Ümit Yaşar Oğuzcan Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 21 Nisan 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    50 Yaş Şiiri

    Ne zaman baksam çevreme elli yıl sonra
    Hep aynı gördüklerim; bir keşmekeş, bir bozuk düzen
    Bir lokma ekmek uğruna tükenmesi insanların
    Yaşamak ve ölmek için hep aynı neden

    Sefil doymazlık: ete, kana, paraya
    Öylesi bir açlık ki eksilmeyen, bitmeyen
    İnsan, ezebildiğince mutlu insan, oğul
    Nereye gidersen git hep o tuzak, o dümen

    Küçük hesaplarla kabaran büyük hesaplar
    Ve değişmez çığlığı insanoğlunun: Ben, ben, ben!"
    Sen yok musun? Onlar yok mu? Biz yok muyuz?
    Nereye bu gidiş? Delicesine pupa yelken

    Söyle neyi değiştirebilirsin ki tek başına
    Yıldırırlar, sustururlar vururlar seni de hemen
    Düşler bitmişse, gerçekler bir tokat gibi inmişse
    Tek başına mutlu ol bakalım, olabilirsen

    En güzeli sevmek diyeceksin insanları tümüyle
    Usanmadan, bir şey ummadan, beklemeden
    Ver, durmadan ver, eller uzanmış, baksana
    Ver ki; kurulsun sofra, başlasın şölen

    Bir yanda umutların, düşlerin, düşüncelerin
    Bir yanda aldığını geri vermez koca bir evren
    Bak! Bütün ağızlar yutmaya hazır seni
    Bir noktadan, bir lokmadan başka nesin sen

    Dönüp gerilere bakıyorum, bir de kendime
    Elli yıl geçmiş, ha gün, ha yarın derken
    Değişen birşey yok, bir şaşkın benden başka
    İşte aynı yol, aynı kapı, aynı merdiven

    Hani nerdeler? Kimi yitmiş kimi gitmiş dostların
    Bir ak saçlı anan kalmış yolumu bekleyen
    Sabah-öğle-akşam . . . Hep o tekdüze yaşam
    Ve kırılmış bir kalple yorulmuş bir beden

    İşte böyle geçti yıllar. bozbulanık
    Ben sevdim, ben ağladım, başkalarıydı gülen
    Ne zaman uzattıysam ellerimi, parçalandı
    Mutluluk serseri bir mayındı denizlerimde yüzen

    Ümit Yaşar Oğuzcan


    Acılar Denizi

    Ben acılar denizinde boğulmuşum
    İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
    Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
    Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

    Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
    Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
    Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
    Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

    Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
    Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
    Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

    Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
    Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
    Yılların içimde bıraktıklarını...


    Adak şiiri

    Sana şiirler okuyacağım, gitme
    Güneşler doğacak yalnızlığımdan
    Sana bir ışık getireceğim
    Büyük aydınlığımdan

    Sana bir dolu umut getireceğim
    Küçük ellerine sığmayacak
    Sana Afrika gecelerini getireceğim
    Sımsıcak

    Sana çiçekler getireceğim
    Bozulmuş güz bahçelerinden
    Sana bir serinlik getireceğim
    Yağmur tanelerinden

    Sana avuç avuç yıldız getireceğim
    Güneşimden başka
    Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim
    Köpük köpük dalga dalga

    Sana bir rüzgar getireceğim
    Dağlardan, tepelerden
    Gitme, sana zamanı getireceğim
    Zamanın bittiği yerden


    Andıkça


    Ne zaman seni düşünsem içim ürperir
    Seninle geçen her saat, her gün gelir aklıma
    Bir akşam vakti gelir bir deniz kıyısı gelir
    O eşsiz hatıralar bütün gelir aklıma
    Ne yapsam unutamam yaşadığımızı
    Sevgindi sevgilerin en yalansızı
    Şimdi nerde bir gül görsem kırmızı
    Dudaklarımı uzun uzun öptüğün gelir aklıma
    Bir çıban büyürcesine ortasında gecenin
    Dolar yüreğime hüznü seni sevmenin
    Dünyada ne benim yerim var artık ne senin
    Ağlarım başucunda ölümün gelir aklıma.


    Aşk Heykeli


    bir gün bu şehrin en yüksek tepesine
    senin heykelini dikeceğim
    limana yanaşan gemilerden önce sen görüneceksin
    sen yol göstereceksin karanlıklarda
    pullarda senin resmin olacak
    vitrinlerde senin fotoğrafların
    bu şehre gelenlere
    önce seni gösterecekler
    bense dilediğim gibi
    günün her saatinde yalnız seni göreceğim
    ve
    karlı, soğuk bir kış günü
    senin o duygusuz ayaklarının dibinde
    can vereceğim.


    Affet Beni Dünya


    Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde
    Cümle düşmanlarımı affettim
    Yediğim meyvalardan
    Kokladığım çiçeklerden af diliyorum
    Yerde yürürken gördüğüm
    Sebepsiz kanına girdiğim
    Zevk için öldürdüğüm
    Böceklerden af diliyorum
    Dağdan, topraktan, taştan
    Evlattan, akrabadan, arkadaştan
    Yağan yağmurdan, doğan güneşten
    Denizlerden, göklerden af diliyorum
    Yıllardır kahrımı çeken kadından
    Ondaki yaşamak ümidinden
    Baba evinden, ana sütünden
    Yediğim ekmeklerden af diliyorum
    Kadrini, kıymetini bilmediğim
    Hayali ile bahtiyar olmadığım
    Otuz yıl arayıp bulmadığım
    Geleceklerden af diliyorum


    Aşk Mıydı O?


    Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
    Neydi çekip kendine, beni bağlayan
    Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
    Elleri ta içimde o dev miydi
    Etime bir alev değmişçesine
    Nasıl da yakardı öptüğü zaman
    Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
    Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine
    Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
    Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
    Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
    O delice sürdürmeler yaşantımızı
    Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
    Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
    Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
    Ve en kuytularda buluşmak korka korka
    Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
    Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
    Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
    Apansız düşmek yükseklerde bir yerden
    Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
    Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
    Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
    Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de


    Aşk Şairi


    Acılar vardır, bir de çaresizlikler
    Ne zaman başladıysa benim öyküm
    Yürüdük, kimbilir kaç yıl beraber
    Bir yanımda aşk, bir yanımda ölüm
    Durup durup kirlendim yaşadıkça
    Aşktı beni yıkayan, Arıtan su
    Dünyamı saran bir uçtan bir uca
    Hep o bir gün sevememek korkusu
    Ben kalbimi o taşlarda biledim
    Bütün pisliklerini yeryüzünün
    Kazıdım hançerimle yeniledim
    Son dakikasında bile ömrümün
    Ben Tanrıdan başka bir şey istemem
    Her sevgiye açık olsun pencerem


    Ayrılık Günü


    Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce
    Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı
    Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm
    Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı

    Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakaklarımda
    Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar
    Derinden ses verir içimde bir tel
    Sonra, birdenbire kırılır, kopar

    Yeryüzü çekilir altından ayaklarımın
    Geçer başıma çöken bir tavan gibi gökyüzü
    Durmadan çalınır kulaklarımda
    Şarkıların en hüzünlüsü

    Seni alıp uzaklara giden otobüs
    Benim üzerimden geçer hışımla
    Devrilir, bakakalırım ardından
    Bir sel gibi akan gözyaşımda...

    Artık ne yapsam boş, teselliler faydasız
    Karanlık gitgide en derinlere çeker beni
    Çaresiz, bütün sokaklarında bu şehrin
    Böyle perişan beklerim dönmeni

    Dolaşır birbirine yorgun ayaklarım
    Ellerimi koyacak bir yer bulamam
    Nereye gitsem, en koyusu acıların
    Ne yana baksam, çıldırtan bir akşam

    İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem
    Böyle durup durup senden ayrılmak varsa
    Orada bir mezar kazılır benim için
    Ayrılığın nerede başlarsa.


    Bana Bir Şarkı Söyle


    Özledim sesini ne olur konuş
    Bir gül açtır zamanların ötesinden
    Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
    Gök mavisinden, deniz mavisinden
    Bana bir şarkı söyle
    İçimde bir şey kımıldıyor
    Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
    Bir baksana ne haldeyim deli divane
    Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
    Bana bir şarkı söyle
    Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
    Dökül karanlığıma ışıklar gibi
    Al beni, en uzaklara götür
    Sesin aksın içimde bir pınar gibi
    Bana bir şarkı söyle
    Bütün renkleri kat birbirine
    Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
    Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
    Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
    Bana bir şarkı söyle
    Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
    Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
    İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
    En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
    Bana bir şarkı söyle


    Bekleyenler İçin


    Bir ayak sesi duymayayım
    Kapıya koşuyorum
    Gelen sen misin diye
    Bir sarı saç görmeyeyim
    Yüreğim burkuluyor
    Ağlamaklı oluyorum
    Her şey bana seni hatırlatıyor
    Gökyüzüne baksam
    Gözlerinin binlercesini görürüm
    Bir rüzgar değse yüzüme
    Ellerini düşünmeden edemem
    Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
    Tadı senden gelir
    Yediğim yemişlerin
    İçtiğim içkilerin
    Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
    Bu emsalsiz hüzün
    Seni beklediğim içindir

    Resmine bakamaz oldum
    Uykulardan korkuyorum artık
    Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
    Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
    Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
    Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

    Ve şu saat geldiğin anda
    Durabilir sevincinden
    Zaman çıldırabilir
    Çünkü benim dünyamda
    Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

    Bir çocuk doğmayı bekler
    Bir ağır hasta ölmeyi
    Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
    Yalnız bir kadın sevilmeyi
    Ve düşün ki bir adam
    İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
    Seni bekler
    Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

    Sen gelinceye kadar
    Pencerem kapalı duracak
    Rüzgar gelmesin diye
    Artık perdeleri açmayacağım
    Gün ışığı girmesin diye
    Sonra kahrolacağım
    Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
    Ve günlerce gecelerce haykıracağım
    Nerdesin diye, Nerdesin?

    Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
    Biliyorum
    Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
    Yıllarca sonra
    Öldüğüm gün bile gelsen
    Bütün bu bekleyişimi ve öldüğümü unutup
    Çocuklar gibi sevineceğim
    Kalkıp sarılacağım ellerine
    Uzun uzun ağlıyacağım.


    Ben Bir Eylül Sen Haziran

    Bir eylüldü başlayan içimde
    Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    Çimenler sararmıştı
    Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    Deli deli esiyordu rüzgar
    Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
    Neydi o bir zamanlar
    Sevmişliğim, sevilmişliğim
    O heyheyler, o delişmenlikler neydi
    Ne bu kadere boyun eğmişliğim
    Ne bu acıdan korlaşan yürek
    Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne
    Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
    Beni kötü yakaladın haziran
    Gamlı, yıkık eylül sonuma
    Bir ilkyaz tazeliği getirdin
    Masmavi göğünle
    Cana can katan güneşinle
    Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    Çiçekler açtı dokunduğun
    Çimler büyüdü yürüdüğün
    Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde
    Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    Dallarım yere değiyor
    Güneşi batmadan saçlarının
    Bir dolunay doğuyor bakışlarından
    Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan
    Ölebilirim artık
    Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    Baksana; parmak uçlarım ateş
    Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden
    Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    Benimle meydan oku her çaresizliğe
    Benimle uyu, benimle uyan
    Birlikte varalım onüçüncü aylara
    Ben bir eylül, sen haziran.


    Beyaz Güvercin

    Süzülüp mavi göklerden yere dogru
    Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

    Aldim elime, usul usul okşadim
    Sevdim, gençligimi yeniden yaşadim

    Bembeyazdi tüyleri, öyle parlakti
    Açsam ellerimi birden uçacakti

    Egildim kulagina; dur, gitme dedim
    Hareli gözlerinden öpmek istedim

    Duydum; avuçlarimda sicakligini
    Duydum; benden yillarca uzakligini

    Çirpinan kalbini dinledim bir süre
    Ve uçmak istedim onunla göklere

    Ak güvercinin iri gözleri vardi
    Güzelliginden fişkiran bir pinardi

    Soguk sularindan içtim, serinledim
    Çaglayan bir nehrin sesini dinledim

    Belki buydu sevmek hayat belki buydu
    Işil işildim, gözlerim dopdoluydu

    Bir name yükseldi sevinçten ve hazdan
    Bir name yükseldi, güzelden beyazdan

    Uzatti sevgiyle pembe gagasini
    Birden ögrendim hayatin manasini

    Kaderde sevgiyi sende bulmak varmiş
    Seninle bir çift güvercin olmak varmiş


    MİLYON KERE AYTEN


    Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
    Oh ne iyi
    Ayten'li içkiler içip
    Sarhoş oluyorum ne güzel
    Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
    Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
    Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
    Ayten üstüne
    Saatim her zaman Ayten'e beş var
    Ya da Ayten'i beş geçiyor
    Ne yana baksam gördüğüm o
    Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
    Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
    Günlerden Aytenertesidir
    Odur gün gün beni yaşatan
    Onun kokusu sarmıştır sokakları
    Onun gözleridir şafakta gördüğüm
    Akşam kızıllığında onun dudakları
    Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
    Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
    Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
    Onu siz de seversiniz benim gibi
    Ama yağma yok
    Ayten'i size bırakmam
    Alın tek kat elbisemi size vereyim
    Cebimde bir on liram var
    Onu da alın gerekirse
    Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
    Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
    Parasızlık da bir şey mi
    Ölüm bile kötü değil
    Aytensizlik kadar
    Ona uğramayan gemiler batsın
    Ondan geçmeyen trenler devrilsin
    Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
    Kapansın onu görmeyen gözler
    Onu övmeyen diller kurusun
    İki kere iki dört elde var Ayten
    Bundan böyle dünyada
    Aşkın adı Ayten olsun


    BİR BAŞKA İSTANBUL


    Oturdum başka bir İstanbul düşündüm
    Daha çok sen olan daha bir seninle
    Yeşili daha yeşil, mavisi daha mavi
    O, herşeyi daha güzel yapan ellerinle

    Sildim bütün yıldızları gökyüzünden
    Yerine gözlerini koydum, gözlerini
    Serdim saçlarını üstüne İstanbul'un
    Dudaklarının rengine boyadım heryerini

    Şimdi İstanbul aydınlık, öyle pırıl pırıl
    Estirdiğim senin kokundur denizlerden
    Senin güzelliğinle süsledim bahçeleri

    Seni İstanbul yaptım, İstanbul'u sen
    Her sokağına şiirini yazdım satır satır
    Şimdi bütün semtleri bu şehrin seni anlatır

    Ümit Yaşar Oğuzcan
     



Sayfayı Paylaş