Türkiye Ve Ortadoğu

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 23 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Türkiye'nin savunma ve güvenlik ihtiyaçlarının dünyadaki genel gelişme çizgisinden farklı olarak her geçen gün bir öncekine göre arttığı, ülkedeki siyasal ve ekonomik istikrarsızlığın buna önemli ölçüde katkıda bulunduğu ve içinde bulunulan coğrafyanın Türkiye açısından getirdiği bazı dezavantajlara değinen kitapta; Orta Doğu; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, İran, Irak, İsrail ve Suriye'nin dış politika hedefleri açısından, Türkiye merkezli olarak sosyal, siyasal, ekonomik ve askeri yönleri ile değerlendirilmiştir.
    Yazar konuyu üç ana başlıkta incelemiştir. Özellikle 1990 sonrası dönemde Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinin işlendiği Birinci Bölüm'de Orta Doğu neresidir? sorusuna cevap verilmiştir. Bilindiği üzere bu konuda değişik kaynaklarda değişik tanımlamalara rastlanmaktadır. Yazar bölgeyi; kuzeyde Türkiye, doğuda İran, güneyde Arabistan yarımadası ve Sudan, batıda ise Mısır ile sınırlanan bir coğrafya olarak nispeten dar biçimde tanımlamıştır. Bu çalışmada ise Türkiye'yi yakından ilgilendiren bölgeler üzerinde durmuştur.
    Soğuk Savaş sonrası dönemin sıkça ifade edilen değeri küreselleşme ile birlikte, bu dönemde yükselen ve bölgesel düzeyde de olsa krizlere ve çatışmalara neden olan etnik, dinsel, kültürel farklılıklar, üzerinde durulması gerekli olgular olarak tespit edilerek bölge politikalarına etkisi incelenmiştir. Bölgede çok uzun zamandan beri var olan terorist faaliyetlere değinilmiş ve bu kapsamda Suriye'nin su sorunu nedeniyle teröre verdiği destek ele alınmıştır.
    1991 yılı Ekim ayı içinde Madrid'de toplanan Orta Doğu Barış Konferansı ile birlikte başlayan barış sürecinin getirdiği yeni açılımlar ve bunun gerisindeki nedenler açıklanmış, ilgili ülkelerin iç politikalarındaki problemlerinin dış politikalarına nasıl yansıdığı üzerinde durulmuş ve bunun söz konusu barış süreci üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri değerlendirilmiştir.
    Soğuk savaş sonrası dönemde artan belirsizliklerin, giderek sertleşen dinsel ve etnik hareketlerin, Hazar petrolleri ve ortak bölgesel çıkarların Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri'ni birbirine zorunlu olarak yakınlaştırdığı Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa ile olan uzunca bir zamandan beridir girmiş olduğu politik ve ekonomik rekabetin, İsrail'in bölgedeki yalnızlığının ve Türkiye'nin yarım yüzyıllık laik demokratik ilkeleri benimsemiş bir Müslüman müttefik ülke olma özelliğinin bu yakınlaşmayı desteklediği konusuna yer verilmiştir.
    İkinci Bölümde İran ve Suriye'nin etnik, dinsel, ekonomik, askeri yapısı ve bunun dış politika üzerinde halihazırdaki etkisi ile önümüzdeki dönemlerde ortaya çıkabilecek muhtemel yansımaları değerlendirilmiştir. İran'ın 61 milyon olan nüfusunun 25 milyonunun Türk kökenli olduğu ve Körfez Savaşından sonra büyük çapta silâhlanmaya para ayırdığı vurgulanan olgulardan önemlileridir. Dünya petrol rezervinin önemli bir bölümüne sahip olan İran'ın dinsel rejimle yönetiliyor oluşu, terörizme verdiği destek ve rejim ihracı çabalarının batıda endişe ile karşılandığı vurgulanmıştır.
    Yazara göre; bölgeden dünyaya petrol akışının kesintiye uğramamasını arzu eden Amerika Birleşik Devletleri bu tür bir kesintiyi kendisi açısından da tehdit olarak algılamaktadır. Türkiye'nin doğu ve güney komşularının antidemokratik yönetimleri ve irrasyonel politikaları Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçlarını artırmıştır.
    Suriye'nin teröre verdiği desteği su sorunu ve Hatay ile ilişkilendiren yazar, Orta Doğu barış sürecinin başarıya ulaşması durumunda Suriye'nin ilgisini Türkiye üzerinde yoğunlaştırabileceğini, SSCB'nin dağılmasından sonra yalnızlığa düşen bu ülkenin durumunun iyi analiz edilmesinin ve önleyici politikalar üretilmesinin gerekliliği üzerinde durmuştur.
    Kitabın üçüncü ve son bölümü Kuzey Irak'taki gelişmelere ve Çekiç Güç'ün bu bölgedeki faaliyetlerine ayrılmıştır. Körfez Savaşı'ndan sonra 36ncı paralelin kuzeyinde kalan ve Irak hükümetinin etkinlik alanından fiilen çıkarılmış olan Kuzey Irak bölgesinin neden Türkiye'yi doğrudan ilgilendirdiği belirtilerek, 1990'dan sonra hız kazanan PKK terörü ile, bölgede etkin konuma sahip olan iki büyük Kürt grubu olan KYP ve KDP'nin hedefleri, aralarındaki güç mücadeleleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye ile ilişkileri üzerinde durulmuştur.
    Kuzey Irak konusuna İran'ın gösterdiği yakın ilgiye karşılık Suriye'nin daha geriden izleyen bir tutum takınmasını dış politikadaki önceliklerinin farklılığına bağlayan yazar, Türkiye'nin Kuzey Irak konusunda belirgin olarak ortaya konmuş bir politikasının bulunmadığını belirtmekte ve sık sık gündeme getirilen bağımsız Kürt devleti kurulması söylemlerine karşı Irak'ın toprak bütünlüğüne sahip çıkılmasının özel önemine dikkat çekmektedir.
    Irak'ın parçalanmasının Türkiye yönelik bölücü terör siyasi destek sağlayacağı, ayrıca Arap ülkelerinin Türkiye'ye yönelik olarak Türkiye - İsrail ilişkileri nedeniyle zaten var olan olumsuz tepkisini artıracağı değerlendirilmiştir.
    Kuzey Irak'ta görev yapan Çekiç Güç'ün ortaya çıkış nedenleri, askeri yapısı komuta bağlantıları ve görevinin neler olduğu konusu genel mahiyette ele alınarak açıklanmıştır.
    Üçüncü Bölümün son alt başlığı ise Türkiye ile güney komşuları Irak ve Suriye arasında Fırat ve Dicle sularının kullanımına ilişkin olarak ortaya çıkan su sorunu ile Orta Doğu ülkelerinin içme suyu ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak 1980'li yılların ikinci yarısından sonra gündeme gelen ve Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin sularının boru hatları ile Arap yarımadasına kadar götürülmesi anlamına gelen Barış Suyu Projesi'ne ayrılmıştır.
    Su sorunları kapsamında şimdiye kadar yapılmış olan anlaşma ve protokollerden söz edilerek, gelinen durumda Türkiye ve Suriye'nin sorunun çözümüne ilişkin tezleri açıklanmıştır.
     



Sayfayı Paylaş