Süleymân Zâtî Efendi

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 20 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Süleymân Zâtî Efendi


    Anadolu velîlerinin büyüklerinden. Aslen Geliboluludur. Keşan'da ikâmet ettiğinden, KeşanlıSüleymân Zâtî diye meşhûr oldu.Zâtî mahlasıyla söylediği şiirleri pek hoştur. Doğum târihi ve yeri kesin olarak belli değildir. 1738 (H. 1151) senesinde Keşan'da vefât etti.

    Süleymân Zâtî, Bursalı İsmâil Hakkı hazretlerinin talebelerindendir. Aklî ve naklî ilimleri hocasından öğrendi. Hocası tarafından Gelibolu'ya gönderildi. Kendisi bunu şöyle anlatır: "Hocam İsmâil Hakkı hazretleri ile m. 1713 senesi başlarında Şam'dan Üsküdar'a geldiğimizde, tasavvuf büyüklerinin âdeti olduğu üzere, hocam bana istihâre yapmamı emir buyurdu. O gece rüyâmda kendimi Gelibolu'daki Yazıcızâde Muhammed Efendinin mağarasına varmış gördüm. Yazıcızâde bana görünüp, iltifatta bulundu. Mübârek eli ile arkamı üç defâ sığadı. Elimden tutup şehrin içine götürdü. Bundan sonra yine kendimi İstanbul'da Kasımpaşa'da gördüm. Ertesi gün hocam bana; "Akşam rüyânda ne gördün?" deyince, ben ondan ayrılmamak için Gelibolu'ya gittiğimi gizledim. Sâdece Kasımpaşa'yı gördüğümü söyledim. Sözümü bitirince bana; "Önce Gelibolu'yu görmedin mi?" buyurdu. O anda kendimi kaybettim. Kendime gelince hemen hocamın ellerine kapandım. Hocam İsmâil Hakkı hazretleri ağlayarak; "Oğlum! Çok zamandan beri Allahü teâlâya, bizim talebelerimizden birisi Gelibolu'ya gitsin ve orada Yazıcızâde Muhammed Efendinin rûhâniyetinin bereketi ile, tâlibleri büyüklerin yoluna dâvet etmesi için niyâzda bulundum. Elhamdülillah, duâmız kabûl oldu." buyurdu. Sonra beni Gelibolu'ya gönderdi. Yola çıkmadan önce bana şu tenbihleri yaptı: "1724 senesine kadar Gelibolu şehrinden bir adım olsun dışarı çıkma. Eğer 1724 senesine kadar vefât etmezsek, bize gelmen işaret olunduğu zaman, gecikmeyip, hicreti lütuf ve ihsân bilip emre itâat edesin. Bu yolun büyüklerinin gittikleri yoldan ayrılmayasın." Sonra, çilemiz dolup, ziyâretlerine karar verdiğimde, hocamın vefât haberini aldım. Hasretiyle yanıp tutuştum."

    Daha sonra Keşan'a gidip Halvetiyye dergâhı postnişîni olan Süleymân Zâtî Efendi, insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı. Onların dünyâ ve âhirette kurtuluşa ermeleri için gayret etti. Nasîhatleriyle olduğu gibi, şiirleriyle de âhiretin sonsuz, bu dünyânın ise geçici ve vefâsız olduğunu anlattı. Bir şiirinde dünyânın ve ona bağlananların hâlini şöle anlattı:

    Bu dünyânın süslerine, aman aldanma ey gâfil!
    Buna her kim gönül verse, geçer ömrü melâl üzre.


    Bir dikkatli nazar etsen, bu dünyâ ehline cânım,
    Kazanırlar para dâim, bunlar cenk ü cidâl üzre,


    Bu dünyâya neler geldi, ben diyenler göçüp gitti,
    Bilmeli, bu fâni mülkü, yarattı Hak zevâl üzre.


    Kaçarsan arkandan gelir, kovalarsan yetişemezsin,
    Ki, dünyâ gölgeye benzer, denildi bu misâl üzre.


    Akıllı olan bir kişi, gönül vermez bu dünyâya,
    Düşkün olmaz ondan yana, bilir onu kemâl üzre.


    Bir kalb dünyâya bağlansa, ibâdet zevkini duymaz,
    Onunçün Zâtî bu şi'ri getirdi hasbihâl üzre.


    Zamânın kıymetini bilmek husûsunda buyurdu ki:
    Geçirme ömrünü mümin, sakın ki, kîl ü kâl üzre!


    Sözün mânâsını anla, ne yürürsün hayâl üzre?
    Keşan'da bulunduğu sırada vefât etti. Orada defnedildi.


    Şeyh Süleymân Zâtî'nin yazmış olduğu şiirleri, tasavvufî olup, çok güzeldir. İsmâil Hakkı hazretlerinin mübârek rûhâniyetlerinden istifâde ettiği, şiirlerinde açıkça görülür. Süleymân Zâtî'nin bir Dîvân'ı ile Sevânih-un-Nevâdir fî Mârifeti Anâsır isimli bir eseri vardır. Ayrıca hocası İsmâil Hakkı hazretlerinin;

    Bir elif bul mekteb-i irfânda o bâ'yı sor
    Kad hamîde eyleyip yâ gibi ondan bâ'yı sor


    matlalı kasîdesini de mufassal bir sûrette şerh etmiştir. Şâhidî'nin Gülşen-i Vahdet adlı manzûmesini şerhe başladıysa da tamamlamaya ömrü vefâ etmedi.

    1) Sefînet-ül-Evliyâ; c.3, s.59
    2) Kâmûs-ul-A'lâm; c.3, s.2224
    3) Sicilli Osmânî; c.2, s.342
    4) OsmanlıMüellifleri; c.1, s.72
    5) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.17, s.234
     



Sayfayı Paylaş