Türklerle ilgili Hadis-i Şerifler

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve abdulkadir tarafından 3 Ekim 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları seveceği, onlarında kendisini seveceği bir kavim getirir ki; Onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayanın kınamasından çekinmezler. Bu Allah’ın lütfu inayetidir ki, onu kime dilerse ona verir. Allah ihsanı bol olan, en çok bilendir. (Maide suresi:54)

    Bu ayet-i kerimenin, başta Vani Mehmed Efendi, Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Bediüzzaman Said-i Nursi ve Celal Yıldırım Hoca başta olmak üzere bir çok İslam alim ve mütefessire göre Türkler’i işaret ettiği kabul edilmektedir.

    • Kaşgarlı Mahmut Divanı Lügat-it Türk isimli eserinde Buhara ve Nişabur hadis imamlarından şu hadis-i kutsi’yi rivayet etmektedir: “Ulu ve Aziz olan Allah diyor ki; Benim Türk ismini verdiğim ve doğuda yerleştirdiğim bir takım askerim vardır ki, her hangi bir kavme karşı gazaba gelecek olursam o Türk askerimi işte o kavmin üstüne saldırtırım.” (Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügat-it Türk, C.1., 294 –1333 İst basımı)

    • Kostantiyye (İstanbul) mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır ve o asker ne güzel askerdir. Buhari (et-Trah-ul Kebir, cilt 1, kısım 2, sayfa: 81) Ahmed bin Hanbel (Müsned IV/42, kahire 1313) El-Hakim (el-Müstedrek IV/42-422, Haydarabat 1335)

    • Türk dilini öğreniniz, çünkü Türlerin çok uzun sürecek bir hâkimiyetleri vardır. (Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügat-it Türk, C.1.,s:3 –1333 İst basımı)

    • Benim ümmetimi öyle bir kavim sürüp, kovalayacaktır ki; onların yüzleri (yuvarlak ve) enli, gözleri (çekik ve) küçük, çehreleri sanki üzeri derilerle kaplanmış kalkanlar gibidirler. Onlar üç defa Arabistan yarımadasına kadar ilerleyeceklerdir. İlk istilada onların önlerinden kaçanlar kurtulacaktır. İkinci istilada hücuma uğrayanlardan bazıları helak olacak ve bazıları da canlarını kurtaracaklardır. Üçüncü istilada ise onların kökleri kesilecektir (Artık istilalar son bulacaktır) işte onlar Türkler’dir. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Türkler (çok yakın bir gelecekte) atlarını Müslüman mescidlerinin direklerine bağlayacaklardır. Ebu Davud (Nuseym b. Hammad, Kitabü’l Fiten, Atıf Ktp. No: 602, V.121122)

    • Türkler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyiniz. Çünkü milletimin mülkünü ve Allah’ın ona olan ihsanını en evvel Kantura (Türk) nesli alacaktır. İmam Taberani (Mu’cem’ül-Kebir ve Mu’cem’ül Evsat isimli eserinde)

    • Habeşliler sizle uğraşmadıkça siz de onlarla uğraşmayınız. Hele Türkler size dokunmadığı sürece siz de Türkler’e (sakın) dokunmayınız! Ebu Davud (Sünen-i Davud, IV.s:112)

    Yukarıdaki hadis-i şerif Cüveydi tarafından şöyle nakledilmiştir: “Türkler sizlere dokunmadıkça siz de Türkler’e dokunmayınız. Zira onlar çok sert ve haşin tabiatlı kimselerdir.” (El-Cüveyni; Tarih-i Cihan-güşa, 1, s:11)

    Aynı hadis-i şerifi Hamavi ise ashabdan Hz. Muaviye’den şöyle nakletmiştir: “Sakın onların üzerine süvari birlikleri göndermeyiniz (harp etmeyiniz) Türkler ve Habeşliler size dokunmadığı sürece siz de onlara dokunmayınız.”

    • İmam Taberani Hz. Muaviye’den şöyle nakleder: İbn-i Zi’l Kela anlatıyor: Bir gün Muaviye’nin yanındaydım. Ermeniye vilayetinin valisinden posta geldi. Muaviye valinin mektubunu okudu, hiddetlendi; sonra kâtiplerinden birini çağırdı ve ona valinin tahriratına şöyle yaz, dedi. ‘İdarendeki araziye Türkler’in akın ve yağma ettiklerinden bunun üzerine arkalarından takip kuvvetlerini sevkettiğinden ve bu takipçilerin yağma edilen şeyleri onlardan istirdat etmiş olduklarından bahsediyorsun. Anan sana matem tutsun, sakın bir daha öyle bir harekette bulunma, Türkleri kışkırtma ve onlardan hiç bir şey istirdat etme. Çünkü ben Resulullah’dan işittim. Buyurdu ki; “Türkler yavşan otu biten yerlere (Avrupa’ya) kadar ilerleyeceklerdir.”

    • Hıfz, on kısma ayrılmıştır: Dokuzu Türkler’de, biri diğer insanlardadır. (Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi (Ramuz’ul-Ehadis 4140 nolu hadis)

    Hıfz kelimesi bazı kitaplarda hafızlık, kavrama kabiliyeti olarak tercüme edilmiştir. Merhum Mehmed Vani Efendi’ye göre ise muhafazakârlık yani dinini, milletini, vatanını, maddi ve manevi değerlerini, örf ve âdetlerini, namusunu koruma duygusunun her milletten çok Türk milletindedir.

    • Taberi şöyle anlatmaktadır: Hz. Peygamber Arap kabilelerin hücumu yılında (Hendek savaşı) Medine’nin etrafında kazılmak istenen hendeğin sınırlarını çizdi... Biz hiçbir zaman bu sınırları aşmak istemiyorduk. Salman hendekten çıkarak Hz. Peygamberin bulunduğu yere geldi. Bu sırada O bir Türk çadırını kurmakla meşgul bulunuyordu. (et-Taberi II. S:568)

    • Ebu Said el-Hudri demiştir ki; Hz. Peygamber ramazanın ilk on gününde itikâfa girmiştir. Sonra ortasındaki on günde tentesi üzerinde hasır bulunan bir Türk çadırında itikâfa girmiştir. Ebu Müslim.

    • Resulullah Efendimiz bir gece rüyasında peşine önce siyah bir koyunun, sonrada bir beyaz koyunun takıldığını görüyor. Sabahleyin mescid-i saadete gelip namaz kıldırdıktan sonra sırf iltifat olsun diye bu rüyanın yorumunu Ebubekir Sıddık Hazretlerine bırakıyor. Bu iltifata hem sevinen, hem de mahcup olan Ebubekir (r.a): “Mademki, öyle arzu buyurdunuz, yorumunu yapayım. Ey Allah’ın Peygamberi1 Peşinize ilk takılan siyah koyun Arapları, sonra da takılan beyaz koyun beyaz bir ırkı temsil eder. Yani önce Araplar size inanıp peşinize takılacak, sonra da beyaz bir ırk İslam’a girip size uyacak...” rüyadaki siyah koyun Arapları, beyaz koyun ise Türkler’i işaret etmiştir. Çünkü bir müddet sonra beyaz yüzlü olan Türkler İslam’a girmişlerdir.

    • Ata, bana İbnu Hişamın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki: "O bunu nasıl yasaklar, Resulullah (sav)ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!" Ben Ataya sordum: "Onların beraber hacdan örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?" "(Evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şahid oldum!" diye cevap verdi. Ben tekrar sordum: "Pekala erkeklere nasıl karışırlardı?" Şu cevabı verdi: "Erkeklere karışmazlardı, Hz. Aişe (ra) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." Hatta bir kadın kendisine: "Ey müminlerin annesi, yürü (Hacerül-Esvede elimizi değerek) istilam edelim!" demişti de Hz. Aişe ona: "Sen dilediğin şekilde git" deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.) [Beytullaha girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi.] (Ata devamla): "Ben (Mekke kadısı) Ubeyd İbnu Umeyrle birlikte, Müzdelifedeki Sebir dağında mücavir (yani ikamet eder) olan Hz. Aişe (ra)nin yanına giderdim" dedi. Ben hemen sordum: "Pekâlâ Hz. Aişenin örtüşü ne idi?" "Keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırının içindeydi. Çadırın bir perdesi vardı. Aişe (sav) ile bizim aramızda bu perdeden başka bir şey yoktu. Ben Hz. Aişenin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm." (Ravi (r.a.): İbnu Cüreyc Kaynak: Buhari, Hacc 64)

    • Ebu Sekine (ki Muharrerlerden bir kimsedir) Resulullah (sav)ın bir sahabesinden naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizi bıraktıkları müddetçe siz de Habeşileri bırakın. Sizi terkettikleri müddetçe Türkleri terkedin." (Ravi (r.a.): Ebu Sekine Kaynak: Ebu Davud, Melahim 8, 4302) ü


    Ebû Sekîne ...(ki Muharrerler'den bir kimsedir) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bir sahabesinden naklen anlatıyor:-

    ... "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:-

    "Sizi bıraktıkları müddetçe siz de Habeşîleri bırakın. Sizi terkettikleri müddetçe Türkleri terkedin." (Ebû Dâvud, Melâhim 8, (4302).)

    AÇIKLAMA:-

    1- Şârihler, "Habeşiler sizi bıraktığı müddetçe onları bırakın" ifadesini:- ..."onlar size saldırmadıkça siz de onlara karşı savaşı ilk başlatan olmayın" şeklinde anlamışlardır.
    Keza Türklerle ilgili cümleyi de:-
    ... "Türkler sizi terkettiği, size savaş açmadığı müddetçe siz de onlara taarruz etmeyin, Türkler size taarruz etmede önce davranırsa siz o zaman onlara mukabele edin" şeklinde anlamışlardır.
    Hattabî (radıyallahu anh) der ki:-
    ... "Bu hadisin قَاتِلُوا الْمُشْرِكَاقَّةً "Müşriklerle topyekün savaşın..." (Tebve 36) âyetiyle te'lifi şöyledir:-
    ... Âyet mutlaktır, hadis ise mukayyeddir, mutlak mukayyede hamlonulur ve hadisle âyetin âmm olan hükmü tahsis edilir.
    Nitekim mecusiler hakkında da böyle yapılmıştır.
    Zira onlar da kâfir oldukları halde سَنُّوا بِهِمْ سُنَّةَ اَهْلِ الْكِتَابِ "Mecusilere Ehl-i Kitap muamelesi uygulayın" hadisi esas alınarak onlara ehl-i kitap muamelesi tatbik edilerek cizye alınmıştır."
    Tîbî merhum;-
    nesh ihtimaline yer vererek: -
    "Hadis İslâm'ın zayıflığı sebebiyle varid olmuştur da âyet onu nesh etmiş olabilir" der.

    2- Habeşlilerin ve Türklerin terkedilmeleri ve savaş dışı bıkakılmalarının sebebini âlimler şöyle açıklamıştır:-
    ... "Müslümanlarla Habeşliler arasında korkunç çöller, susuz sahralar var. Onlara ulaşmak yorucu, zor ve pek meşakkatli olduğu için, müslümanları bununla mükellef tutmadı.
    Türklere gelince;-
    ... onların gücü şiddetlidir, memleketleri soğuktur.
    İslâm'ın ordusu olan Araplar ise sıcak iklimin insanlarıdır, bu sebeple onları buralara gitmekle mükellef tutmadı.
    Bu iki sır sebebiyle onları diğer milletlerden ayrı mütâla etti. Ancak onlar zorla İslâm memleketlerine girerlerse, el-iyâzubillah hiçkimseye (hadis yasaklıyor diye) kıtali terketmek câiz olmaz.
    Zira böyle bir durumda cihâd farz-ı ayn olur.
    Önceki durumda ise farz-ı kifayedir."
    Âlimlerin bu görüşünü kaydeden Aliyyu'l-Kâri der ki:-
    ... "Aleyhissalatû vesselâm, bu mânaya "Onlar sizi terkettikçe..." cümlesiyle işaret buyurmuştur.

    Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:-
    ... "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:-

    ..."Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz.
    Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, (2912); Ebu Davud, Melahim 9, (4303, 4304); Tirmizî, Fiten 40, (2216); Nesâî, Cihad 42, (6, 45).)

    AÇIKLAMA:-

    Burada, Müslümanların mutlaka savaşacakları bir kavmin fizyolojik tasviri yapılmakta, fakat ismi verilmemektedir.
    Bu tasvire göre, ayakkabıları, koyun yünü, keçi kılı veya deve yünü gibi şeylerden imal edilecektir.
    Yüzleri de kalkan gibi geniş ve burunları da yassı olacaktır.
    Muhaddisler, bu kavmin Türkler olduğunda müttefiktirler.
    Buharî' nin bu hadisi verdiği bablardan birinin adı; بَابُ قِتَالِ التُّرْكِ "Türklerle Savaş Babı"dır.
    Hadisin burada kaydedilen vechinde Türk kelimesi geçmezse de, Buharî'nin aynı babta kaydettiği müteakip hadiste Türk kelimesi de geçer:-
    ... "Küçük gözlü, kırmızı yüzlü, yassı burunlu, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olan, (kıldan ma'mul elbise giyen ve kıl içerisinde yürüyen) Türk(ler)le savaşmadığınız müddetçe kıyamet kopmaz.."
    Hadiste, yüzün kalkana benzetilmesi Beyzavî'ye göre yüzün geniş ve yuvarlak olmasındandır, kılıflı denmesi de sertliği ve etinin çokluğundandır.

    Ayakkabılarının kıldan olmasından maksad, bazı şarihlerce, saçlarının ayakkabılarına değecek kadar uzun olmasıdır.
    Bazıları da:-
    ... "Bundan maksad onların, ayakkabılarını örülmüş (keçeleşmiş) kıl ve yünden yapmalarıdır" demiştir.
    Bugün çobanların ve hatta köylülerin hâlâ kullandıkları ve keçeden yapılan "kepenk"in kastedilmiş olması da muhtemeldir.
    Ayakkabılarının da kıldan olması, geçmiş devirlerde giyilen ve kılı yolunmamış deriden yapılan çarığa işaret de olabilir.
    Çarığın iç kısmı, yerin sertliğini hafifletmek maksadıyla keçe ile beslenip takviye edilmesi de hadisi te'yid eden bir durumdur.(1)

    İbnu Hacer bu hadisin şerhi sadedinde Türklerle ilgili olarak şu açıklamayı sunar:-
    ... "Sahabe zamanında şu hadis meşhur idi: اُتْرُكُوا التُّرْكَ مَا تَرَكُوكُمْ "Türkler sizi bıraktıkça, siz de onları bırakın (onlarla savaşmayın)."
    Taberâni bunu Hz. Muaviye rivayeti olarak kaydeder.
    Hz. Muaviye:-
    ... "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın böyle söylediğini işittim!" demiştir.
    Ebu Ya'la aynı hadisi bir başka vecihten olmak üzere Muaviye İbnu Hudeyc'ten rivayet eder.
    İbnu Hudeyc der ki: "Ben Hz. Muaviye'nin yanında idim.
    Ona amilinden Türklerle karşılaştıklarına ve onları hezimete uğrattıklarına dair bir mektup gelmişti.
    Hz. Muaviye bu habere öfkelendi.
    Sonra amiline:-
    ... "Benden emir gelmedikçe onlarla savaşmayın, çünkü ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın إنَّ التُّرْكَ تَجْلِي الْعَرَبَ حَتّى تَلْحَقَهَا بِمَنابَتِ الشّيح "Türkler, Arapları sürecek ve yavşan otunun bittiği yerlerde onlara yetişecek" dediğini işittim. Bu sebeple onlarla savaşmaktan hoşlanmıyorum."

    Müslümanlar Emevîler zamanında Türklerle savaştılar.
    Müslümanlarla onlar arasında büyük mesafe vardı, burası yavaş yavaş fethedilerek açıklık kapandı.
    Türklerden çok sayıda esir alındı.
    Türklerde büyük bir güç ve şiddet bulunduğu için melikler onlara sahip olma hususunda aralarında adeta yarış yaptılar.
    Öyle ki, Mu'tasım zamanına gelindiğinde askerlerin çoğunluğunu onlar teşkil etti.
    Zamanla Türkler Melik'e galebe çaldılar, oğlu Mütevekkil'i öldürdüler, sonra birer birer onun çocuklarını öldürdüler.
    Keza Samanîlerin melikleri de Türklerdendi.
    Böylece acem diyarlarına da galebe çaldılar.
    Bu diyarlara sonraları, Sebüktekin hanedanı bunların peşine de Selçukîler hakim oldu.
    Hakimiyetleri Irak, Şam ve Rum diyarlarına kadar uzandı.
    Bunların etbaları Zengîler, onların etbaları da Eyyubîler olarak devam ettiler.
    Türk olan bunlar çoğalarak Mısır, Şam ve Hicaz diyarlarına hakim oldular. Bunlar hicrî beşinci yüzyılda Selçukîlere karşı hücuma geçip memleketi harap, insanları perişan ettiler.
    Derken Büyük Musibet (et-Tammetu'l-Kübra) Tatarlardan geldi:-
    ...Hicrî altıncı yüzyıldan sonra Cengiz Han çıktı ve dünyayı ateşe verdi. Bilhassa Meşrık tarafları büyük ekseriyeti ile bu felakete maruz kaldı.
    Onların şerrinden nasibini almayan belde hemen hemen yoktu.
    Altı yüz elli altıda, Bağdat'ın harab edilip son Abbasî halifesi Mu'tasım'ın onların eliyle öldürülmesi vukua geldi.
    Bunların bekayası, topal manasına gelen Leng lakabıyla meşhur Timur adındaki kişi gelinceye kadar tahribata devam ettiler.
    Timur, Şam diyarına geçti, oraları talan etti.
    Şam nehrini yakıp harabeye çevirdi. Batı'da Rum, doğuda Hind diyarlarıyla bunlar arasındaki yerlere hakim oldu.
    Allah onu alıp, çocukları arasına tefrika sokuncaya kadar hakimiyeti uzadı. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu sözünde haber verdiği hususların hepsi böyle zuhur etti.

    اِنَّ بَنِي قَنْطُورَةَ اَوَّلُ مَنْ سَلبَ اُمَّتِى مُلْكَهُمْ "Ümmetimin hakimiyetini ilk defa ortadan kaldıracak olan Benû Kantûra'dır."
    Bu hadisi Taberâni, Hz. Muaviye rivayeti olarak kaydetmiştir.
    Benî Kantûra'dan murad Türklerdir.

    Dendiğine göre, Kantûra, Hz. İbrahim aleyhisselam'ın bir cariyesinin adıdır. Bundan birkısım çocukları oldu.
    Bunlardan Türkler çoğaldı.
    Bu rivayeti kaydeden İbnu'l-Esir, makul bulmaz ve reddeder.
    Ancak şeyhimiz, el-Kamus'ta bunun doğruluğunda cezmeder (kesin kanaat beyan eder).
    Benî Kantûra'dan muradın Sudanlılar olduğuna dair başka görüş kaydeder.

    Hadiste geçen "ümmetim" tabiriyle, Aleyhissalâtu vesselâm'ın ümmet-i nesebi kasdettiği, "ümmet-i davet"i kasdetmediğini belirten İbnu Hacer, Türkler hakkında bir başka babta başka bilgiler kaydettiğini ilave eder.
    İlgili babta şu açıklamalara yer verir:-
    ... "Türklerin aslı hususunda ihtilaf edilmiştir.
    Hattâbî: "Onlar Benû Kantûra (Kantûra evladları)dır.
    Kantûra Hz. İbrahim'in cariyesi idi. Lügatçi Kürau'n-Neml:-
    ... "Bunlar Deyledir" demiştir. Ancak, "Onlar Türklerden bir cinstir, Guzz da(2) öyle" denilerek bu görüş tenkid edilmiştir.
    Ebu Amr:-
    ..."Türkler, Yafes'in zürriyetindendir.
    Bunlar birçok boylara ayrılır" demiştir.
    Vehb İbnu Münebbih der ki:-
    ... "Onlar Ye'cüc ve Me'cüc'ün amca çocuklarıdır.
    Zülkarneyn, seddini inşa ettiği zaman, Ye cüc ve Me'cüc'den bir kısmı gaibdiler, onlar terkedildiler.
    Böylece kavimleriyle birlikte (seddin dahiline) giremediler.
    Bu sebeple (terk kökünden olmak üzere) onlara Türk denildi."
    Türklerin Tübba neslinden oldukları da söylenmiştir.
    Keza Efrîdun İbnu Sam İbni Nuh zürriyetinden oldukları, keza Yafes'in kendi sulbünden oldukları, keza İbnu Kûmi İbni Ya'fes zürriyetinden oldukları da söylenmiştir.

    Bir kısmı, tarihen varlığı bilinen, ırkî taassuba dayanan yorum ve efsane karışımı bu rivayetleri, eski kitaplarda mevcut olanlar hakkında bir bilgi vermiş olmak için aynen kaydettik.
    Sünnî İslam'ın, gerek Şia tehlikesine karşı dahilî ve gerekse Haçlılar başta olmak üzere dış düşmanlara karşı haricî tehlikelere karşı en az bin yıllık himayesini fiilen deruhte etmiş olan milletimiz hakkında Vehb İbnu Münebbih'ten kaydedilen efsane nevinden rivayetlerle yanlış bir kanaat hasıl olmaması için, asrımızın büyük müfessir ve yorumcusu Bediüzzaman'ın Kur'an hizmeti adına, milletimiz hakkındaki hasbî yorumunu aksettiren birkaç pasajını buraya kaydetmeyi gerekli buluyoruz:-

    "İşte ey ehl-i Kur'an olan şu vatanın evladları! Altı yüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri bin senedir, Kur'ân-ı Hakîm'in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur'ân'ı ilan etmişsiniz.
    Milliyetinizi, Kur'ân'a ve İslamiyet'e kal'a yaptınız.
    Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehacümatı defettiniz.
    Ta (Meâlen):-
    ... "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onların yerine öyle bir kavim getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever.
    Onlar mü'minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı izzet sahibidirler.
    Allah yolunda cihad ederler ve dil uzatanların kınamasından da korkmazlar..." (Mâide 54) âyetine güzel bir masaddak oldunuz..."

    "Bediüzzaman'a göre, "Türkler Fahr-i Kâinat (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da övgüsüne mazhar olmuştur:-
    ... "Türkler hakkında sena-i Peygamberî muhakkaktır.
    Birkaç yerde Türklerden ehemmiyetle bahsetmiş hadis var.
    Fakat bu hadisin hakiki sureti ne olduğunu, yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmadığından bilemiyorum.
    Fakat manası hakikat ve Türk milletinin sena-i Peygamberîye mazhar olduğu hakikattır.
    Bir nümunesi Sultan Fatih hakkındaki hadistir."

    Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor.
    ..."Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:-
    ... "Sizler, gözleri küçük, yüzleri geniş yuvarlak bir kavimle savaşmadıkça Kıyamet kopmayacaktır.
    Onların gözleri çekirge gözleri gibi olup yüzleri de kat kat deri ile kaplanmış kalkanlar gibidir.
    Kıl ayakkabılar giyerler, deriden mamul kalkanlar edinirler ve atlarını hurma ağaçlarına bağlarlar."

    (1) Tasvir ettiğimiz şekilde çarık ayakkabılar 1950'li yılların ortalarına kadar giyilirdi. Çarığın alt kısmını ve etrafını besleyen keçe vs.'ye de dolak denirdi.
    (2) Guzz'un Oğuz demek olduğu açıktır.
    Kütüb-i Sitte - Prof. Dr. İbrahim Canan



    TÜRK'lerin Muhafazakârlığı ile ilgili Hadis-i Şerif!
    TÜRKLERİN MUHAFAZAKARLIĞI İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİF

    ''Hıfz, On kısma ayrılmıştır: Dokuzu Türklerde biri diğer insanlardadır.'' (Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi. Ramuz-ul-Ehadis.''4140'' nolu Hadis)
    (Sakın ola bu Hadis-i Şerifteki anlatılan mevzuyu, hiç kimse bazı siyasi düşüncelerle ve milli menfaatleride göz önüne alarak bir siyasi ve milli duygularını kabartıp bunu (Irkçılıkla) süslendirip başka bir tarafa çekiştermesin! Çünkü bu bir Hadis-i Şerif yani Peygamber Efendimizin sözüdür. Buda demek oluyorki dini bir mevzudur!

    Yukardaki Hadis-i Şerifin Açıklaması: Bu Hadis-i Şerifte geçe ''Hıfz'' kelimesi, bazı kitaplarda ''hafızalık'' ve ''kavrama kabiliyeti'' olarak tercüme edilmiştir. Hıfz kelimesinin o manalarda sumulü olmakla beraber, bu Hadis-i Şerifte ''muhafazakarlık'' manasına geldiğini Merhum Mehmet Feyzi Efendi belirtirlerdi. O zaman muhafazakarlığın yani; dinini, milletini, maddi ve manevideğerlerini, örf ve adetlerini, kültürünü, devlet çıkarlarını ve namusunu koruma duygusunun her milletten çok Türk milletinde bulunduğu anlaşılır.

    ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDA TÜRKLER'LE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

    ''Türkler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyiniz'' (Suyuti El-Cami-ul-Kebir, Muaviye (R.A.) den.'' İmam tebarani aynı Hadis-i değişik şekilde (Mu'cem'ül-Kebir ve Mu'ce'ul-Evsat) isimli eserin de şöyle rivayet etmiştir: ''Türkler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyiniz. Çünkü milletimin mülkünü ve Allah'ın ona olan İhsanını en evvel kantura nesli alacaktır''

    Yine İmam Ebu Davut Kitab-ı Sünen!inin 1280 Mısır tab'ının ikinci cildinde şu Hadis-i Şerifi kaydetmiştir: ''İki camiayı kışkırtmayınız. Türkler'le, Habeşliler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyiniz''

    Divan-ı Lügat-it Türk'deki Hadisler Kaşgarlı Mahmut 1333 İstanbul basımı. Dileyen bu Hadisler konusunda ''Zekeriya Kitapçı'' nın ''Hz. Peygamberin Hadislerinde Türkler'' kitabına bakabilirler.

    Kaşgarlı Mahmut; Türk Dilini, hakkındaki Hadis-i zikrettikten sonra şöyle der; ''Bir Hadis eğer sahih ise, ona bağlanmak ve Türkçeyi öğrenmek vacip olur. Eğer sahih değil ise, akıl ve mantık Türk Dilinin öğrenilmesini gerektirmektedir.''



    “Seceat ve cesaret bakımından Türklerden üstün; büyük hedeflere ulaşmak bakımından da onlardan dirayetli hiç bir kavim yoktur. Cenab-ı Hak onları aslan sıfatında yaratmıştır.”
    İbn-i Hassul
     



Sayfayı Paylaş