Topkapı Sarayı

Konusu 'İstanbul' forumundadır ve GamZe tarafından 5 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. GamZe Moderator


    Topkapı Sarayı

    Topkapı Sarayı o kadar devasa büyüklüktedir ve o kadar çok hazine ve renkli hikâyeyi barındırmaktadır ki, onun hakkını sadece küçük bir makale ile vermek imkânsızdır. Bundan dolayı biz bu makalede önemli noktalara ve rehberlerin turlarda değinmedikleri küçük ayrıntılara yer vereceğiz. Sırası gelmişken, Topkapı Sarayı’nda akustik çok iyi olmadığından rehberleri duymanın oldukça güç olduğunua da değinelim. Topkapı Sarayı’nı ziyaret edecekseniz alternatif olarak otomatik rehberlik veren sesli kayıt cihazlarından kiralamanızı tavsiye ederiz. Genelde zamanın yeterli olmamasından dolayı, 30’ar dakikalık periodlar halinde en fazla 60 kişinin aynı anda ziyaret etmesine izin verilmektedir. Harem ve hazine odasıyla ilgili olan anlatılar güzel bir seçim olacaktır. Sarayı tam olarak gezmek için 3 tam gün ayırmak en isabetli karar olacaktır . Ancak bu mümkün değilse, en azından yarım gününüzü bu geziye ayırmalısınız.

    Saray 1459–1465 yılları arasında, fetihten aşağı yukarı 9 yıl kadar sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Konstantin’in İmparatorluk Sarayının kalıntıları üzerine kurulan saray sadece tek bir konuttan değil, birden fazla köşkten oluşmaktadır. Hemen hemen 400 yıl boyunca Osmanlı Padişahları bu sarayda yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Sarayda en son Padişah III. Mehmet yaşamıştır.

    Alana giriş Ayasofya’nın arkasındaki Agustus Kapısından geçilerek yapılmaktadır. Saltanat döneminde kapı daha çok padişaha karşı hata işleyen bahtsızların kesilen başlarını sergilemek için tercih edilen bir mekan olmuştur. Padişah kötü bir halet-i ruhiye içerisindeyse ve de cellâdı fazla mesaiye bıraktıysa o zaman Saadet Kapısı (Dar-us Saadet) da kullanılmaktaydı.

    Girişteki ilk avlu olan Yeniçeri avlusu şimdi halka açık bir park olarak hizmet vermektedir. Sol tarafa doğru Ayasofya’dan sonra ikinci en büyük Bizans kilisesi olan Aya İrini Kilisesi yer almaktadır. Kilise halka kapalı olup, yaz aylarında gerçekleşen İstanbul Müzik Festivali başta olmak üzere çeşitli konserlere ev sahipliği yapmaktadır.

    Orta Kapı (Bab-us Selam) sarayın ikinci avlusuna açılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman kapıyı 1524 yılında inşa ettirmiştir. Önceleri sadece padişah ve annesinin kapıdan at üzerinde geçtiği bu kapıdan, geri kalan herkesin atlarından inerek ve yürüyerek geçmesine izin verilirmiş...

    Kapının yakınlarında, aynı zamanda dünyanın en büyüğü sayılan, saray mutfağı bulunmaktadır. Zamanında 5000 saray mensubuna hizmet verebilmek için geceli gündüzlü 1000 hizmetli bu mutfakta çalışmıştır. Mutfakta Pekin ve Dresden’den sonra dünyanın en önemli porselen koleksiyonu yer almaktadır. Pekin’deki koleksiyonun büyük bir kısmının Çin Kültür Devrimi esnasında Çinliler tarafından yağmalanmasından dolayı, buradaki Çin seledon (celadon) porselen takımı Pekin’dekinden bile daha fazladır. Aşırı dikkatli ve evhamlı olan padişahlar, yemeğin içinde zehir var ise renk (turkeyarena.com) değiştiren bu seledon porselenlerinde yemek yemeği tercih etmişlerdir. Aynı zamanda burada etkileyici gümüş takımlar, Venedik camından yapılma takımlar ve Bohem kristal takımları da sergilenmektedir.
    Mutfağın yakınlarında ipek, sırma ve altın iplerle dokunmuş türlü kostümlerin bulunduğu saray kıyafet sergisi yer almaktadır. Burada göreceğiniz normalden çok daha büyük ebatta olan padişah kostümleri sizi şaşırtmasın. Zira padişahlara olduklarından daha büyük ve ihtişamlı bir görüntü vermek adına kostümler bu ebatlara sahiplerdir. Kıyafet sergisinden hemen sonra Hazine Dairesi gelmektedir. 400 yıllık saltanat boyunca padişahlar oldukça zengin bir hazine koleksiyonuna sahip olmuşlardır. Bu koleksiyon dünyanın en zengin ve en muhteşem koleksiyonudur. Eskiden sadece padişahın girebildiği mekâna, padişah olmadığı zamanlarda vezir ve 40 görevli nezaretinde ziyaretçiler kabul edilmekteydi.

    Farklı odalarda bulunan hazinelerle ilgili bazı detaylar:

    1.Oda: İçlerinde saf altından (ya da altın kaplama olan) yapılmış olan ve yaklaşık 250 kg ağırlıktaki 1574 yılında padişah III. Murat’a Mısır Valisi tarafından hediye edilen tahtın da bulunduğu tüm merasim tahtları buradadır. Ayrıca mücevherlerle bezenmiş kılıçlardan oluşan ve Kanuni Sultan Süleyman’ın da bir kılıcının bulunduğu koleksiyon da burada yer almaktadır.

    2.Oda: Sergilenen diğer eserlerin yanı sıra, Hz. Yahya’nın koluna, parmağına ve de kafatasına ait olduğu düşünülen vücudunun sol kısmından olan kalıntıların bulunduğu odadır.

    3.Oda: Omuz yüksekliğindeki elmas kaplı şamdanlara dikkat etmelisiniz. Kur’an-ı Kerim okunurken etrafı aydınlatması amacıyla mihrabın her iki yanına yerleştirilmişlerdir.

    4.Oda: Kabzası yumurta büyüklüğünde 3 zümrütle bezeli ve kını elmaslarla kaplı meşhur Topkapı Hançeri buradadır. Buna ilaveten, nefes kesici Kaşıkçı Elması da burada sergilenmektedir. Rivayete göre 17. yüzyılda bir kaşıkçı (ya da bir hurdacı) tarafından bir çöp yığınında bulunmuş ve bu 86 karatlık şaheser, aynı kişi tarafından bir kuyumcuya (ya da bir kaşıkçıya) birkaç kuruşa (ya da üç kaşık karşılığında) satılmıştır. Hiç kimse bu kaşıkların tam olarak tarihin hangi sayfalarına ait olduğundan emin değildir.
    III. Mustafa’nın süslü zırhı da burada yer almaktadır. İlk bakışta bunun sadece bir merasim için olduğu anlaşılmaktadır zira bu zırh içerisinde hiç kimse savaşamaz.turkeyarena.com
    Yeni doğan erkek çocuklarının padişaha sunulduğu altın beşik de bu bölümdedir. Muhtemelen bir kızın doğumunu padişaha söylemeye kimse cesaret edememiştir.

    3. avluda Kutsal Emanetler Dairesi bulunur. Hırka-i Şerif’in bulunduğu Has Oda da buradadır. Sadece 1962’den bu yana halka açık olan bu kısımda Hz. Muhammed’in altın sanduka içerisindeki hırkası, kılıcı, saç telleri, bir dişi, ayak izi ve mezarından toprak bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in geyik derisi üzerine basılı cilde sahip ilk yazılı hali ve enteresan bir şekilde Hz. Musa’ya ait kutsal emanetler de bu dairede bulunmaktadır.turkeyarena.com
    Hz. Muhammed’in has odasının sağ tarafında bulunan cam kulübede bir hafız tarafından 500 yıldır aralıksız olarak Kur’an-ı Kerim okunmaktadır.
    Kutsal Emanetler Dairesi civarında; 6000’den fazla kitap, 500 yıllık halılar ve 17. yüzyıla dayanan vitraylı camların bulunduğu III. Ahmet kütüphanesi yer almaktadır.

    Harem
    Harem gezisi için ekstra bir bilet almanız gerekmektedir. Tur 30 dakika sürmekte ve atlı kapı ile başlamaktadır.

    Burayı ziyaret ederken yapılacak en iyi şey “Harem’de Yaşam” ile ilgili kulaktan dolma tüm bilgileri kafanızdan silmek olacaktır. 112 çocuğu olan III. Murat istisna olmak üzere, orada yaşayanlar için her zaman zevk, sefa, eğlence söz konusu değildi. Harem 1587 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından kurulmuştur. Müslüman, Hristiyan ya da Musevilerin köle haline getirilmesinin Kur’an-ı Kerim’de yasaklanmış olmasından ötürü, kızlar dış bölgelerden getirilir ya da ziyaretçiler tarafından hediye edilirlerdi. Türkçeyi, saray usullerini, Türk-İslam kültürünü en iyi şekilde öğrenen cariyelerden yetenekli olanlar üst düzeydekilere ve padişahın validesine hizmet ederler, en seçkin olanlarıysa doğrudan padişaha sunulurlardı. Diğerleri de aynı zamanda arkadaşları olan cariyelere hizmet ederek yaşamlarına devam ederlerdi.

    Tehlikeli Hürrem Sultan dışında hiçbiri cariyeden daha yüksek bir konuma erişemedi. Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman ile evlenerek, o döneme damgasını vurmuştur.

    Dünyanın gelmiş geçmiş en bilge lideri kabul edilen Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan’a âşık olduğunda karar almaktaki bu üstün kabiliyetini kapı dışarı etmiş olmalıdır. Güzelliğinin yanında o kadar zeki bir kadındı ki başarı ile yürüttüğü planı sayesinde Süleyman’ın (daha önce hiçbir padişah cariyesiyle evlenmediği halde) kendisiyle evlenmesini sağladı. Sultan Süleyman’ın eşi olarak yerini sağlamlaştırdıktan sonra da, entrikalar ağını örmeye başlamıştır. İlk olarak Süleyman’ın çocukluk arkadaşı ve Vezir-i Azam olan İbrahim Paşa’yı öldürtmüş. Tabii ki bu sadece bir başlangıç olmuştur. 1553 yılında Süleyman’ın varisleri Mustafa ve Bayezid’i ortadan kaldırtarak bu sayede Sarı Selim ya da Sarhoş Selim olarak da bilinen kendi oğlu Selim’e tahtın yolunu açmıştır. Bunlarla da yetinmeyen Hürrem Sultan, sorunlara yenisini eklemeye devam etmiştir. Harem dairesinden hiç dışarı çıkmamış olmasına rağmen, Süleyman’a savaş ve siyaset (turkeyarena.com) teknikleriyle ilgili öğütler vermekten geri kalmamıştır. İmparatorluğun çökmesinde onun rolünün büyük olduğu söylenir. En enteresan olanı ise Süleyman’ın ölümüne dek Hürrem Sultan’a karşı dürüst kalmasıdır. Hürrem Sultan’ın kendi yatağında sessizce öldüğü tahmin edilmektedir. Oğlu Selim de onurlu denemese bile “lekesiz” bir şekilde, çok fazla içki içtikten sonra kendi banyosunda boğularak ölmüştür.

    Osmanlı hanedanlığında taht doğrudan babadan ilk oğula değil, padişahlığa en çok yakışan oğula geçerdi. Tahtla onurlandırılan her kim olursa olsun, kendine rakip olanları ortadan kaldırmakla işe başlardı. Öncelikle ( II. Mehmet tarafından 1453’te kabul edilen aile fertlerini öldürülmesi kanunu ile) ileride padişah olmalarını önlemek için tüm şehzadeler öldürülürdü. 1595’te III. Mehmet kardeş katlini yasakladıktan sonra, oğlanlar altın kaplamalı kafeslere hapsedilir ve tüm hayatlarını dış dünyadan uzakta, kafeste geçirmekle cezalandırılırlardı. Bunun sonucunda da ya deliye dönerler ya da liderlik yapamayacak kadar tecrübesiz ve bilgisiz hale gelirlerdi. Hiçbir zaman yasaklanmamış olan bir diğer gelenekse, tahta geçen oğlun babasının cariyelerini -babasının çocuğunu taşıma ihtimaline karşın- boğarak öldürtmesiydi. Kimse hiçbir zaman yeteri kadar tedbirli olamaz. Hiç kimse Harem’de gerçekten neler yaşandığını kesin olarak bilmemektedir. 1909’da Harem’i en son terk eden kadın da herhangi bir bilgi vermekten kaçınmıştır.

    ‘Harem’ sözcüğü Arapçada “yasaklanmış şehir” manasına gelmektedir ve sarayın Harem’i sadece 20’si ziyarete açık olan 300 odadan oluşmaktadır. Harem üç kısma ayrılmıştır:
    İlk kısım, Haremi ve etrafını korumakla görevli hadım edilmiş zenci Harem Ağalarına ayrılmıştır.

    İkinci kısım, Cariyeler koğuşudur. Isıtma sistemi olmayan ve çoğunlukla hijyenden yoksun olan bu bölümde aynı anda 800 kadar cariye barınabilmektedir.

    Üçüncü kısımda ise Valide Sultanın dairesi ve diğer kısımlar yer almaktadır. Valide Sultan Dairesi Cariyeler Koğuşunun aksine çok lüks döşenmiştir. 1 yatak odası, 1 yemek odası, 1 ibadet odası ve 1 çalışma odasından oluşan dairedeki tüm odalar fildişi ve sedeflerle, altın levhalarla kaplı, vitray işlemeli camlarla süslenerek gösterişli bir biçimde döşenmiştir.turkeyarena.com
    Padişahın özel banyosu, banyo yaparken öldürülme korkusundan uzak rahatlıkla banyo yapabilmesi için korumalı ve çarklı bir kapıya sahiptir.

    Padişah Dairesi ve Arz Odası
    III. Murat’ın Has odası da bir benzeri olmayan İznik çinileriyle döşenmiştir.
    Muhtemelen dünyanın en lüks zindanı olan kafes de burada yer almaktadır. Padişahın tahta sahip olamayan diğer oğulları, delirmeleri, ölmeleri ya da dışarı ile bağlantılarının kesilmesi amacıyla sonsuz bir lüks ile bezenmiş bu kafese hapsedilmişlerdir.
    Gözdeler Avlusu ise denize nazır oldukça hoş bir yapı olup, üst katta yer alan daireler padişahın en gözde kişilerine ayrılmıştır.

    Ulaşım:
    Tramvay ile Sultanahmet Durağı
    Otobüs ile Taksim'den T4 numaralı otobüs.
    Salı günleri hariç her gün 09.00 ile 19.00 saatleri arasında açık.
    Harem: ayrı biletle ziyaret ediliyor ve 09.30 ile 15.30 saatleri arasında ziyarete açık.
    Giriş: 10 YTL
    Harem: 10 YTL (2008)

    [​IMG]

    [​IMG]
     



  2. GamZe Moderator

  3. GamZe Moderator

  4. GamZe Moderator

  5. GamZe Moderator

  6. EmRe Well-Known Member

    istanbulda gezme fırsatım omadı, saol gamze enazında resimlerle gördük tpx
     

Sayfayı Paylaş