Ütopya İle İlgili Kompozisyon

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 11 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Ütopya İle İlgili Kompozisyon
    RÜYA ÜLKESİ
    Hayatımı berbat eden her şeyden bıkmıştım ve artık yaşamak istemiyordum. Hayattan, yaşamaktan sıkılmıştım. Doğru düzgün yapacak hiçbir şey yoktu. Neden bu kadar saçma bir yerde yaşıyordum ki? Her gün yapmak istemediğim bir sürü şey… Yine isyan eden düşüncelerimle yatağıma uzandım çok yorgun hissediyordum kendimi. Sadece uyumak istiyordum çünkü beni tek rahatlatan şey uykuydu. Gerçi o zaman da saçma sapan rüyalar görüyordum. Ama yine de güzeldi. En azından rahatlıyordum.

    Değişik bir yerdi, sanırım rüyaydı. Uyuyordum ve yine bir saçma rüya görüyordum. İlginç bir yerde yürüyordum. Ne kadar düzenli bir şehirdi. Sanırım saçma bir rüya değildi. En azından benim yaşadığım yer gibi değil bu şehir, diyerek etrafa göz atmaya başladım. Evler genellikle 2 katlı, en fazlası 3 katlı ve etrafı ağaçlarla çevriliydi. Her evin büyük bir bahçesi var ve bahçede insanların kullandığı sıradan eşyalar duruyordu. Bir anda gözüme bir ev ilişti köşe başında, ona yaklaşan bir araba kapıyı açtı ve evin altına girdi. Çok şaşırmıştım. Benim yaşadığım yerde arabalar sokaklarda sağda solda dururdu. Daha değişik şeyler görebilmek için gezmeye devam etmeliydim. Ama ilk defa ilgimi çekecek bir rüya görüyordum ve uyanmak istemiyordum. Yürürken sokakların temizliğini yapan bir kaç kişi gördüm. Ne kadar da temiz bir yermiş diye geçirdim içimden. Her yer ağaçlarla doluydu ve rüyada olduğum halde bu temiz havanın kokusunu hissedebiliyordum. Çok rahatlatıcı bir havası vardı. Bir de benim yaşadığım yere baksak havada sürekli kara kara dumanlar yükselirdi. Rüyanın tadını çıkarmalıydım. En azından rahatlatıcı havasının…

    Yolda ilerledikçe binaların yükseldiğini fark ettim. 2–3 katlı binaların yerini koca koca gökdelenler almıştı ve sürekli arabalar geçiyordu. Benim yaşadığım yerde de böyle yerler vardı. O yüzden daha ilginç bir şeyler olmalı diyerek yürümeye devam ettim. İlerledikçe yüksek değil ama geniş yer tutan binalar gördüm. Önümdeki binaya girip birisiyle konuşmayı planlıyordum. Şansıma önümdeki bina kütüphane çıktı. Acaba bizim kütüphanelere benziyor mu diyerek girdim içeriye. Koca koca raflar vardı ve bir sürü kitap. Alabildiğine uzanan raflar. Binanın uzun olma sebebi bu sanırım diye düşündüm. Resepsiyona benzer bir yerde duran adamla konuşmak için ilerledim. Selam verdim ve buranın nasıl bir yer olduğunu bu şehrin yabancısı olduğumu, daha fazla bilgi almak istediğimi söyledim. Adam başta şaşırdı ve bana rüyada olduğunuzu biliyorsunuz değil mi dedi. Çok şaşırmıştım ve bir anda beynime sorular yağmaya başladı. İlk hangi soruyu sormalıyım diye düşünüyordum ve tam ağzımı açmıştım ki adam bir şey söylemeyin doğru yerdesiniz ve tüm sorularınızın yanıtı ilerdeki odada dedi. Bir an önce ilerdeki odaya gitmek için sabırsızlanmıştım. Adam bana eşlik etti ve odaya girdik. Odada şehrin küçültülmüş hali vardı. Adam beni bir koltuğa oturttu ve anlatmaya başladı.

    “Rüyayı görme sebebiniz hayattan zevk almayışınız ve her şeyden bıkmış olmanızdır” diyerek söze başladı. Gittikçe ilginçleşen bir rüya olmaya başlamıştı bu ve rüya olmaktan çıkıyor gibiydi. Hayatınızı sıkıcı yapan şeylerden kurtulmalısınız ve size uygun yapacağınız işler bulmalısınız. Bu hayatınıza anlam katacak ve hayattan zevk almanızı sağlayacaktır deyince tam istediğimi söylüyor ama nerde o imkân diye düşündüm. Düşünme işini sona bırakmalı ve adamı dinlemeliydim. Adam beni ayağa kaldırdı ve eliyle şehrin maketini gösterdi. Bu gördüğünüz yaşadığımız evler 2–3 katlı her şey çok düzenli bir şekilde tasarlanıp her türlü şey düşünülmüştür diye pazarlamacı usulü konuşmaya başladı. Bu gördüğünüz gökdelenler iş adamalarının mekânıdır, şehrin ekonomik kalbi bu binalarda atar deyince aklıma birden Amerika geldi. Orda da böyle değil miydi sıradan diye cevap verdim. Adam aldırış etmeden konuşmaya devam etti ve üretim yerlerinin şehir dışında olduğunu gösterdi. Doğru olan da bu zaten diye düşünerek incelemeye devam ettik. Geniş arazilere kurulan her binanın insanlara hizmet veren mekânlar olduğunu söyledi. Hastane, kütüphane, okullar ve kamu binaları hepsi böyleymiş. Sıra insanlara gelmişti merakım giderek artıyordu bu şehir hakkında. Şehir olması gerektiği gibi planlanmış ve en güzel şekilde uygulanmıştı. “Peki ya insanları” dedim adama. Ve yine pazarlamacı usulü konuşmaya başladı. Merak etmesem hayatta dinlemezdim ama merakım ağır basmıştı. Anne ve babalar çocuk yapmak için devletten izin alırlar ve 4 çocuktan fazlası yasaklanmış durumdadır. Bizim dünyamızda yaşam ve insanlar farklıdır dedi ve bebeklerin 5 ayda doğduğunu söyledi. İlginçti dinlemeye devam diyerek ilgimi çektiğini belli ettim. Doğan çocuklar sağlık taramasından geçirilip liderimiz olup olmadığı tespit edilir. Doğan bebeğin liderimiz olup olmadığını yapılan sağlık taraması gösterir. Kalp atışları gereğinin 3 katı fazladır ve kromozom sayısı 48’dir, annesinden 24 babasından 24 alır. Fazla olan bu 2 kromozomda lider özellikleri vardır. Bunlar ölmeyen bir kalp ve ölmeyen bir beyindir. Liderlerimizin kalpleri ve beyinleri saklanır, yaşam boyunca ve gerektiğinde kullanılır. Beyindeki bilgiler her türlü ortama aktarılabilir, kalpleri ise ölüm tehlikesi geçiren insanlar için kullanılır. Her elli yılda bir lider doğar ve o lider aileden alınır çocuk yaşta. O çocuğu devleti yönetebilmesi için ülkenin yönetimine katkıda bulunan liderimize fikirlerini sunan danışma meclisi eğitir. Danışma meclisi eğittikten sonra liderimizin yanına gönderilir ve devletin yönetiminde görev almaya başlar. Diğer sıradan bebekler ise özel okullarda eğitilir ve belli bir yaştan sonra hangi işi yapabilirse kalplerinde onu taşımaya başlarlar. Terapistler eşliğinde meslek ortaya çıktıktan sonra o iş için eğitime başlanır. İlerleyen yaşlarında iş ile meşgul olmaya ve sosyal hayatını devam ettirmeye devam eder. Her insanın bir kartı vardır ve bütün harcamalarını o kart ile yaparlar. Devlet ulaşım için 16 yaşından sonra kişiye özel araba tahsis eder ve ona zimmetli olur. Arabaları çalıştırmak için dünyamızda yetişen özel bir bitkinin yağını kullanırız o da şehrimizi kirletmez. Bunu duyunca ne kadar güzel bir yermiş keşke bizim dünyamızda da böyle bitkiler olsa havada karbondioksit denen bir şey kalmazdı. Adam konuştukça benim hayranlığım artıyordu ama bu bir rüyaydı yapacak bir şey yoktu uyanmalıydım. Çünkü böyle güzel bir yerde yaşamak varken, var olan dünyada yaşamak daha bunaltıcı olacaktı. Şehri daha fazla tanımak istemediğimi ve rüyanın ne de olsa gerçek olmayacağını söyledim. Adam gülerek yanılıyorsunuz sizin gibilere nadir rastlanır ve liderimiz rüyayı isterseniz gerçekleştirebilir dedi. Bunu duyunca çok sevinmiştim. Ama neden böyle güzel bir hediye versin ki durduk yere diye düşününce, adamdan beklediğim şey geldi.turkeyarena.net Bir şart var dedi… Şehrin savunması için bir şey yapmanıza gerek yok, doğal bir savunma mekanizması vardır. Tehlikeli bir şey olduğunda saydam bir tabaka şehrimizi sarar ve hiçbir şey olmaz. Sizden herhangi başka bir şey de istenmiyor. Hatta gerçekleşmesini kabul ettiğinizde sizin için ev ve araba tahsis edilecektir. Sizden istediğimiz tek şey şehrimizin düzenini bozmamanız ve yaşamınızı hakkını vererek sürdürmenizdir. Bunları duyunca mutluluktan uçuyordum. Artık kurtulacaktım yaşamak istemediğim o yerden. Ve şehrin her şeyini öğrenmemem için bir sebep kalmamıştı. Adama kim olduğunu sormayacaktım ama artık burada yaşayacağıma göre aklımdaki bütün soruları sorabilirdim. Ve bende başladım konuşmaya siz kimsiniz? Burada ne görev yapıyorsunuz? Bu şehrin bir adı var mı? Sadece bu şehir mi var yoksa şehrin başka eyaletleri var mı? Adam bu kadar soruyu duyunca birden duraksadı ve ne kadar meraklısınız dedi. Bende ufak bir tebessümle karşılık verdim bu pek hoşnut kalmadığım espriye. Burada kütüphane görevlisi olarak bulunuyorum ve nadirde olsa rüya ile şehrimize gelen kişilere size verdiğim bilgileri veriyorum. Şehrimiz belli başlı kısımlara ayrılmıştır. Yaşam kenti, iş kenti ve tatil kenti olmak üzere 3 kısımdır. Bunun yanı sıra şehrimizde tarım alanı olarak kullanılan araziler bulunmaktadır. Şehir dışında ise fabrikalar bulunmaktadır. Yaşam kentinde normal hayatımızı ve sıradan sosyal yaşantımızı sürdürürüz. İş kentinde ise ekonomik faaliyetler, ithalat, ihracat her türlü iş yapılır. Gelir kaynakları giderler her türlü hesap kitap işi yapılır. Şehrin dışında sadece iş kenti insanlarını ilgilendirecek fabrikalar bulunmaktadır. Tarım alanında ise şehrimizin gelir kaynağı olan endüstri bitkileri yetiştirilmektedir. Yakıt olarak kullandığımız havaya zarar vermeyen bitki, birbirinden yararlı ve daha değişik bir sürü bitki. Hepsi orada yetiştirilir. İş kenti sakinleri de onların belli bir kısmını ihraç ederler başka ülkelere. Ülkeler arasında gelişmişlik düzeyinde en üst sıralarda yer almaktayız. Tatil kente gelince dert, keder bunlardan bir tanesi bile rahatsız edemez. O kente girerken ruhun temizlenerek girersin. Kentte sosyal hayat en üst seviyededir. Kentten çıktığında ruhun yeniden doğmuşçasına rahattır. Bedenin ise bütün hücrelerini orada yeniler çünkü oradaki bütün ağaçlar özeldir ve bunun gerçekleşmesini sağlar. Şehrin adını ilk liderimiz koymuş ve yüz yıllardır bu isimle hayatını sürdürmüştür. Adımız ‘Rüya Ülkesi’. Şehrimizin kurucusu ilk liderimiz rüyasında böyle bir şehirde yaşadığını görmüş ve uyandığında o şehirde yani bu güzel şehirde bulmuş kendini. Görevliye burada yaşamayı çok istediğimi söylemek istercesine gülümsedim ve bende uyandığımda burada olacak mıyım dedim. Elbette istediğin zaman neden olmasın dedi ve birden uyandım…

    Uyandığımda kendimi özgür ve rahatlamış hissediyordum. Etrafıma bakındım ve gülümsedim…

    Yeni evim ve yeni dünyam… Dolu dolu yaşadığım ve sıkılmadığım anlamlı bir dünya…
     



Sayfayı Paylaş