Suveybe’den Sonra Hz. Peygamberi Emziren Halime

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve abdulkadir tarafından 3 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Suveybe’den Sonra Hz. Peygamberi Emziren Halime


    Halime, Ebu Zueyb'in kızıdır. Ebu Zueyb'in asıl adı, Abdullah ibnu'l-Haris ibn Sicne'dir. Hatimenin kocası ise, el-Haris ibn Abdiluzza ibn Rifaa'dır.
    Hz. Peygamberin Halime'den olan süt kardeşleri şunlardır: Ab­dullah, Uneyse ve Hidame bintu'l-Haristir. Hıdame: Eş-Şeyma'dır. Bu isimle meşhur olmuştur ve ancak onunla tanınmaktadır. Eş-Şeyma'nın Huneyn savaşında esir edilip: Haberiniz olsun! Ben sizin peygamberi­nizin kız kardeşiyim, dediği, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) getirildiğinde, Ra-sulullah (s.a.v.) onu tanıdığı ve ihtiyaçlarını temin ettiğini rivayet ederler.
    Halime, Sa'd ibn Bekr oğullanndandı.


    119) Halime şöyle anlatır: Ben zayıflığından dolayı kafiledekiler-den geride kalan kır bir merkeple yola çıktım. Kocam el-Haris ibn Ab-diluzza'yla birlikte hiçbir şey bırakmayan bir kuraklık ve kıtlık senesinde yola çıkmıştık.
    Yanımızda yaşlı bir devemizde bulunuyordu. Vallahi, bize bir damla bile süt yermiyordu. Yanımda bebeğimiz de vardı. Vallahi, onun ağlamasından, geceleri uyuyamıyorduk. Mememde ona yetecek kadar süt yoktu. Yaşlı devemizde de onu besleyecek süt yoktu. Biz darlıktan kurtulmayı umut ediyorduk.


    Mekke'ye gelince içimizde hiçbir kadın yoktu ki, Rasûlullah fs.a.v.) Ona teklif edilsin de onu almaktan kaçınmış olmasın. Çünkü, biz emzi-receğimiz çocuğun babasından bahşişe kavuşmayı umuyor ve onun hakkında: Yetimdir, annesi bize ne ihsan yapabilecek ki diyor ve onu emzirmek üzere almayı kabul etmiyorduk.


    Arkadaşlarımdan emzirilecek çocuk almayan, benden başka kal­mamıştı. Hiç çocuk almadan döneyim, dedim. Ama bu hoşuma gitmedi. Arkadaşlarım almışlardı. Kocama: Vallahi, bu yetim çocuğu gidip ala­cağım dedim, ona geldim ve aldım. Sonra bindiğimiz hayvanların ve eş­yalarımızın yanına çocukla birlikte döndüm. Kocam bana: Onu aldın mı? dedi. Ben de: Evet, başkasını bulamadığım için bunu aldım dedim. O da: Doğru karar verdin.

    Belki Allah onun yüzünden hayır ihsan eder, dedi.
    Vallahi, onu kucağıma koyar koymaz, onun yüzünden memelerime dilediği kadar süt geldi. Bebejc ve kardeşi kanıncaya kadar süt emdiler. Kocam kalkıp o yaşlı ve sütsüz devemizin yanına vardığında memeleri­nin sütle dolu olduğunu gördü. Deve bize dilediğimiz kadar süt verdi. Kocam doyasıya içti.

    Ben de aynı şekilde doyup kanıncaya kadar süt iç­tim.
    Karnımız tok su ve süte ihtiyaç duymadığımız hayırlı bir gece ge­çirdik. Kocam: Halime! Senin pek mübarek bir çocuk almış olduğun gö­rüşündeyim. Çocuklarımız da uyudu. Kendimiz de süte kandık, dedi.
    Sonra yola çıktık. Vallahi merkebim kafıledekilerin hepsinin önü­ne geçti. Hiçbirisi ona yetişemiyordu. Hatta onlar şöyle diyorlardı: el-Haris'in kızı!

    Yazıklar olsun sana! Biraz durup bizi bekleşene! Hem bu, senin gelirken üzerine bindiğin merkep değil mi?

    Ben de onlara: Evet, vallahi, diyordum. Onlar da: Bu eşeğin şaşı­lacak bir durumu var, diyorlardı.
    Nihayet, Sa'd oğulları diyarındaki evlerimize geldik.

    Allah'ın yarattığı yerlerin en kurağına gelmiştik. Halime'nin canı elinde olana yemin olsun! Sabahleyin herkes davarlarını otlatmaya gönderiyor ben de küçük sürümü otlatmaya gönderiyordum. Akşamleyin benim davarlarım, karnı dolu olarak, onların davarları ise aç ve bitkin bir halde dönüyorlardı.

    Onların içmek için hiç sütleri yoktu. Biz istedi­ğimiz kadar süt içiyorduk. Halbuki, hiçbir kimse davarlarından sağıp i-çecek bir damla süt bulamıyordu. Sürü sahipleri çobanlarına: Yazıklar olsun size! Halîme'nin çobanı nerede otlatıyorsa, sizde onunla birlikte otlatsanıza, diyorlardı. Onlar, Halîmenin çobanının otlattığı yerlerde otlatıyorlar ama onların davarları, karınları aç, hiç sütsüz, benim da­varlarım ise memeleri süt dolu olarak dönüyordu.

    Çocuk, bir günde, bir aydaki kadar, bir ayda da bir senede büyü­düğü kadar büyüyordu.
    Daha dört aylıkken iki yaşında gösteriyordu.

    Onu annesine getir­dik. Ben ve kocam annesine şöyle dedik: Çocuğu bırak. Biz onu geri ge­tiririz. Çünkü Mekke'de çıkan vebanın ona zarar vermesinden korkuyoruz. Böylece, onun yüzünden gördüğümüz bereketten dolayı, onun bir süre daha yanımızda kalmasını çok istiyorduk.

    Onu tekrar götürün deyinceye kadar yanından ayrılmadık. Çocuk iki ay daha yanımızda kaldı.

    Bir gün, çocuk evin arkasında kardeşleriyle birlikteyken, süt kar­deşi
    (Abdullah) koşarak geldi. Bana ve babasına: Kureyşli kardeşime yetişin.
    İki adam gelip onu yere yatırdılar. Karnını yardılar, dedi. Baba­sıyla birlikte koşarak onun yanma gittik. Yanma vardığımızda onu yüzü sararmış bir halde bulduk. Bağrımıza bastık ve: Neyin var n'oldu yav­rum? dedik. O da: Üzerlerinde beyaz elbiseler bulunan iki adam gelip beni yere yatırdılar ve karnımı yardılar. Vallahi ne yaptıklarını bilmi­yorum.
    Onu alıp geri döndük. Kocam: Halime! Ben, bu çocuğun başına bir felâket gelmesinden korkuyorum, git başına bir felaket gelmeden, onu annesine teslim edelim, dedi.

    *Onu annesine götürdük. Annesi: Onu geri getirmenize sebep nedir? Halbuki onu yanınızda alakoymakta çok istekliydiniz. Biz de şöyle cevap verdik: Hayır, Vallahi, biz ona baktık, o konuda üzerimize düşeni yerine getirdik. Onun başına bazı hadiselerin gelmesinden korktuk ye anasının yanında olsun dedik.
    Annesi: Vallahi; siz böyle değildiniz. Bana sizin ve onun başına gelenleri anlatın, dedi.

    Vallahi, ona bütün olanları anlatmadan benden ayrılmadı.
    Amine: Yoksa sen ona şeytan'ın mı musallat olacağından korktun? Hayır vallahi benim bu oğlumun önemli bir durumu vardır. Ben sana onun haberini bildireyim mi? Ona hamileliğimde, bana hamilelikten daha hafif, daha kolay gelen ve ondan daha bereketli olan birşey gör­medim. Doğurduğum» zaman o, başka çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini yere koymuş, başım göğe kaldırmış olarak doğmuştur. Onu bırakıp doğruca gidebilirsiniz. [131]
     



Sayfayı Paylaş