Yöresel Türkülerimiz Deniz Üstü Köpürü Türküsünün Hikayesi

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 2 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Deniz Üstü Köpürü Sözleri ve Hikayesi

    Şu Ula'nın düğünleri düğündür hani;Erkekler oğlan evinde yiyip içip yan gelirler; kız evinde de eğlence gırla gider Bağda üzüm toplayan, bahçede sebze çapalayan, tarlada tütün kıran kızlar; düğün günü, güzellik suyuna batıp çıkmış gibi olurlar. Düğünlüklerini giyip, saçlarını tarayan kızlar, huri-melek kesiliverirler.

    Tef vurup cümbüş çaldı mı; kendinizi düğünde değil, periler ülkesinde sanırsınız Kızlar salınır da, meydan kız görür.

    Bu yüzden, Datça'lı Durmuş:
    Senin çocuk kara-mara ama, hayli şirin yahu! diyenlere, göğsünü gere gere şu karşılığı verir:
    -Eee, ne olsa O'nun anası Ula'lıdır.
    Demesi o ki Datça'lı Durmuş'un; Ula'nın havası-suyu, güzellik
    ılıcasından daha etkilidir Bundan olacak, ULA köylüklerinin köylüleri oğullarını ortaokulda okusun diye, kızlarını yorgan -dikiş öğrensin diye Ula'ya yollamanın yolunu ararlar.

    Çaydere'li Osman, dayısıoğlu Nasuh Çavuş'un gelin almasında Ula'ya geldi Alay, koca Marçal dağlarını aşıp Ula'ya geldiğinde, kız evinde çalgı-çengi sürüp gidiyordu İlçenin genç kızları halka olmuş; <<Ay alaylar bulaylar -Temeli de süzgün alaylar>> oyununu oynuyorlardı.

    Osman, hayat (avlu) kapısının yanındaki duvarın üstüne dikilip, oynayan kızlara bir göz gezdirdi Gözleri bir kızın üzerinde mıhlandı kaldı Hay bakmaz olaydı! Osman'ın gönlü ırmak olup, Balcıların kızı Gülayşe'ye akıverdi.

    Çaydere'li olanca gücüyle asıldığı halde, bakışlarını Gülayşe'den koparamıyordu Sanki herkes Osman"ın kime, hangi duyguyla baktığını seziyordu Osman ne gözlerine söz geçirebiliyordu, ne de gönlüne Artık gönlüne kendi beyni değil; Gülayşe buyruktu.

    Gülayşe ile ona bakmış, gülümsemiş miydi, ne!

    Osman, gelin alayıyle birlikte Çaydere'ye dönerken; <<içimde bulgur kaynıyor: kafamda kireç söndürülüyor>> dediği zaman, yanındaki Çiftçilerin Mehmet; <<Osman mı anlamsız konuşuyor, ben mi anlamıyorum>> demekten kendini alıkoyamadı.

    O günden öte Osman, ULA düğünlerinin çağrılmayan konuğu olmuştu Çizmelerini parlatıp atına atlıyor, soluğu Ula'da alıyordu Marçal dağlarında, Kabaca Pıynar'ın dibindeki yatıra mum adayıp, Gülayşe'ye kavuşmak için dua etmeyi unutmuyordu.

    Çoğu düğünlerde Gülayşe'yi görmüyordu Ama bir de gördü mü, içinin tüm denizleri köpürüyordu.

    Yine böyle bir düğünde, Gülayşe'ye <<gel Ayşe>> diyecek cesareti toplayabilmek için, birkaç şişe rakıyı su gibi içti Neydi o öyle? Ayşe mi dönüyordu, dünya mı?

    Derken biri ilişti koluna:

    -Gel be dost, dedi, <<derdin var anlaşılan Gel bizim meclisimize katıl>>

    Çaydere'li Osman, kendini Ula'lı gençlerin sofra kurdukları hasırın üstünde buldu Herkes dostça bakıyordu kendisine Merhabalaştıktan sonra, bir kadeh sundular ona da.

    Dülger Bekir'lerin Selver, bağlamasını düzenleyip, telleri üzerinde, telleri gezdirirken sordu :

    -Merakımı bağışla Osman arkadaş UIa düğünlerini kaçırmayışının nedeni ne ola ki?

    O güne dek bağlamayı eline bile almamış olan Çaydere'li Osman, birden irkildi Yeniden doğmuş gibi oldu Selver'in elinden bağlamayı aldı O gün çalıp çığırdığı, sevilen bir Ula türküsü olarak günümüze kaldı Kuşkusuz yarına da kalacak :

    <<Deniz üstü köpürü, ah yarim, lilay lilalay Iom
    Kayığa da binsem götürür ah yarim ah
    Benim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay lom
    Bir güzelden ötürü ah yarim ah

    Karıncanın katarı ah yarim lilalay lilalay lom
    Yüreğime değdi batarı ah yarim ah
    Benim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay lom
    Bir güzelin hatırı ah yarim ah
     



Sayfayı Paylaş