Susmanın fazileti..

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve abdulkadir tarafından 22 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Susmanın Fazileti
    Dili muhafaza etmek her zaman ve her yerde en mühim işlerdendir. Çünkü dil, kalp de bulunanların tercümanıdır. Bu yüzden dilin hatalardan arındırılması ancak kalbe bağlı kalmasıyla mümkün olabilir.

    Düşündüklerimiz dile getirilmeden evvel bizim hakimiyetimizde iken, ağzımızdan çıktıktan sonra biz onların hakimiyetine gireriz. Hepimiz hayatımızın bir anında mutlaka dilimizden dolayı zor durumda kalmışızdır! Sonra keşkeler birbirini kovalayıp, “Dilimi eşek arısı soksun” diye geçirsek de içimizden artık yapacak bir şey yoktur. Hz. Ebu Bekir Sıdık (r.a) ağzına küçük taşlar koyar, onlarla nefsini konuşmaktan men ederdi. Kendisi diline işaret ederek şöyle demiştir;” Beni tehlikeli ve zor işlere sokan, budur!” (Kimya-ı Saadet)

    Sarf edilen her bir kelime bizim sorumluluğumuzda karşıdakine gönderilmiş kişilik mesajlarıdır. Her zaman düşünerek konuşmadığımızı ve farklı ruh hallerinin bizi düşürdüğü farklı durumlarda ise konuşmalarımız, geri dönüşü olmayan birer ok misali muhatabını yaralar. Oysa Müslüman elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği emin kişidir. Hasan-ı Basri (k.s)”Dilini korumayan bir kimse dinini hakkıyla bilmiş değildir.” Derken dinine bağlı samimi bir Müslüman’ın dilini her türlü lüzumsuz söz ve konuşmalardan arındırması gerektiğini kastetmiştir.

    Yanıltır bizi çok konuşmak, yalana sevk eder! Bazen ekleriz biraz üstüne, bazen hoşlanmadığımız yerlerini kırparak anlatırız. Çünkü artık bizim olaya bakışımızı aktarmalıdır cümleler; yeni haline bizim kelimelerimiz yön verir, bizim ağzımızdan çıktığı için. Kimi zaman konuştukça batılla dolarız. Bir kavganın fitilini ateşler kimi sözlerimiz. Hakikat, hakikat olmaktan çıkar da kendimizi bile inandırırız bu yeni haline. En çirkin hali ise halka eziyet eden boş sözlerimizdir. Başkalarının namusuna uzanan bir dil aynı zamanda, günde beş vakit nasıl teşbih eder Kelamullah’ı ?

    Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın;”susan kurtulmuştur.”(Tirmizi), “Susmak hikmettir. Susan ise pek az![​IMG].(Deylemi) buyurmaları bütün bu saydığımız (gıybet, fitne, yalan, alaya almak, kovuculuk, riya,…[​IMG]) kötü hallerden bizi kurtaracağı içindir. Yapılması gerekeni ise yine başka hadis ile anlamamızı istiyor:”Size ibadetlerin en kolayını haber vereyim mi? Diliniz susun.” (Müslim, Buhari, Saffan b. Selimden rivayetle)

    Konuşma-susma konusunda kurulan en iyi dengeyi Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselatı vesselamın hayatın da görüyoruz. “Cevamiul kelim” sıfatıyla; duruma ve ihtiyaca göre, genellikle kısa ve özlü, sade ve iddiasız konuşurlardı. Konuşmaları her zaman batıl ve gereksiz unsurlardan uzaktı. Ya Kuran-ı Kerimi açıklamak, ya herhangi bir hükmü beyan etmek, ya bir iyiliğe çağırmak, ya kötülükten uzaklaştırmak, ya da insanların dünya ve ahirette faydalanacakları bir hikmet ortaya koymak için konuşurlardı. Yerine göre konuşmadaki fazileti; İslam’a davet ettiği herkesin nasılda hemen kalplerinin yumuşayarak iman etmeleriyle bizlere defalarca kez göstermiştir. Tıpkı ayeti kerimede buyrulan;”Sadaka ve hayır buyurmak ve insanların arasını bulmak hariç, konuşmada hayır yoktur.” Denildiği gibi Peygamber Efendimizde bizlere dilimize sahip olmamız için öğütler vermiştir.

    “Ademoğlu sabahladığı zaman tüm azaları dile hatırlatıcı oldukları halde sabahlar ve derler ki;” Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Zira sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Eğer sen inhirat edersen, biz de inhirat eder, haktan ayrılırız…”(Tirmizi, Said b. Cabir’den rivayetle.)
    “Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. Komşusunun şerrinden emin olmadığı bir kimse cennete giremez.”(Haraiti; Enes b. Malik’ten rivayetle)

    Kişi konuşurken “ Ya hayır söylemeli ya da susmalı” kendine bir nimet bilip oturmalı. Aksi halde kendisine zarar dan başka bir şey gelmez. “Susmak ibadetin başıdır” Dilini gönlüne indirip yalnızca Allah’ın razı olacağı işi, hareketi yapma gayretine girince sonuçta muhakkak hayır olacaktır. Elimizden geliyorsa, Emri bil maruf için konuşmalıyız ancak gücümüz yetmiyorsa sükut ile selamet bulacağımız gerçeğine sığınmalıyız. Çünkü şeytanı ancak sükut ile mağlup edebiliriz.

    Kutsi bir hadiste Allah-u Teala;”Ademoğlunun cesedi üçe ayrılır. Kalbi, dili ve diğer duyguları” Kalbe kendi zatını bilmeyi, şehadeti ikram etti. Dile de kuran okumayı, ihsan eyledi. Diğer duygulara da namaz, oruç vb. ibadetleri yapmayı ihsan etti.

    Kalbi korunmasını bizzat kendisi üzerine aldı.

    Dilin korunmasına hafaza meleklerini tayin etti.”(İnsan) hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen dediklerini zapteden (bir melek) hazır bulunmasın (Kaf Suresi 18 ayet)

    Diğer duygular için ise emri ve yasağı getirdi.

    Kalpten beklenen vefa imanda sebat, kimseye haset düşmanlık hile etmemek iken, dilden beklenen vefa gıybet etmemek yalan söylememek, üstüne düşmeyen sözü etmemektir.

    Bir kimse kalbinden gelen vefayı bozarsa münafık olur.

    Aynı şeyi dile getirirse kafir olur.

    Diğer duygularının vefasını bozan ise asi olur.
     



Sayfayı Paylaş