Türk Böbrek Vakfı'nın Tarihçesi

Konusu 'Soru-Cevap' forumundadır ve Misafir tarafından 30 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Misafir Guest


    Türk Böbrek Vakfı'nın tarihçesi nedir?
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Sene 1983. Yeşilyurt Lions Kulübü derneği Sayman Üyesi ALAATTIN YILMAZ SANAMA akut böbrek hastası.Suni böbrek makinasına bağlı olarak hayatını idame ettirebiliyor. Daha evvelce Almanya'da böbrek nakli olmuş ancak kısa bir süre sonra vücut takılan böbreği kabul etmemiş. Yönetim Kurulu toplantılarında yavaş yavaş kendisinden bilgi alıp o zamanlar için son derece önemli ve çaresi çok zor olan bu hastalığa eğilmeye başlıyoruz. Araştırdıkça çaresizlik ortaya çıkıyor. Türkiye'de o zamanlar,1983'ler de suni böbrek cihazı sayısı yok denecek kadar az. Buna karşılık korkunç bir ihtiyaç mevcut. Yeşilyurt Lions Kulübü o dönem başkanı Erhan SAYILI bu çaresizliklere bir nebze de olsa çare bulabilmek için Yönetim Kuruluna öneride bulunuyor ve büyük bir heyecanla projeye başlıyoruz. Ancak Yönetim Kurulundaki bazı arkadaşlarımızda tereddütler var. Böyle bilmediğimiz bir konuda ya başarılı olamazsak... Boyumuzu aşabilir... ve benzeri tereddütler gündemde. Buna rağmen araştırmalara başlıyor ve hangi kuruma " suni böbrek ünitesi" kurarsak daha fazla hastaya hizmet götürmüş oluruz? şeklindeki arayışlarımız 1983'lerde Türkiye'de bu işi en geniş çapta yapan ve 12 adet suni böbrek cihazı ile hizmet veren SSK Istanbul Hastanesi'nde noktalanıyor. Başhekim Dr. Mücahit ATMANOĞLU ve servis şefi Nefrolog Fatma KARAKULLUKÇU ile yapılan görüşmeler sonucunda " 6 ünitelik bir Hemodiyaliz Pavyonu" kurmak projesi gelişiyor. O zamanın parası ile 20 Milyon TL.lık çok büyük bir projeye başlıyoruz. Erhan SAYILI başkanlığında,

    Yeşilyurt Lions Kulübü birbiri ardına görkemli ve fon yaratıcı sosyal faaliyetler düzenliyor ve oldukça kısa bir süre içinde 6 yatağı, ses düzeni ve gerekli alt yapısı ile birlikte 6 adet suni böbrek makinalı bir SUNI BÖBREK ek ünitesini vücuda getirmek üzere gerekli fonun yarısını temin etmiş oluyoruz. Iş 6 adet hemodiyaliz cihazı teminine kalıyor. Özellikle Almanya'da iş gezileri yapan birisi olarak ve daha evvelki yıllarda yine Almanya'da yaptığım seyahatlerde lions kulüplerini ziyaret ederek ve etkin konuşmalar yaparak " kalp kapakçıkları" bağışları temin edici çalışmalarım nedeniyle Weinheim Lions Kulübünü ziyaret ederek bağış talebinde bulunuyorum. Yapılan temaslar neticesinde FRESENIUS vakfından 5 adet kullanılmış ancak revize edilmiş cihaz bağışı alıyorum. SSK bu cihazları gümrükten muaf ithal ediyor ve böylece proje gerçekleşiyor.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik o dönem bakanı Mustafa Kalemli'nin katılımı ile görkemli bir açılış töreni yaparak o zamana dek 12 cihazla çalışan SSK Istanbul Hastanesinde %50 kapasite arttırımına gitmiş oluyoruz. 1984'lerin Türkiye'si için çok büyük katkı. Aradan yaklaşık 4-5 ay geçiyor. Sene 1984, aylardan Eylül. Yeşilyurt Lions Kulübü başkanlığım 3 ay evvel başlamış. Aynı anda Türk Kalp Vakfı başkanıyım. Bu vakıfta 4-5 senelik deneyimlerim var. Yavaş yavaş vakıfçılığı öğrenmeye başlamışım. Bir gün bir Lions genel kurulundan arabam ile dönerken arabada bulunan Yeşilyurt Lions Kulübünün kurucu ve ikinci başkanları VECIHI IBAK ve SÜLEYMAN TUNCER'e " Gelin Böbrek Sağlığı ve Diyaliz Hizmetleri için bir Vakıf kuralım" diyorum. Onlardan aldığım destekle TÜRK BÖBREK VAKFI'nı kurma hazırlıklarına başlıyorum.Kulübün ilk toplantısında konuyu gündeme getiriyorum. Sadece SSK Istanbul Hastanesine 6 ünitelik bir diyaliz pavyonu kurmakla yetinmeyelim. Konu çok önemli. Yurdumuzun büyük bir ihtiyacı var, çalışmalarımızı kurumlaştıralım. Yeşilyurt Lions Kulübü önderliğinde ve Lionların katkıları ile bir vakıf kuralım diyorum. Bu çağrıma cevap çok müspet. Herkeste heyecan doruk noktada ve böylece vakıf kurma hazırlıkları başlıyor. Aradan birkaç gün geçiyor. Birgün Dr. Mücahit Atmanoğlu (SSK Istanbul Samatya Hastanesi Başhekimi) telefonla beni arıyor ve "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mustafa Kalemli sizinle görüşmek istiyor" diyor. Hayırdır inşallah diyoruz ve bakana Erhan Sayılı ile birlikte gidiyoruz. Bakan " o senelerde bizden evvel ANKARA'da kurulmuş benzer amaçlı bir vakfa karşı rekabet kaliteyi getirir, sizin de Istanbul'da bu vakfın alternatifini yaratmanızı istiyorum" diyor. Sanki bizim içimizden geçenleri sezmiş gibi TÜRK BÖBREK VAKFI'nı kurun talimatını veriyor. Ben de kurucu üye olurum, merak etmeyin, desteklerim, sözleri bizi teşvik ediyor ve böylece ciddi bir şekilde vakıf kuruluş çalışmaları başlıyor. Vakıf kuruluşları hususunda aramızda uzman bir kişi var; Avukat Suat Ballar. Vakıf kuruluş senedini hazırlamaya başlıyor. Kurucu üye olmak istiyen çok. Yeşilyurt Lions kulübü üyelerinin % 80ini kurucu olmak istiyor. O dönemin yüksek düzey bürokratları, Vakıflar Genel Müdürü, Nefrologlar ve % 85'ini Lionların oluşturduğu 101 kişilik kurucu liste. Bir vakıf kuruluşu için çok büyük bir sayı. Sonradan anladığımız bir hata yaparak böyle büyük bir sayı ile işe girişiyoruz. Halbuki 15-20 kurucu ile başlayıp sonradan genişleyerek kuruluş hazırlıkları daha çabuk bitecek.


    Yeşilyurt Lions Kulübü kurucular arasında tek hükmi şahsiyet. Yaklaşık 6 ay süren kuruluş formaliteleri ve en nihayet BÜYÜK GÜN 30 MAYIS 1985 geliyor ve Noter'e düzenleme senedini imzaya gidiyoruz. Bir iki sene sonra " VAKIFLAR" diye kendi kitabını yayınlıyacak Av.Suat BALLAR dostumuz, o zamanın şartlarına göre örnek gösterebilecek bir vakıf senedi hazırlamış durumda. büyük bir şevk ve heyecanla imzaları atıyoruz. Arkasından vakfa fon yaratmak üzere bir dizi sosyal faaliyetler geliyor. Hilton'da görkemli bir gece. Vecihi IBAK'IN " Bir kibrit çak" kampanyası...

    O zamanlar ekonomik koşullar bugünlere nazaran çok daha uygun. Sosyal faaliyetlerden fon yaratmak daha kolay. Her şeyden önemlisi bir Lions Kulübü olarak bir vakıf kurmuş olmanın heyecanı ve şevki var. Bu olumlu koşullar altında kısa bir süre içinde en azından bir proje yaparak bir böbrek sağlığı ve diyaliz merkezi kurmak üzere başlangıçta az da olsa bir fon oluşturmak temini konusunda çalışmalara başlıyoruz. Başlangıçta arsa temini hususunda başvurduğumuz yerlerden olumlu cevaplar gelmiyor. Yine her zaman olduğu gibi Tanrı yardımcımız oluyor ve bir gün o dönemin Bakırköy Belediye Başkanı Naci Ekşi bizi çağırıyor ve diyor ki "niye bana gelmediniz? Ben size uygun bir yer verebilirim". Ve bu şekilde, şu anda Ahmet Ermiş

    Hastanesinin bulunduğu 2050 m2'lik bir parseli bize 49 yıllığına encümen kararıyla sembolik bir rakam karşılığında tahsisini yaptırıyor.Bu bizim için çok büyük bir gelişme ve bizlere büyük bir şevk veriyor.Ve hemen arkasında bir diyaliz merkezi projesi çizdirmeye başlıyoruz. O zamanlar elimizde yaklaşık 32 Milyon TL. var. Soyunduğumuz projenin keşif bedeli ise 600 milyon TL. civarında. Yani proje bedelinin % 5'i cebimizde ama bütün bunlara rağmen nasılsa arkası gelir diyerekten bir genel kurul toplantısı yapıyoruz. Mütevelli Heyetini bir araya getiriyor ve konuyu açıklıkla ifade ediyoruz. Elimizde de uygulamaya yönelik bir avan proje var. Bu avan projeyi ORHAN GÜRSOY, içimizden bir lion, bir yüksek mimar geliştiriyor ve uygulanabilir hale getiriyor. Arkasından ihale çalışmalarına başlıyoruz. Bu koşullarla gitmiş olduğumuz mütevelli toplantısında o zaman daha Lion olmayan bir mütevellimiz, bir kurucumuz Sn.Ahmet Ermiş, "ben bu projeyi desteklerim, bu projedeki söz konusu binanın yapılaşmasını üstlenirim. Bu konuyu görüşmek üzere gelin büromda bir görüşelim" diyor. O toplantıya hiç unutmuyorum. rahmetli Alaattin Yılmaz Sanama ve Erhan Sayılı ile birlikte üçümüz gidiyoruz.

    Karşılıklı anlayış ve işbirliği çerçevesinde bir protokol hazırlıyoruz. O protokolün esas konularından bir tanesi 600 Milyon TL.lik keşif bedeli olan hastane yapılaşması karşılığında biz Ahmet Ermiş'e gönülden ve seve seve kendi ismini ebedileştirerek bir kurum yaratıyoruz. Böylece Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Hastanesi Diyaliz Merkezinin temelleri atılır konuma geliyor. Çok kısa bir süre içinde Ahmet Ermiş'in büyük desteği ve de daha da ileri giderek inşaatı bizzat koordinasyon etmesi neticesinde 9 ay gibi kısa bir zamanda hastaneyi bitiriyoruz. 17.01.1989'da Türk Böbrek Vakfı Böbrek Sağlığı ve Diyaliz Merkezi Ahmet Ermiş Hastanesini hizmete açıyoruz. O dönemin başkanı Turgut Özal bu görkemli açılışa geliyor. Ilk başhekimimiz Abdullah Özgözükara.


    Abdullah Özgözükara ile bir çerçeve antlaşması yapıyor ve hemodiyaliz seansı başına kendisine ücret ödüyoruz. Bu bir nevi teşvik primi, çok kısa bir zamanda seans sayısı artıyor ve makine ihtiyacı gerçeği ortaya çıkıyor. Tabi ki elimizde bir işletme sermayesi yok.

    Yine Ahmet Ermiş'e rica ediyoruz. O elindeki imkanları seferber ediyor ve ondan bir süre için borç alarak cihaz siparişi yapıyoruz ve Baxter tabir ettiğimiz ilk jenerasyon hemodiyaliz yeni cihazları gelince hep beraber bayram ediyoruz. Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi çok kısa bir zaman içinde oldukça hızlı gelişiyor. 50 yataklı, 50 üniteli projelendirdiğimiz merkez kısa bir zaman içinde 3 vardiyaya geçmesine rağmen ihtiyaca cevap verememesi nedeni ile daha evvelce soyunma odaları ve lavabolar, tuvaletler olarak öngörülmüş bölümler tadilat yapılarak diyaliz kapasitesi arttırılıyor.Ve böylece kapasitemiz 50 cihazdan 70 cihaza çıkıyor. Bizim için çok muazzam bir gelişme ve de daha açılışından sonra 4-5 sene içinde 70 cihazla günde 200 hastaya hemodiyaliz seansı yapabilecek bir güce erişiyoruz.

    Bu müspet gelişmeler vakfımızı ve benimle beraber çalışan yönetim kurulu arkadaşlarımızı o kadar şevklendiriyor ki daha da cesaret alıyoruz. Tekirdağ'da bulunan Tekirdağ Marmara Lions Kulübü Başkanı ÜLKÜ EŞKINAT'ın talebi doğrultusunda Tekirdağ'da bir şube açıyoruz.Şubenin yönetmeliğini ve izin ile ilgili, bürokratik işlemlerini yine dostumuz Av. Suat Ballar sağlıyor.Böylece artık Tekirdağ'da şubesi bulunan teşkilatlanmaya başlamış bir vakıf haline geliyoruz. Yine aynı dönemlerde Tekirdağ Devlet Hastanesine yine aynı Lions Kulübünün destekleriyle bir hemodiyaliz ünitesi kuruyoruz. Yavaş yavaş Tekirdağ'da yeni bir yapılaşmanın, yeni bir diyaliz merkezi kurmanın heyacanına başlıyoruz. Bu meyanda bir proje geliştiriyoruz. 20 ünitelik bir merkezin projesini ve bunu kurabileceğimiz arsa tahsisleri işlerine başlıyoruz. O dönemin Valisi Sn. Şenol Engin'den bir arsa tahsisi konusunda söz alıyoruz. Ve bize şu anda Hacı Hüseyin Terzi Diyaliz Merkezinin bulunduğu 9 dönümlük bir arazinin yine 49 yıllığına sembolik bir rakamla tahsisini yaptırmış oluyoruz. Bunlar çok güzel gelişmeler. Böyle bir arsa ortaya çıktıktan sonra yatırım arayışlarına girişiyoruz.
    Tekirdağ şubesinde 200.000 $'lık yatırım yapacak imkan yok. Ben ve Tekirdağ Şubesi yetkilileri arayışlara başlıyoruz. Ilk defa Fehmi Sevinç adında bir bağışçı bu konuda yardımcı olurum diye bize geliyor. Istanbuldaki vakıf merkezinde bir görüşme yapıyoruz. Ama her nedense sonradan bu bağışçı sözünden vazgeçiyor. Ve biz yine başka bağışçı arayışlarına devam ediyoruz.
    Ümitlerimizin hemen hemen kesilmeye yüz tuttuğu bir dönemde şans eseri daha evvelden tanıdığım Tekirdağ koleji sahiplerinin bir daveti üzerine Tekirdağ Kolejinde Atatürkçü çağdaş düşünce konusunda bir konferans vermek üzere Tekirdağ'a gidiyorum.


    Orada beni dinlemeye Vakfımızın Tekirdağ şubesi yetkilileri de geliyor. Ama ondan daha önemlisi iş ilişkilerimiz ve müşterek seyahatlerimiz nedeni ile daha evvelden tanıdığım Morova Turizmin yönetim kurulu başkanı RAIF TERZI ve aynı zamanda Tekirdağ Kolejinin hissedarı Istanbul 25. Noteri Erkan Vardar izleyenler arasında. Konferans sonrasında yönetim kurulu başkanlığı odasında sohbet için toplanıyoruz. Ben projeyi ortaya koyuyorum. Uzaktan akrabam olan
    Erkan Vardar destekleyici konuşma yapıyor. Bunun üzerine RAIF TERZI bir düşüneyim diyor. Ve de bir hafta sonra beni arayarak, rahmetli babaları adına böyle bir önemli projeye katkıda bulunmak istediklerini belirtiyor. Uzun bir beklentiden sonra bu gelişme hepimizi memnun ediyor. Hazır olan uygulama projesine uygun olarak RAIF TERZI'nin bizzat dünürü Rüştü bey ile birlikte oluşturduğu bir ekiple inşaatı çok kısa bir sürede bitiriyoruz. Hakikaten çok kısa bir süre içinde 9 ay'da Tekirdağ Hacı Hüseyin Terzi Hastanesi hizmete 20.02.1997'de hizmete açıyoruz. Terzi ailesi 150.000 $ yapılaşma katkısı sağlıyor. Şube 50.000 $ Vakıf merkezi yaklaşık 80.000 $ nakten ek katkı sağlıyarak diyaliz hizmetine başlıyoruz. Başlangıçta 7 Althin cihazıyla başlıyoruz. Sonra bu sayıyı eski ama revize görmüş. Baxter cihazlarıyla 20'ye kadar çıkartıyoruz. Bu tarihçenin 1999 sonu kaleme alındığı sıralarda hasta sayımız 80 civarına çıkmış idi.

    Bu güzel gelişmeye paralel olarak yine aynı süre içinde hizmetlerimizi genişletmek amacıyla ikinci bir diyaliz merkezinin Istanbul'da arayışı başlıyor. Bu arada telefonla yapılan bir teklif üzerine Avcılardaki 5 katlı bir binanın bu proje için uygun olduğu tarafıma iletiliyor. Yaptığım bir etüdden sonra ve diğer ilgili uzmanların da yaptığı etüdden sonra bir tadilatla buranın güzel bir diyaliz merkezi haline dönüşeceği ortaya çıkıyor. 1997 lerin rakkamlariyla 30-35 Milyar TL. lik bir tadilat harcaması yaparak ve de 40 hemodiyaliz cihazı ithal ederek Avcılar Diyaliz Merkezimizi yine 1998'in hemen başında 7 Ocak 1998 de hizmete açıyoruz. Esas açılışı çok görkemli bir törenle Sn. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel yapıyor ve o açılışla ilgili bir fotoğrafı 1998 senesindeki Kurban Bayramının tebrik kartında kullanıyor. Bu da Türk Böbrek Vakfı için çok büyük bir gurur vesilesi haline geliyor. Avcılar Diyaliz Merkezi umduklarımızın doğrultusunda ne yazık ki gelişemiyor. Hedeflemiş olduğumuz hasta potansiyelini yakalıyamıyoruz. Biraz da gecikmiş olmamız nedeni ile civar bölgede faaliyete geçen 3 diyaliz merkezi bizim yavaş gelişmemize neden oluyor. Ve de 1998'in başına geldiğimizde ne yazık ki hedeflerin gerisinde kalmış oluyoruz.

    Bunun üzerine başka arayışlara başlıyoruz. Bu meyanda şans eseri dünya devi GAMBRO ve Fresenius Türk Böbrek Vakfıyla ortaklık teklifi yapıyorlar. Bunlar arasında uzun yıllarda çalıştığımız Fresenius ile bir teklif değerlendirmesi yaparak ortaklığın uygun olabileceğini ve Avcılardaki alt yapıyı, hasta potansiyelini uygun bir rakamla aynı sermaye olarak yeni kurulacak olan bir ortaklığa devri söz konusu olabiliyor. Bu konuda 510 bin marklık bir hava parası alıyoruz. Ayrıca yapmış olduğumuz yatırımın da % 20-25 fazlasıyla elimize bir para geçmiş oluyor. Bu yeni şirketin ismi Böbrek Vakfı-Fresenius Sağlık Medikal Hizmetler A.Ş. 3.l00,.000 DM sermayeli bu ortaklığa % 40 hissedar oluyoruz. Vakfımızın ismi ve konumu itibarı ile kısa bir çaba ile büyük sükse yapıyor. Ve de halen bu tarihçenin yazıldığı günlerde 3 tane diyaliz merkezi sırası ile Antalya, Ankara ve Istanbul Avcılar olmak üzere Antalya'da 15 cihaz,Ankara'da 35 cihaz ve Avcılar'da 40 cihazla toplam 80 cihazlık bir kapasite ile hizmete açılan bu şirket 3 ayını idrak etmiş durumda, 1999 yatırım planları çerçevesinde Adana'da 160 hastası bulunan bir diyaliz merkezini satın alıyor.

    Ve de böylece daha ilk dört ayında 4 diyaliz merkezli bir şirket haline geliyor. Bu şirketin 1999 yatırım planında Anadolu'da iki diyaliz merkezi yatırımı daha söz konusu. Şirket almış olduğumuz teşvik belgesi çerçevesinde 4 yıl içinde 16 hemodiyaliz merkezi daha tesis edecek. Böylece dev bir atılımı Vakfımızın 14. yıldönümünde hizmete başlayışımızın 10. yılında gerçekleştirmiş oluyoruz.

    Üç Diyaliz Merkezi ortaklığı ile başlayan FRESENİUS ortaklığı başlangıçta temkinli bir büyüme hedeflemişti. Ancak 2000 ve 2001 Ekonomik krizlerine ve SSK’nın kar marjını azaltma çalışmalarına paralel olarak oluşan ortak şirket zararını çok ciddiye almayan FRESENIUS ortaklığı dördüncü seneye girerken 2002’de sona erdi. Yabancı ortak için daha ziyade daha çok merkez satın alma ve tedavi edilen diyaliz hasta sayısını arttırma girişimi vakıf yönetimimizce benimsenmemeye başlandı. Diğer bir faktör ise Fresenius’un hızlı büyüme arzusundan kaynaklanan fizibilitesi ve analizleri tam manası ile yapılmamış olan hazır satınalma baskısı idi. Onlar hızlı büyümeyi biz ise zararı azaltmak peşinde idik. Hem onlara köstek olmamak hem de azınlık ortak (%40 hissedar) olmamıza rağmen şirketin kuruluş aşamasında kabul ettirdiğimiz ve haklarımızı koruyan şirket statüsü nedeniyle şirket zararına rağmen Fresenius’dan başlangıçta ortaya koyduğumuz 1.240.000.- DM’ın tam iki mislini geriye alarak ortaklığa son verdik.

    Bu arada HİZMET HASTANESİ inşaatı bitmiş sıra yaklaşık 9.000.000 DM’lık cihazlandırma aşamasına gelinmişti. Uzun süren araştırma ve girişimlerden sonra HOSPITALIA firmasından temin etmeğe karar verdik. Sıra kredi bulmaya gelmişti. Ekonomik krizlerin arifesinde ucuz ve uzun vadeli kredi edinme çok zordu. Çok uzun ve aylarca süren girişim ve görüşmelerden sonra Mütevelli Heyetimizin de onayını alarak Alman kökenli HYPOVEREINSBANK’tan çok ehven şartlarda 7 yıl vadeli Libor + %0.875 faizle kredi almayı başarabilmiştik.

    O günleri ve yılları hatırladıkça bazı şeyler kabus gibi geliyor aklıma. Hele hele HERMES kontrgarantisini temin edemeyince gerçekleşemeyen uygulama için yeni arayışlara yönelmemiz ve sonunda aylarca süren görüşmelerden sonra FRESENIUS firmasını kontrgaranti olarak gösterebilmemiz ve bu hususta verilmiş beyin zekatları, fedakarlıklar, tavizler ..........v.b.

    Sonunda 7 yıl gibi oldukça uzun vadeli bir kredi ile cihazlarımız epeyi gecikmiş de olsa geldi. Bu muazzam uğraşlarda yanımda olan tüm Yönetim Kurulu üyelerimi başta Serdar Eraslan ve Nesim Levi olmak üzere ahde vefa duyguları içinde tekrar anmak isterim.

    Evet cihazlar gecikmeyle gelmişti. Bazı cihazlar sevkiyat öncesi neredeyse bir yıl ambalajı içinde bekletilmişti. Montaj bitene ve Ekim 2000’de hastane hizmete açılana dek kısmen son teknolojiyi içermeyen bir iki cihaz da işletmeye alınmış oldu. Yine de bu hususlar 2001 yılında vukuu bulan EKONOMİK KRİZ yanında solda sıfır kalırdı......

    Böyle bir ortamda 30 Ekim 2000 tarihinde 100 yataklı HİZMET HASTANEMİZİ görkemli bir törenle hizmete açtık. Geçmiş dönem Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, eski bakanlar, milletvekilleri, İstanbul Üniversitesi rektörü ve Tıp fakülteleri dekanları, vali, belediye başkanları ve birçok önemli protokolün katıldığı açılış töreni sonrası sıfır noktasında hizmete başladığımızda HASTANECİLİĞİN ne kadar zor olduğunu sadece tahmin ediyorduk.

    Ancak aradan aylar geçtikçe ve 2001 Ekonomik Krizinin olumsuz sonuçları sağlık sektörünü de etkiledikçe bunun hakikaten zor olduğunu anladık. 2001 yılı hastanecilik zararı bize göre önemli boyutlara gelince mütevellilerimiz arasında tasfiyeyi düşünüp hastane binasını kiraya vermeyi önerenler bile vardı. Her 6 ayda bir ödemek zorunda olduğumuz 400.00 Euro’luk anapara ve faiz borcunu ödeyecek tedbirlerimiz, özel kaynaklarımız (Fresenius ortaklığı satışı) ve Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi gelir artanı tükenmek üzere iken Tanrı yine yardımımıza koştu. 2002 ve 2003 yılları HİZMET HASTANESİ’nin atılım yılları oldu. Artık hastane külfet olmaktan kurtulmuş, kendine yetecek hale gelmeğe başlamıştı. Bu ortamı yaratmak üzere profesyonel yöneticilerimizle, hastane personelimizle, Yönetim Kurulumuzla ve bizi destekleyen mütevellilerimiz ve sosyal komitemiz ile olağanüstü çalışma yaptık. Herkes kendi boyutunda fedakarlık yaptı. Katkıda bulundu. Tanıtım ve pazarlama faaliyetleri için gerekli bütçe harcaması yapılmadan amatörce bir zihniyetle hastane ciromuzu arttırmayı başardık. Hastane doluluk oranı arttı. Ciro yükseldi. Staff doktor kadromuzda değişikliğe giderek hizmet kalitesi çıtamızı yükselttik. İlaveten İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ile yapmış olduğumuz “Bilimsel İşbirliği Sözleşmesi” çerçevesinde İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden 30 civarında doktor hastanemizde bu iki güzide tıp fakültesinin türevi gibi hizmet vermeye başladılar. Bu girişim müspet etkilerini verdi ve hizmet kalite çıtası daha da yükseldi. İşbirliği sonucunda daha çok öğretim üyesi hastanemizde görev yapmaya başladı.

    Başka olumlu bir gelişme de ISO 9001- 2000 Kalite Yönetim Belgesi almak için verdiğimiz uğraş oldu. Bir yıllık çalışmalar sonucunda HİZMET HASTANESİ ile AHMET ERMİŞ ve TEKİRDAĞ HACI HÜSEYİN TERZİ DİYALİZ MERKEZLERİ için kalite belgesini TÜV SÜDDEUTSCHLAND gibi güvenli bir kuruluştan almayı başardık. Kaliteli Hizmet bilincimiz gelişti. Bunun takibi için ARAMA KONFERANSI yaptık. Üst düzey personelin eğitimi için çok gayret gösterdik. Sendika Genel Başkanı ile anlaşarak ve maddi destek alarak tüm personelin mesleki eğitimi için kampanya ve BALTAŞ şirketi ile sözleşme yaptık. Bu eğitimin sonucunda kalite çizgimizi daha da arttıracağımıza eminiz.

    1999 ile 2004 yılları arasında Tekirdağ Şubesi ve Hacı Hüseyin Terzi Diyaliz Merkezimizdeki gelişmeleri ise şöyle özetleyebiliriz;

    Kış aylarında 80-90 yaz aylarında ise 120- 130’a kadar çıkan diyaliz hasta sayısı ile Diyaliz Merkezimiz güzel bir performans sergiledi. Ancak vakıf şube yönetim kurulunun önerileri ve hatta ısrarları üzerine 2002 yılı başında hizmete açılan TIP MERKEZİMİZ ne yazık ki istenilen hedefe ulaşamadı.

    Tıp Merkezinin açılması için gerekli tadilat, ruhsat alınması için gerekli mevzuat uyumu ve yapılan yatırım bekleneni veremedi. Şube tarafından önerilen fizibilite hesap ve hedefleri tutturulamadı. 2003 yılının sonuna gelindiğinde merkez yönetim kurulu olarak bu kötü gidişe dur diyelim, dedik. Bu iki yıllık Tıp Merkezi işletmeciliğinde; merkezin şehrin dışında olması nedeniyle ulaşım sorunları, genelde poliklinik ve laboratuar tetkik taleplerinin az olması ve Tıp Merkezi Yönetmeliğinin getirdiği iş gücü zorluklarını tespit ettik. Gittikçe büyüyen zararın kapatılması için diyaliz merkezi gelirlerinin de zamanla yetmeyeceği varsayımı ile Nisan 2004’de Tıp Merkezini kapattık.

    Bu husus bizlere fizibilite yapılırken veya yeni bir yatırıma giderken çok daha duyarlı olmamız gerektiğini göstermiş oldu. Dolayısı ile dersimizi almış olduk.

    2003 yılı başında bize 400.000 $ bağışta bulunan KENAN – KADRİYE TUNALRI çiftinin adlarına uygun bir yerde Diyaliz Merkezi kurulması için arayışlara başladık. Esenyurt’ta çok iyi bir yerde arsa tahsisi konusunda 15 ay bizi oyalayan Belediye Başkanı Gürbüz Çapan bu projenin gecikmesine sebebiyet verdi. Bağışçımız Kenan Tunalı’ya önerdiğim MALKARA’da Belediyenin bize uygun bir kira ve uzun vadeli sözleşme ile tahsis ettiği 650 m2’lik iki katlı bir binanın Diyaliz Merkezine çevrilmesi projesi kendisi tarafından kabul görünce kısa bir süre içinde bu projeyi bitirdik ve 27 Eylül 2004 tarihinde 10 ünitelik MALKARA – KENAN – KADRİYE TUNALI DİYALİZ MERKEZİ’mizi hizmete açtık. Böylece üç diyaliz merkezimiz ve bir hastaneye sahip olmuştuk.Ekim 2004’de bu üç diyaliz merkezinin çalıştığını, Malkara hariç (yeni açıldığı için) diğer ikisinin vakfımıza gelir artanı yarattığını ve Hizmet Hastanesinin de kendi ayakları üzerinde durduğunu, hatta amortisman ve faiz giderleri hariç kara geçtiğini, bütün bunların sonucunda altı ayda bir ödemek zorunda olduğumuz ve azalan bakiye nedeniyle 350.000 Euro civarında olan dış borç ödememizi ödeyebilir hale geldik.

    2005 yılında kurların stabil hale gelmesi ve gerek diyaliz gerek hastane gelir artanı marjlarının artması ile Vakfımız başarılı çalışmalarını devam ettirerek, yukarıda belirttiğimiz Kalp Cerrahisi ile ilgili çalışmalar sonuçlandırılmış, Anjio laboratuvarımız ile Kalp Cerrahisi ünitemiz Hizmet Hastanesi’ne kazandırılarak hastanemizin ruhsatına; KVC,KVC Yoğun Bakım,Koroner Yoğun Bakım, Dahiliye Yoğun Bakım ve Yeni Doğan Yoğun Bakım servisleri de ilave edilerek, tam teşekküllü bir hastane konumuna getirilmiştir.

    Hastalara yönelik yapılan bölgesel çalışmalar ile kısa zamanda toplam 40 hastaya hizmet verilmesi planlanmış olup, 2007 yılının ilk aylarında bu hedefe varacağımız yönündeki inancımız tamdır. 2006 yılının son günlerini yaşadığımız bu günlerde, yine 2006 yılı içerisinde projelendirilerek alımı Haziran’da gerçekleştirilen Ataköy 4.kısımda, toplam 2275m2 kullanım alanlı, 7 katlı bina tıp merkezi veya branş hastanesi olarak kullanılmak üzere ihtiyaç analizleri projelendirilmesi tamamlanmış olup, 2007 yılının ilk aylarında uygulamaya geçilmesi planlanmıştır. Yukarıda kısaca belirttiğimden de anlaşılacağı üzere; Vakfımız 2005 ve 2006 yıllarında önemli çalışmalar yaparak, Hizmet Hastanesi Vakıf amaçları doğrultusunda, Böbrek Nakli için ayrıca ruhsatlandırılmış, hizmet yelpazesinin genişletilmesi ve yaygınlaştırılması yönünde ülkemize iki yeni sağlık tesisi daha kazandırmıştır. İstanbul Özel HİZMET HASTANEMİZ İstanbul’da verdiği kaliteli hizmetler nedeni ile en iyi hastaneler arasında anılmaya başlamıştır. BÖBREK NAKLİ’nde hedefimiz, 2007 yılında asgari 20 canlıdan nakildir.İlerideki yıllarda bu hedef büyütülecek ve yılda 100 BÖBREK NAKLİ’ne ulaşılması sağlanacaktır. Bu satırları şimdilik sonlandırırken, 2007 yılının bizden hizmet alan ve tedavi gören hastalarımız için DAHA KALİTELİ ve geniş YELPAZELİ hizmet sunabilecek olmanın mutluluğu ve haklı gururu içinde esenlikler ve sağlıklı günler dilerim.

    TİMUR ERK
    Vakıf Başkanı
     

Sayfayı Paylaş