Vird Nedir?

Konusu 'Sorularla İslam' forumundadır ve EmRe tarafından 3 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Vird, tasavvufta bir zikir çeşididir.

    Tasavvufta belirli sayıda Allah denilerek kalbin durulmasını hedefleyen zikir çeşidine vird denir. Kalbin ilacı 'zikir', nefsin ilacı 'hizmet' denilmiştir. Nakşibendi tarikatında gizli zikir esasken Kadiri tarikatı açıktan zikri tercih etmiştir. Sadatı Kiram'ın ismini ezberlemeden İhlas suresi zikri yapılır. İsimler ezberlendikten sonra; günde 5.000'den başlayan Kalp zikri, 21.000'den sonra Letaif zikri, 101.000'den sonraysa Nefy u isbat zikrine başlanır yani Lailaheillalah denir. Bazı kollarda nefy u isbat zikrine geçmeden önce, bazılarında ise ondan sonra hatme-i tehlil denilen, "la ilahe illallah" zikri yapılır. Bu zikre genellikle hayat boyu devam edilir. Mürşidlerin vefatlarına kadar günde 30.000, 50.000 gibi yüksek sayılarda hatme-i tehlil yaptığı bilinmektedir.

    Kalplerin Şifası Vird

    Özel zikirlerin bir kısmı alim ve ariflerce tespit edilmiştir. Bu tür zikirler, yapanların tercihine bırakılmıştır. Onlar, Allahı çokça zikredir emrine girer. Bu zikirlerin zamanı, sayısı, şekli ve yapılma usulü ariflerin içtihadına dayanmaktadır. Terbiye sahasında müçtehid olan kâmil mürşidlerin içtihat yetkisi vardır. Onlar bu zikirleri bir delil, müşahede ve tecrübeyle ortaya koymuşlardır.

    Tasavvuf terbiyesinde işte bu zikre vird denir. Vird, her gün belirli zaman dilimi içinde yapılmak üzere belirlenmiş vazifelerdir. Bunlar, Allah, lâ ilâhe illallah gibi zikir lafızları yanında, namaz, Kuran, salât u selam, tefekkür, murakabe ve rabıta gibi vazifelerdir. Bu vazifeler dinin övdüğü zikirler ve ameller içinden seçilmiştir. Onları ya ehli olan bir kimse kendi başına seçip uygular. Ya da bu vazifeler bir ehil mürşide tabi olunarak onun nezaretinde yapılır.

    Bu zikirleri tek başına yapan kimse alim, arif, kâmil ve tecrübeli olmalıdır. Yoksa işi zor, tehlikesi çok olur. Çünkü zikirler farklı faydaları ve neticeleri olan ilaçlar gibidir. Ehil olmayan kimse kalbe ilaç olacak zikri seçerken yanılabilir, uygulamada yanlışlık yapabilir, sırayı karıştırabilir. Ayrıca, tek başına çekilen bir zikre şeytan müdahele edip edebini çiğnetebilir, safiyetini bozabilir, hedefini değiştirebilir.

    Kâmil bir mürşidin terbiyesine giren kimse ise bu tür durumlarla yalnız değildir. Kâmil mürşid, manevi hastalıklarda mütehassıs doktordur. O, hangi manevi hastalığa ne tür bir zikrin ilaç olacağını bilir.

    Günlük vird ilaç gibidir. Bu ilacın ne zaman ne kadar alınacağını manevi doktor olan mürşid belirler. Hastaya ilacı reçeteye uygun olarak içmek düşer. Kâmil mürşid, vird verdiği kimseye sevgi ve feyiz de verir. Onu kontrol eder. Dua ile destekler. Şeytanın tuzaklarını tanır, hilelerini bilir. Onun zikri kullanıp müridi düşürebileceği benlik, ibadetine güvenme, insanları küçük görme, Allah rızasını unutup keşif keramet gibi şeylere yönelme tehlikelerine karşı tedbir alır.

    Mürşidin feyzi ve faydası müritteki samimiyet, itaat, gayret ve edebe bağlıdır. Mürşidin verdiği zikri beğenmeyen, onu yeterli görmeyip az veya çok bulan, başka zikirlere heves eden kimse, gizli bir muhalefet içindedir. Bunda ayrıca mürşidine karşı bir itimatsızlık ve ciddiyetsizlik mevcuttur. Bu durumdaki bir kimsenin mürşidden alacağı feyzi kesilir, kalbi karışır, terbiye yolu tıkanır, amel aşkı söner, hizmet heyecanı biter. Eğer durumunu mürşidi ile istişare etmez ise, bir zaman sonra onu terk eder; aklı, nefsi ve şeytanı ile baş başa kalır.

    Fazla zikir zarar mı?

    Mürşid terbiyesine giren bir kimse, günlük zikrini mürşidinden almalı, bununla birlikte başka zikir istiyorsa onu da mürşidi ile belirlemelidir.

    Kâmil bir mürşidin tavsiye ettiği zikirlerle yetinmeyip, güzeldir, sevaptır diye kendi başına başka zikirler bulan ve uygulayan kimse, bir çeşit bidat işlemiştir. Bu bidat yola ve usule aykırı davranmak ve onda olmayan şeyler icat etmektir. Böyle bir davranış yolu bozar, feyzi keser, sahibini vebale sokar. Bu, zikir çekmenin değil, mürşide muhalefet etmenin ve usule aykırı gitmenin cezasıdır.

    Eğer mürşid müride vird olarak gizli zikir vermişse, bununla yetinmek gerekir. Açık zikirde fazilet ve sevap vardır diye kendi başına açık zikir yapmamalıdır. Mürşidi tarafından kendisine açık zikir tavsiye edilen bir müridin durumu da aynıdır. O da mürşidinden izinsiz kendi başına gizli zikir çeşidine yönelmemelidir. Eğer zikrin sayı, şekil ve usulünde bir değişiklik gerekirse bunu mürşidiyle yapmalıdır. Çünkü bunun gerekip gerekmediğini mürşid bilir.

    Yapılan bir işin hayır olması için niyet gibi amelin de ilme, edebe ve usule uyması gerekir. Şu örneği iyi düşünelim:

    Tabiûn alimlerinden Said b. Müseyyeb rh.a., bir adamın ikindi namazını kıldıktan sonra, iki rekat daha namaz kıldığını gördü. Adamı bu vakitte nafile namaz kılmaması için uyardı. Adam:

    - Ey Ebu Muhammed! Namaz kıldığım için Allah beni cezalandırır mı? diye sordu. O:

    - Namaz kıldığın için değil de, sünnete aykırı hareket ettiğin için cezalandırır, dedi. (Darimî, Mukaddime, 39)

    Bu örnekte olduğu gibi, insan farklı bir zikir çektiği için çarpılmaz; ancak önündeki mürşidinin emrini hafife aldığı ve onun gösterdiği yola ters hareket ettiği için zarar görür. Yapılan iş bir çeşit zikir de olsa, usule uymazsa güzel bulunmaz.

    Zikirde asıl hedef

    Arifler, zikirde verilen sayıya dikkat etmekle birlikte, asıl hedefin sayı değil, kalp huzuru ve ahlâk güzelliği olduğunu belirtmişlerdir. Büyük veli Alauddin Attar k.s. zikirden maksadın ne olduğunu şöyle açıklar:

    Zikirde sayının çok olması önemli değildir. Asıl önemli olan, kalbin zikrettiği Yüce Rabbi ile huzur bulmasıdır. Zikrin fayda vermesi ve kulda eserini göstermesi için bu gerekir. Zikrin tesiri önce kalpte, sonra bedende olur. Gerçek zikir kalpte Allahtan gayri her şeyi siler, temizler. Kalpte ilâhi cezbe, aşk, tecelli ve birlik hasıl olur. Bu zikir sayesinde insan ilâhi tecellilere ulaşır, marifete erişir, ilm-i ledün sahibi olur.

    Nakşî yolunun piri Şah-ı Nakşibend k.s. de vukuf-i adedîyi ledün ilminin başlangıcı görür ve der ki:

    Gizli zikri bu usul üzere çekenler, bütün benliklerinde Yüce Allahın azametini hissederler, Onun tecellilerini bütün eşyada müşahede ederler.

    Bu neticeye uygun olarak arifler zikri tek sayılar üzerinde yapmayı tavsiye ederler. Mesela bir nefeste üç, beş, yedi veya yirmi bir kere zikretmeli, zikri tek sayılarda bitirmelidir.

    Ne zamana kadar zikir?

    Arifler der ki: Zikrin sayısı ve şekli değişebilir, fakat kuldan hiçbir zaman zikir vazifesi düşmez. Bu vazife ölene kadar sürer. Berzah ve ahiret aleminde de devam eder. Ayrıca, zikir ne kadar yüksek olursa olsun, kuldan hiçbir ibadeti düşürmez. Gerçek zikir, ibadetlere lezzet katar, kalbi destekler, kulu istikamet üzere tutar.

    Bazıları, her şey zikirden ibarettir diyerek, bütün ibadetleri terk etmişlerdir. Bu büyük bir hatadır. Böyle düşünmek haramdır. Biz zikir ile ulaşacağımız yere ulaştık, artık namaz, oruç, hac gibi ibadetlere gerek yok. Haramlar da bize zarar vermez, asıl hedef kalp huzurudur diyenlere büyük veli Cüneyd-i Bağdadi k.s. şu cevabı vermiştir:

    - Evet ulaştılar, ama cehennem ateşine! (İbnu Acibe, İkazul-Himem)

    Şu uyarı da onun:

    İşin başında Allah ile arasındaki hukuku sağlam ve güzel yapmayan kimse, manen ilerleyemez. Bu vazifelerin başında farzları yapmak, haramlardan kaçınmak, günlük virdlere devam etmek, fazilet olan işlere sarılmak, şüphelerden kaçınmak gelir. Kim bunları yerine getirirse, bundan sonrasını Allah kendisine ikram eder.(Hânî, el-Kevakibüd-Dürriyye)

    Büyükler, kim mürşidinin sırrına ulaşmak istiyorsa virde sarılsın. Çünkü mürşidin sırrı onda gizlidir, demişlerdir.

    Bir adam Cüneyd-i Bağdadi k.s.nin elinde tesbih gördü. Hayret etti ve: Sen bu derece yüksek şeref ve makam sahibi bir insan iken, hâlâ elinde tesbih mi taşıyorsun? diye sordu. Büyük arif adama döndü ve dedi ki:

    - Evet tesbih taşıyorum. O benim bu makamlara ulaşma sebebimdir. Onu hiçbir zaman terk etmem. (İkazul-Himem)

    Sabit el-Benanî k.s.nin oğlu anlatır:

    Vefatı yaklaştığında babamın yanına vardım. Kendisine kelime-i tevhidi telkin etmek istedim. Babacığım lâ ilahe illallah de! diye hatırlatmada bulundum. Bana dönerek: Oğlum! Beni kendi halime bırak. Ben şu anda günlük altıncı virdimi yapmakla meşgulüm. dedi. (İbnul-Cevzî, Sıfatus-Safve)

    Gavs-ı Sani k.s. Hz.leri buyurdular:

    Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kuran okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.

    Bütün Allah dostları dostluk liyakatini zikir ve edeple almışlardır. Bizler de bu şereften nasiplenmek istiyorsak aynı yolu takip etmeliyiz.

    Semerkand Dergisi 2002 Ağustos Dr.Dilaver SELVİ
     



Sayfayı Paylaş