayan normal bir akinti olabilir. Bu nedenle kokusuz, kirli beyaz ve kilot yikanirken kaynatildiginda leke birakan bir akinti korkutmamalidir. Bu akintinin içinde bulunan, hormonlar etkisiyle dökülmüs hücreler, iç çamasiri kaynatildiginda bir leke birakir. Dogal olan bu salgi, yanlis olarak birçok kadinlari telaslandirir. Herkesin boyu ve kilosu nasil ayni degilse salgi miktari da kisiden kisiye degisir. Yinede akintinin normal olup olmadiginin heki tarafindan belirlenmesinde yarar vardir.

    Akinti sari-yesil renkli ve kötü kokulu ise,
    Beyaz çökelek peyniri gibi pütür pütürse ve eksi kokuyorsa,
    Seffaf beyaz akinti her zamankinden daha çok olmaya baslamissa,
    Beraberinde kasinti ve yanma hissi ve o bölgede kiazriklik varsa,
    Bir sorun var demektir.
    Akintilarin uzmanlarca taninmasi ve tedavileri oldukça basittir. Bir uzman hekimin görüp dogru tani koymasi ve tedaviyi düzenlemesi gereklidir.

    Karin ve kasik agrilari
    Iç genital sistem iltihaplarinin tanisi biraz zordur. Karin alt bölgesinde agri, hassasiyet olur ve bu süreç içinde ates 38 derece ve üzerine çikabilir.bu durumda yapilacak en dogru sey, bir uzman doktora basvurulmasidir.

    Bazi kadinlarda karin alt bölgesinde degisik sekillerde kendini gösteren agrilar olur. Bunlar sanki bir agirlik varmis gibi veya batar gibi yavas yavas baslayip siddetlenip, sonra geçen ve belli araliklarla tekrar eden agrilardir. Degisik nedenlere bagli olabilir. Bu nedenle asla ihmal edilmemelidir. Bir uzman hekimce basit tani yöntemleri ile çogu kez agrinin nedeni bulunur ve tedavi edilir.

    Kadinlarda çok sik görülen yumurtalik kistlerin büyük çogunlugu basit kistlerdir. Kolayca kendiliginden geçer. Asla telaslanmamak gereklidir. Ancak böyle bir süphede yapilacak en dogru is, hemen uzman bir hekime gitmektir.

    Tüylenme ve sivilceler
    Istenmeyen tüylerde bir artis varsa lütfen epilasyondan önce bir hekime bas vurunuz, sebebini bulmak ve tedavi etmek oldukça kolaydir. Böyle bir durumdan endiseniz varsa veya belirgin olmasa da bu durum kadini üzüyorsa, mutlaka bir uzman hekime basvurmasi gereklidir.

    Memelerdeki degisimler
    Kadinlarin en çok merak ettigi konulardan birisi de meme gelismesidir. Ergenlik devri sonlarina dogru memeler normal sekillerini alir. Ama herkes de küçük farkliliklar olacagini kabul etmek, gebelik ve dogumdan sonra da bazi degisiklikler olacagini bilmek gerekir. Meme içinde tipki bir çarsaf altinda küçük bir pirinç tanesi hisseder gibi sert bir kitleden veya meme basinda çekilme, simetrisinde farklilasma gibi anormalliklerden yakiniliyorsa, doktora basvurulmasi sarttir. Adete yakin, gögüslerde hassasiyet ve içinde agrili kistler çogu kez normaldir ve tedaviyle geçer.

    Adet sancisi
    Bazi kadinlar adet kanamalari sirasinda bel ve kasiklarinda agri hissedebilir. Sanci kasilma biçimindedir. Kanamanin ilk gününde ya da 1-2 gün öncesinde baslayabilir. Birlikte bulanti - kusma olabilir. Adet sancisini azaltmak için bel ve karin bölgesini sicak tutmak ve beden hareketleri yapmak yararlidir. Adet sancisi çok rahatsiz ediyorsa bir doktora basvurmak gerekir.

    Miyomlar
    Miyomlar dogurganlik döneminde hemen hemen her üç kadindan birinde bulunan fakat çogu kez herhangi bir sikayete neden olmayan iyi huylu, kanserlesmeyen, rahim urlaridir. Ancak bazan agri, agrili adet görme, kanama düzensizlikleri , lekelenmeler, asiri kanamalar gibi sikayetlere yol açar. Bu gibi durumlarda yapilacak en iyi sey, bir uzman hekime basvurmaktir.
     
  8. elif

    elif Moderator

    Menopoz

    Menopoz kelimesi, yunanca aylik anlamina gelen men ve kesilme anlamindaki pause kelimelerinden gelir ve beklenmedik bir olay degildir. Yeterince yasayan her kadinin ardarda gelen dogal ve normal yasam evrelerinden biridir.
    Anne kiz çocuga gebe kaldiginda, çocugun sahip olacagi yumurta sayisi matematiksel olarak belirlenir. Çok az olguda bu sayi farkli olur. Gebeligin hemen basinda bu sayi 6-7 milyon kadardir. çocuk doguncaya kadar geçen süre içinde dogal seçimle bu sayi azalir. Dogum esnasinda her kiz çocugunun 400 000 – 500 000 yumurtasi vardir. Bu sayi sabittir ve artik geri sayim baslamistir. Yumurtalar yumurtaliklarda ergenlik çagina yani adet görme yasina kadar sakin, sessiz beklerler. Bu dönemde vücudun gelismesi ile paralel olarak cinsiyet ile ilgili hormon salgilari baslar ve artik yumurtalar bu salgiya olgunlasarak cevap verirler. Düzenli adetler yumurta olgunlasmasi ve her ay kadin vücudunun gebelige hazirligini gösterir. Her adet döneminde yaklasik 900 – 1000 yumurta olgunlasma çabasina girisir, ancak bunlardan sadece biri, pek nadiren de ikisi yeni bir canli olusturabilecek kadar olgunlasir ve döllenmek üzere yumurtalik disina atilir. Geri kalanlar, yani seçilemeyenler bulunduklari yerde telef olurlar. Bu matematiksel hesaba göre hanimlar yasamlari boyunca 400 – 500 adet kanamasi geçirecek demektir, çünkü yumurta sayisi ancak bu kadarina izin verir. Bu zaman olarak hesaplandiginda 30 ila 40 yillik bir dönem demektir. 10 – 12 yaslarinda adetlerin basladigini düsünürsek yumurtalarin tükenecegi yasi bulmak zor olmayacaktir. Bu yas antik çagdan beri degismemistir ve hesaba göre 50 – 52 olarak belirmektedir. Sigara içen hanimlarda bu durum 5 – 7 yil önce gelisir. Bu yaslarda hanimlarin son kez yasadiklari adet kanamasina da menopoz denir.
     
  9. elif

    elif Moderator

    Vaginismus

    1. Vaginismus nedir?
    Cinsel birlesme sirasinda kadinin kaslarinin kasilarak cinsel birlesme olanagina kendini kapatmasi durumudur. Kadin dogumcular ve ruh hekimlerince oldukça sik karsilasilan bir sorudur. Vaginismusun nedenleri arasinda çocukluktan kalma korkular, suçluluk, ayip ve günah kavramlari sayilabilir.

    2. Erkegin ya da kadinin anatomik yapisi vaginismusa neden olur mu?
    Bu konuyla ilgili bireylerin yanlis önyargilari ve olusturulmus geçersiz tabular tabloyu tetikleyebilir, ancak vaginismus anatomik yapi ile iliskisiz olarak ortaya çikar.

    3. Vaginismus tedavisinde operasyonel yöntem (hyma perforasyonu gibi) söz konusu mudur?
    Böyle bir müdahale yalnizca çiftlerin yanlis önyargisini pekistirmeye yarar. Vaginismus sorunuyla karsilasan çiftlerde ilk akla gelen olasiliklardan biri kizlik zarinin kalinligi gibi tibben kabul görmeyen bir bakis açisidir. Bu nedenle ruh hekimlerinden önce kadin dogumculara basvurulabilir. Ancak operasyonel bir girisim sorunu çözmeyecegi gibi, bireylerde sorunun çözülebilecegi inancini ortadan kaldirmak gibi bir etki yaratabilir.

    4. Vaginismus gebelige engel midir?
    Vaginismus yalnizca cinsel birlesmeye engeldir. Gebelik olusabilir.

    5. Vaginismus için riskli bireyler var midir?
    Özellikle çocuksu, bagimli ve ruhsal organizasyonunu saglikli bir biçimde tamamlamamis kadinlar risk grubunu olusturur. Özellikle çocukluk çagindan kalma korkular yasayan bireylerde rahatsizlik olusmasi kolaylasir. Korkular, en çok kadinin simgesel olarak zihninde asiri büyüttügü bir penis yüzünden çok aci çekme, parçalanma korkularidir.

    Ayrica gebe kalma korkulari da önemli olabilir. Cinsellige bakisin tutucu oldugu çevreler de risk faktörleridir.

    6. Cinsel sogukluk ile vaginismus arasinda fark var midir?
    Cinsel soguklukta da ayip ve günah duygusunun önemi olmasina karsin, temel sorun cinsel iliskiden zevk almamak biçiminde kendini gösterir. Oysa vaginismusta baslangiçta cinsel iliskiye girmede isteksizlik yoktur. Ancak iliski sirasinda zarar görme duygusu ön plandadir.

    7. Vaginismus tedavisinde ilacin yeri var midir?
    Sorun bilissel süreçlerle ve ruhsal yapi ile ilgili oldugundan ilaç tedavisinin yeri yoktur. Ancak tablo yalnizca vaginismus olmayip herhangi bir ruhsal ya da fiziksel baska bir rahatsizlikla birlikte ise ona yönelik ilaç tedavisi uygulanabilir.

    8. Vaginismus tedavisinde ne yapilir?
    Bu durumun tedavisinde genellikle önce kadin dogumculara basvurulur ve bazen dilatasyon denemeleri yapilir. Ancak çogu sonuç vermez. Hem erkek hem kadin için önemli bir mücadele ortaya çikar. Her ikisinde de büyük bir sinavin içinden çikmaya çalisirken heyecanlar ve korkular artar, kisir bir döngü olusur. Önce kadinin ve erkegin rahatlatilmasi, gevsemesi, heyecan ve korkulari yatistiracak ruhsal bir ortam olusturulmasi gerekmektedir. Tedavide en basarili sonuçlar davranisçi seks terapisi ile saglanmaktadir.

    9. Vaginismus sirasinda davranisci terapide es tedaviye katilir mi?
    Es en önemli faktör olarak tedaviye, mutlaka dahil edilir ve esler oturumlarda birlikte görülürler.

    10. Vaginismus kroniklesir mi?
    Çok uzun yillar süren vaginismus olgulari vardir. Ancak genellikle davranisci seks terapisi ile olumlu sonuçlar alinir.
     
  10. elif

    elif Moderator

    Sezaryen İle Doğum

    Günümüzde anestezi yöntemlerinin iyileşmesi, sterilite ve enfeksiyon problemlerine karşı güçlü antibiyotiklerin bulunması, ameliyat dikiş materyallerindeki gelişmeler ve cerrahi tekniklerin ilerlemesi sonucunda sezaryen ameliyatları son derecede güvenli ve kolay bir işlem haline gelmişlerdir. Sezaryen hastanın isteğine bağlı yapılabileceği gibi bazı tıbbi zorunluluklar karşısında da yapılabilir. Bu tıbbi zorunluluklar, anne veya bebeğe bağlı olabileceği gibi gebeliğin kendine has özel durumlarına da bağlı olabilir. Yine yapılacak olan sezaryen ameliyatı, gebeliğin seyrine göre değişik gebelik haftalarında olabilir. Genel olarak amaç anne ve bebek açısından en uygun zamanı yakalamaktır. İsteğe bağlı (elektif) sezaryen: Ülkemizde, özellikle son senelerde hastanelerdeki isteğe bağlı sezaryen oranları gün geçtikçe artmaktadır. Burada herhangi bir tıbbi gereklilik olmaksızın, anne-baba adaylarının tercihleriyle, bebek gününü doldurduktan sonra (38. hafta sonrası), kararlaştırılan bir günde sezaryenin uygulanmaktadır. İsteğe bağlı sezaryenlerde en sık karşılaşılan neden anne adayının normal doğumdan korkması, uzun sürebilecek olan eylemi çekmek istememesi, bebeğini en ufak bir risk altına sokmak istememesi ile normal doğumun uzun dönem sonrası olumsuz etkilerinden (rahim ve mesane sarkmaları gibi) kaçınma isteğidir. Bebeğin rahim kanalına başla ilerlememesi: Bebeğin doğum kanalına yan, makat veya çapraz olarak gelmesi normal doğumda problemler yaratabilir. Normalde tüm gebeliklerin %95’inde bebek başla ilerlerken, diğer durumlar %5 oranında görülür. Bu tür durumlarda bebeği riske atmamak için pek çok hekim tarafından sezaryen uygulanmaktadır. Plasenta (eş) kısmının rahim ağzını tamamen kapatması: Bu durumda bebeğin doğum kanalında ilerlemesi kanamaya bağlı problemler yaratacak ve hem anne hem de bebek hayatını riske atacaktır. Plasentanın (eş kısmının) erken ayrılması: Plasentanın bebeğin doğumundan önce rahim duvarından ayrılmasına “ablasyo plasenta” ya da “plasental dekolman” adı verilir. Böyle bir durumda bebeğe oksijen ve besin kaynaklarının akışı bozulur. Kanamaya bağlı anne ve bebek hayatının riske girdiği için bu durumda acil olarak bebek doğurtulmalıdır. Makrozomi (İri Bebek): Ultrasonda bebeğin tahmini ağırlığının normalden fazla olması durumudur. Özellikle ilk gebeliklerde, doğuma yakın zaman içinde bebeğin tahimi ağırlığının 4000 gramdan fazla olarak saptanması durumunda, bebek normal doğum riskine atılmayarak direkt olarak sezaryen planlanabilir. Bebeğin kafası ile anne adayının kemik yapıları arasında uyumsuzluk (Sefalopelvik uygunsuzluk): Bu durum halk arasında ‘çatının dar olması’ olarak adlandırılmaktadır. Annenin kalça kemiğinin anatomik yapısı ve bebeğin başının bu bölgeye uygunluğu doğum şeklinin kararını etkiler. Kalça kemik çatısının dar olduğu veya çatının normal olmasına rağmen bebeğin kafa çapının geniş olduğu durumlarda yine seçilecek olan yöntem sezaryendir. Çoğul gebelikler: Şart olmamakla bu tür gebeliklerde sezaryen tercih edilir. Özellikle üç ya da daha fazla sayıda bebek varsa vajinal doğumdan kaçınılır. İkiz gebeliklerde ise önde gelen bebeğin makat geliş arkadakinin ise baş geliş olması durumunda ilk bebeğin gövdesi doğduktan sonra arkadaki bebek ile kafaları kilitlenebileceğinden bu durum mutlak bir sezaryen gerekliliğidir. Bebekle ilgili bazı anormallikler: Bebeğin doğum kanalından geçmesini olanaksız kılan yapısal bazı anormalliklerin varlığında da sezaryen gerekliliği olabilir. Bu durumun en önemli örneği bebeğin karın duvarının kapanmadığı ve iç organlarının dışarıda olduğu “gastroşizis” ve “omfalosel” durumlarıdır. Vajinal doğum olduğunda bu organlarda ciddi zedelenmeler meydana gelir. Bazı iskelet sistemi hastalıkları ile nöral tüp defekti gibi durumlarda da sezaryen gereklidir. Yapışık ikiz (siyam ikizleri) varlığında da sezaryen uygulanır. Rahimdeki myomlar: Doğum kanalını daraltarak vajinal doğumu olanaksız hale getirebilirler. Dev kondilom (genital siğil) varlığında da vajinal doğumdan kaçınılır. Ikınmanın riskli olduğu durumlar: Bazı durumlarda anne adayının doğum sırasında ıkınması kendi sağlığını tehlikeye atabilir. İleri derecede kalp hastalıkları bu durumun en güzel örneğidir. Benzer şekilde beyin anevrizması gibi problemlerde de ıkınma sakıca yaratacağından sezaryen tercih edilir. Annede herpes enfekiyonu: Anne adayında aktif genital herpes enfeksiyonu varlığında bebek doğum kanalından geçerken enfeksiyonu kapabilir. Bu oldukça riskli bir durumdur. Aktif genital herpes varlığında vajinal doğum asla düşünülmez. Annenin önceden geçirdiği bazı ameliyatlar: Daha önceden geçirilen sezaryen, myomektomi (rahimden myom alınması), bel fıtığı veya vajinal ameliyatlar nedeni ile sezeryen gerekebilir. Vajinismus veya doğum korkuları: Vaginismus cinsel ilişki sırasında vajenin istemsiz kasılmaları ile karakterize bir durumdur. Genelde histerik yapıdaki bu kadınlarda vajinal muayene ile doğumu izlemek mümkün değildir. Anne adayının normal doğumdan aşırı korktuğu veya muayeneyi tolere edemediği durumlarda da hiçbir tıbbi gereklilik olmaksızın sezaryen yapılabilir. Bebeğin sıkıntıya girmesi: Doğum eylemi (travay) izlemi sırasında veya daha öncesinde yapılan NST incelemelerinde bebeğin sıkıntıda olduğunu düşündüren bulguların varlığında acil sezaryen gerekli olabilir. Bebeğin rahim içinde gelişme geriliği durumunda sıkı gebelik izlemine gerek vardır. Bebeğin sıkıntısının daha da artması acil sezaryeni gerektirebilir. Amniyon sıvısının mekonyumlu olması : Bebeğin barsak içeriğine (dışkısına) “mekonyum” denir. Bebeğin doğum eylemi (travay) sırasında mekonyumunu yapması sıkıntıda olduğunu gösterir. Eğer bebek mekonyumunu yutarsa doğum sonrası akciğer enfeksiyonu gelişebilir. Bu nedenle amniyon sıvısında mekonyum saptandığında şart olmamakla birlikte sezaryen tercih edilebilir. Doğum eyleminin (travayın) ilerlememesi: Rahim kasılmaları düzenli ve güçlü olmasına rağmen rahim ağzının açılmaması veya bebeğin kafasının aşağıya inmemesi durumlarında sezaryen gerekliliği ortaya çıkar. Eylemin ilerlememesinde en önemli neden bebeğin kafasının doğum kanalına uygun şekilde girememesidir. Zaman zaman eylem normal olması gereken şekliyle ilerlerken bebeğin kafası doğum kanalının ortasında takılabilir. Bu durumda da sezaryen gerekir. Kordon sarkması veya kordonun önde gelmesi: Amniyon kesesi açıldığında bebeğin göbek kordonu rahim ağzından dışarıya sarkabilir, bu duruma “kordon sarkması” denilir. Son derece acil olan bu durumda kordon sıkışarak bebeğe giden kanın kesilmesine ve bebeğin ölmesine neden olabilir. Kordon sarkması varlığında bir kişi elini annenin vajenine sokarak kordonu rahim içine iter ve bu vaziyette ameliyat odasına gidilir. Bebek tamamen doğana kadar kişi elini vajinadan çıkarmaz. Kordon, su kesesi açılmadan elle muayenede önde geliyorsa bu duruma “kordonun önde gelmesi” denir. Yine yapılacak işlem sezaryen operasyonudur. Bazı durumlarda ise doktor anne adayına özellikle sezeryen önerebilir. Gebeliğin çok zor elde edildiği ya da ikinci bir gebelik şansının düşük olduğu ileri anne yaşı, gebeliğin tüp bebek sonrası oluşması gibi durumlarda normal doğumun bebeğe yüklediği risklerden kaçınmak ve bebeğin sağ olarak dünyaya gelmesini garanti altına almak için sezaryen tercih edilebilir. Eskiden literatürümüzde "kıymetli bebek" olarak geçen bu durum, daha sonra bu terimin anlamsızlığı nedeniyle terk edilmiştir. Her ne olursa olsun tüm bebekler kıymetlidir kıymetsiz tek bir bebek bile olamaz.
     
  11. elif

    elif Moderator

    İnfertilite ve Ovulasyon Takibi

    Doğal şartlarda kadında bir siklus döneminde bir kez yumurtlama (ovulasyon) olur ve yumurtanın (ovum) ortalama 24 saat kadar döllenebilme yeteneği mevcuttur. Dolayısı ile kadının bir siklus içinde gebe kalma şansı çok fazla değildir. Ovulasyon, kişiden kişiye değişmekle beraber genellikle bir adet döneminin ortalarında olur. Örnek vermek gerekirse; 26-28 günde bir düzenli adet gören bir kadında ovulasyon günü siklusun 13-17 günleri arasında ki bir gün olabilir.

    Haftada en az iki kez düzenli cinsel ilişkisi olan ve çocuk olmasın diye herhangi bir korunma yöntemi kullanmayan bir kadın, eğer 1 yıl içinde gebe kalamıyor ise , eşi ile birlikte değerlendirmeye alınmalıdır.


    Ovulasyon Takibi

    Adet kanamasının olduğu ilk günü 1. gün olarak kabul edersek, siklusun 3.-4. günü vajinal yol ile ultrasonografi yapılır. Her iki yumurtalığın (ovaryum) görünümü ve içindeki folikül sayıları değerlendirilir. İkinci ultrasonografik inceleme, ilk değerlendirme sonuçları göz önünde bulundurularak, yaklaşık siklusun 7.-9. günleri arasında yapılır. Folikül gelişimi kayıt edilir. Bu bulgular göz önünde tutulmak kaydı ile siklusun 11-12. günleri tekrar inceleme yapılır. Normal şartlarda yumurtanın hangi yumurtalıkta gelişeceği belirmeye başlamıştır. Bir sonraki inceleme en son yapılan inceleme bulgularına göre değişmekle birlikte 13-14 günlerde yapılır. Ovulasyona hazır olan folikül yaklaşık olarak 20-22 mm boyutlarına erişmiştir . Bu dönemde yapılacak olan cinsel birliktelik veya aşılama ( intrauterin inseminasyon) ile gebelik şansı artar. Ovulasyon gerçekleştikten sonra folikül içindeki sıvı karın boşluğuna dökülür. Ultrasonografi ile bakıldığında daha önce 20-22 mm boyutlarında ki folikül kisti küçülmüş ve büzüşmüş olarak gözlenir (Resim 1-2 ). Rahmin arkasındaki bölgede ( douglas) karın boşluğuna dökülmüş olan sıvı görülür

    Gebeliğin Oluşumu

    Ovulasyon ile karın boşluğuna dökülen folikül sıvısı içinde gözle görülmeyen boyutlarda, kadının genetik şifresini içeren esas yumurta ( ovum) mevcuttur. Bu yumurta tüpün (tuba) içine girer. Gebelik tubanın içinde olur. Tubanın içerisinde canlı ve dölleme yeteneği olan ve erkeğin genetik şifresini taşıyan sperm var ise , sperm ovumun içine girerek döllenme (fertilizasyon) gerçekleşir ve hücre bölünmeye başlar. Bölünmeye devam ederek hızla büyüyen gebelik ürünü 4-5 gün sonra rahim içerisine geçer ve rahim iç tabakası (endometriyum) içerisine yerleşir. Gebelik bu aşama da ultrasonografik olarak görülemez ama 3-4 gün içerisinde anne ile arasında kan dolaşımı başlar ve kanda b-hCG testi ile gebelik saptanabilir. b-hCG düzeyi 1000 mIU civarında vajinal yol ile yapılan ultrasonografik incelemede gebelik kesesi görülmeye başlar.


    Ovulasyon İndüksiyonu ve Rahim İçi İnseminasyon

    Çocuk sahibi olabilmek için en sık kullanılan yöntem yumurtanın ilaçlar ile uyarılarak bir veya çok daha fazla sayıda folikül gelişimine olanak sağlamaktır. Bunun için ağızdan alınan ilaç veya deri altına yapılan enjeksiyonlardan yararlanılır. Yukarıda anlatıldığı gibi ultrasonografik olarak folikül gelişimi takip edilir. Folikül 18-19 mm erişince folikülü çatlatmak için (ovulasyon) kalça yolu ile enjeksiyon yapılır. Enjeksiyondan yaklaşık 34-36 saat sonra ovulasyon gerçekleşir. Bu dönemde erkekten alınan spermler hazırlanarak bir kanül yardımı ile rahim içerisine yerleştirilir. Böylece kadın yumurtası ile erkek yumurtasının bir araya gelerek döllenme şansı artırılmış olur. Ağızdan alınan ilaçlar ile çoğu kez 1-2 adet folikül gelişirken, enjeksiyon uygulanan kadınlarda doza da bağlı olarak 5-6 adet folikül gelişimi olur. Klasik yöntemler ile gebelik elde edilemez ise, hasta Tüp Bebek uygulamaları için sadece bu işle uğraşan merkezlere yönlendirilmelidir.
     
  12. elif

    elif Moderator

    Dış Gebelik

    Yumurtalık yolu içinde oluşan gebeliğe dış gebelik denir. Laporoskopi denilen yöntemle delikler açılarak yapılabildiği gibi normal sezeryan şeklindede yapılabilir.


    Gebeliğin gelişimi sırasında tüpün yırtılması ile oluşan kanamayı önlemek için bu dış gebelik sonlandırılmalıdır. Ameliyatla tüpün ve gebelik mahsülün alınması ( Salpingectomie ) gerekebileceği gibi sadece gebelik ürününü almak ta ( Linear salpingostomie) mümkün olabilir.

    Ameliyat acil olarak genel anestezi altında yapılır ve 30-60 dakika kadar sürer. Ameliyat genelikle karına 3 adet delik açılarak laporscopie ile yapılabildiği gibi açık operasyon şeklinde de yapılır. Hastahanede ortalama 2 gün kadar kalınır.
     
  13. elif

    elif Moderator

    Polikistik Over Sendromu

    Polikistik over sendromu (PCOS, Stein-Leventhal Sendromu), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta kistleri ile tanımlanmış bir hastalıktır.
    PCOS hastalığında adet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizlikleri çok sık görülür.

    Uzun yıllardır yoğun araştırmalara konu olan bu hastalığın tek bir hastalık olmadığı düşünülmüştür. Beyin sapı, yumurtalık ve böbrek üstü bezlerinin birlikte tutulmasıyla ortaya çıkan karışık ve çok değişik bulgu ve belirtilere yol açan bir tablodur. Hastalığın temelinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde salınması yatar.

    Bu dengesizlik sonucu her ay düzenli olarak yumurtlama olmaz. LH'daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşür ve bu artış LH üretimini tetikleyerek kısır döngü ortaya çıkar. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması veya yumurtlamanın uyarılması ile kırılabilir. Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve hormonal denge bozularak diabete (şeker hastalığı) eğilim ortaya çıkmaktadır . Polikistik over hastalığı üreme çağındaki kadınların %3 ile 10'unu etkileyen yaygın bir tablodur.

    Yüksek östrojen düzeylerine bağlı olarak rahim kanseri riski oluşturması bir diğer önemli sağlık problemidir. İlk kez 1935 yılında Stein ve Leventhal tarafından tanımlanan bu sendromun günümüzde hala kesin nedeni tam olarak bilinmemekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.

    Belirtiler
    Hastalık genellikle adet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, kıllanma, infertilite (kısırlık) ve kilo artışı gibi belirtilerle ortaya çıkar. PCOS ilk kez ergenlik döneminde adet kanamalarının başlaması ile tanınır. Bu dönemde adet düzensizlikleri en önemli belirtidir ve neredeyse hastaların %75'inde görülür. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek adet görme şeklindedir. Normal bir kadında iki adet arası 21-35 gündür. PCOS’ da genllikle 35 günden uzun aralıklarla adet görme(yılda ortalama 4-6 kez) söz konusudur.

    Zaman zaman 6 aydan uzun adet görmeme (amenore) olabilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlama olmadığının bir işaretçisidir. Yeni adet görmeye başlayan genç kızlarda PCOS olmasa bile bu tür bozukluklar ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. Adet düzensizliği nedeni ile hekim kontrolü dışında doğum kontrol hapı gibi düzenleyici ilaçların kullanılması PCOS tanısını geciktirebilir.

    Androjenler erkekleştirici hormonlardır (testosteron gibi) ve erkeklerde yüksek miktarlarda bulunurken kadınlarda çok düşük miktarlarda salgılanırlar. PCOS hastalarında androjen hormonları olması gerekenden daha fazla miktarlarda bulunur ve bunun sonucu erkek tipi kıllanma, sivilce ve hatta erkek tipi saç dökülmesi ortaya çıkabilir.Yine androgenlerin etkisiyle vücutta yağ dağılımı da değişir. Hastaların % 40’ında şişmandır.

    Bazen kilo verilmesi bile hastalığın şiddetini ciddi ölçüde azaltmaktadır. PCOS yumurtlama bozukluklarının olması ve adet düzensizliğinin görülmesi nedeni ile kısırlığın bir problem olarak ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Kısırlık her PCOS olgusunda görülmez. Bazı PCOS olgularında düzenli yumurtlama ve çok kolay gebelikler olabilir. Buna rağmen PCOS gebelikte gecikmelere ve kısırlığa yol açan önemli bir etkendir. PCOS’lu kadınlar genellikle gebe kalmak için tedaviye gereksinim duyarlar.

    Tanı
    Polikistik over sendromu tanısı klinik muayene bulguları, laboratuar tetkikleri ve overlerin ultrasonografik incelemesi ile konur. Tanı için değişik kriterler kullanılmaktadır. Bunlardan en çok kullanılan kriterler aşağıda sıralanmıştır;

    Kanda erkeklik hormonlarının yükselmesi
    Muayenede kıllanma, sivilce ve ciltte yağlanma gibi erkeklik hormonlarının yükselmesi ile ortaya çıkan belirtilerin varlığı
    Seyrek adet görme veya seyrek yumurtlama
    Şişmanlık(Vücut Kitle İnsdeksi -BMI- >25)
    İnsülin direncinin artması (Açlık kan şekeri / Açlık İnsülini < 4.5 )
    Vajinal Ulştrasonografi ile yumurtalıkta çok sayıda küçük yumurta kistinin(polikistik yumurtalık) görülmesi
    Kısırlık
    En değerli tanı yöntemlerinden birisi transvajinal ultrasonografi incelemesidir. Ultrasonografide yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistler gelişir ancak yumurtlama ile içlerindeki yumurta atılamaz. Zaman içerisinde bunların sayıları artabilir. Ultrasonda yumurtalığın dış kısmında, kapsülü altında inci taneleri gibi dizilmiş kistlerin görülmesi önemli bir bulgudur.

    Bu görünüm pekçok sağlıklı veya PCO olmayan kadının ultrasonografik muayenesinde de tespit edilebilir.Ancak bu kadınlarda hormonal değerler ve klinik tablo tamamen normal bulunur. Genel olarak kadınların %20'sinde polikistik görünümlü yumurtalık vardır. PCOS ise bir belirtiler grubudur ve hastalığı ifade eder. PCO ve PCOS iki farklı tanımdır. Bazen PCOS tek yumurtalıktaki polikistik görünümle de karşımıza çıkabilir.

    PCOS tanısında kan hormon değerleri de önemlidir. Kanda androjen düzeyleri artmıştır. Hipofizden salınan yumurtalığı uyarıcı hormonların salınımı bozulur ve LH /FSH oranı da artar. LH/FSH oranının 2'nin üzerinde olması PCOS lehine bir bulgudur. Adetin 21. günü bakılacak kan progesteron değerleri yumurtlama olup olmadığı hakkında bilgi verir.

    Son yıllarda yapılan çalışmalar PCOS ile insülin hormonu arasında ilişki olduğunu göstermiştir. İnsülin pankreastan salınan bir hormondur ve hücrelerin şekeri (glikozu) kullanmalarını sağlar. PCOS'da hücrelerde insüline karşı bir direnç vardır. Bu nedenle pankreas durumla başa çıkabilmek için daha fazla insülin salgılar. Bu yüksek insülin düzeyleri yumurtalıkları etkileyerek yumurtlamayı engeller. Sonuçta androjenlerde artış olur. İnsülin direnci PCOS'lu zayıf kadınların %30'unda saptanırken şişman kadınlarda bu oran %75'e kadar ulaşmaktadır.

    Ayırıcı tanıda Cushing hastalığı, kıllanmayla birlikte görülen psikolojik (amenore) adetten kesilme, böbrek üstü bezi tümörleri, ailevi kıllanma göz önünde tutulmalıdır.

    Uzun dönemdeki riskler
    PCOS'un uzun dönemde yaratabileceği sorunlar ve riskler hem insülin hem de androjen fazlalığına bağlıdır. Yüksek miktarlarda insülin uzun dönemde tip 2 diyabet yani şeker hastalığı riski oluşturur. Bu tür diyabet genelde sıkı diyet ve ağızdan alınan ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Kilo sorunu olan, tedavi edilmemiş PCOS hastalarının %25-35'inde 30'lu yaşlarda tip 2 şeker hastalığı ortaya çıkar.

    PCOS'da görülen hormonal değişiklikler tansiyon problemlerini de beraberinde getirirler. Aynı zamanda bu hastalarda kolesterol yüksekliği de ortaya çıkabilir. Her iki durum da kalp hastalığı açısında yüksek risk oluştururlar.

    Uzun süreli adet düzensizlikleri ve rahim içinin sürekli estrojenle uyarılmasına neden olan endometrium kanseri riskini arttırır. PCOS’lu ve yumurtlama olmayan hastalarda endometrium üzerinde estrojeni karşılayan progesteron hormonu yeterli olmadığından endometrium uzun süre sadece östrojene maruz kalır ve uyarılır ve bu nedenle kanser riski artar.
     
  14. elif

    elif Moderator

    Myomlar
    Myoma Uteri ve Fibromyoma yada Fibroid rahimin kendisinin veya damarlarının düz kaslarından veya içindeki bağdokusundan, gelişen iyi huylu bir tümördür. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık 2/5’inde ve ençok 40 ve 50’li yaş gruplarındaki kadınlarda izlenmektedir. Çocuk istemi olan kadınlarda myom bulunması daha özel ve dikkatli takibi gerektiren bir durumdur.

    Risk faktörleri nelerdir ?
    Myomların oluşması için çeşitli risk faktörleri araştırılmıştır. En önemli risk faktörleri; hiç doğum yapmamış olmak, yumurtlamanın olmamasına bağlı olarak gelişen karşılanmamış östrojen yapımı, şişmanlık ve ırktır. İdeal vücut ağırlığının üzerindeki her 10 kilogram için risk %10 artmaktadır. Beyaz kadınlarda siyah ırka göre yaklaşık 4 kat daha sık görülmektedir. Myomu olan hastalarda genellikle ailenin diğer kadınlarında da miyom vardır.Bu da myomların gelişiminde bazı kalıtsal faktörlerin rol oynamasına bağlıdır. Bazı çalışmalarda myomu olan kadınlarda bazı kromozomlardaki kırılmaların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Rahimde myom gelişimi riskini azaltan en önemli faktör ise doğum kontrol hapı kullanımıdır.

    Myom nedenleri nelerdir ?
    Myom gelişimini başlatan faktörler henüz kesin olarak bilinmemektedir. Myom gelişimi ile hormonların bağlantısı olduğunu gösteren kanıtlar vardır :

    Ergenlik öncesi myom gelişimi çok nadirdir.
    En sık rastlandığı dönem yumurtlamanın bozulduğu, östrojen üretiminin karşılanmadığı menopoz öncesi 40’lı yaşlardır.
    Menopozdan sonra myomların büyümeleri durur veya geriler.
    Myomlara östrojen fazlalığına bağlı olarak gelişen diğer hastalıklar yani yumurtlama bozuklukları, hiperplazi (rahim iç duvarının kalınlaşması) ve polipler eşlik eder.
    Myomlar kadınlık hormonlarından progesteronun yüksek olduğu gebelik döneminde hızlı büyürler.
    Kadınlık hormonlarını baskılayan ve adeta menopoza benzer durum yaratan ilaçlar myomları küçültür.

    Myom çeşitleri nelerdir ?
    Myomlar rahimin değişik bölgelerinde bulunabilir. Rahimi tamamen büyüten myomlar olduğu gibi, rahim boşluğuna uzanan myomlar (submüköz myom), rahim duvarı dışına uzanan myomlar (subseröz myom) ve hem rahim duvarını kalınlaştıran hem de rahim boşluğuna doğru uzanan myomlar (intramural myom) gelişebilir. Bazı hastalarda tek bir myom mevcutken bazılarında çok sayıda myom görülebilir. Myomlar çok büyük çaplara ulaşabilir ve bazı durumlarda göbeğe kadar uzanan büyüklükte bir ur oluşturacak kadar büyürler.

    Rahim boşluğuna doğru gelişen myomlar rahim yüzeyini arttırdıkları ve düzensiz rahim duvarı dökülmelerine yol açtıkları için adet (regl) kanamalarının artması, uzaması veya düzensiz kanamalar olması şeklinde belirti verebilirler. Myomların hızlı büyümesi durumunda myomların damarları ile beslenmesi bozulur ve myomlarda dejeneratif değişiklikler ortaya çıkar. Bu dejeneratif değişiklikler kendini özellikle ağrı ile ortaya çıkarır. Bazı myomlar rahim duvarına ince bir sap ile bağlıdırlar ve bu sapın kendi etrafında dönmesi (torsiyon) nedeniyle beslenmeleri bozulur ve ağrı şikayeti ve hatta daha ileri hallerde acil hastaneye başvurmayı gerektirecek belirtiler verebilirler.

    Rahim boşluğundan gelişen bazı myomlar ise rahim ağzını geçerek hazneye (vajene) doğru uzanırlar (vajene doğmuş myom).

    Myomlarda görülen belirti ve şikayetler nelerdir ?
    Normal kadın doğum muayenesinde myom tesbit edilen hastaların hemen endişelenmeleri ve korkulara kapılmaları gereksizdir. Kadınlarda oldukça sık görülen myomlar her zaman bir belirti vermeyebilir. Myomu olan kadınların sadece %20-30’unda myoma bağlı şikayetler ortaya çıkar. Bu nedenle tüm myomların tedavi edilmesi gerekmemektedir, myomların çoğunda düzenli aralıklarla 6-12 ayda bir kadın doğum kontrollerinin yapılması yeterlidir.

    Myom tedavisi nasıl yapılır ?
    Myomların klasik tedavisi cerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Ancak bu klasik tanım son zamanlarda (myoma bağlanan ve tıbbi yolla ilaç ve diğer ameliyat dışında kalan yöntemlerle düzeltilemeyen) yakınması olmayan hastaların ameliyat edilmemesi şeklinde özetlenmektedir.

    Klasik olarak aşağıdaki durumlarda myomların tedavisi gerekmektedir:


    Myoma bağlı olarak kanama, ağrı veya mesane (idrar torbası) veya makata baskı olması
    Menopoza girilmesine rağmen myomda büyüme
    İdrar yollarına baskı ve idrar akışında güçlük ortaya çıkması
    Myomun kendi sapı etrafında dönmesi (torsiyon)
    Myoma bağlı olarak karın boşluğunda sıvı toplanması
    Myomda bozulmaya bağlı (dejeneratif)değişiklikler ile ortaya çıkan akut karın tablosu (bulantı, kusma, karında hassasiyet, gaz çıkarmada güçlük)
    Rahim ağzından hazneye uzanan myom (vajene doğmuş myom)
    Myomun rahimi üç aylık gebelik büyüklüğünden daha fazla büyütmesi
    Çocuk olmasına myomun engel olduğu durumlar

    Gebelik ve Myom
    Gebeliklerin %3’ünde gebelikle birlikte myom da tesbit edildiği bildirilmektedir. Gebelikle birlikte myom bulunduğu hallerde myomun büyüklüğü ve rahimde yerleşmiş olduğu yere bağlı olarak düşükler, erken doğum, eşin (plasenta) erken ayrılması, doğum sonu kanama gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Myoma bağlı kanamalar uzun sürerse kansızlığa yol açabilir.

    Bir çok myomlu kadının hastaneye geliş nedeni uzamış, artmış veya düzensizleşmiş adet kanamaları ve kansızlıktır. Çocuğu olmayan hastalarda da myomlar büyüklüğü ve yerleşim yerine göre (bazı araştırma sonuçlarına göre rahimin herhangi bir yerindeki herhangi büyüklükteki tüm miyomlar) çocuk olmasını güçleştiren bir neden olarak karşımıza çıkabilir.

    Myom Tedavisi
    Myomların tedavisi cerrahidir. Myom cerrahi tedavisi öncesinde kadınlık hormonların baskılayıp adeta bir menopoz yaratarak myom çapında küçülmeye neden olan bazı hormonal ilaçlar kullanılabir. Bu ilaçların myomları küçültücü etkisi geçicidir, bu ilaçlar bırakıldıktan bir kaç ay sonra myomlar eski çaplarına dönerler.

    Bu nedenle bu ilaçlar ancak cerrahi girişim öncesi bu cerrahi girişimi kolaylaştıracaksa verilebilir. Bu ilaçların menopoza ve menopozun getirdiği sorunlara (ateş basması, uykusuzluk, haznede kuruluk, kemiklerde zayıflama ve benzeri etkiler) yol açmaları nedeni ile sürekli kullanımı mümkün değildir.

    Doğurganlığın korunmak istendiği hastalarda büyük bir çoğunlukla rahim korunarak sadece myom çıkarılabilir (myomektomi). Bu işlem myomun yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak açık ameliyat veya endoskopik yöntemler (laparoskopi) kullanılarak gerçekleştirilebilir. Çocuk olmaması nedeni ile myomlara cerrahi işlem uygulanılacak kişilerde cerrahinin getireceği yarar ile oluşturacağı yan etkiler iyice tartışılmalı ve ameliyata ona göre karar verilmelidir. Myomektomi ameliyatının istenmeyen etkileri rahim boşluğunda bozulma, yapışıklık veya karın içi yapışıklarla tüplerin etkilenmesidir.

    Bu nedenle myomu olan ve çocuk isteyen hastalarda ameliyat öncesi tetkikler titizlikle yapılmalı (ultrasonografi, ilaçlı rahim filmi-HSG) ve ameliyatın yarar getireceği durumlarda cerrahi girişime karar verilmelidir.

    Doğurganlık çağını geçmiş veya daha fazla çocuk istemeyen hastalarda ve rahimin korunmasının mümkün olamayacağı ileri derecede büyük myomlarda rahimin tümüyle alınması gerekebilir. Bu işlem de sıklıkla açık ameliyat şeklinde yapılır, uygun vakalar kapalı ameliyat (laparoskopi- endoskopi) ile gerçekleştirilir. Ameliyat öncesi hastaya myomların yerleri, rahimin büyüklüğü, ameliyat şekli, ameliyat sonrası görülebilecek durumlar ve ameliyat sonucu gelişebilecek olası durumlar gayet ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır.

    Rahimi alınan kadınlar eğer doğurganlık yaşlarında ise ve yumurtalıklarında herhangi bir anormallik yoksa yumurtalıklar ameliyat sırasında alınmaz ve bu hastalarda ameliyat sonrası menopoz belirtileri ortaya çıkmaz. Hastalara ameliyat sonrasında da yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası nasıl bir takip planlandığı ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Rahimin alınması ameliyatı (histerektomi) sadece doğurganlığı sonlandıran bir işlemdir, hastanın cinsel yaşamını sürdürmesine engel olmaz.

    Myomu kadın doğum muayenesi sırasında tesbit edilen herhangi bir şikayeti olmayan ve doktorları tarafından herhangi bir tedavi önerilmeyen hastaların endişelenmesine gerek yoktur. Bu hastaların aslında tüm kadınların da uygulaması gerektiği gibi 6-12 ay aralıklarla düzenli bir şekilde kadın doğum muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.

    Hastaların çoğunda myomların zaman içerisinde kötü bir hastalığa dönüşeceğine dair korkular vardır. Myomlarda kanser gelişimi (leomyosarkom) oldukça düşük (1000’de 1-3 cıvarında) bir ihtimaldir, bu nedenle tüm myomların ameliyatla alınmasına gerek yoktur. Kadınlarda oldukça sık görülen bir hastalık olması nedeni ile kadınların myomlarla ilgili belirtilere dikkat etmeleri ve düzenli kontrolleri gereklidir.

    Özet olarak ;
    Myom belirtileri:

    Düzensiz veya aşırı kanama ve buna bağlı kansızlık
    Karında kitle
    Ağrı ve komşu organ rahatsızlıkları ( Mesane ve kalın bağırsak alışkanlıklarının değişmesi, sık idrar ,kabızlık vb)
    Kısırlık, gebelik kaybı gibi doğurganlığın etkilendiği durumlar
    Myomun bozulmasına (dejenere olmasına) bağlı ani ağrı vb yakınmalarıdır.
    Myomun Tedavi Seçenekleri;
    Myomda tedavi mutlaka kişiselleştirilmelidir. Menapoza girecek bir kadın bile rahminin korunmasını (risklerini bilerek) isteyebilir veya henüz doğurganlık çağındaki bir kadın tekrar ameliyat olabilme riskini göze almayıp tüm rahmin çıkarılmasını isteyebilir.

    Cerrahi tedavi açık yada endoskopik (Laparoskopi ve Histeroskopi) yöntemler kullanılırç Bu metodla tüm rahim çıkarılabilir (TAH veya LAVH) yada sadece myom çıkarılabilir (Myomektomi)
    İlaçla Tedavi geçici küçülme ve düzelme sağlamasına rağmen özel durumlarda kullanılabilir. Bu metodla GnRH analogları (geçici menapoz, progesteron türevleri ve levonorgesterol içeren rahim içi aletler ile kanamanın azaltılarak operasyon ihtiyacının azaltılması sağlanır.

    Diğer: Bu yöntemlerden bir kısmı araştırma aşmasında olup gelecekte daha sık ve kolay uygulanabilecekleri düşünülmektedir;
    Myom damarlarının tıkanarak veya yakılarak myomun küçültülmesi veya şikayetlerin düzeltilmesi (selektif uteri arter embolizasyonu)
    Endoskopik yöntemlerle myom içine girilerek elektrik akımı ile yakarak (elektromyolizis) veya dondurularak (kriomyolizis) myomun yok edilmesi.
     
  15. elif

    elif Moderator

    Endometrial Ablasyon Tedavisi

    Endometrialablasyon tedavisi ( Rahim içi mukozasının tahrip edilmesi) adet kanama düzensizlikleri için rahimin alınmasına alternatif bir yöntemdir. Rahmin içini döşeyen mukoza yakılır ve adet kanamasının kaynağı olan bu doku yokedilir. Rahmin içindeki dokuyu bir dönem inceltebilmek için bazı ilaçlar kullanılır.Böylece operasyon daha kolay ve başarılı olur. Operasyon genel anestezi altında ve ortalama 1 saat kadar sürer.

    Rahmin içini gösteren histereskop isimli aleti rahim içine sokabilmek için rahim ağzı genişletilir. Bundan sonra rahmin içini kaplayan mukoza laser ile yakılabileceği gibi rezekteskop denilen sıcak bir tel halka ile silindir gibi soyulabilir.

    Ameliyat sonrası ağrı kesici gerekir ve belli miktarda kanama oluşabilir. Hastahanede kalış süresi 1-2 gündür.Normal aktivitelere 2-3 haftada dönülür.

    Girişim sonrası adetler tamamen kesilebilir.Kadınların % 20-25'i hiç adet görmez,% 40-45'i orta derecede adet görür ,% 25'inde ise uzun sürede faydası görülmez.
     
  16. elif

    elif Moderator

    Histerektomi

    Histerektomi ve Her İki Yumurtalığın Alınması: Menapoza yaklaşan kadınlarda tedavi edilemiyen adet problemlerini çözmek için rahim alınmasına histerektomi ismi verilmektedir.
    Her iki yumurtalığın alınması anlamına gelen bilatarel salpingooferektomi, gelecekte oluşabilecek yumurtalık kanseri riskini ortadan kaldırmak için ve uzun vadede ağrı yapabilecek nedbe dokusu oluşumunu engellemek için yapılır.

    Rahim.yumurtalık yolları-Fallop Tüpleri-,yumurtalıkların çıkarıldığı iki işlem bir ameliyatta yapılır.Vagina tepeden kapatılır, boyu değişmez. Operasyon genel yada epidural anestezi altında yapılır ve ortalama 1 saat kadar sürer.

    Ameliyat öncesi idrar torbasına sonda yerleştirilir ameliyatın bitmesinden sonra batına dren konarak küçük kanamaların dışarıya atılmas sağlanabilir.

    Ortalama hastahanede kalma süresi 3-5 gün kadardır. HRT tedavisine başlanabilir. Operasyon sonrası cinsel ilişkede bir sorun yaşanmaz.
     
  17. elif

    elif Moderator

    Bartholin Kisti (Absesi)

    Bartholin bezleri vaginanın girişinde bulunur ve mukus salgılar. Bezlerden birisinin kanalı tıkandığında kist denilen şişlik oluşur. Kist enfekte olursa püy içeren abse oluşur. Genellikle tek taraflıdır. Bartholin guddesinin dışa açılan kanallarının iltihabıdır.

    Nedenler
    Olguların çoğunda neden olan organizma gonokoksik (Bel soğukluğu)'dir. Diğer mikroorganizmalarda bu tabloya neden olabilir. İnfeksiyon başlarsa kanallar tıkanır, cerrahatli salgı dışarıya akamaz ve kanallarda birikir.Gudde dokusu abseleşmeye her zaman iştirak etmeyebilir.

    Şikayetler
    Akut devrede asıl ve en bariz belirti, bezin şiş ve ağrılı olmasıdır. Pürülan bir akıntı yumuşak bir bası ile kanaldan dışarı çıkabilir veya kendi kendine akabilir. Kendini flüktüasyon ile belli eden abse sık rastlanılan bir bulgudur ve eşlik eden ödem tüm vulvanın şişmesine neden olabilir.

    Tedavi
    Abse oluşuncaya kadar konservatif tedavi yapılmalıdır.Yatak istirahatı,durumuna göre buz veya sıcak tamponlar, antibakterial ajanlar gereklidir. Abse oluşumu kesin ise ameliyathane koşullarında ve genel anestezi altında (zira oldukça ağrılı bir işlemdir) insizyon yapılarak drenaj gereklidir.Tekrarlayan olgularda kesenin marsupyalizasyonu yapılmalıdır. İnsizyon kenarlarının abse kesesi kenarlarına dikilmesi işlemi olup hem bez fonksiyonlarının koruyan hem de nüksler oluşmasının engeller.Cep yapmak anlamına gelen bu olguda bezin salgıladığı sıvının dışarıya akması sağlanır.

    Bazen ameliyat sırasında kist boşluğuna bir gazlı bez tampon olarak konulur.Bu tampon kistin akmasını sağlar ve tekrar kapanmasını engeller. Ertesi gün tampon çekilir.Diğer bir yöntem kist açılır boşaltılır içi oksijenli su ile yıkandıktan sonra içine küçük bir nitrat d'argent kalemi konulur ve kistin iki ucu krome katgüt ile sütüre edilirek sütürler 1 cm uzunluğunda bırakılır. 2-3 gün sonra uzun bırakılan bir sütür materyali çekilirse kolayca tüm kapsül dışarıya alınır.

    Ameliyat sonrası ağrı kesicilerle ağrılar kontrol edilir.
    Hastanede ortalama 24-48 saat kalınır ve 2-3 gün içerisinde normal aktivitelere dönülür.
     
  18. elif

    elif Moderator

    Myomektomi

    Myomektomi rahimdeki selim huylu urların alınmasıdır.Urların alınması sırasında rahim,tüpler overler mümkün olduğunca anatomik durumları korunmaya çalışılmalıdır.
    Özellikle bebeği olmayan kadınlarda tüpler ile urların bulunduğu yer arasındaki ilişki iyi gözlenmeli ve yumurta hücresinin geçişi iyi korunmalıdır.

    Myomlar rahim duvarında oluşan kütlelerdir.Adet kanamasının şiddetli olmasına yol açabilirler.ve nadiren özellikle gebelikte ağrıya sebep olabilirler.Özel bir nedene bağlı olarak oluşmazlar kanserleşme olasılıkları oldukça düşüktür. Ameliyat genel anestezi altında yapılır.Genellikle 1-2 saat kadar sürer ama bu süre myomların sayı ve büyüklüğüne bağlıdır.

    Ameliyat sırasında mesaneye -idrar torbasına- sevamlı bir sonda takılarak idrar çıkışı gözlenir.Ameliyat sonunda eğer küçük kanamalarda şüphe duyulursa karın boşluğuna bir dren konularak kanamalar boşaltılır.Bu drenler 24-48 saat sonra çıkartılır.

    Eğer nadiren kanama durdurulamazsa rahim alınmak zorunda kalınır. Ameliyat öncesi mutlak ve mutlak sitolojik inceleme yapılmalıdır. Çıkan kütle de patolojik incelemeye tabi tutulmalıdır. Operasyon sonrası hastahanede kalma süresi 3-7 gün kadardır.
     
  19. elif

    elif Moderator

    Laporoskopik Adhezyoliz

    Türkçesi yapışıklıkların açılması olup uzun süreli pelvik ağrısı olan ya da kısırlık problemi olan hastalarda, daha önceki ameliyatları ya da geçirdikleri enfenksiyonlara bağlı olarak gelişen adhezyon denilen yapışıklıkların açılması için yapılır.
    Ameliyat genel anestezi altında yapılır.Operasyon yapışıklık sayısına göre 30-120 dakika kadar sürer. Ameliyat karına küçük bir kesiden fiber optik bir teleskop sokularak laporoskopik olarak yapılır. Yapışıklık özel tasarımlı aletlerle açılabilir bu sırada laser aracıda kullanılır.

    Mümkün olduğunca anatomik bütünlük korunmaya çalışılır. Operasyon sonrası hastahanede 1-2 gün kalınır.
     
  20. sevvv38

    sevvv38 New Member

    Bu nedenle hekiminiz sizin kistinizi izlemek amaciyla üç ay sonrasina kontrole çagiracaktir ya da yumurtlamayi önleyerek, kist olusumunu engellemek için dogum kontrol hapi almanizi önerecektir.
    evet bu doğrudur .. bilgilerin ve paylaşımın için çok teşekür sitemizin bayanları mutlaka yararlansın.. eline sağlık elif
     

Sayfayı Paylaş