Türklerin Manevi Gücü

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 23 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Kitabın yazarı CLAUDE FARRERE 1876-1957 yılları arasında yaşamış, dünyaca tanınmış bir Fransız romancı ve hikayecidir. Hayata deniz subayı olarak atılmıştır. Görevi gereği Türkiye'ye birkaç defa gelmiş ve Türk dostlar edinmiştir. 1919 yılında ordudan ayrılmış ve daha sonra da Atatürk'ün davetlisi olarak Türkiye'ye tekrar gelmiştir.
    Türkiye ve Türklere karşı çok büyük bir manevî yakınlığı olan CLAUDE FARRERE'nin bu eserini okuyunca yazarın gerçekten inanılmaz derecede Türk sevgisi ile dolu olduğunu ve bir o kadar da ileri görüşlü bir kimse olduğunu anlıyoruz. I. Dünya Savaşında ve daha sonra, Fransa'nın Türklere karşı cephe almasını tenkit eden yazar; bunun, Orta Doğu'ya hakim olan Fransız kültür ve medeniyetinin sonu demek olacağını açıkça belirtmektedir. Hatta yazar, bu düşüncesini "Türkiye'nin bozgunu, Fransa'nın bozgunu demektir; Yunanlıların zaferi, medeniyetin gerilemesi demektir..." sözleriyle ifade etmiştir. Yazarın bu kehaneti 15-20 yıl içinde gerçekleşmiş, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla Fransız kültürü de Orta Doğu'dan silinip gitmiştir.
    Eserin dikkati çeken bir özelliği de, yazarın, cahil bulduğu Fransız okuyucusunu, Türkiye-Fransız dostluğunun temellerine indirebilmek, iki ülkenin ne kadar eski dost olduğunu ve her iki ülke açısından da bu dostluğun mutlaka devam etmesinin ne kadar gerekli olduğunu Fransız halkına anlatma amacına yönelik olmasıdır. Bu bakımdan işin pek kolay olacağını sanmadığını, ama cehaletle mücadele etmeyi de kendisine bir görev bildiğini kitabında itiraf etmektedir.
    Fransız yazar, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında Fransa'da yayımlanan gazetelere yazdığı yazılarda, daima Türklerin tarafını tutmuştur. Bu yüzden kendi ülkesinde ve Avrupa'da çok hakarete uğramıştır. Bir makalesini şu cümleler ile bitirmiştir. "... Ve eğer Fransız olmasaydım, Yunanistan'a karşı, İngiltere'ye karşı, hemen hemen bütün Avrupa'ya karşı Ankaralı dostum Kemal Paşa'nın yanında öyle candan savaşırdım ki !..."
    CLAUDE FARRERE, Türklerin manevî gücünü, cesur, iyi niyetli, namuslu, vefalı, fedakâr, dürüst, zayıflara ve iyilere karşı inanılmayacak kadar yumuşak olma gibi birçok özelliğinden kaynaklandığını yazmaktadır. Türklerin bu özelliklerini anlatmak için kitabında birçok tarihî olaya ve bizzat yaşadığı olaylara yer vermektedir.
    Ayrıca yazar, Türklerin nazik ve sakin insanlar olduğunu belirterek, kuvvetlerini hayvanları, çocukları ve kadınları dövmek için asla harcamadıklarını belirtmektedir. Bunu daha iyi anlatmak için de İstanbul'da kendi yaşadığı iki olayı "kedi hikâyesi" ve "köpek hikâyesi" başlıklı anılarıyla çok güzel anlatmıştır.
    Yazar, Osmanlı devletinin son dönemlerinde var gücüyle Türkleri desteklemiş, her alanda Türkleri savunmuş ve destek vermiştir. Osmanlı Devleti yıkılınca büyük bir üzüntü duymuş ve hayal kırıklığına uğramıştır. Bu ruh haleti içinde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletine de pek sempatik bakmamıştır.
    Yaptığımız devrimlere ve çağa ayak uydurma çabalarımıza olumlu bakmamaktadır. Bunda yeni kurulan Cumhuriyetimizin tam bağımsızlık yolunda, özellikle Fransız kültüründen uzak bir şekilde gelişmesi, yazarı memnun etmemiş görünmektedir. "Belki de yanılıyorum, ama Türkler eski hayatlarıyla bir ilgi kurmadan yeni bir hayata kavuşmak için giriştikleri tecrübede başarılı olabilirlerse çok şaşarım. Bana öyle geliyor ki, bugün kendilerine menfur gibi görünen, ama onlar için tek kurtuluş yolu olan mazilerine yavaş yavaş dönmek zorunda kalacaklardır !" cümleleriyle bu yanılgısını dile getirmektedir.
    Genç ve yeni Türkiye bu çok zor ve insanüstü çabanın başarısına erişmiş. Claude Farrere gibi Türkleri ve Türkiye'yi gerçekten seven ve hatta Türkler için, asırlık bir düşmanlığın kiniyle kötü düşünen batılı birçok yazar ve düşünürün tahminlerinin yanlışlığını ispat etmiştir.
     



Sayfayı Paylaş