Tasavvufun Tarifi

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve EmRe tarafından 21 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Tasavvuf'un Tarifleri

    Bir çok mutasavvıf, tasavvufu ayrı ayrı, kendi görüşlerine göre tarif etmişlerdir. Bu tariflerin hepsi de tasavvufun tarifidir ve doğrudur.
    Tasavvuf lügat anlamıyla sorulduğunda, ahlâk ve kalp ilmi, gönül ilmi, Allah ilmi gibi anlamlara gelmekle beraber, aşağıda zikredilen zatlar tasavvuf hakkında daha değişik tarifler yapmışlardır.

    Bu hususta Aydınlı ÖMER DEDE, “Tasavvuf, kalbi Hakk’a bağlamaktır.”, SÜNBÜL SİNAN Hazretleri, “Tasavvuf; Hak rızasını aramaktır.” RAMAZAN-I MAHFİ Hazretleri, “Tasavvuf; kimsenin gönlünü yıkmamaktır, haram ve neyholana bakmamaktır.”, AZİZ MAHMUD HÜDAİ Hazretleri, “Tasavvuf nefsi pak eylemektir, fena ile anı Hak eylemektir.” demektedirler. HACI BAYRAM-I VELİ’ye göre ise; "Tasavvuf; insanın özünü bilmesidir." Nitekim Hacı Bayram-ı Veli bir beytinde;

    Bayram özünü bildi
    Bileni anda buldu
    Bilen ol kendi oldu
    Sen seni bil sen seni, buyurmuştur. Bu tarifleri biraz genişleterek izahatını yapalım.

    Kalbi Hakk’a bağlamak:
    Tıbbi yönden kalp, kan dolaşımını sağlayan bir organdır. Ancak Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif’lerden anladığımız kalp ise, Allah’ın arşı, beyti, kürsü ve hazinesi olan ve iç âlemimize açılan bir kapıdır.
    Hadis-i Şerif’te: “Kalbül mü’mini beytillahi ve kalbül mü’mini arşullahi ve kalbül mü’mini hazainullahi” buyrulmaktadır. Yani; mü’minin kalbi Allah’ın beytidir, mü’minin kalbi Allah’ın arşıdır, mü’minin kalbi Allah’ın hazineleridir, demektir.
    Yine bir Hadis-i Şerif'te: “Ma veseaniy erdı vela semai ve veseaniy kalbü abdil mü’minin” buyrulmuştur. Yani; yerlerime ve göklerime sığamadım, mü’min kullarımın kalplerine sığdım, demektir. Bu hadisteki kelimesi Cenâb-ı Hakk’ın aczini değil, bilhassa mü’min kalbinin âlemlerden geniş olduğunu ifade eder. İlm-i Hakikat’te ise gerçek mü’min insan-ı kâmildir.
    Madem ki kalp, Cenâb-ı Allah’ın insanda beyan ettiği bir makamıdır. O halde kalbi Hakk’a bağlamak demek, zaten onun olan bu makamda her an ona arif olmak demektir. Ancak bu hâli giymek için insanın manevi bir terbiye sisteminden geçmesi gerekir. Bu terbiye için Cenâb-ı Allah’ın Rab esmasına mazhar olarak kâinatın yegâne terbiyecisi olan Cenâb-ı Resûlullah’a, dolayısıyla onun terbiyesinden geçmiş olan manevi ilim sahibi kimselere bağlanmak gereklidir. Bu husus Kur’an-ı Kerim'deki (Fetih Suresi, ayet 10);
    "Şüphe yok, sana biat edenler, muhakkak ki, Allah'a biat ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstündedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da –Allah-ü Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir" ayet-i celilesi ile bildirilmiştir. Yine bu konuda ŞEMSİ Hazretleri şu beytinde;
    Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan buyurmuştur.
    Veliullahın bu beytinden anlaşılan şudur ki; ya Allah sevgisinden başka bütün sevgileri kalbimizden çıkaralım ya da sevdiğimiz her varlıkta Cenâb-ı Allah’ın tecellisini seyredelim ki kalbimiz tam anlamıyla Hakk’a bağlanmış olsun.

    YUNUS EMRE Hazretleri de bir beytinde:

    Elif okuduk ötürü
    Pazar eyledik götürü
    Yaratılmışı severiz
    Yaradandan ötürü buyurmuştur.

    Hak rızasını aramak:

    Cenâb-ı Allah’ın emriyle, Cenâb-ı Resûlullah’ın lisanından zuhur eden emir ve yasakları, hiç bir karşılık beklemeden, sadece Cenâb-ı Hakk’ın rızasını tahsil etmek için uygulamaktır. YUNUS EMRE Hazretleri bir beytinde:

    Cennet cennet dedikleri
    Üç beş köşkle üç beş huri
    İsteyene ver sen anı
    Bana seni gerek seni buyurmaktadır.
    Bu beyit ile de tasavvuf ehlinin yegâne amacının Cemalullah’a kavuşmak olduğunu, dünya varlıklarına rağbet etmedikleri gibi, cennet, huri ve köşk gibi ahiret varlıklarına da rağbet etmedikleri anlatılmaktadır. Burada yanlış anlaşılmasın, ev bark sahibi olmamak, iş güç sahibi olmamak, Cenâb-ı Hakk’ın bize helâl kıldığı rızık ve nimetlerden faydalanmamak demek değildir. Bütün bu işlerde de Cenâb-ı Hakk’ın rızası aranmalıdır. Bu konuya ışık tutmak üzere ehlullahın:

    Dünya ehline ahiret haramdır
    Ahiret ehline Dünya haramdır
    Aşk ehline ise ikisi de haramdır
    buyurdukları rivayet edilmektedir. Yine Gönül Divanı’ndaki bir beyitte de:

    Benim dinim ne ümittir ne korku
    Allah’ıma sevdiğimden taparım
    Ne Cennet ne Cehennem’den bir koku
    Almaksızın vazifemi yaparım denilmektedir.
    Öyle ise Hak rızasını aramak, ister ibadet ve taatte isterse hayır ve hasenat işlerinde Hak rızasından başka bir karşılık beklememek suretiyle yapılan işlerdir.

    Kimsenin gönlünü yıkmamak:
    Daha önce zikrettiğimiz kalp hakkındaki Hadis-i Kudsiler gereğince kalp, yani gönül, Cenâb-ı Allah’ın nazargâhıdır. Dolayısıyla herhangi bir gönlün incinmesi demek, Cenâb-ı Allah’ın incinmesi demek olacağından tasavvuf ehli bu hususta çok hassas davranır. Bilhassa Kur’an-ı Kerim’de sık sık zikredilen yetim, öksüz, fakir, esir gibi kimselerin gönülleri daha çabuk incineceğinden, bu kimselere karşı daha da hassastırlar. Duha Suresi 9. ve 10. ayetlerde ;
    "Yetimi sakın üzme, yoksulu da sakın azarlama." buyrulmaktadır. Maun Suresi 1-3. ayetlerde ise;
    “Dini yalanlayanı gördün mü, işte o yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya teşvik etmez." buyrulmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de buna benzer, öksüzün, yetimin, esirin, fakirin incitilmemesi gerektiğine dair daha birçok ayet-i kerime vardır. YUNUS EMRE Hazretleri de gönül yıkmanın kötülüğünü;

    Gönül çalabın tahtı
    Çalap gönüle baktı
    İki cihan bedbahtı
    Kim gönül yıkar ise beyti ile vurgulamaktadır.

    Haram ve nehyolunana bakmamak:
    Zahirdeki manası; Şer’an yasaklanmış hâl ve hareketleri yapmamaktır. Ancak, İlm-i Tevhid’de haram ve nehyolunana bakmamak demek, baktığımız her varlıkta veya her zerrede Cenâb-ı Hakk’ın tecellisinden başka bir şey görmemek demektir. NİYAZİ MISRİ Hazretleri bu hususta divanında şöyle buyurmaktadır.

    Her neye baksa gözün bil sırrı Sübhan andadır
    Her ne işitse kulağın mahzı Kur’an andadır
    Her neye mahluk göz ile baksan ol mahluk olur
    Hak göz ile bak ki bi şek nur’u Yezdan andadır
    İbret ile şeş cihetten görünen eşyaya bak
    Cümle bir ayinedir kim vechi Rahman andadır

    Tasavvuf nefsi pak eylemektir. Fena ile anı Hak eylemektir:
    Tasavvufta nefsin tezkiyesi için evvela İlm-i Tevhid’in kişiye telkin edilmesi gereklidir. Bu telkin ise, daha önce bahsedildiği gibi ve telkin konusunda daha etraflıca bahsedileceği gibi ancak Cenâb-ı Resûlullah’ın manevi ilimlerine sahip olan arif ve kâmil kişilerce verilir. İşte tasavvufta nefsi tezkiye keyfiyeti böyle başlar.
    Nefsi tasfiye etmek, hiç şüphesiz şeriattandır. Bu olmaksızın iç âleme asla girilmez. SEVDAİ Hazretleri bir ilahisinde:

    Çün Resul’den geldi hadis “Men arefe nefsehu”
    Rabbehu dan çün bilindi, aç nikabın görsene
    Beş vakite adet verme her zamanda kılsana
    Çün selâ Miraç denildi böyle namaz kılsana buyurmaktadır.
    Hatta günlük ibadetlerimize dahi girebilmek için tasfiye gerekmektedir. Bu hususta Cenâb-ı Peygamber, “La salate illa bihuzurilkalbi, illa salate illa bi tesgiyetil kalbi” buyurmakla namazın kalpte huzur ve tasfiye olmaksızın yapılamayacağını beyan etmişlerdir. Yani; namaz ancak kalp huzuru ile olur, başka türlü olmaz. Yine namaz ancak tasfiye olmuş bir kalp ile olabilir, başka şekilde olmaz, diye açık olarak beyan etmişlerdir.
    Nefsin tezkiyesinde; nefisteki Hak’tan gayrı duyguların fâni olması hâlinde nefis tatmin olur, yani mutmainneye erişir. Bu nefsin pak olma hâlidir. Nefsin tezkiyesine devam edilince sırasıyla, radiyye, merdiyye ve safiyyeye erişir. Yani Hak olmuş olur. Buna da bir misal verecek olursak: Bir çok nehirler ayrı ayrı isimlerle denize doğru çağlarken denize vuslat ettiklerinde hepsinin ismi yok olup sadece “deniz” adıyla anılır.

    Tasavvuf insanın nefsini bilmesidir:
    Cenâb-ı Resûlullah (SAV) bir hadis’i kutsilerinde “Men arefe nefsehu, fakat arefe Rabbehu” buyurmuşlardır. Yani nefsine arif olan (bilen) Rabb’ini bilir, demektir. Bu konuda SEVDAİ Hazretleri bir beyitlerinde:

    Nefse uyup gafil olma kalp gözünü açsana
    Çünkü müslümanım dersin sen nefsini bilsene buyurmuşlardır.
     



Sayfayı Paylaş