Türkiye Cumhuriyeti'nin Dış Siyaseti (1923-1938)

Konusu 'Tarih' forumundadır ve RüzGaR tarafından 28 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Türkiye Cumhuriyeti`nin Dış Siyaseti (1923-1938)
    1- Nüfus Mübadelesi (Değiş-Tokuş)
    Lozan Barış Antlaşması'na göre İstanbul Rumları ile Batı Trakya'da bulunan Türkler dışında, Türkiye'de yaşayan Rumlarla, Yunanistan'daki Türkler karşılıklı olarak değiştirileceklerdi. Ancak Yunan Hükümeti İstanbul'da daha çok Rum bırakmak istiyordu. Bunun için de, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzasından önce, İstanbul'da yerleşmiş bulunan Rumların söz konusu değişiklik dışında tutulmasını istiyordu. Türk hükümeti ise İstanbul'a yerleşmenin Türk kanunlarına göre olacağını ileri sürerek bu isteğe karşı çıktı. Anlaşmazlık, Milletlerarası Adalet Divanı'na götürüldü. Ama Divan, anlaşmazlığı çözümleyemedi. Türk-Yunan ilişkileri gerginleşti.

    Ancak anlaşmazlık büyüyüp silahlı bir çatışmaya varmadan taraflar arasında uyuşma yolu bulundu (1926). Bununla birlikte değiş-tokuş, sonucu ancak dört yıl sonra çözümlendi (10 Haziran 1930). Daha sonra Venizelos'un (Yunan Başbakanı) Türkiye'yi resmen ziyaret etmesi Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesinin başlangıcı oldu. Bu ortam 1954 yılına kadar devam etti. 1954 yılında baş gösteren Kıbns sorunu, aşın uçları temsil eden Rumları eski ideallerine döndürdü. Bu yüzden, Türk-Yunan ilişkileri yeni bir bunalımlı döneme girdi.

    2- Yabancı Okullar Sorunu
    Lozan Antlaşması ile Türkiye'nin siyasal hayatında, pürüzsüz bir dönem başladığı söylenemez. Bu antlaşmanın imzasından sonra da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti büyük sorunlarla karşı karşıya geldi. Bunlardan biri de Yabancı Okullar sorunudur.

    Lozan'da Türkiye'deki yabancı okulların konumu şu şekilde belirlenmişti: Yabancı Okullar, Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı oldukları tüzuk, yönetmelik hükümlerine uyacaklardı. Türk hükümeti bu okulların öğrenimini düzenleyecekti. Türk Dili'nin, Türk Tarih ve Coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması ve bu okulların Türk müfettişIeri tarafından denetlenmeleri esası bir yönetmelikle tesbit edildi. Bazı okullar bu kurallara uymak istemediler. Uyruğunda oldukları devletlerin Türkiye'deki elçileri aracılığı ile bizimle görüşmelere kalkıştılar. Hükümet bunu iç sorunu sayarak görüşme konusu yapmayı kesinlikle reddetti. Bu esaslara uymak istemeyen bazı yabancı okullar kapatıldı. Geri kalanlar ise, hükümetin isteğini kabul ettiler ve sorun çözümlendi.

    3- Irak Sınırı ve Musul Sorunu
    Musul ve Kerkük, İngiltere tarafindan Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra işgal edilmişti. Lozan Konferansı'nda Türkiye, Musul'un Misak-ı Milli sınırlan içerisinde olduğunu ve geri verilmesini istedi. İngiltere ise buranın Irak'a ait olduğunu savundu. Çünkü, o sıralarda Irak, İngiltere'nin sömürgesi durumundaydı. Musul ve çevresi zengin petrol yataklanna sahipti. Lozan Konferansı'nda Musul sorunu çözümlenemediği için Türkiye ile Irak arasındaki sınır tesbiti sonraya bırakıldı.

    Türkiye ile İngiltere arasındaki görüşmeler 1924 yılında İstanbul'da başladı. Görüşmelerden bir sonuç alınamayınca, İngiltere konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürdü. Diğer yandan da bazı sınır olayları çıkardı. Hatta, Şeyh Sait ayaklanmasında etkili oldu. İngiltere'nin amacı henüz kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni içten zayıflatmak ve askeri gücünü azaltmaktı.
    Milletler Cemiyeti'ndeki görüşmeler oldukça uzun sürdü. Bazı konularda Lahey Adalet Divanı'ndan görüş istendi. Alınan kararlar tarafları memnun etmeyince, yeniden Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşmelere başlandı.
    Sonunda Ankara'da imzalanan bir antlaşma ile Türkiye-Irak sınırı çizildi (5 Haziran 1926). Buna göre; Musul, Irak sınırları içinde kaldı. Buna karşılık, Türkiye'nin 25 yıl süre ile, Irak'ın petrol gelirinden % 1O pay alması kabul edildi.

    4- Milletler Cemiyeti ve Milletler Cemiyetine Girişimiz

    5- Balkan Antantı ve Sadabat Paktı
    Türkiye "Yurtta sulh cihanda sulh!" politikasının bir gereği olarak, bölgesel ve uluslararası alandaki banşçı faaliyetlere aktif olarak katıldı. Milletler Cemiyeti'ne üye olması, Balkan Antantı ile sadabat Paktı'nı imzalaması bunun örnekleridir.

    A) Balkan Antantı
    l.Dünya Savaşı'ndan sonra sınırlann yeniden, çizildiği bölgelerden biri de, Balkanlardı. Sınır değişiklikleri bazı devletleri memnun etmediği için burada tam anlamıyla bir barış kurulamadı. Aynca, 1933'ten sona Avrupa'da banşı tehdit eden olaylar başgösterdi. Almanya ve İtalya'nın silahlanmaya başlaması, Balkan devletlerini kuşkulandırdı. Bu sebeple, Türkiye ile Yunanistan arasında başlayan yakınlaşmaya, Yugoslavya ve Romanya da katıldı. Bunun sonucunda bir işbirliği ve dayanışma antlaşması olan Balkan Antantı imzalandı (9 Şubat 1934).

    Antlaşmayı imzalayan Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ortak sınırlan karşılıklı olarak güvenceye aldılar. Aynca, birbirlerine danışmadan herhangi bir Balkan devletiyle antlaşma yapmamayı kabul ettiler. Türkiye bu antlaşma ile banşçı faaliyetlerde önemli bir role sahip olduğunu ortaya koydu. Aynı zamanda, batı sınırının da güvenliğini sağladı.turkeyarena.com

    B) Sâdâbat Paktı
    Türkiye, batıda olduğu gibi Orta Doğu'da da banş ortamının geliştirilmesinde öncülük yaptı. İtalya'nın Balkanlar ve Doğu Akdeniz'deki yayılma emelleri şüphe yaratıyordu. Bu devletin, 1935 yılında Habeşistan'a saldırması, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da güvenliği tehlikeye duşürdü. Bunun üzerine Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında görüşmeler yapıldı: Bu görüşmeler, Tahran'da imzalanan bir antlaşmayla sona erdi (8 Temmuz 1937). SâdÂbat Paktı adını alan bu antlaşma ile devletler birbirinin iç işlerine kanşmamayı, ortak sınırlara saygı göstermeyi kabul ettiler.
    sadabat Paktı ile Türkiye, doğu ve güney sınırlarının güvenliğini de sağlamış oluyordu.

    6- Boğazlar Sorunu ve Montreax (Montrö) Sözleşmesi
    Bildiğiniz gibi Lozan Antlaşmasında, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını sınırlayan bazı hükümler vardı. Bu hükümlere göre; Boğazlar'ın yönetimi Türkiye'nin başkanlığında milletlerarası bir komisyona bırakılmıştı. Ayrıca, Türkiye, Boğazlar'da asker de bulunduramıyordu.
    Avrupa devletleri arasında yapılmakta olan silahsızlanma konferansından olumlu sonuç alınamaması ve 1933 yılından sonra devletlerin büyük çapta silahlanmaya başlaması karşısında, Türkiye, Boğazlar'ın güvenliğini sağlamak için harekete geçti. Lozan Antlaşmasını imzalayan devletlere birer nota göndererek, şartlann değiştiğini ve Boğazlar'ın yönetiminin yeniden düzenlenmesini istedi. İsviçre'nin Montrö şehrinde başlayan görüşmeler, bir antlaşma ile sonuçlandı (20 Temmuz 1936).

    Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile;
    "'Boğazlar komisyonu kaldırıldı ve bu komisyonun bütün görevleri Türk Devleti'ne verildi.

    "'Türkiye'nin Boğazlar'da istediği kadar asker bulundurması kabuI edildi.
    "'Boğazlar'dan ticaret gemilerinin her zaman, ancak Türk denetimi altında geçebilecekleri kabul edilirken, savaş gemilerinin geçişlerine sınırlamalar getirildi.
    Bu antlaşma Boğazlar üzerinde Türk egemenliğinin tekrar kurulmasını sağladı.

    7- Hatay Sorunu
    1921 'de Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla Hatay'da özel bir yönetim kurulması kabul edilmişti. Türkiye Hatay'ın milli sınırlar içerisine alınması için bir süre beklemek zorunda kaldı. Atatürk, "Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde esir kalmaz." diyerek. Türkiye'nin bu konudaki duyarlı ve kararİı tutumunu belirtti. Fransa 1936'da Suriye'de manda yönetimine son vermeyi kararlaştırınca Hatay konusu önem kazandı. Türkiye bu konunun Milletler Cemiyeti'nde ele alınmasını istedi. Bu istek kabul edildi ve Milletler Cemiyeti aracılığı ile Türkiye ve Fransa arasında görüşmeler başladı. O sıralarda Avrupa devletleri arasındaki dengeyi iyi değerlendiren Atatürk Türkiye'nin isteklerini. Fransa'ya kabul ettirmeyi başardı. İki ülke arasında yapılan bir antlaşma gereğince Hatay için önce bir anayasa hazırlandı. Sonra da seçim yapılarak bağımsız Hatay Devleti kuruldu (2 Eylül 1938). Bir süre sonra, Türkiye ile Fransa arasında yeni bir antlaşma yapıldı ve Hatay'ın Türkiye'ye katılması kabul edildi. Bunun üzerine Hatay' Meclisi. 29 Haziran. 1939'da Türkiye ile birleşme kararı aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bunu kabul etmesinden sonra. Hatay ili kuruldu. Barış yoluyla kazanılan bu siyasi başarıda Atatürk'ün rolü çok büyüktür.
     



  2. SeçiL Well-Known Member

    çok güzel olmuş gerçekten çok sağolun
     

Sayfayı Paylaş