türbelerimiz okuyun

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve BuLuT5 tarafından 29 Haziran 2007 başlatılmıştır.

  1. BuLuT5 Well-Known Member


    Tabutumdan Tuğlayı Çıkarın


    Şâh-ı A'lâ Şeyh Abdüsselâm'ın vefâtından, iki seneden fazlaca bir zaman geçmişti ki, talebelerinden ve aynı zamanda sultânın yakın adamlarından olan Mesmât Revşenâhî ismindeki bir zât, mübârek hocasının kabrini tâmir etmek, kabrin üzerine güzel bir türbe yapmak istedi. Fetihpûr şehrinden kırmızı taş getirtti. İnşâata başlandı.


    İşin başında bulunan mühendis gece rüyâsında, Şeyh'in, kabrinin üstünde ayakta durduğunu ve;
    -Siz benim kabrimi kazarken, tabutumun tahtasına bir tuğla parçası düştü. Tahtayı kırdı ve sol dizimin üzerine geldi. Hemen o tuğla parçasını tabutumdan çıkarın, alın. Tahtayı düzeltin ve sonra inşâata devâm edin" buyurduğunu gördü.


    Sabah olunca o mühendis, Mesmât'ın yanına geldi ve rüyâsını anlattı. Mesmât;
    -Hazret-i Şeyh'in buyurduğunu yapın, dedi. Öyle yaptılar. İleri gelenler, şehrin büyükleri, o zâtın talebeleri ve o zâtın büyüklüğüne inananların huzûrunda kabri açtılar. Gerçekten tabutun tahtasının sol taraftan kırılmış olduğunu ve bir tuğla parçasının içine düştüğünü gördüler. Düşen tuğla parçasını almak için tabutu açtılar. Bir de ne görsünler. Bütün bedeni sağlam ve nûrlu, sîmâsı ise hayattaki kadar canlı ve tâze olarak duruyor. Hayretler içinde kaldılar. Rüyâda olduklarını sandılar. Mesmât, hocasının mübârek bedenine gülsuyu ve anber sürdü. Hazır olanlar Fâtiha okudular. Sonra kırılmış tabutu tâmir ettiler ve türbenin yapımına başladılar. Güzel bir türbe yapıldı. İnsanlar ziyâret edip rûhâniyetinden istifâde ederlerdi .
     



  2. BuLuT5 Well-Known Member

    Yıkılamayan Türbe

    Nevşehir - Göreme yolu üzerinde bir türbe vardı. Hasan Baba Türbesi. Nevşehir Belediyesi, şehrin çıkışındaki yolu genişletme gayesiyle, bazı tadilâtlar yaptı. Bu arada yolun genişletilmesi ve gidiş - gelişli bir yolun yapılmasına da karar verilmişti. Yol yapımı türbenin bulunduğu yeri de' içine alıyor ve türbenin yıkılması icab ediyordu. Fakat bir gün Belediye Başkanına bir şikâyet geldi.

    Bazı işçiler ellerinde kazma olduğu halde türbeyi yıkmak istiyorlar, fakat yıkamıyorlardı.

    Bu hâdise üzerine halk ve belediye başkanı türbenin bulunduğu mevkie geldiler ve elleriyle türbeyi yıkmak istediler. Fakat Allah Teâlâ, onun yıkılmasına müsaade etmediği takdirde nasıl yıkacaklardı. Türbeyi yıkmak için kazmayı alıp da elini kaldıran işçilerin elleri, halkın bakışları arasında havadan inmiyor ve adam yıkmaktan vazgeçip geri çekildiği zaman ise, hiçbir şey yokmuş gibi eski haline avdet ediyordu.

    Bu durum karşısında, Belediye türbeyi yıkmaktan vazgeçti ve gidiş - gelişli yol türbenin sağından ve solundan verilerek türbe iki yolun ortasında kaldı.
     
  3. BuLuT5 Well-Known Member

    bayraklı baba türbesi



    yıldırım beyazıt dönemi sancaktarlarından "karacabey"in şu anda binlerce bayrakla donatılmış olan görülmeye değer türbesidir. türbe gelibolu'da bulunmaktadır. türbenin hikayesi de kısaca şudur: emir süleyman'ın bayraktarı olan karacabey ordunun savaşı kaybetmeye başladığını görerek sancağı düşmana kaptırmamak amacıyla onu elindeki palayla keserek yutar. ancak beklenen olmaz ve ordu savaşı kazanır. bundan sonra komutanları kendisine sancağın nerede olduğunu sorarlar. karacabey durumu komutanlarına anlatır ama komutanlardan kendisine inanmayanlar olduğunu görünce kamasını alır ve karnını yararak bayrak parçalarını çıkartır. can vermek üzere olan karacabey mezarının şu anda türbenin bulunduğu yere yapılmasını ve bayraksız bırakılmamasını ister. o gün bu gündür de bayraklı baba binlerce bayrakla süslenir olmuştur.
     
  4. BuLuT5 Well-Known Member

    Rizeli Hasan DEDE



    Hasan Usta diye de bilinir. Zamânında güzel ahlâkı, örnek hareketleri ve kerâmetleriyle tanınan Hasan Dede'nin türbesi Rize Ardeşen'de Seslikaya köyündedir. Türbesi, vasiyeti üzerine vefâtından yedi yıl sonra cesedinin bozulmamış olduğu görüldükten sonra yapılmıştır. Yöre halkı tarafından sık sık ziyâret edilen Hasan Dede 1845 yılında vefât etmiştir. Türbesinin önündeki kiremitli kabir de yine kendisi gibi kerâmet ehli bir velî olan oğlu Süleyman Dede'ye aittir. <
    <


    1840'lı yıllar, ebediyete intikale bir kaç sene vardır. Seslikaya Köyü... Osmanlı askerleri köyden geçmektedir, askerin ve mühimmatın köyün dibindeki dereden geçebilmesi için mevcut köprü yeterli olmamaktadır. Askerlerin başındaki yüzbaşı gövdece iri, boyca uzun büyük ağaçlardan birkaç tane kestirir. Kestirir kestirmesinede ağaçları yerinden oynatmak ne mümkün, onları seyreden köylüde yardım ettiysede fayda etmez.

    Zaman geçmektedir, komutan darlanır, bağırıp çağırmaya başlar... Darlandıkça kalpde kırar. Köylüde bu halden üzüntü duyar. O sırada bir başka köye ziyarete giden Hasan Dede'de köye gelmiş, uzaktan asker ve köylüleri görerek yanlarına varır. Selam vererek:

    - Hele bir nefeslenin, bir de ben yoklayayım der, köylünün saygı dolu bakışları, onu tanımayan komutan ve askerlerin alaycı bakışları altında koca koca ağaç kütüklerini tuttuğu gibi birer birer hiç zorlanmadan derenin ebir tarafına uzatır.

    Köprü hazırdır....
    Bir Damla Yağmur


    Yıl 1845. Hasan Dede, dünyasını değiştirmiştir. Mezarını kendi halinde, kimsenin işine karışmayan, bildiği ile amel eden, saf temiz bir köylüsü kazmaktadır. Köylü mezarın içinde kazmaya devam ederken, Rize'nin o meşhur yağmuru başlamış, her tarafı sel alıp götürmektedir. Hikmetinden sual olunmaz, ne mezarın içine ne mezarı kazanan üzerine bir damla yağmur düşmez. Köylü mezarı kazar dışarı çıkar. Etrafta hocadan başkasını göremez. Hocaya sorar:

    - Hoca bu kadar kuvvetli yağmur yağıyor, gök delindi de ne mezarın içine ne sana de bana bir damla bile düşmüyor?

    Köylü, sırrı yaşamıştır, ama o sırrı anlamaya hazır değildir. Mezarın yanında çok yüksek yabani bir hurma ağacı vardır. Hurma ağacında yapraksız kuru birkaç daldan başka bir şey de yoktur. Hoca hurmayı, o ince, kuru birkaç dalı göstererek:

    - Hurmanın dallarını görmüyormusun, der.

    Gökten derya indi yağmur yerine
    Mevlam damla değdirmedi tenine

    Horon

    Rize... Ardeşen...Seslikaya Köyü. Yıl 1945. Türbe... Hasan Dedenin türbesi. Türbeye yakın evlerden birine yakın bir köyden gelin gelmektedir. Gelin tarafı, oğlan tarafında sabah kadar tulum eşliğinde horon oynamayı şart koşar, olmazsa olmaz der. Düğün sahipleri, durumu hocaya sorarlar:

    - Biz türbeye, Hasan Dede'ye hürmet ediyoruz, onun türbesinin olduğu yerde, yakınındaki bir evde tulum çalmak, oynamak, eğlenmek hoş değildir, bunu kabul edemeyiz dedik. Kız tarafıda oyunsuz olmaz diyor. Biraz değil epeyi de huysuzluk yapıyorlar, huzursuzluk çıkarıyorlar. Ne yapalım bu durumda düğünden vaz mı geçse, vaz mı geçelim ....?

    Hoca cevaben derki:

    - Bu dediğinizden dolayı gelin bırakılmaz, düğünden vaz geçilmez. Siz gelinin gelmesine, tulum çalınıp oynanmasına izin verin. Günahı vebali onların başına deyin, ancak yakın akrabaları olarakda evide mahalleyide terkedin.

    Oğlan tarafı hocanın dediğini yaparlar, kız tarafı ve düğün alayı gelini eve getiriler. Sabaha kadar sürecek horon başlar. Oyunun başlar, gece yarısı olur... Kız tarafından pür telaşlan bir ihtiyar nefes nefese gelir, hepsinin evleri yanmaktadır.

    Tüm köylü düğüne geldiğinden, köylerine dönene kadar evlerinin hepsi yanıp kül olmuştur.

    Su

    1950'li yıllar. Hasan dede'nin türbesinin olduğu mahalle. Yaz. Uzun zamandır yağmur yağmamakta, hemde neredeyse her gün yağan Rize'de pek ender görünen kurak bir yaz hüküm sürmektedir. Günümüzdeki gibi değildi o zamanlar, sular öyle kapıya kadar gelmemektedir. Su ya kuyudan ya da ırmak denen küçük dereciklerden temin edilrdi. Uzun zaman yağmurun olmayışı kuyu sularının tükenmesine, ırmakların suyunun azalmasına neden olmuştu.

    Gece... Yangın... Evler cayır cayır yanmaktadır. 20 haneli evlerin iç içe olduğu mahalle evlerini söndürecek bir damla su yoktur. Ufaktan ufaktan akan suda kurumuştur. Tüm mahalle Hasan dede'nin türbesine koşarak Cenab-ı Hakka yalvarırlar:

    - Hasan Dede'nin yüzü hurmetine bize su gönder.

    Dua edip, türbeden ayrıldıklarında, kuruyan derelerden oluk oluk su akmaktadır. Su ile birlikte kısa zamanda mahalleli ateşi söndürür.

    Çocuk

    Seslikaya köyü... 40 yıl kadar oluyor. Hala hayatta olan çocukluktan beri arkadaşımız. Bir gece çaylıkta olan annesinin gecikmesi üzerine evin dışına avluya çıkar. Çocuk bu ya annesinin gecikmesi, etraftaki çakal sesleri, beklemenin verdiği çeşitli duygular içinde ağlaya ağlaya bir hal olur. Göz kapakları şiddetle açılıp kapanmaya başlar. Akşam olayı duyan konu komşu, çocuğun arkadaşları eve gelir, çocuk arkadaşlarına bakmaktan utanır utanır... Onlardan kaçmak ister.

    O zamanlar doktora erişmek doktor bulmak öyle pek kolay değildir. Ninesi "hele bir der, çocuğu sabahtan bir türbeye götürelim, bir şeyi kalmaz inşallah" der. Sabah olur nine torununu alır, Hasan Dede'nin yattığı türbeye götürür. Allah rızası için iki rekat namaz kılarak:

    - Ya Rabbi ... Hasan Dede'nin yüzü suyu hürmetine bu yavruma şifa ver diye dua eder. Bir müddet türbede kaldıktan sonra torunuyla beraber çıkarlar, eve vardıklarında çoçuğun gözlerinde hiç bir şey kalmamıştır.

    Arkadaş

    1980'li yılların başlarına kadar köye henüz elektrik gelmemişken, her hafta Cuma gecesi özel yapılmış mumlarla geceleri türbe ışıklandırılırdı. Mumu yakmakla özel bir görevli bulunurdu. Görevli mumları yakar Kur'an-ı Kerim okurdu.

    1930'lı yıllar. Kış... Sağanak... Türbe görevlisi yaya 5-6saatlik yolda misafirlikte. Cuma gecesi türbede mumları yakacak, Kur'an-ı kerim okuyacak. Yağmur bir ara hafifler diye beklemişti ama hayır burası Rize idi, öyle dineceği yoktu. Baktı olacak gibi değil geciktikçe gecikiyor, yola koyulur. Şemsiye falan nerede, geçmiş zaman bu.... Yola çıkmış, geciktiği için gece karanlığa kalmıştı, göz gözü görmüyordu. Görmüyordu da ... Görevli yatsı ezanı okunmak üzere türbeye erişir, üstü kupkurudur. Yol boyunca ona ışık tutan, sohbet eden piri fani birisi ona arkadaş olmuştur. 5-6 saatlik yol 1-2 saat sürmemiştir, yol arkadaşı köyün girişinde "Allahaısmarladık" diyerek ayrılmıştır.

    Köyün çocuklarına türbedarın annesi bunu hep anlatırdı. O çocuklar şimdi birer dede oldu ya...

    Kapı

    1960'li yıllara kadar Türbeye çok uzak yerlerden köylünün tanımadığı, bir gelenin bir daha gelmediği piri faniler, şeyhler gelir, türbe içinde zikrederler, müritler dışarıda beklerlerdi. Köylüde onları kendi hallerine bırakırdı. Gel zaman git zaman köylülerden merakını yenemeyen bir delikanlı yanaşarak sormuş:

    - Sizi ne için türbe içine almazlarda, dışarıda beklersiniz?

    Delikanlıyı kapı aralığından baktırmışlar.... Bakış o bakış ....

    Delikanlıya arkadaşları ne gördün diye sormuşlar, yıllarca o sorularına cevap vermemiş, ta ki nedense o uzak bilinmedik yerlerden gelenler gelmez olmuş... İşte o zaman:

    - Türbenin içi 4 metre kare var yok, kapı aralığından baktığımda o da ne içerisi o kadar genişki, saymakla bitmeyen yüzlerce kişi içeride, her yer apaydınlık, ortada sanduka diye bir şey yok, dümdüz bir alan, her renkte, türlü türlü kıyafetler içerisinde ... ve ... ve ...

    Evet, bir zamanlar herkesin gözü önünde bakıpta göremedikleri Manevi Meclis Rize'nin Ardeşen İlçesi, Seslikaya köyünde Hasan Dede'nin Türbesinde toplanırdı...

    Seferemri

    Türbe görevlileri her gece yatsıdan sonra türbeye güğümlerle su bırakırlar, kapıyı üstüne kitlerler ... Ertesi günü geldiklerinde güğümler bomboştur. Türbenin içinde hüzme şeklinde yeşil bir ışık vardır.... Bu yıllardır böyledir. Akşam dolan güğümler sabahleyin bomboştur.

    1974 ... Kıbrıs Barış Harekâtı.... Türbe görevlilerinin dikatini çeken bir şey vardır... Harekâtın başladığı ilk gecenin gündüzünde, türbeye geldiklerinde güğümlerin dolu olduğunu görürler... ve o gece ve savaş bitimine kadar türbedeki ışığıda göremezler.

    Savaş biter, o gecenin sabahında güğümdeki sular boşalır, ve o yeşil ışık gene türbededir....

    Evet ... Hasan Dede seferemrini almış, görevini yerine getirmiştir....

    Sanırmısınki sefer emrini
    Çıkarırlar sade evdekine
    Bakarsınki ansızın bir gece
    Emir vermişler türbedekine

    Kekeme

    1992.... Yaz ... Pazar ... Avramit köyü.... 5 yaşlarında... Muzaffer. Yazın ailesi ile birlikte İstanbuldan köylerine gelmişler. Korkudan mıdır, bir şeyden mi ürkmektenmidir billinmez, çocuk birden kekelemeye başlar,... 5- dakika, 10 dakika, 1 saat 2 saat hayır kekemelik geçmez. Çok zamandır böyle bir şey olmamıştır.

    Doktor, doktora getirelim, getirmeyelim, bekleyelim, beklemeyelim derken ... Köyün büyükleri araya girer, derler ki:
    - Tabi çok zamandır, böyle bir şey olmadı, sizede demedik, bizim küçüklüğümüzde Türbeye getirirlerdi bizi.
    - Hangi türbeye? Rize de türbemi var?
    - Hasan Dede'ye... Ardeşen'e... Seslikaya'ya .... Türbe orada. Hasan Dede'nin türbesi orada.

    Türbeye gidilir, ikişer rekat namaz kılınır.
    - Allahım, Hasan Dede'nin hürmetine yavrumuza şifa ver diye dua edilir.

    Türbeden çıkılır, kekemelikten herhangi bir eser kalmamıştır.
     
  5. arflower Well-Known Member

    Güzel paylaşım bulut5 teşekkürler. konuyu olması gereken yere aldım, iyi çalışmalar.
     

Sayfayı Paylaş