Tarihi Ve Kültürel Zenginliğimizi Koruyabiliyor muyuz?

Konusu 'Konu Dışı' forumundadır ve ot-gu tarafından 18 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. ot-gu Genel Sorumlu


    Tarihi Ve Kültürel Zenginliğimizi Koruyabiliyor muyuz?
    Korunacak tarihsel ve kültürel miras, milletlerin hafızası hükmündedir. Hızla kaybettiğimiz bu mirasın korunması ve geliştirilmesi konusunda yasal ve kurumsal çerçeve ile uygulama ve denetleme süreçlerinden kaynaklanan sorunları kapsayan çözümler..?

    Çok zengin bir tarihi, kültürel ve doğal bir coğrafyaya sahip ülkemizde, hızlı yapılaşma beraberinde bu alanların yok olma ve kaybedilme tehlikesini beraberinde getirmiştir. Bu alanların korunarak gelecek kuşaklara ulaştırılması için gerekli duyarlılığın oluşmadığı ve bu konudaki çalışmanın yeterince yapılmadığı görülmektedir. Yeni konut alanlarına artarak devam etmekte olan ihtiyaç, özellikle rant açısından yüksek değere sahip bu alanları cazip alanları hale getirmiştir. Bu konuda yasal mevzuatın yetersiz ve çok başlı olması ve mevcut mevzuatın yeterince uygulanamaması sonucu kentlerimizde bu değerlerin bir kısmı yok olmuştur. Mevcut korunabilen değerlerimiz ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında, imar planları ile kentlerin eski dokusu yok edilerek yeni kentlerin oluşturulması yönünde politikalar izlenmiştir. Bu dönemde, özellikle kent merkezlerindeki tarihi ve kültürel doku, büyük bir zarar görmüştür. 1970 yıllardan itibaren, belirlenen tarihi ve kültürel alanlarda, her hangi bir yapılaşma izni verilmeyerek bu alanların korunması öngörülmüştür. Çözüm öngörmeyen ve problemleri ötelemeye dönük politikalar, kentlerin bu bölgelerini çöküntü alanları haline getirmiştir.

    21.7.1983 tarihli “Kültür ve tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” ile yetki, görev ve sorumluluklar belirlenerek karar ve denetim mekanizması oluşturulmaya çalışılmıştır. Kanunun amacı, korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmek olarak belirlenmiştir.

    Bu kanunda sit alanı şu şekilde tanımlanmıştır: Tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli yerlerdir. Sit alanları; arkeolojik sit alanları, tarihi sit alanları, kentsel sit alanları ve doğal sit alanları olarak ilan edilmektedir. Türkiye'de 7272'si arkeolojik sit alanı olmak üzere, arkeolojik, kentsel ve tarihi toplam 9161 sit alanı bulunmaktadır.

    Sit Türü Sayısı
    Arkeolojik Sit Alanı 7272
    Doğal Sit Alanı 1122
    Kentsel Sit Alanı 210
    Tarihi Sit Alanı 138
    Diğer Sit Alanları (Üst üste Sit alanları) 381
    Kentsel Arkeolojik Sit Alanı 38
    TOPLAM 9161

    Yazının devam aşağıdaki mesajdadır
     



  2. ot-gu Genel Sorumlu

    Bu alanlarda yapılaşmanın olup olmayacağı ve olacak ise nasıl olacağı, sit alanlarının kendilerine özgü özellikleri ve yapısı dikkate alınarak koruma kurulu kararları ve koruma amaçlı imar planlarına göre belirlenmektedir. Korumanın ilk aşaması, korunacak değerlerin sağlıklı bir şekilde envanterlerin çıkarılmasıdır. Sonraki aşama ise bu belirleme işleminin yasal süreçlerden geçerek ilgili taşınmazın tescil edilerek kültür varlığı niteliği kazanmasıdır.
    Ülkemizdeki kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili koruma kararları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları tarafından oluşturulmaktadır. Koruma Kurullarının yetki alanlarının birden fazla ili kapsayacak şekilde çok geniş olması iş yükü ve koordinasyon gibi sorunlara neden olmaktadır. Bu anlamda uygulayıcı kamu kurum ve kuruluşları ile koruma kurulları arasında kalan yetki ve sorumlulukların rasyonel bir şekilde paylaştırılması çözüm adına büyük önem taşımaktadır. Özellikle belediyeler ile iletişim ve eşgüdümün sağlanması gerekmektedir.

    Sit alanlarının korunmasın en önemli aracı planlamadır. Ülkemizde imar planları, kentlerin gelişimine uygun olarak zamanında ve kentin doğru ve sağlıklı olarak planlanmasına yön verecek bir şekilde hazırlanmamaktadır. Hazırlanan bu planlara uygun olarak kentlerin gelişmediği bilinmektedir. İmar yasasına göre planlar üst ölçekten alt ölçeğe doğru kademelenmektedir. Plan kademelenmesinde üst sırada bulunan çevre düzeni planları, nazım imar planları ve uygulama imar planlarının anayasası hükmünde olup, onlara yön göstermektedir. Ülkemizdeki çevre düzeni planlarının uygulamasını bir tarafa bırakırsak, yapımında bile büyük bir eksiklik bulunmaktadır. Çevre planlarının yapımı, ülkenin yüzde 10'nun altındadır. Yapılan çevre planları ise bütüncül bir anlayışla yapılmadığı için istenen sonuçları elde edilmemektedir. Ülkemiz, bu stratejik planları zamanında yapamadığı için, çarpık kentleşme olgusu ve tarım alanlarının önemli ölçüde sanayi bölgesi olmasıyla, sahillerin önemli bir kısmının betonlaşmasıyla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye genelinde 2.000'nin üzerinde sanayi tesisi, çevre düzeni planlarına aykırı bir şekilde kurulmuştur.
    Tarihi, kültürel ve doğal çevrelerin korunmasında “Koruma Amaçlı İmar Planları” çok büyük bir önem sahiptir. Koruma Amaçlı İmar Planları, hızlı kentleşme, nüfus artışı, sanayileşme ve teknik gelişmeler gibi nedenlerle doğal ve kültürel varlıkların yok olmadan korunması, bakımı ve günümüz yaşamı ile bütünleştirilerek kullanılabilmesi amacı ile yapılan planlardır. Bu planlar, sit alanları ile sınırlı kalarak parçacı bir yaklaşım ile hazırlanmışlardır. Sit alanlarının kent bütünü içindeki konumu, kent ile olan ilişkileri ve kentin gelişimindeki yeri ve rolü ihmal edilmiştir. İstanbul, İzmir, Bursa ve Antalya gibi illerimizde, kentsel SİT alanları kentin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. 1970'li yıllardan itibaren birçok bölgesi SİT alanı olarak tescil edilen bu kentlere ait sonraki yıllarda yapılan nazım imar planlarında, koruma alanlarına statüsüne uygun şekilde yer verilmemiştir.

    “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” ile sit ilan edilen alanlarda yürürlükteki imar planlarının geçersiz kaldığı ve bu alanlarda Koruma Amaçlı İmar Planlarının bir yıl içinde yapılmasının öngörülmüştür. Ancak, bu yasa maddesine karşın, ülkemiz genelinde bu tür planların zamanında üretilememektedir. Sit alanı ilanından sonra, geçiş dönemi yapılaşma koşulları ile parsel ölçeğinde uygulamalar devam etmektedir. Planların yapılması, genellikle, yasada belirlenen bir yıl içerisinde yapılmadığı için, geçiş dönemi yapılaşma koşulları uzun bir süre uygulanmaktadır. Koruma imar planlarının yapımı ve onama sürecinin oldukça uzun sürmesi, onandıktan sonra da aktif olarak uygulamaya sokulamaması sit alanlarının ve kültür varlıklarının yıkım ve yok olmalarında önemli rol oynamaktadır.

    Korunacak tarihsel ve kültürel miras, milletlerin hafızası hükmündedir. Hızla kaybettiğimiz bu mirasın korunması ve geliştirilmesi konusunda yasal ve kurumsal çerçeve ile uygulama ve denetleme süreçlerinden kaynaklanan sorunları kapsayan çözümler acilen uygulamaya konulmalıdır. Bu doğrultuda, sadece koruma değil, sağlıklaştırma ve yenilemeyi de içeren planlama ve projelendirme çalışmaları yapılmalıdır. Koruma konusunda mevzuat ve organizasyon konusundaki çok başlılık önlenmelidir. Koruma konusunda en önemli araç olan çevre ve koruma imar planları çalışmaları tamamlanarak, aktif olarak uygulamaya sokulmalıdır. Sit alanlarının rantının yüksek olmasından ve siyasiler üzerinde uygulanan baskıdan kaynaklanan, plan ana ilkelerine aykırı karar ve uygulamaları önleyecek bir kontrol mekanizması oluşturulmalıdır. Değişkenliğin dinamiği ile korumanın kalıcılığı arasındaki denge ve uyum sağlanarak tarihi ve kültürel varlıklarımız gelecek nesillere ulaştırılmalıdır.

    Ahmet GÜVEN
     

Sayfayı Paylaş