Türkiyedeki Komünist Partiler

Konusu 'Tarih' forumundadır ve RüzGaR tarafından 6 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Türkiyedeki Komünist Partiler

    TKP (Türkiye Komünist Partisi)
    TDKP (Türkiye Devrimci Komünist Partisi)
    TİKB (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği)
    TİKKO (Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu)
    DEV-YOL (Devrimci Yol)
    TKEP/L(Türkiye Komünist Emek Partisi / Leninist)
    DHKP/C(Devrimci Halk Kurtuluş Partisi / Cephesi)
    MLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi)
    TKP-ML (Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist)
    TKİP (Türkiye komünist işçi partisi)


    Türkiye Komünist Partisi (2001) 1986 yılından itibaren süreli bir Marksist dergi olan Gelenek Dergisi çevresi dönemin birlik tartışmalarına katılmış ama istenilen ortaklaşma oluşmayınca 6 Kasım 1992'de Sosyalist Türkiye Partisi'ni kurmuştur. STP'nin kapatılması ile bu sefer mücadeleyi Sosyalist İktidar Partisi (SİP) ile sürdürmüştür. 11 Kasım 2001 günü düzenlenen Parti Olağanüstü Büyük Kongre'sinde adını Türkiye Komünist Partisi (TKP) olarak değiştirmiştir. Parti programında partinin amacı, sosyalist devrim ve sosyalist iktidarın kuruluşu olarak açıklanmıştır.

    Türkiye Devrimci Komünist Partisi Türkiye'de faaliyet gösteren kısa adı TDKP olan yasadışı siyasi partidir. Parti 2 Şubat 1980'de İzmir'de toplanan I. (Kuruluş) Kongresi'yle kurulmuştur.

    Kısa tarihi Partileşme süreci 1975-1980 yılları arasındaki süreçde yaşadı. THKO, Ekim 1978'de topladığı Konferansla Türkiye Devrimci Komünist Partisi-İnşa Örgütü (TDKP-İÖ) adını aldı. Bu inşa örgütünün amacı olarak darak partinin kurulması belirlendi. 1975 sonrası THKO dönemi, partinin ideolojik siyasal inşa dönemi olurken, 1978-1980 TDKP-İÖ dönemi partinin örgütsel çizgisinin inşa dönemi olarak tanımlanabilir. TDKP inşa örgütü döneminde Ocak 1979'da Ocak Deklerasyonu olarak bilinen bir ajitasyon ve eylem platformu ortaya koydu. Platfom içinde yaşanılan dönemi bir geçiş dönemi olarak değerlendiriyordu. Platform Faşist diktatörlük olarak gördüğü politik sistemi ekonomik, siyasal ve çok yönlü toplumsal bir bunalımda olduğunu ve bu bunalımı geliştirmenin partinin görevi olduğunu tespit ediyordu.turkeyarena.com Bu dönemde TDKP, genel grev ve direniş çağrısı yaptı. Bu dönemdeki mevcut grevleri destekledi. TDKP partileşme süreci dahil olmak üzere, devrimcilerin birliği sorununu önemli bir sorun olarak ortaya koymuştur. 12 Eylül darbesi öncesi özellikle Devrimci Yol ile birlikte eylemler örgütlemiştir.

    Parti yapısı Başlangıçta THKO'nun üyelik kıstasları yoktur ancak THKO Konferansında alınan kararla "partiye ancak program ve tüzüğünü kabul eden ve hayata geçiren, parti örgütlerinden birinde aktif olarak çalışan ve üyelik aidatını düzenli olarak ödeyenler üye olarak kabul edilmelidir." kararı alınmış ve partinin yukarıdan aşağıya örgütlenmesi fikri ortaya konmuştur. TDKP, üretim ve bölge esasına göre örgütlenmeyi ve hücrelerin örgütsel temel birim olduğunu savunmakta ve uygulamaktadır. TDKP, azınlığın çoğunluğa, alt organların üst organlara, tüm örgüt ve üyelerin merkez komiteye ve kongreye tabi olduğu, üyelerin kararların alınması ve uygulanmasına aktif olarak katıldığı, yönetici organları denetleyebildiği demokratik merkeziyetçiliği örgütsel ilke olarak öngörmekte, örgüt içi demokrasinin gizlilik koşulları dikkate alınarak uygulanmasını doğru bulmaktadır. Türkiye'deki yönetimi faşist diktatörlük olarak tanımlayan TDKP bu nedenle partinin illegal temele sahip yasal bir örgüt olarak inşa edemeyeceğini düşünür. Parti örgütünün tamemen illegal olması ve illegal örgütlerin organik bir toplamı olmasını temel alınmıştır. TDKP, tüzüğünde "komünizm okulu" olarak tanımlanan, gençlik içinde TDKP çizgisi doğrultusunda faaliyet yürüten Türkiye Genç Komünistler Birliği (TGKB) adlı bir komsomol örgütlenmesine sahiptir. TGKB örgütsel olarak bağımsız hareket eden, ancak siyasal ve ideolojik olarak TDKP'ye bağlı bir gençlik örgütlenmesidir.

    Sosyalizmin kurulması ile ilgili görüşleri TDKP kapitalizmin egemen üretim biçimi olduğu Türkiye'de faşist diktatörlüğün hüküm sürdüğünü söylemekte, proletarya diktatörlüğünü öngörmektedir. Sosyalizme kesintisiz geçişi, bunun için proletarya önderliğinde ve önemli sosyalist görevleri de olan demokratik devrim yoluyla kesintisiz devrim ve devrimci demokratik işçi-köylü diktatörlüğünün kurulması gerektiğini savunmakta, bu dönemde köylülük ve şehir küçük burjuvazisi ile ittifak ve orta burjuvazinin tecridini gerekli görmektedir. Devrimin temel gücünün işçi sınıfı, temel yedeğinin ise köylü olduğunu ortaya koyarak, öncelikle emperyalizm, tekelci kapitalizm ve feodal kalıntıların, ulusal baskısının tasfiyesini görev edinmektedir.turkeyarena.com

    Diğer görüşlerle ilgili yaklaşımları TDKP Yöneltilen eleştiriler karşısında Stalin'i savunmakta, Troçki, |Hruşçev, Brejnev, Tito, Mao, Gorbaçov givi insanları revizyonist olarak tanımlamaktadır. Üç dünya teorisi'ni de benimsememiştir ve marksizm temel ilkelerini ortadoksça savunduğunu iddia ederek çoğulcu, demokratik, insancıl sosyalizm gibi önerilerini revizyonizm olarak nitelemekte, içinde kanatlara, farklı çizgilere izin vermeyen monolitik parti fikrini savunmaktadır. tdkpnin tasviyesi(tdkp-platform broşüründen alınmıştır) KONFERANSLAR ve DEĞERLENDİRMELER 12 Eylül 1980 darbesi ve ardından Nisan 1981 faşist darbesi ile teslimiyet, yenilgi ve kriz dönemine giren TDKP çeşitli tasfiyeci grupların da katkıları ile günlük gelişmelerin ve faaliyet alanının dışına düşmesi sonucu kendisini yenileyemedi. Son derece sağlıksız koşullarda gerçekleştirilen 1991 TDKP Şubat I. Genel Konferansında ise hala sorunun tespiti ve çözümleri konusunda samimi bir yaklaşımın oluşmadığını, hala parti içinde sağ sapmaların ciddi oranda parti örgütünü sardığını görüyoruz. 1991 1. TDKP Parti Konferansı belgelerinin, sayfa 16'da işaret edildiği gibi, tasfiye edilmiş TDKP, tasfiyecilerin ve işbirlikçilerin de katkıları ile proletaryanın mücadele örgütü olmaktan çok uzaktı; eksik söylenmiş, hiç alakası yoktur olmalıydı! "Konferansımız, faşizmin ve gericiliğin "liberalleşme" güldürüsünün... gerçekte ciddi legalist etkiler altında bulunan ilerici ve devrimci akımlar üzerinde etki yaratabileceğine ve genel olarak "ilerici" kamuoyunda bir legalizm dalgası yaratabileceğine"; bunun "Türkiye devrimci hareketi, gelişen ve gerçekte bugün de ciddi legalci zaaflar oluşturduğuna dikkati çeker. Partimiz- "legal" imkanlardan yararlanmayı reddetmeksizin, aksine bunlardan! "en iyi şekilde yararlanma çizgisi" izleyerek, bugün illegaliteyi güçlendirmeye, illegal örgütü işçi kitleleri içinde yaygınlaştırmaya, onun mücadele kapasitesini artıracak adımlar atmaya, daha da önem vermektedir." Bu itirafın bugün çok gerçek ve yerinde olduğunu TDKP'nin tasfiyesi ile tüm kaynaklarının, 1991 Konferans Belgelerinde dikkati çekilen diğer taraftan da hazırlanan ve hayat bulan liberal-oportünist akımın tükettiği ve posası çıkarılmış olan ve bir parti isminden başka hiç bir şeyi bırakılmayan Partinin bugünkü durumundan en fazla hoşnut olan faşist diktatörlüğün ve yandaşlarının iğrenç zafer kahkahalarını MGK'nın "siyaset belgesi"nde görüyor ve duyuyoruz. 1991 I. Genel Konferansı ardından 1995 yılından itibaren tasfiyecilik, olanca ağırlığıyla partinin üstüne TDKP'nin kitle yayın organı olan Devrimin Sesi'nde yazıldığı biçimde geldi. Artık örgüt içindeki devrimci kadrolar çok büyük bir oranda tasfiye edilmiş ve tutuklanmıştı; "Emekçi yığın hareketinin ileri doğru her atılımı doğal olarak yeni örgüt biçimlerini gündeme getirdi. Ancak bugün artık ihtiyaç haline gelen örgüt biçimi hepsinin üzerinde ve bütün hareketi her yönüyle yönetmeye yetenekli bir örgüt biçimidir. Bu biçim, hareketin açık bağımsız politik hareket olarak örgütlenmesidir. Bugünün çözülmesi gereken sorunu budur. Bu sorunu işçi sınıfı adına hareket ettiğini söyleyen birileri çözemeyeceğine göre, bu görevi omuzlayacak olanlar bizzat sınıf bilinçli öncü işçiler ve onların kendi içinden çıkardığı namuslu yöneticilerdir." (Devrimin Sesi - Temmuz, 1995 -Sayı 190) 1995 yılındaki merkezi inisiyatif olduğunu sanan ve "ancak o gün ihtiyaç haline gelen örgüt biçimi hepsinin üzerinde ve ihtiyaç haline gelen örgüt biçimi, hepsinin üzerinde ve bütün hareketi her yönüyle yönetmeye yetenekli bir örgüt" oluşturma konusunda legal-partinin hazırlıklarına "namuslu yöneticileri" ile başlanmıştır.turkeyarena.com Bütün hareketi hepsinin üzerinde ve her yönüyle yönetmeye yetenekli açık bağımsız örgütü kurabilmenin biricik şartı TDKP ve ona bağlı tüm kurumların tasfiyesi ile mümkün olabileceğini dünya devrimci hareketinin anlamayacağını sanmak gibi geri zekalıca bir yaklaşımın sonuçları, biliyoruz ki tasfiyecilerin beklediğinden daha iyi gelişti. Diğer konu; tasfiyeyi resmi olarak açıklama cesaretini bulamamalarının veya açıklayamamalarının gerekçeleri bellidir. Neden "namuslu yöneticileri" bu görevleri üstleniyor da içinizdeki, size göre "namussuz yöneticiler" de mi vardı, peki onların sizin yanınızda işi neydi? 1995 yılının varolan şartları açısından baktığımızda pek dikkat çekmeyen yukarıdaki yaklaşım bugün TDKP'nin iflas haldeki durumu ile ilişkilendirdiğimizde parti üzerine yazılan senaryo bütün açıklığıyla karşımıza çıkıyor. Tasfiyecilik türü benzeri olaylar benzeri kararlar ile benzeri süreç 1908-12 yılları arasında Rusya'da yaşanır; Rusya'da ki Tasfiyecilerin kararları ; "1. Sosyal-Demokrat Partinin, sosyal-Demokrat proletaryanın kendi kendini yöneten bir örgütüne dönüşmesi, ancak, sosyal-Demokrat örgüt işçi kitlelerini her türlü açık sosyal ve siyasal faaliyete çekme süreci içinde biçimlenirse mümkün olabilir. 2. Devrim öncesi döneme kıyasla değişen sosyal ve siyasi şartlar açısından, mevcut ya da kurulmakta olan illegal parti örgütleri, kendilerini açık işçi sınıfı hareketinin yeni biçim ve yöntemlerine uydurmak durumundadırlar. 3. Sosyal-Demokrat Parti, bir bütün olarak örgütünün illegal kalmaya zorlandığı şu anda bile, Parti çalışmalarının çeşitli kısımlarını açık olarak sürdürmek ve bu amaca uygun örgütler kurmak için çaba harcamalıdır." (Örgütlenme Üzerine, Lenin, sf.:81-88, Sır Yayınları) Günümüzün tasfiyecileri ile yaklaşık yüzyıl öncesinin tasfiyecileri arasında niteliksel bir fark gözlemleyemiyoruz. Gerekçe ve nedenleri ve açılımlara dikkat edin inanılmaz derecede aynı! EMEP'çi tasfiyecilerin TGKB'nin feshini kulaktan kulağa yaymaları, TDKP'nin tasfiyesinin hiç bir zaman söylemeye cesaret edememeleri, illegal olanın yani hareketi bütün yönleriyle yönetecek EMEP'in kuruluşu ile TDKP'nin tasfiyesi anlamına geldiğinin, önünü tıkayabilmek için bol miktarda lafazanlık ve tantanalı kelimelerin arasına saklamaya çalışılarak samimiyetsizliklerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Pratik mücadeledeki ilkesiz, tutarsız, işçi sınıfının mücadelesine 3-5 yağmacı nedeniyle tavır alıp, işçiler aleyhine hak gaspına yönelen kompradorlardan ve basınından hiç bir farkları kalmadığını toprak ağaları ile ittifakları ile, küçük ve orta burjuvazinin partileri olan SHP, YTP, ... gibi partilerle ittifak görüşmeleri ile ezilen sınıfların değil egemen sınıfların partisi olma yolunda emin adımlarla yürüyerek, kimliklerini en iyi kendileri açığa vuruyorlar. Tasfiyecilerin ikiyüzlülüklerine karşı en büyük darbeyi işçi sınıfının indireceğinden emin olabilirsiniz. Ardından "Devrimin Sesi - yıl 1995 - sayı: 190 - sf.:9" TDKP'nin tasfiyesinin gerekçelerini ortaya koyulmaktadır; "Mücadele ihtiyacı ve potansiyeli taşıyan en geniş işçi, öğrenci, köylü vd. gençlik kesimleriyle sınıf mücadelesinde, bugün ezilenlerin alternatif politik örgütü olan açık, politik harekette örgütlenmek, gençlik mücadelesinin yeni bir atılım, militan ve devrimci ruh kazandıracak, gerçekte örgütlü ve mücadeleci olmayı temsil edecektir." Yukarıda belirttiğimiz Rus tasfiyecilerin kararları ile bizim tasfiyecilerin yaklaşımlarındaki benzerlik şaşırtıcı değil mi?... Hemen ardından "Devrimin Sesi - yıl 1995 - sayı: 191 - sf.:8" TGKB'nin tasfiyesinin gerekçeleri ortaya koyulmaktadır; "Komünist gençliğin, bugüne kadar nice bedeller ödeyerek ulaşmaya çalıştığı amaç ve hedeflere varmanın, üstlendiği görev ve işlevleri yerine getirmesinin yolu, sınıfın, halkın ve gençliğin bugünkü ihtiyaç ve olanaklarına cevap veren bir yenilenme ve dönüşümden geçmektedir, İşçi sınıfının bir parçası olan komünist gençliğin, bugün açık politik bir alternatif olarak kendini ortaya koyma yolunu tutan işçi ve halk hareketine en güçlü bir şekilde dahil olması, kendi varlık nedeninin en doğal ve gerekli sonucudur da." TGKB'nin, Emek Gençliği olarak örgütlenmesi partinin ve ona bağlı faaliyet gösteren gençlik kadro örgütünün devrimci niteliğinin reddedilmesi anlamını taşımaktadır. TDKP-İÖ-GMK'nin 1979 Temmuz ayında yapılan toplantısında aldığı karar, 2 Şubat 1980, TDKP 1. Kongre Kararlarında ifadesini şöyle bulur; "TGKB öncü örgüt değildir. Türkiye proletaryasının ve emekçi halkının ve onun gençliğinin öncüsü, partidir. Bunun anlamı şudur: Gençliği devrime kazanarak devrim için örgütleyecek ve devrim yolunda seferber edebilecek biricik güç partidir. Partinin somut ilgisi, sürekli çabası ve önderliği olmadan gençlik kazanılamaz, eğitilemez, örgütlenemez. İşçi sınıfı ve emekçi halkın olduğu gibi gençliğin de biricik öncüsü, önderi Partidir." (TDKP 1. Kongre Belgeleri, sf.: 171), yani diğer deyişle TGKB, TDKP'nin Komünizm okuludur. 1980 öncesi TDKP hareketinin en dinamik örgütü olan TGKB tüm kafa karışıklığına rağmen gençlik içerisinde geniş bir faaliyet alanı buldu ve özellikle öğrenci gençliğin devrimcileşmesinde olduğu gibi, partiye yetişmiş savaşçı hazırlamada önemli katkıları oldu. TGKB'nin kuruluş gerekçelerinden olan komünist gençlik oluşturmada komünizm okulu olarak üstüne düşenleri fazlasıyla yaparken, kadrolarının, karşı-devrim güçlerinin en ağır saldırılarına maruz kalmasına rağmen yadsınamayacak derece de başarılar elde etti. Devrimci partilerin en yoğun kadro aldıkları kurumlar kendi genç komünist devrimci örgütleridir. Bu türden işlevleri olan bir örgütün tasfiyesi, devrimci çizgiye kanalize olmuş Komünist Gençlik Örgütü ve kadrolarının devrimci niteliklerinin tasfiyesi anlamını taşır. Her zaman ve daima, işçi sınıfının kurtuluşu yolunda devrim mücadelesinde gençlik, özellikle Komünist Gençlik Örgütleri özel önem arz ederler ve dolayısı ile tasfiyesi değil aksine savaşçı özelliklerinin geliştirilmesi büyük önem arz eder. Ardından 1996 Ekim'inde yapılan sözde II. Genel Konferans! Günümüzde varolan oportünist-yasalcı yaklaşımların nedenleri Lenin'in deyisiyle "sımsıkı kaynaşmamış gevşek bir parti örgütü".. "üç kağıtçının, dolandırıcının ve hayının, yani parti, her önüne gelenin kendisini parti üyesi ilan ettiği" bir duruma düşürüldü.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Günümüzde partinin bu duruma düşürülmesinin "gerekçeleri, aynı çevreler tarafından "TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır" adlı 20 sayfalık broşürün 14-15-16-17-18-19 sayfalarında noktası virgülüne dokunmaksızın şöyle anlatılmaktadır; "1990'li yılların en önemli gelişmelerinden biri de; kitleler arasında mevcut rejim çerçevesinde, kendiliğinden ve tedricen de olsa, yaşam ve çalışma koşullarının iyileşebileceğine, demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılabileceğine ilişkin beklentilerin zayıflaması, geleneksel burjuva-düzen partilerinden kopuş ve yeni arayışlara yönelme sürecinin ilerlemesi, özellikle ileri işçiler arasında ayrı bir parti olarak örgütlenme eğiliminin gelişmesi ve güçlenmesi olmuştur. Bu gelişmeye karşın, ileri işçilerin ezici çoğunluğu arasında dağınıklık ve örgütsüzlük aşılamadı ve devrimci bir işçi partisinde örgütlenmesi gerçekleşmedi.turkeyarena.com Bu, hareketin istikrarlı bir gelişme ve ilerleme sürecine girememesinin ve 1992-1993 yıllarındaki durgunluğun 1994-1995 yıllarındaki canlanmaya karşın aşılamamasının ve açık işçi kitle hareketinin son 10 yılın en zayıf dönemini yaşamasının temel nedenlerden biridir." Sizler hiç bir zaman işçi sınıfı hareketini anlama yeteneğini gösteremediniz ki onları örgütleyebilesiniz. Devrimci Komünist Partisi'nde örgütlenememesinin gerekçelerini koyarken dahi son derece küçük-burjuva reformist bir "işçi örgütü" ifadesinin kullanılması, Marksist-Leninist perspektifi yitirdiğinizi ortaya koyuyor. Benzeri bir süreç 1968 hareketinin ürettiği TKP-ML hareketi içinde İbrahim Kaypakkaya ile Doğu Perinçek arasında yaşanmıştı ve gelinen noktada legalizmi savunan ve "hareketi bütün yönleriyle yönetmeye yetenekli legalist bir örgüt kuran" Doğu Perinçek şimdi devrimcilerin katilleri ile kol kola ajan-provokatör rolünü oynamaya devam ediyor. Baylar, artık devrimci işçi partilerinin modası geçti demek istiyor. O nedenle yasal partiyi,TDKP'li ve çevre kamuoyu açısından kendilerince meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Karın ağrısı burada!... "TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır" belgesine kaldığımız yerden incelemeye devam ediyoruz; "Öte yandan, açık işçi ve emekçi kitle hareketinin, yani sıra Kürt hareketinin 1995 ortalarından bu yana yeni bir durgunluk ve dağınıklık sürecine girmesinin nedenleri, 1991-94 yılları arasındaki durgunluğun nedenlerinden bir yönüyle ayrılmaktadır. Zira söz konusu dönemde, işçi ve emekçi sınıflar ve Kürt emekçi kitleleri açısından, yaşam koşulları 1990-91 yıllarında olduğu gibi nispi bir iyileşme göstermedi, aksine daha da kötüleşti. Yani sıra, "demokrasi" kampanyaları, beklenti yaratacak ve kitle hareketini baltalayacak bir etken olamadı. Açık kitle hareketi, esas olarak kendi içinden parçalandı: Geleneksel liberal "sol" grupların ve sendika bürokrasisinin, işçi ve emekçi kitleleri umutsuzluğa sürükleyen eylem çizgisi ve anarşizan "sosyalist" akımların büsbütün çürüme sonucunda vardıkları terörün; kitle hareketini dağıtan ileri kesimlerle geriden gelen yığınlar arasındaki ilişkiyi tahrip ve politik ortamı ve kitleleri provake eden tasfiyeci bir rol oynadı. Kürt milliyetçi akımının Türk-Kürt düşmanlığı eksenine oturan ve 1991'lerden itibaren emperyalist güçler arasındaki çıkar mücadelesinin yörüngesinde yeniden şekillenen "çalışması"; Türk emekçilerini sermayenin provakatif faaliyetine açık bir pozisyona iterken, Kürt nüfus arasında da, artan hoşnutsuzluk ve bıkkınlığı umutsuzluğa dönüştüren bir etken oldu. Bu koşullar altında mücadele eden ileri işçi örgütleri, tüm bu olumsuz faktörleri etkisiz hale getirmeye ya da tahrip edici sonuçlarını en asgariye indirme yeteneği gösteremedi. Birbirini karşılıklı besleyen ve güçlendiren bu faktörler, emekçi kitlelerin düzenden kopuşları, 1995-96 yıllarında daha da derinleşmesine karşın; açık kitle mücadelesinin durgunluk göstermesine ve nüfusun alt tabakaları arasında dağıtıcı bir umutsuzluk yaşanmasına yol açtı. Olgular ortadadır: Terörcü saldırılar, gençlik adına yapılan eylemler, 1 Mayıs'da örnekleri ve sonuçları açıkça görülen sorumsuz yağma ve saldırı eylemleri, sendikal platformlara yönelik provakatif girişimler, emekçi sendikalarındaki yeni bürokratik çöreklenme vb olgular ve bunların kitleler arasında yarattığı duygular bilinmektedir. Diktatörlük, bu türden girişim ve eylemler ve bunların emekçi sınıflar arasındaki geriletici ve moral bozucu etkilerini, kitle mücadelesi sonucu fiilen kazanılan mevzileri (örneğin kitlesel yasa-dışı gösteriler) gasp etmek, saldırıların yoğunlaştırılması ve yasaların daha da faşistleştirilmesi için kullandı." (TDKP 2. Genel Konferansı Açıklamasıdır) Eğer egemen sınıflar hak gasplarını gerçekleştiriyorsa bunun nedeni radikal-sol grupların radikal eylem ya da faaliyetleri değil, aksine 1 - Egemenlerin; işçi sınıfının mücadele sürecinin yoğunlaşması sonucunda siyasallaşmasından ve dolayısıyla iktidarı kaybetmekten korktukları için, 2 - işçi sınıfının devrimci sürecinin geriliğidir ya da diğer deyişle işçi sınıfı partisi ve örgütlerinin sınıf içindeki örgütlü gücünün zayıflığıdır. 3 - Doymak bilmez iştahları ile arsızca saldırı, katliamlar, kan ve gözyaşı kapitalizmin en büyük besin kaynağı olduğu içindir. Sayın yasalcı - oportünist baylarımızın burada kavrayamadıkları diğer nokta; Türkiye ve dünya işçi sınıfı mücadelesinin, geçmişten bugüne devam eden gelişme sürecinde, işçi sınıfına eylemlerinde kaynaklık eden temel neden; taleplerinin ve mücadele yöntemlerinin sistem açısından yasal olup olmaması değil, aksine; taleplerinin ve mücadele yöntemlerinin işçi sınıfının kendisi için meşru olup olmamasıdır. İşte tam da bu noktada burjuva sağ bir yaklaşım karşımıza çıkıyor. Çünkü bu konuyu bildiğimiz sıradan burjuva partilerin liderlerine sorsak sanıyorum şöyle bir yanıt alırız; "yasal olmayan ve (komprador-ağa düzenini kastetmek isterler) devleti riske eden her eylem kanun dışıdır!" İşte egemen sınıfların ağzıyla ve ideolojik anlayışıyla burada buluşuyorsunuz. Biz komünistler ise meşruiyet ararız, yasallık değil. İşte sağ oportünizm ile Marksist yaklaşımın ayırt edilebileceği temel noktalardan birisi. Bahis konusu bu mantalite 27 Mayıs 1961 Anayasasına rağmen Denizleri her türlü yasadışı imkanları kullanarak idam eden anlayıştır. Burjuva parti liderlerinin yasallık anlayışı budur. Doğaldır ki egemen sınıfların meşruiyetten ne anladıkları ile işçi sınıfı ve partisinin meşruiyet anlayışı arasında antagonist sınıf çelişkilerinden kaynaklananan büyük farklar vardır. Ve bunu küçük burjuva oportünistlerin anlamasını bekleyemeyiz. Onlar ağa-patron düzeninin küçük burjuva oportünistler için biçtikleri kıyafetin kendilerine yakıştığının farkındadırlar. Küçük burjuva oportünistlerinden "İstenen şey, ("katışıksız işçi sınıfı"'nin ödevleri uğruna) işçi sınıfını, burjuva siyasetinin ve burjuva ideolojisinin sultası altına sokmaktır." (Lenin, Tasfiyecilik Üzerine, sf.:18)" Örneklersek; yakın tarihimizde 1977, 1 Mayıs Taksim'inde insanlarımızı keklik gibi avlayanlar, yukarıda rahatsız olduğunuzu belirttiğiniz yağmacı çevreler değil aksine faşist diktatörlüğün güçleriydi! Sonraki yıllarda yasaklanmasına rağmen devrimcilerin önderliğinde gerçekleştirilen 1 Mayıs'larda yapılan eylemlerin yasal olup olmaması bizleri ilgilendirmiyor, aksine 1 Mayıs'lar işçi sınıfının BİRLİK DAYANIŞMA VE MÜCADELE GÜNÜ'dür ve meşrudur ve bunu biz işçi sınıfı olarak, yasalarınız izin verse de vermese de kutlarız. O yağmaları ve yapanları savunacak ve hoş görecek değiliz tabii ki ama ne yapalım o gün yağmayı yapanlar dahil sizlerden daha da masum gerekçelerle yaptılar, en azından bildikleri yollarla faşist diktatörlüğe ve burjuvalara karşı kinlerini kusma fırsatı buldular ve en azından hortumcularla rekabet edemeyecek kadar zavallıydılar. Bunun için yasal zemin de aramadılar! Demek ki onlar işçi sınıfına sizlerden daha yakınlar. İşçi sınıfı ve onun partisi için mücadele yöntemleri; egemen sınıfların kendi sistemlerinin belirlediği şartlarda ya da yasalar çerçevesinde değil, aksine; mücadele yöntem ve biçimleri işçi sınıfı ve onun partisinin kendileri için meşru olan zeminde ve onun gereklerine uygun olarak yürütülür. Eğer işçi sınıfı ve emekçiler olarak haklarımızı alabilmek için yasal yollar söz konusu değilse bizler de Deniz'lerin, Mahir'lerin, İbrahim'lerin yolunu izleriz, meşru haklarımızı en meşru bir şekilde almak için son derece meşru yollarla mücadele ederiz. Burjuva-liberallerin yasaları, işçi sınıfının da meşruiyetine dayanan kendi yasaları vardır. "TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır" belgesini kaldığımız yerden incelemeye devam ediyoruz; "Kitle hareketindeki durgunluk mutlak bir olgu değildir. Kitle hareketinin, patlamaları da içerebilecek yeni bir yükseliş sürecine girmesinin, tüm ezilen ve sömürülen sınıfların birleşik mücadelesi olarak gelişmesinin koşulları ve işçi ve emekçi hareketini tahrip eden, geriye iten etkenlerin üstesinden gelmenin olanakları gelişmeye ve olgunlaşmaya devam ediyor. Diktatörlüğün saldırı ve baskı aygıtlarını sürekli güçlendirmesine, baskı ve terör yoğunlaştırmasına karşın, kitle mücadelesindeki düşüş ve yükselişe bağlı olarak fiilen kullanılan demokratik hakların alanı genişlemeye devam etti. Türkiye, ezilen ve sömürülen sınıfların yaşam ve çalışma koşullarının hızla kötüleştiği, acil ekonomik ve politik taleplerinden hiç birinin gerçekleşmediği, kitleler arasında hoşnutsuzluk, öfke ve mücadele eğilimlerinin geliştiği, buna karşılık egemen sınıfların ve hükümetin ekonomik ve politik saldırılarını yoğunlaştırdıkları, yeni saldırı paketlerini gündeme getirmek ve uygulamak için, en uygun anı kolladıkları bir süreçten geçiyor. Koşullar, tekelci komprador burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin başta IMF ve Dünya Bankası olmak üzere emperyalizm destekli ekonomik ve politik saldırılarının yoğunlaşacağı, tüm ezilen ve sömürülen sınıfların yaşam ve çalışma koşullarının daha da kötüleşeceği bir doğrultuda gelişmektedir. Bunun kaçınılmaz sonucu ise ezilen ve sömürülen kitleler arasında hoşnutsuzluk, öfke ve mücadele eğilimlerinin gelişmesi, ezenle ezilen, sömürenle sömürülen, yönetenle yönetilen sınıflar, emekle sermaye arasındaki çelişkilerin daha da keskinleşmesidir." Sayın edebiyatçımız burada sınıflar arasında kendiliğinden gelişen büyük sınıf mücadelesinden bahsederken maalesef Devrimcilerin görev ve sorumluluklarında dolayısı ile partinin sorumluluklarından bahsetme sorumluluğunu gösteremiyor. Öyle bir dertleri yok ki! Devam ediyoruz; "Türkiye'de devrimle karşı-devrim, emekle sermaye, ezilen ve sömürülen sınıflarla emperyalizm ve egemen sınıflar ittifakı arasındaki mücadele henüz kesin bir hesaplaşma özelliği kazanmamış olmakla birlikte, süreç buraya doğru ilerlemektedir. Bu düz bir çizgi olarak gelişmemekte inişleri çıkışları içeren bir özellik taşımaktadır. Bütün bunlar, yığınların birleşik mücadele ve direniş cephesinin örülmesinin önem ve aciliyetini artırmaktadır. Partimiz, sağ ve "sol" oportünist gruplardan farklı olarak, birlik sorununu, "sol'un birliği" ya da "sol gruplar arasındaki bir ittifak" sorunu olarak görmemektedir. İşçi sınıfı ve hareketiyle bir bağı olmayan bu türden gruplar ve aralarındaki "birlik" ya da "ittifaklar", gerek üzerinde bulundukları platform ve gerekse de eylem çizgileriyle hareketi birleştiren ve ilerleten değil, tam tersine onu zayıflatan ve baltalayan tasfiyeci bir rol oynamaktadırlar.
     
  3. RüzGaR Super Moderator

    Partimizin birlik konusundaki temel politikası, işçi sınıfının parti birliğinin yanısıra (EMEP'in demek istiyor), geniş işçi yığınlarının mücadele birliğinin ve işçi merkezli bir Emek (ve Halk) Cephesi'nin yaratılmasıdır. Bunun bugünkü araçları ise, oluşmuş işçi platformları, sendikalar ve diğer toplumsal örgütlerdir." Küçük burjuva aydının kibirliliği ile işçi sınıfı hareketinin tahlil ve tespitlerini yapmaya çalışınca maalesef kafa-göz kırmayı normal karşılamak gerekir ama, haddine düşmeyenlerin de bu tür yazıları yazmaması, yazanlarında "elinin hamuru ile erkek işine karışması" diye algılanır bizim toplumumuzda. İşçi sınıfı partisi için sendikalar, işçi platformları ve sınıfı temsil eden alanlar olabilir, ama hangi anlamda; ekonomik mi, siyasi mi, ideolojik mi? Sendikacıların kuyrukçuluğunu yapabilirsiniz, bu sizin işçi sınıfı deyince ne anladığınızı ortaya koyuyor. İşçi sınıfı partisi ise sınıfın içindeki çalışmalarını yapar ve örgütlerken tamamen farklı çalışır ve mücadele araçlarının hiç birini reddetmeksizin hepsini proletarya diktatörlüğünü kurmak için kullanılabilecek araçlar olarak değerlendirir. Sendikaları ise işçi sınıfının burjuva-demokratik, ekonomik mücadele aracı olarak bakar, hepsi bu. Sendikalara daha fazla yükümlülülükler yüklemek ne işçilere bir adım attırır, ne de işçilere bir şeyler kazandırır. İşçi sınıfı ise sendikaların niteliğini yaşam pratiklerinden ve deneylerinden bilirler ki, nihai anlamda güvenilmeyecek örgütlerdir sendikalar. Sorun burada, komprador-ağa devletinin devrilmesi, proletarya diktatörlüğünün kurulması ve bunun gereklerinin ideolojik, siyasal ve örgütsel olarak nasıl yerine getirileceği, üçüncüsü de pratik sorunudur! Ama sizler sadece konuşuyorsunuz, birçok iyi niyetli insanımızı çözüm getirmekten uzak anlamsız tahlilimsi şeylerle uyutuyorsunuz. Çok şey söylüyorsunuz, ama aslında dişe dokunur hiç bir şey söylemiyorsunuz. 3 Kasım seçim sonuçlarını daha sonra değerlendirdiğimizde proletarya diktatörlüğünü kurmak ya da burjuva parlamenter sistem içinde çelik çomak oynamak mı! Sorusuna yanıt arayacağız, tabii ki tasfiyecilerin anlatımıyla. Bakalım burjuva parlamenter sistemde çelik çomak oyununda ne yapmışlar? "TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır" belgesini kaldığımız yerden incelemeye devam ediyoruz; "İşçi sınıfının, sermayenin ve diktatörlüğün ardı arkası gelmeyen saldırılarına karşı güçlü bir mücadele cephesi yaratmada, saldırıları püskürtme ve kurtuluş yolunda ilerlemede en temel silahı partidir (yani EMEP, demek istiyor). Konferansımız, işçi sınıfının günlük hareketine; başta işçi sınıfı olmak üzere yığınların devrim için hazırlanması ve örgütlenmesine azami yardımı yapma, bunun için gerekli bütün araç ve olanaklardan sonuna kadar yararlanma yeteneğini gösterecek, işçi sınıfının uyanış içindeki ana kitlesini kucaklayan kitlesel partisinin ve komünist işçilerin çelikten disiplinine sahip örgütünün yeniden inşası görevlerine dikkat çeker." İşçi sınıfı ve onun evlatlarının ve örgütünün hiç bir "azami yardıma" ihtiyacı yoktur ve olamaz da, işçi sınıfı ve onun evlatları bilirler ki birisi bize yardım edeceğini söylüyorsa mutlaka bunda bir bit yeniği vardır. İşçi sınıfının bir üyesi ve neferi olarak şunu biliyorum, bize bizden başka hiç bir sınıf veya kesim ya da kimse yardım etmez. Bizim bir tek dostumuz vardır o da sınıfımızdır. Müttefikimiz olan diğer sınıf ve sınıfsal katmanlara gelince onlarla sadece çıkara dayalı ilişkilerimiz vardır. Proletarya diktatörlüğünü kurabilmek için, egemen patron-ağa devletini yıkmaya tamamen tüm kurumlarıyla tasfiye etmeye ve yerine sıfırdan yenisini yani "proletarya diktatörlüğünü" kurmak ve böylece egemen sınıf noktasına proletaryayı taşımayı hedefleyen işçi sınıfına, haddinizi aşıp yardım teklif ediyorsunuz ki. Birincisi; Proletaryanın partisinin "işçi sınıfına azami yardım" gibi bir yükümlülüğü olamaz, aksine kendisi zaten proletaryanın partisidir ki bu eşyanın tabiatına aykırıdır (kendi kendine yardım, komik), ikincisi; küçük burjuva çevrelerden, aydın kibirliliği ile böyle arsız bir teklif gelebilir ki, bu da sizin iddia edip sömürmeye çalıştığınız işçi sınıfı hareketi ve unsurlarını, daha ileri taşımak gibi bir derdinizin olmadığını ortaya koyuyor. Sizler işçi sınıfı için burjuva parlementerler gibi konuşuyorsunuz, sürekli hikaye anlatıyorsunuz! Emek cephesi 1986'lı yıllardan sonra İstanbul emek platformu adıyla kurmaya çalıştığımız ve sonuçlarını da aldığımız değişik bölgelerde emekçiler, demokratik kitle örgütleri, kimi siyasal partilerin temsilcileri ve sendikacıların katilimi ile oluşturulmuş geniş kitlelerle buluşmaya çalıştığımız bir süreçti ve bu gibi faaliyetleri elden gelen imkanlar çerçevesinde biz TDKP'liler önderlik etmeye çalıştık ve doğru da bir harekettir. Ama sayın vatandaşların söylediği anlamda legalist kaygılarla değil, aksine işçi ve emekçilerin seslerini daha organize bir şekilde ifade etme ihtiyacından çıkmıştır emek platformu gibi platformlar, ve üstelik yasal da değildi, çıkış nedenleri sadece meşruydu. Yasal değil. "TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır" belgesini Sf. 17'den incelemeye devam ediyoruz; "Tüm zayıflıklarına ve eksikliklerine karşın, gençliğe özel bir önem veren ve işçi hareketinin yönetim, bilinç, örgütlenme ve mücadele düzeyinin ilerletilmesine en azami yardımı faaliyetinin merkezine alan TDKP, başta işçi hareketi olmak üzere kitle hareketindeki yeri, ilişkileri vb. ile tüm alanlarda diğer akım ve örgütlerden ayrıldı. Devrim ve sosyalizm adına yola çıkan tüm akımlar burjuva liberalizminin ya da bireysel terörizmin yolunda ilerler, işçi hareketi karşısında tasfiyeci bir rol oynarken, partimiz, işçiler arasında faaliyet yürüten, işçi hareketini ilerletme olanağına sahip tak akım durumuna geldi." (TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır) "Tüm zayıflıklarına ve eksikliklerine karşın, gençliğe özel bir önem veren ve işçi hareketinin yönetim, bilinç, örgütlenme ve mücadele düzeyinin ilerletilmesine en azami yardımı faaliyetinin merkezine alan TDKP". Böyle bir yaklaşımı ancak gençliğin ya da genel anlamda temsil ettiğini söylediğiniz Komünist Partileri'nin yaklaşımı olamaz; gençliğe, mücadelesinin gelişimi için yardımı esas almaz, aksine, gençliği; gençliğin asıl kurtuluşu olan sosyalizm perspektifiyle örgütler. Çünkü örgüt bilir ki kendi nüveleri olan gençliğin gerçek kurtuluşu ancak Sosyalizmdedir. Hala işçi sınıfının ve emekçilerin bir örgütü olarak kendi kendisine yardımı esas alan saçma sapan bir yaklaşım söz konusu ve bu yaklaşımla da tasfiyeciler gençliğin kendisine ait örgüt olmadıklarını tıpkı yukarıdaki ifadelerinde de gördüğümüz gibi işçi sınıfına yardımı esas alan bir yaklaşımla işçi sınıfının bir örgütü olmadıklarını tüm samimiyetleri ile ortaya koyuyorlar. "TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır" belgesini kaldığımız yerden incelemeye devam ediyoruz; "Partimiz saflarında ve çevresinde özellikle gizlilik ve güvenlik gerekçesinin ardına sığınan, işçi hareketinin ihtiyaçlarına uygun bir değişimi ve ilerlemeyi düşünce, yaşam ve çalışma tarzında gerçekleştirmeyi göze alamayan, geleneksel solun işçi hareketinden ve ihtiyaçlarından koparılmış sözde yeraltı çalışmasının temsilcisi pratik oportünizm, burjuva liberalizminin başta örgüt disiplini olmak üzere çeşitli alanlardaki yansımaları ve diğer zayıflıklar, partimizin koşullardaki ve işçi hareketindeki gelişmelere bağlı olarak, şiarlar, örgüt ve mücadele biçimleri ve yöntemleri arasındaki ilişkilerde gerekli değişiklikleri ve yenilenmeyi zamanında gerçekleştirmesini engelledi. Partimiz gerek işçi hareketindeki ilerlemenin gerekse partimizin yürüttüğü faaliyetin geliştirdiği tüm olanakları ve araçları en azami düzeyde kullanma yeteneğini gösteremedi. Bunun da ötesinde, bu olanaklar, özellikle diktatörlüğün saldırılarınının partimiz üzerinde yoğunlaştığı, bu saldırıların partinin yeniden inşası ve yenilenmesindeki gecikme sonucu etkili olma olanağı bulduğu, bu koşullarda kayıpları en aza indirmek için olağanüstü tedbirlerin alınmak zorunda kalındığı son yıllarda, örgütümüzün bünyesinde taşıdığı bu eğilimlerin ve zayıflıkların gelişme ve serpilme olanağı bulması sonucu baltalandı." (TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır) Eğer parti "saflarında ve çevresinde özellikle gizlilik ve güvenlik gerekçesinin ardına sığınan, işçi hareketinin ihtiyaçlarına uygun bir değişimi ve ilerlemeyi düşünce, yaşam ve çalışma tarzında gerçekleştirmeyi göze alamayan, geleneksel solun işçi hareketinden ve ihtiyaçlarından koparılmış sözde yeraltı çalışmasının temsilcisi pratik oportünizm" gibi sapmalar varsa bunun nedenleri; 1 - 1981 sonrası sağ sapmanın, 2 - Örgüt kadrolarının ve MK'sinin geçmişten o güne kadar bağrında varolan çelişkileri ve zafiyetlerinin zamanında tespit edilememesi, 3 - Gevşek bir parti örgütlenmesi (tıpkı Menşevikler gibi), 4 - İktidar perspektifinden yoksunluk, 5 - Partinin gelişen koşullara uygun yapılanamamasının, (siyasi, ideolojik ve örgütsel anlamda) 6 - "geleneksel solun işçi hareketinden ve ihtiyaçlarından koparılmış" olması, kopartanlar kimlerdi, hangi zihniyetin temsilcileriydiler, 7 - Belki de özellikle uzun zamanlı bir teslimiyet politikasına uygun olarak yaratılan bir ortamdı ki bu da doğrudur. Çünkü birçok bölgede birincisi; 1991 yılından sonraki tutuklamalarda partili olarak tanımlanan insanların çoğu, 12 Eylül öncesinde taraftar düzeyinde olan insanlardı, eğer gerek görülselerdi daha o zaman mücadelenin yükseldiği dönemlerde onların partiye katılmaları için gerekli çalışmalar yapılırdı. Büyük bir deneyimsizlik örneği özellikle verilmiştir bu dönemde!... İkincisi; 1991 sonrası dönemdeki çözülmeler ve karşı devrimin darbeleri merkezden gelen veya gönderilen kadrolardan kaynaklanıyordu... Gevşek parti örgütlenmesi, sınıf mücadelesini kavrayamama, ihanet içindeki kadrolar ve yasallaşma... "TDKP 2. Genel Konferansının Açıklamasıdır", (3 sayfası boş, toplam 20 sayfa), devam ediyoruz; "Koşullardaki değişim, başta uyanış içindeki ileri işçiler olmak üzere işçiler arasında gelişen ayrı bir sınıf olarak örgütlenme eğiliminin olgunlaşma düzeyi, partimizin bugüne kadar yürüttüğü faaliyetin birikimi ve işçi hareketindeki yeri ve etki düzeyi; hatalar ve zayıflıklar da taşısa yakın zamana kadar partimizin çalışmasını ilerleten propaganda, teşhir-ajitasyon ve örgütlenme faaliyeti yürütürken kullandığı biçimler ve araçlar arasında öngördüğü ilişkinin, örgütlerinin ve kadrolarının mevzilenmesinin eskidiğini, bir bütün olarak yenilenmesinin, gündeme gelen yeni biçimler ve araçlarla geliştirilmesinin zorunlu hale geldiğini göstermektedir. Bu değişim eski örgüt ve perspektifin korunması temelinde biçimler ve araçlar arasında yapılacak kısmi değişikliklerle başarılamazdı. Değişim, ancak ve ancak partimizin açık ya da gizli her alanda yeniden inşası, güçlerinin arınması ve yenilenmesi gündeme alınarak gerçekleştirilebilirdi. MK'nin bu perspektifle aldığı tüm kararları ve partimizin attığı pratik adımları onaylayan konferansımız partimizin yeniden inşası ve her alandaki faaliyetinin koşullardaki değişime uygun olarak yenilenmesi ile tüm parti güçlerinin kendilerini aşmada ve arınmada gösterecekleri yetenek, en önemlisi de işçi sınıfının ve gençliğin taze güçleri ile yenilenmesi ve çelikten bir disiplin ve irade arasındaki tayin edici ilişkiye dikkat çeker." (TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır) ............... "TDKP 2. Genel Konferansının Açıklamasıdır", (3 sayfası boş, toplam 20 sayfa), Sayfa 19 (son sayfa, en son paragraf) "Örgüt, Kadın, Kültür, Gençlik, Yurt-dışı Örgütleri ve Ulusal soruna ilişkin kararlar alan Konferansımız; tüm parti örgütlerinin ve güçlerinin, ileri işçilerin, geleceğimiz olan gençliğin, TDKP 2. Genel Konferansı'nın kararlarını tam bir içtenlik ve büyük bir özveriyle uygulayacaklarına olan inancını ve güvenini belirtir." (TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır, sf.:19) "TDKP'nin 2. Genel Konferansı, parti örgütlerinin ve güçlerinin, basta işçiler olmak üzere emekçiler ve gençlik içindeki ileri parti çevrelerinin en geniş ve ileri düzeyde temsilinin ve katılımlarının sağlandığı çeşitli oturumlardan oluşan bir süreç olarak gelişti ve saptadığı gündeme uygun olarak çalışmalarını tamamladı ve tam bir irade birliğiyle sonuçlandı." (TDKP 2. Genel Konferansı'nın Açıklamasıdır - Sayfa :3 ) TDKP gibi devrimci bir partinin süreç içinde tasfiyesi ile ortaya çıkan tasfiyecilerin kurduğu EMEP'in ortaya çıkışının nedenleri, aslında 1980 karşı- devriminin saldırılarının hemen ardından TDKP-MK işbaşındayken 1. Kuruluş Kongresinde kabul edilen programdan geriye doğru arayışlara yönelinmesi ve 1981 yılında Devrimin Sesi'nde "Yeni Bir Perspektif" başlıklı broşürle, "Türkiye'de hala gerekli olan burjuva demokrasisidir. Burjuvazili ya da burjuvazisiz, ama burjuva karakteriyle bir demokrasiye ülkemiz mutlaka ulaşacaktır." yayınlandı. Bu ideolojik bulanıklığın nedeni geniş ve ciddi büyüklükte sayılabilecek bir kadro ve taraftar yoğunluğu bulunan TDKP'nin bazı geri ve ödlek önderlerinden ve ideologlarından bazılarının gelişmeleri kavrayamamaları sonucu ortaya çıkmış, sınıftan kopuk bir küçük-burjuva devrimci hareketin henüz derinleşememiş ideolojik duruşunun sonucu olarak da çözülmeler ve ihanetler başlar. Günümüzde görüyoruz ki EMEP o zamanki tanımlamaya uygun olarak bugün konumlanıyor. 1980 sonrası, 1981 Nisan darbesinin ardından dağılma sürecine giren TDKP, 1983 seçimlerinin ardından, 1984'lü yıllarda faşist diktatörlüğe doğru yüzünü dönen TDKP sistem içi çözümlere yönelerek "burjuva demokrasisi" için kolları sıvıyor, Avrupa'dakiler Ecevit ile görüşüyor, "Ecevit ile ilkeli bir ittifak yapmak için" kolları sıvadılar

    TDKP görüşlerini, broşür gibi türden süresiz yayınların yanı sıra periyodik çıkan Merkez Yayın Organı Devrimin Sesi ve Yoldaş gibi yayınlarla yansıtmaktadır. Bunlar, gizli basılıp dağıtılan yasa dışı organlardır.
     
  4. RüzGaR Super Moderator

    Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB), yasadışı sol örgüt. 1979 Şubatında, THKO'dan ayrıldıktan sonra bir kongreyle kurulan örgütün kurucusu Yaşar Ayaşlı, Osman yaşar Yoldaşcan, Mehmet Fatih Öktülmüş, İsmail Cüneyt ve öteki devrimcilerdir. Ancak örgütün kökü 68 Olaylarına kadar uzanır.

    Daha sonraları Devrimci Gençlik Federasyonu'na (Dev-Genç) dönüşecek olan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) içinde faaliyet gösteren Proleter Devrimci Aydınlık çevresinde olduğu bilinen Aktan İnce, Yaşar Ayaşlı, Aydın Çubukçu. Ertan Günçiner, Hikmet Çiçek ve diğerleri 1970 ortasında bu çevreden uzaklaştı. Grup elemanları 1971 yılında İzmir'den Denizli'ye para taşıyan Ziraat Bankası aracını soyarak 4 milyon TL'yi aldılar, ama kısa süre sonra yakalandılar.

    1974 yılındaki genel aftan sonra isimsiz bir grup olarak yaygınlaştılar. 1975 sonunda, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) taraftarlarının örgütü yeniden diriltmek için kurdukları THKO-GMK'ye katıldı(BİRLEŞTİ). Bu grubun "Mücadelede Birlik" ve "Halkın Kurtuluşu" hiziplerine ayrılması sırasında Halkın Kurtuluşu grubuyla birlikte hareket etti. Mayıs 1977 yılında A. Çubukçu ve E.Günçiner ayrılmazken, Aktan İnce çevresindeki grup, Arnavutluk Emek Partisi ve Çin Komünist Partisi arasındaki fikir ayrılıkları çerçevesinde sürdürülen tartışmalar sonucu Halkın Kurtuluşu grubunu "sağ oportünist ve tasfiyeci" olmakla suçlayarak örgütten ayrıldılar.A. İnce önderlik görevini yerine getiremediği ve kariyerist diye nitelendiği için kızağa alındı(1980'de tamamen atıldı)

    19 Şubat1979'da, İleri Militanlar Toplantısı(İMT), TİKB yeni baştan yeni bir temel üzerinde kuruldu. Arnavutluk çizgisine yakın bir politikayı savunan grup 12 Eylül darbesini faşist olarak nitelendirerek silahlı direniş kararı aldı.

    12 Eylül darbesi'nin hemen ardından 29 Eylül 1980 günü Merkez Komite üyesi Osman Yaşar Yoldaşcan girdiği silahlı çatışmada öldü. Özellikle 12 Eylül darbesi sonrası "işkencede direnme" tavrını örgüt çapında en geniş biçimde uyguladılar. 1983 yılında MK üyesi İsmail Cüneyt ve daha sonraki yıllarda da bir çok üyesiişkence ile öldürüldü.

    İşkence olgusunda, Türkiye Devrimci Hareketinin ciddi bir zaaf içinde olduğunu söyleyen örgüt, aynı zamanda işkencede direnmeyi genellekseltirmenin birçabası olarak TİKB'lilerin gördüğü işkenceleri anlatan Adressiz Sorgular adlı derlemeyi 1989 yılında yayınladılar.

    Türkiye cezaevlerinde 12 Eylül darbesi sonrası siyasi tutuklu ve hükümlülere uygulanan Tek Tip Elbise (TTE) uygulamasına karşı Dev-Sol ile birlikte 1984 yılında ölüm orucuna katıldılar. Bu eylem sonunda diğer bir MK üyesi Mehmet Fatih Öktülmüş hayatını kaybetti.

    Yurtdışına çıkmama ve direnme kararı alan örgüt mensupları en son 1985 yılında Yaşar Ayaşlı ve arkadaşlarının yakalanmasıyla merkezi kadrolarının çoğu cezaevine girdi. Bu nedenle de cezaevi dışında bir dönem etkisini kaybetti.

    1989 yılında 2.Konferansını yapan örgüt, 1989 bahar eylemlerini "işçi sınıfının yeniden yükselişi" olarak kabul edip, bu sürecin de getirdiği avantajlarıda kullanarak, sözü kabul edilen bir noktaya geldi.

    1990'ın başlarında Emeğin Kurtuluşu Kurultayını örgütlemeye girişti.

    1995 yılında "3. Konferans" öncesi örgüt içinde başlayan "demokratik merkeziyetçilik" tartışması çerçevesinde örgütün bürokratikleştiğini ve yozlaştığını ileri süren ve kendilerini "bolşevikler" olarak adlandıran bir grup örgütten ayrılarak Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (Bolşevik) örgütünü kurdular.

    12 Mart 1995 Gazi Olaylarında "barikatın arkasını" örgütleyen örgütlerden birisi oldu. Gazi Olayları'ndan sonraki süreçte "Söz Alınterinin Kurultayı"nı örgütleme girişimleri hem hız hem de kitlesellik kazandı. Bunun bir sonucu olarak olaylı 1996 1 Mayıs'ında kürsü işgalini gerçekleştirdiler.

    1996 Mayıs ayında Türkiye cezaevlerinde başlayan ölüm oruçlarına, cezaevlerinde bulunan tüm üyeleri ile süresiz açlık grevi tanımlaması ile katıldılar. 12 kişinin hayatını kaybettiği bu eylemde üyeleriden 3 kişi ( Tahsin Yılmaz, Osman Akgün, Ulaş Hicabi Küçük) hayatını kaybetti.

    2000 yılında F tipi Cezaevlerine karşı 3 örgüt (DHKP-C,TİKKO, TKİP)tarafından başlatılan ölüm oruçlarına katılmayan örgüt, 19 aralık 2001 hayata dönüş operasyonu ardından 10 Şubat 2001'de ölüm orucuna dahil oldu. 28 Mayıs 2002'de 7 örgüt ile birlikte ölüm orucunu sonlandırdılar. Bu eylemde de 4 üyesi (Tuncay Günel, Ali Çamyar, Lale Çolak, Okan Külekçi) hayatını kaybetti.

    Ufuk Çizgisi adlı dergide "Ölüm orucu süreci: Tasfiyeci saldırıya karşı tasfiyeci taktik" adlı yazı dizisi ile 2000 yılında başlayan ve 2004 yılında 104 kişinin hayatını kaybettiği ölüm oruçlarını TDH'nin "tarihsel anlamda tıkandığı" ve "büyük ve eşsiz bir eylem olmasına rağmen,ölüm oruçlarını, bu tıkanıklığın bir göstergesi" olarak tanımladı.

    1990larda çalışmalarını başlattıkları "Söz Alınterinin Kurultayı"nı 11-12 Mart 2006'da düzenlediler. Ancak kurultayın, 1996'da 1 Mayıs'a katılım düzeyi ve kürsü işgali gibi radikal potansiyeli ile karşılaştırıldığında, hem kitleselllk hem de içerik bakımından hedeflerine ulaşma durumu


    Devrimci Yol Türkiye 12 Eylül darbesi öncesi devrimci sosyalist hareketlerindendir. İlk sayısı 1 Mayıs 1977 yılında yayınlanan Devrimci Yol Dergisi etrafında örgütlenen hareketin başlangıcı bu tarihle anılır. Döneminin en etkili ve kitlesel hareketlerinden olmasına rağmen 12 Eylül darbesi sonrası örgütsel anlamda dağılmıştır. Günümüzde de bu hareketin bazı temsilcileri çeşitli siyasi parti ve organizasyonlarda politik faaliyetlerine devam etmektedir.




    Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi DHKP-C. DHKP-C 30 Mart 1994 tarihinde Devrimci-Sol örgütünün partileşme kararı alması ile kurulmuştur. DHKP-C, Dursun Karataş'ın Genel Sekreterliğini yaptığı ve Marksist-Leninist İdeolojiyi referans alan bir örgüttür. Örgütün hedefi silâhlı mücadele ile Türkiye'de Demokratik Halk İktidarı'nı kurmaktır. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin "Terör Örgütleri" listesine girmiştir.

    1978'de Dursun Karataş tarafından Devrimci Sol (veya Dev-Sol) olarak, Dev-Genç kadrolarından oluşan önceki DHKP-C'den ayrılmış Devrimci Yol'dan ayrılarak kurulmuştur.

    1994 yılında Dev-Sol içindeki şiddetli anlaşmazlık grubun ikiye ayrılmasıyla sonuçlandı: ana grup Dursun Karataş tarafından yönetilen DHKP-C ismini alan gruptur; diğer grupsa Bedri Yağan tarafından yönetilmiştir ve THKP-C'yi kurmuştur (orjinal THKP-C ile karıştırılmamalı).

    Parti-Cephesi isminin anlamı şuradan gelir: "Parti" grubun politik aktiviteleriyle ilgilenirken, "Cephe" de grubun silahlı alandaki faaliyetleriyle ilgilenir. Hareketin ideolojisine göre bu ikisi teorik olarak ayrıdır.

    Grup, Marksist-Leninist kökenli bir ideolojiye sahiptir ve kendisini ABD ve Nato karşıtı olarak gösterir. Türkiye hükümetinin Batı emperyalizminin kontrolu altında oduğunu savunur ve bu kontrolü şiddete başvurarak yıkmayı hedefler.

    Aktivitelerini büyük ölçüde bağışlardan sağlar. İlk olarak ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından, Ekim 1997'de terörist bir organizasyon olarak nitelendirilmiştir.

    Başlıca müttefikleri Uluslararası Dayanışma (Solidarieta Internazionale, İtalya) ve FKHC (Filistin´in Kurtuluşu için Halk Cephesi)'dir



    Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP), 10 Eylül 1994'te kurulan komünist bir örgüttür. Parti, içinde eylem yapmakta ve örgütlenmekte olduğu sistemlerin ağır baskıları ve yasaklamaları neticesinde kendisini illegal olarak tanımlamakta ve bu çerçevede eylemlerini yürütmektedir.

    Kuruluş Kongresi (1. Kongre) belgeleri, onun teorik, siyasal ve örgütsel temellerini oluşturur. 'Birlik devrimi' olarak ifade edilen bu gelişme, 'komünistlerin birliği' düşüncesine sahip parti önceli örgütlerin, 1989'dan itibaren örgütler içinde ve örgütler arasında yürüttükleri bir mücadelenin sonucudur.

    1991'de TDKİH ve TKİH birleşir. Yıllar süren mücadelenin sonucunda Eylül 1994'te, TKİH ve TKP-ML Hareketi Birlik Kongresini toplar, ve MLKP-K kurulur. Eylül 1995'te toplanan 1. Parti ve Birlik Konferansı, MLKP-K ile TKP-ML (YİÖ) arasındaki birliği sağlar ve "Kuruluş" ekini kaldırır. Böylece MLKP, dört komünist örgütün birleşmesiyle oluşur.

    Kaynak: WİKİPEDİA
     

Sayfayı Paylaş