Uzayın Oluşumu ve Yapısı, Büyük Patlama

Konusu 'Soru-Cevap' forumundadır ve konuk tarafından 20 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. konuk Guest


    Evrenin Oluşumu: Büyük Patlama Teorisi
    Büyük Patlama hakkında ansiklopedik bilgi
    Büyük Patlama (Big Bang) ve Evrenin Oluşumu

    Biz yaşamadan önce uzayda büyük bir patlama oldumu lütfen cevap verin.
    evrende bomba patlamıştı o zaman herşey olmuştu ama nasıl?
     



  2. ReCeP KöSe Member

    Evrenin Oluşumu: Büyük Patlama Teorisi
    Modern anlayışa göre evren yaklaşık 15 milyar yıl yaşında ve oluşumunu “Büyük Patlama” denen olaya borçlu.

    Evrenin bir atomun patlaması sonucu ortaya çıktığını 1927 yılında bir belçikalı rahip Georges Lemaitre ileri sürdü. Seneler sonra, Edwin Hubble Lemaitre’in teorisini destekleyecek deneysel ispatlarda bulundu. Hubble, uzak galaksilerin bizden uzaklıklarıyla orantılı olan hızlarla uzaklaştıklarını gördü.

    Büyük Patlama’nın ileri sürülmesinin ilk sebebi uzak galaksilerin yüksek hızlarla bizden uzaklaşma sebebini açıklamasıydı. Teori ayrıca kozmik ışımanın da varlığını açıklar (patlamadan geriye kalan ışıma). Büyük Patlama Teorisi en büyük kabulunü ilk olarak 1964′de Arno Penzias ve Robert Wilson’ın ışımayı saptayarak Nobel Ödülü kazanmalarıyla aldı.

    COBE - Kozmik Fon Kaşifi
    1989′da NASA tarafından uzaya fırlatılan COBE bilimadamlarının Büyük Patlama olarak nitelendirdiği zamanla ilgili bulgular saptadı. COBE’un bulgularından biri evrenin enerjisinin %99.97′lik kısmının Büyük Patlamadan sonraki bir yıl içerisinde ortaya çıkmasıydı. Bu bulgu evrenin oluşumuna sadece bir patlamanın yani Büyük Patlamanın yol açtığını öngörür.

    Evrensel Genişleme
    Hubble Uzay Teleskobunun da gösterdiği gibi evrendeki galaksiler giderek birbirlerinden uzaklaşmaktadır. Evrenin bu şekilde genişlemesi ise kendisini yaratan Büyük Patlamanın bir sonucu. Büyük Patlamanın oluşumu herhangi bir zaman ve uzay boyutunda değildi, bugünkü anlayışımıza göre zaman ve uzayın Büyük Patlama sonucu ortaya çıktığı düşünülmekte. Yine varsayılan bir başka oluşum da maddenin oluşumu. Maddenin, Büyük Patlama sonucu yaratıldığı düşünülüyor. Evrendeki maddenin büyük bir kısmının “görünmeyen madde” ya da “karanlık madde” (varlıkları standart astronomik metodlarla gözlenemeyen ama evrendeki çekimi etkiledikleri gözlenen maddeler) olduğuna dair güçlü kanıtlar var.
    Büyük Patlamanın hafif elementler olan hidrojen ve helyum ürettiği, buna karşın daha ağır elementlerin yıldızlar tarafından üretildiği düşünülüyor. Fakat bu üretim yıldızların kararlı dönemlerinde değil hayatlarının sonlarına doğru meydana gelen büyük patlamalar sonucudur.
    Büyük Patlama Teorisi geniş çevreler tarafında kabul görse de hiçbir zaman ispatlanamayacak ve geriye bir çok zor ve cevabı olmayan sorular bırakacaktır.

    4 Evrede Evrenin Tarihi
    1. Evre: Zamanın başlangıcında, tam bir hiçlikten kozmik bir patlama meydana gelir.
    2. Evre: Patlamanın itmesiyle evrene milyarlarca ton enerji yayılır ve elementler soğumaya başlar.
    3. Evre: Galaksiler şekillenmeye başlarken hala patlamanın ilk noktasında uzaklaşmaya devam etmektedirler.

    4. Evre: Evren genişlemeye devam eder ve etmektedir.
    Ve Sonra Ne Olacak?
    Neler olacağına dair 2 farklı görüş var. Bunlardan birincisinde evren sonsuza kadar genişlemeye devam eder. İkincisinde ise evrenin genişlemesi yavaşlar ve tepe genişleme uzaklğına erişir, bundan sonra ise evrensel büzülme başlar ve uzay büzüldükçe tüm galaksiler yönlerini tersine çevirerek birbirlerine doğru hareket ederler. En sonunda evren bir nokta büyüklüğüne erişir ki bu da Büyük Patlamanın zaman olarak geriye gitmesine benzer.

    Büyük Patlama Kuramı
    Temelleri
    Şiddetli Büyük Patlama Kuramı, Evren’imizin kökeni ve oluşumuna ilişkin yaygın kabul gören bir teoridir. Bu kuram, iki benzer sütun üzerine dayanmaktadır:

    Genel Görelilik Kuramı: 80 yılı aşkın bir süre önce, Einstein, Evren’de kütlenin dağılımının uzayın geometrisini nasıl belirlediğini betimleyen bu kuramı ileri sürmüştür. Başlangıçta, Kuram, Merkür’ün yörüngesindeki özellikleri ve Güneş’ten gelen ışığın kırılmasını izah etmekteydi. Son yıllarda, kuram bir dizi özenli testten geçmiştir.

    Büyük ölçeklerde, maddenin Evren’de dağılımı hemen hemen yeknesaktır. Bu varsayım, hem galaksi incelemeleriyle hem de kozmik mikrodalga fon ışınımlarındaki dalgalanmaların düşük seviyesi ile teyit edilmiş gibi görünmektedir.

    Şiddetli Büyük Patlama Kuramı’nda, gözlemlenebilir Evren, kabaca on ya da yirmi milyar yıl önce, aniden genişleyen bir nokta ile başlamıştır. O zamandan beri Evren, gittikçe Galaksimiz ve dış gezegenler arasındaki mesafeyi arttırarak genleşmeye devam etmiştir.

    Evren’in genişlemesi, ışık ışınlarını mavi ışığı kırmızı ışığa ve kırmızı ışığı da kızılötesi ışığa dönüştürerek “uzatmaktadır”. Bu yüzden, hızla bizden uzaklaşmakta olan uzak galaksiler daha kırmızı görünürler. Bu genleşme aynı zamanda mikrodalga fon ışınımını da soğutur. Böylece, bugün 2,728 Kelvin’lik bir sıcaklığa sahip olan kozmik mikrodalga fon ışınımı ilk Evren’de daha sıcaktı.

    Kütle çekimi Evren’in genleşmesini yavaşlatmaktadır. Eğer Evren yeterince yoğun ise, Evren’in genleşmesi sonunda tersine olacaktır ve Evren çökecektir. Eğer yoğunluk yeterince yüksek değilse, o zaman genleşme sonsuza dek devam edecektir. Bu yüzden, Evren’in yoğunluğu kendi nihai kaderini belirleyecektir.

    Büyük Patlama Kuramı’nın Testleri
    Şiddetli Büyük Patlama Kuramı çok sayıda önemli gözlem ile tutarlıdır:

    Evren’in gözlemlenebilir genleşmesi,
    Evren’in ilk üç dakikasında birincil olarak bireşimli olduğu düşünülen üç element olan helyum, döteryum ve lityumun gözlemlenebilir bolluğu,

    Kozmik mikrodalga fon ışınımının termal (ısıl) tayfı,
    Kozmik mikrodalga fon ışınımları uzak gaz bulutlarında daha sıcak görünmektedir. Işık sonlu bir hızla yol aldığından, biz bu uzak bulutları Evren’in tarihinde daha yoğun ve bu yüzden daha sıcak olduğu önceki bir zamanda görürüz.

    Büyük Patlama Kuramının Ötesinde
    Mevcut şekliyle, Büyük Patlama Kuramı tam değildir. Bu kuram;
    Galaksilerin kaynağını ve galaksilerin gözlenebilir büyük ölçekli kümelenmelerini,
    Maddenin çok büyük ölçeklerde yeknesak dağılımının kaynağını açıklamamaktadır.
    Birçok Evren bilimci, Büyük Patlama Kuramı’nın bir uzantısı olan, Şişirme Kuramı’nın (Inflation Theory) bu soruları cevaplayabileceğinden şüphe etmektedirler.

    Uzay Araştırmalarında Yeni Teknikler
    1973 yılında Jüpiter’in yanından geçen Amerikan Uzay Sondası “Pioneer 10″, saatte 50.000 kilometrelik bir hızla Güneş Sistemi’nin dışına çıkmıştı. Robot sonda, 10,3 ışık yılı (97 milyon kilometre) uzaklıktaki Ross 248 güneşine, ancak 30.000 yıl sonra ulaşabilecek.

    Gezegen araştırmacıları, yine de, Evren’deki yabancı canlıları tespit etmenin yolunu bulduklarına inanıyorlar. Esa’ daki astrofizikçilerce geliştirilen “Darwin projesi” çerçevesinde, Uzay’a yerleştirilmesi düşünülen yeni boyutlardaki gözlem uydusuyla, 50 ışık yılı uzaklıktaki Dünya benzeri gezegenlerin fotoğrafları anında Dünya’ya ulaşabilecek.

    Plana göre, her biri 1,5 m çapındaki 5 yansıtıcı teleskop, “Ariane-5″ taşıyıcı roketiyle Jüpiter yönünde fırlatıldıktan sonra, yolculuk Mars yörüngesinde son bulacak.

    Üç bağımsız silindir, 100 metrelik bir halkaya dönüştüğünde, her defasında aynı yıldızları gözleyebilecekler. Bu akılcı yöntem sayesinde, sanki bir futbol sahası büyüklüğünde bir teleskop kadar hassas çalışabilecekler. Fakat reaksiyon, teleskop yansıtıcıların Uzay’daki mesafeleri milyonda bir milimetre (insanın saç teli çapından 10.000 kez daha kısa) olarak ayarlanabildiği zaman gerçekleşebilecek.

    Astrofizikçi Andreas Glindemann, gözlem uydusunun en erken 2009 yılında Uzay’a gönderilebileceğini açıkladı. Diğer gezegenler üzerinde incelemelerde bulunmak isteyen NASA, başka bir proje üzerinde çalışmakta.

    Sabit yıldızlar, uydularına göre çok daha güçlü ışınlar yaydıklarından, çok özel ve gelişkin tekniklerin geliştirilmesi kaçınılmaz. Uzaktaki bir güneşi, Dünya büyüklüğündeki uydusu ile birlikte gözlemlemek, Berlin’den, Kahire’deki bir arabanın farlarıyla aydınlanan bir solucanı seçebilmek kadar zor bir işlem.

    Astrofizikçiler parlak bir yıldız bulutsusundan, bir gezegenin ışığını gördükleri zaman, atmosferdeki durumu tespit edip, burada bitkilerin bulunup bulunmadıklarını öğrenebilecekler. “Yalnızca atmosferdeki oksijen miktarına göre bile, orada canlıların yaşayıp yaşamadığını anlayabiliriz” diyor astrofizikçi Wambgnass.

    Oksijen oldukça kolay reaksiyon gösteren bir element ve iskânsız gezegenlerde çok ender olarak bulunmakta. Eğer bir gezegende oksijen miktarı fazlaysa, o zaman burada bu elementi üreten organizmaların da bulunması gerekir.

    “Galileo” Jüpiter Sondası’nın Uzay’a gönderilmesinden bir yıl sonra, astronomlar, alıcıları Güneş Sistemi’ndeki üçüncü gezegene doğru çevirdiler. Nature Dergisi’nde çıkan bir habere göre, Uzay Sondası’nın gönderdiği verilerde, Dünya’da yaşamın bulunduğuna dair kesin kanıtlar vardı.
     
  3. ot-gu Genel Sorumlu

    Teşekkürler Recep
     

Sayfayı Paylaş