Yorumsamacılık

Konusu 'Felsefe' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 28 Eylül 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Yorumsamacılık

    Orijin itibariyle kutsal metinlerin (özellikle İndilerin) gerçek, fakat gizli anlamlarını keşfetmeye uygulanan yorum bilimidir.

    Zamanla önce F. D. E. Schleiermacher (1768-1834), daha sonra Martin Heidegger (1889-1976) tarafından kavrama daha evrensel bir yorum kazandırılmıştır. Bugünkü anlaşılışıyla, bu terim, dünyayı fiziksel bir sistem olarak değil, fakat insan düşüncesinin ve eyleminin bir nesnesi (amaç, gaye) olarak (Lebenswelt veya insan dünyası olarak) anlama faaliyetine işaret eder.

    Modern yorumsamacı yöntemin kısmen Dilthey'in çalışmalarından kaynaklanan öncülleri şunlardır: (i) Bilimsel açıklama anlamanın yegane biçimi değildir, (ii) Beşeri dünyayı ancak onunla ilgili sorular sormak yoluyla anlayabiliriz ve her soru hem şekil hem de muhteva bakımından onun temelinde yatan bir ilgi tarafından belirlenir, (iii) Beşeri dünyayla ilgili olarak sorulacak bir soru, daha o anda, sorgulanmakta olan şeyin kısmi bir yorumunu meydana getirir.

    Bu öncüllerden "yorumsamacı daire" ortaya çıkar, ki bu şudur: Yorum başlayana kadar hiçbir yorum (açıklama) mümkün değildir. Bu dairenin bir fasit daire olduğu söylenemez, fakat, basitçe, dünyamızın bizim oluşumuzun (varlığımızın-being) daimi ifadesi (expression) olan dil içinde ve dil yoluyla bir bilinç nesnesi olarak varolduğu gerçeğini yansıtır.

    Yorumsamacı yaklaşımın edebi tenkitçilikteki daha özel uygulamaları muğlak ve karanlık olmaktan kurtulamamıştır. Buna rağmen, yorumsamacılık, Kıta Avrupa'sının (özellikle, Almanya'nın) sosyal ve ekonomik düşüncesinde hatırı sayılır ölçüde etkili olmuştur. Mesela, Hans-Georg Gadamer, hermonetiğin bilimsiciliğin yanılgılarından kaçınabilecek münasip bir sosyal bilim metodu olduğunu öne sürmüştür.

    O aynı zamanda geleneğin mahiyetinin bir felsefi açıklamasını yapmaya teşebbüs etmiştir. İnsan dünyasıyla ilgili sorulmuş tek soru değil, asla sona ermeyen daimi bir soru akımı olduğundan, ancak bu süreklilik yoluyla sosyal realite anlaşılabilir. Devamlılık dilde ve dilin sürgünleri olan kültürde ve sosyal etkileşimde görülür, ve bu, sürekliliğe gömülü gelenekle kastedilen şeydir.
     



Sayfayı Paylaş