Veda Haccı İle İlgili Şiir

Konusu 'Dini Şiirler' forumundadır ve OrKuN tarafından 10 Haziran 2014 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Veda Haccı'nı Anlatan Şiirler

    Veda Haccı


    Gadiri hum denilen bir yerde Bayram
    Yüz binler Ali'ye kalmıştı hayran
    Kâbe’de doğmuştu o mübarek can
    Makamı verildi veda haccında

    Ne çileler çekti yirmi üç sene
    Puta tapanları getirdi dine
    Hamza’yla bedirde dağlanan sine
    Sevince boğuldu veda haccında

    Ayetler okundu dinledi herkes
    Tebrik ediyordu Ali'yi bir ses
    Yüce Peygamberde tükenen nefes
    Ali'ye verildi veda haccın da

    Allah ayetinde öyle buyurmuş
    Veli tayin etmiş nurla yoğurmuş
    Arş'ı eladaki melekler duymuş
    Nimet tamamlandı veda haccında

    Babur, bilir misin veli seçildi
    Allah'ın emriyle, Ali seçildi
    Bu nurlu yolculuk böyle geçildi
    Resul mutluydu veda haccında

    ABNA.İR
     



  2. OrKuN Well-Known Member

    Veda Haccı

    Dönmeye başlayalı zaman dedikleri çark;
    Gökyüzü ve yeryüzü, şimal, cenup, garp ve şark,
    Görmedi, görmeyecek o söz mucizesini.
    Batan bir güneş rengi hâlelemiş sesini,
    Allah Resulü yüz bin sahabiye hitapta…
    Çizgi çizgi toplamlar… İslam büyük hisapta…
    En derin sır: Zamanın bir vazifesi vardı.
    Ve: ‘Zaman döne döne çıktığı yere vardı.’
    Demek ki, o dem, gaye noktasında kâinat;
    Gaye, imanda İslam ve insanlıkta o Zat!
    Ve üst üste ölçüler, hikmetler, şimşek şimşek:
    ‘Size Kur’an emanet, artık ne şüphe, ne şek!’
    ‘Başınıza bir vahşi geçse, burnu halkalı;
    Layıksa, işi haksa, emrine bağlanmalı!’
    ‘Ne Arap var, ne acem, olan yalnız insandır!
    Hangi fark ara yerde, insan ki topraktandır?’
    Meydanda güzel, çirkin, kâr etmez başka yorum!
    ‘Kötü diye ne varsa, hepsini çiğniyorum!’
    Çifte kutup; emirler, yasaklar, farz ve haram.
    En üstteki taşa dek kurulu şanlı ehram
    Devrimci, görsün neymiş, ne değilmiş inkılâp!
    Biri ufukta saray, öbürü kumda serap…
    O geldi, kan sarhoşu Arap ceylana döndü.
    Günübirlik teselli, uçtu, yalana döndü.
    O, her kum tanesine kubbe doğurtan nefes…
    O, bir ses, bir ses, ölüm perdesini delen ses…
    Allah Resulü, Kusvâ isimli devesinde,
    Batan bir güneş rengi, eriten şivesinde,
    Aynı çanakta, yerle göğü çalkalıyorlar.
    Dinde kemal noktası… Onu halkalıyorlar:
    Bildirdim mi? Bildirdin! Şahit ol yüce Rabbim!
    Bildirsin bilmeyene, haber, her sahabim!
    Düşündü sahabiler, en başta Ebubekir;
    Bu kemalden bir zeval manası tütse zahir…
    Ayet indi: ‘İslamı seçtim ve tamamladım!’
    Öyleyse, kalan ömür Resule birkaç adım…
    Anladı Ebubekir, gözleri dolu dolu;
    Süzdü; batan bir güneş rengiyle giden yolu…
     
  3. OrKuN Well-Known Member

    Veda Haccı

    Hicret Onuncu Yılda: Gül Nebi karar verdi;
    “Hac için hazırlanın” diye talimat verdi.

    Medine dışına da gönderildi haberler,
    Pek çok kişi toplandı, binler, hatta on binler.

    Bu davete koşarak kırk bin kişi toplandı.
    Yola çıktı kafile, heyecanlar şahlandı.

    İhrama girilerek yola devam edildi,
    “Lebbeyk” nidalarıyla yerler gökler inledi.

    Kabe-i Muazzama on gün sonra göründü,
    Arafat’a geçtiler, hac da beşinci gündü:

    Yüz yirmi dört bin kişi orada toplanmıştı,
    ‘Veda Hutbesi’ sonu herkesle vedalaştı.

    O gün sona ermeden O’na bir ayet indi:
    “Bu gün ikmal eyledim sizin için bu dini,”

    “Üzerinize olan nimetim tamamladım,
    Din olarak İslam’ı vermekle razı oldum.”

    Onuncu günde veda tavafını yaparak,
    Hemen yola koyuldu etrafa nur saçarak.

    Ali Oskan
     

Sayfayı Paylaş