Yahya Kemal Beyatlı Ünlü Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 23 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    RİNDLERİN AKŞAMI

    Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
    Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
    Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
    Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
    Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
    Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
    Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
    Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
    Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.


    RİNDLERİN ÖLÜMÜ


    Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
    Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
    Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
    Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle.

    Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
    Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
    Ve serin serviler altında kalan kabrinde
    Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter.


    SİSTE SÖYLENİŞ


    Birden kapandı birbiri ardınca perdeler...
    Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

    Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden
    Firuze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

    Benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri;
    Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri.

    Bir devri lanetiyle boğan şairin Sis'i.
    Vicdan ve ruh elemlerinin en zehirlisi.

    Hülyama bir eza gibi aksetti bir daha;
    -Örtün! Muebbeden uyu! Ey şehr! -O beddua...

    Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;
    Hala dağılmayan bu sisin arkasındasın.

    Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl
    Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl.

    Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,
    Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.


    TERCİH


    Dünyada ne ikbal ne servet dileriz
    Hattâ ne de ukbâda saadet dileriz
    Aşkın gül açan bülbül öten vaktinde
    Yaranla tarab yâr ile vuslat dileriz.


    OK


    Yavuz Sultan Selim Hân’ın önünde
    Ok atan ihtiyar Bektaş Subaşı,
    Bu yüksek tepeye dikti bu taşı
    O Gaazî Hünkâr’ın mutlu gününde..

    Vezir, molla, ağa, bey, takım takım,
    Güneşli bir nîsan günü ok attı.
    Kimi yayı öptü, kimi fırlattı;
    En er kemankeşe yetti üç atım.

    En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü.
    Titrek elleriyle gererken yayı,
    Her yandan bir merak sardı alayı.
    Ok uçtu, hedefin kalbine düştü.

    Hünkâr dedi ‘Koca! Pek yaman saldın,
    Eğerçi bellisin benim katımda,
    Bir sır olsa gerek bu ilk atımda.
    Bu sihirli oku nereden aldın? ‘

    İhtiyar elini bağrına soktu,
    Dedi ki: ‘İstanbul muhâsarası,
    Başlarken aldığım gazâ yarası,
    İçinden çektiğim bu altın oktu!..’


    AŞK HİKAYESİ


    Ah o akşam o tirenden gülüşün!
    O gülüş kalbime aksettiği an
    Duymadım ilk ateşin düştüğünü;
    Şavka benzer bir ışık zannettim.
    Macera başlamak üzereymiş o gün.
    Sürecekmiş bu ateş yıllarca.

    Bir taraftan Yakacık, mor dağlar…
    Bir taraftan da deniz, şuh adalar…
    O gün ömrümde, kader
    Geçecek aşkı resimleştirmiş
    Bu güzel çerçevede.

    Yine dün geçtim o yoldan;
    Aynı raylarda tirenler geçiyor…
    Karşı dağlar, hep o dağlar…
    Kıyı hep aynı kıyı
    Ve deniz aynı deniz;
    O gülüşten bir eser yok yalnız;
    O güzel çerçeve bomboş!
    Belki kalbim daha boş!


    SES


    Günlerce ne gördüm ne de kimseye sordum,
    'Yârab! Hele kalp ağrılarım durdu!' diyordum.
    His var mı bu âlemde nekahat gibi tatlı?
    Gönlüm bu sevincin helecâniyle kanatlı
    Bir tâze bahâr âlemi seyretti felekte,
    Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek'te;
    Akşam!.. Lekesiz, sâf, iyi bir yüz gibi akşam!..
    Tâ karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam;
    Sâkin koyu, şen cepheli kasriyle Küçüksu,
    Ardında vatan semtinin ormanları kuytu;
    Bir neş'eli hengâmede çepçevre yamaçlar
    Hep aynı tehassüsle meyillenmiş ağaçlar;
    Dalgın duyuyor rüzgârın âhengini dal dal,
    Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal;

    Bir lâhzada bir pancur açılmış gibi yazdan
    Bir bestenin engin sesi yükseldi Boğaz'dan.
    Coşmuş yine bir aşkın uzak hâtırasıyle,
    Aksetti uyanmış tepelerden sırasıyle,
    Dağ dağ o güzel ses bütün etrâfı gezindi:
    Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.
    Âni bir üzüntüyle bu rü'yâdan uyandım.
    Tekrâr o alev gömleği giymiş gibi yandım,
    Her yerden o, hem aynı bakış, aynı emelde,
    Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde;
    Her yerden o, hem aynı güzellikte, göründü,
    Sandım bu biten gün beni râmettiği gündü.


    GECE


    Kandilli yüzerken uykularda
    Mehtâbı sürükledik sularda.

    Bir yoldu parıldayan gümüşten,
    Gittik... Bahs açmadık dönüşten.

    Hulyâ tepeler hayâl ağaçlar...
    Durgun suda dinlenen yamaçlar...

    Mevsim sonu öyle bir zaman ki
    Gâip bir mûsikîydi sanki.

    Gitmiş, kaybolmuşuz uzakta...
    Rü’yâ sona ermeden şafakta.


    SESSİZ GEMİ


    Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

    Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden


    Bir Başka Tepeden


    Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
    Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
    Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
    Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

    Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
    Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
    Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
    Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan


    AKINCILAR


    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

    Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi "ilerle"
    Bir yaz günü geçtik tunadan kafilelerle

    Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
    Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan

    Bir gün yine doludizgin atlarımızla
    Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla

    Cennette bu gün gülleri açmış görürüzde
    Hala o kızıl hatıra gitmez gözümüzde

    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik


    ENDÜLÜS'TE RAKS


    Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
    Şevk akşamında Endülüs üç def'a kırmızı...

    Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
    İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

    Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,
    İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

    Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
    İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

    Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,
    Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

    Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;
    İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

    Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
    Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

    Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
    Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

    Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,
    Her kalbi dolduran zile, her sîneden: 'Ole!'


    ERENKÖY'DE BAHAR


    Cânan aramızda bir adındı,
    Şîrin gibi hüsn ü âna unvan,
    Bir sahile hem şerefti hem şan,
    Çok kerre hayâlimizde cânan
    Bir şi'ri hatırlatan kadındı.

    Doğmuştu içimde tâ derinden
    Yıldızları mâvi bir semânın;
    Hazzıyla harâb idim edânın,
    Hâlâ mütehayyilim sadânın
    Gönlümde kalan akislerinden.

    Mevsim iyi, kâinât iyiydi;
    Yıldızlar o yanda, biz bu yanda,
    Hulyâ gibi hoş geçen zamanda
    Sandım ki güzelliğin cihanda
    Bir saltanatın güzelliğiydi.

    İstanbul'un öyledir bahârı;
    Bir aşk oluverdi âşinâlık...
    Aylarca hayâl içinde kaldık;
    Zannımca Erenköyü'nde artık
    Görmez felek öyle bir bahârı.


    EYLÜL SONU


    Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
    Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.

    Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
    Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...

    İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...
    Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

    Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
    Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.

    Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
    Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.


    GEÇMİŞ YAZ


    Rüya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle
    Her anını, her rengini, her şiirini hazdan.
    Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!
    Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

    Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
    Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
    Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...
    Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde!


    HATIRLATAN

    Hicran, gün ortasında öten bir horoz gibi,
    Seslendi pek vakitsiz... İçim yandı ansızın.

    Mazi yosunla örtülü bir göl ki yok gibi,
    Mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın.

    Hicran gün ortasında neden böyle seslenir,
    Birden hatırlatır unutan kalbe sevgiyi?

    Keskin bir özleyişle hayal ettiren nedir.
    Bir devre varsa insanın ömründe en iyi?

    Ey sevgi anladım bu uzakta seda ile,
    Ömrün yegâne lezzetidir hatıran bile.


    HAZAN BAHÇELERİ


    Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
    Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

    Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
    Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
    Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden


    MOHAÇ TÜRKÜSÜ


    Bizdik o hücumun bütün aşkıyle kanatlı;
    Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

    Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,
    Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!

    Fethin daha bir ülkeyi parlattığı gündü;
    Biz uğruna can verdiğimiz yerde göründü.

    Gül yüzlü bir afetti ki her pusesi lale;
    Girdik zaferin koynuna, kandık o visale!

    Dünyaya veda ettik, atıldık dolu dizgin;
    En son koşumuzdur bu! Asırlarca bilinsin!

    Bir bir açılırken göğe, son def'a yarıştık;
    Allaha giden yolda meleklerle karıştık.

    Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;
    Gördük ebedi cedleri bir anda yakından!

    Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;
    Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber.

    Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden
    Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden!


    ÖZLEYEN


    Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
    Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
    Dağlar ağarırken konuşmuştuk tepelerde,
    Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!

    Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
    Hulya gibi yalnız gezinenler köye indi
    Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
    Gönlümle, hayalet gibi, ben kaldım o yerde.

    YAHYA KEMAL BEYATLI
     



Sayfayı Paylaş