Sülemî

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 20 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Sülemî

    Horasan'ın büyük velîlerinden. İsmi Muhammed, babasınınki Hüseyin'dir. Sülemî [veya Selemî], el-Ezdî en-Nişâbûrî nisbeleri vardır. Künyesi Ebû Abdurrahmân'dır. Şâfiî mezhebi fıkıh, tefsîr, hadîs, lügat, târih âlimiydi. Evliyânın büyüklerinden Ebû Amr-ıNüceyd'in torunudur. Babası ve annesi de, tasavvuf yolunda yüksek derece sâhibi idiler. 942 (H.330) senesi Ramazan ayında doğdu. 1021 (H.412) senesi Şâbân ayının 3. Pazar günü vefât etti.KabriNişâbûr'da tanınmakta olup, ziyâret edenler istifâde etmektedir. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. İlk tahsilini, dedesinden ve babasından yaptı. Küçük yaşta babası vefât edince, daha çok dedesinin himâye ve sohbetlerinde bulundu. İlk olarak Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Sonra ilim öğrenmek için çeşitli yerlere gitti. Birkaç defa Bağdât'a geldi. Ebü'l-Kâsım en-Nasrabâdî, Ebû Nasr-ı Serrâc, Ahmed bin Ali el-Mukrî ve başka bir çok zâtlardan ilim öğrendi. Kendisinden de; Ebü'l-Kâsım Kuşeyrî, Ebû Abdullah Hâkim-i Nişâbûrî, Ebû Bekr el-Beyhekî ve başka birçok büyük zâtlar ilim öğrendiler.

    Zamânında bulunan evliyânın imâmı idi. Bütün ilimlerde âlim, hadîs ilminde hâfız olup, tasavvufun inceliklerine hakkıyla vâkıftı. Bu yolun büyüklerinin hâllerini, yollarını, târihlerini anlatan çok kıymetli eserler tasnif etti. İlim öğrenmek için çok sıkıntılara katlandı. İlim öğrenmek, hadîs-i şerîf yazmak için Nişâbûr, Merv, Irak ve Hicâz'ı dolaştı. Ebû Abdurrahmân Sülemî, çok ibâdet ederdi. Haram ve şüphelilerden son derece sakınır, dünyâya hiç ehemmiyet vermezdi.

    Ebû Abdurrahmân Sülemî hakkında, en güzel hükmü, derste, tahsilde kendisiyle berâber olanlar, asrında yaşayanlar vermişlerdir. Bunlar, kendisini tanıyıp, ilminden istifâde edenlerdir. Meşhûr Hilyet-ül-Evliyâ'nın sâhibi Ebû Nu'aym İsfehânî bunlardandır. Bu zâtlar, Ebû Abdurrahmân'dan şöyle bahsederler:

    Sülemî, tasavvuf yolunda ilerlemekteki gayreti, Selef-i sâlihînin önce gelen âlimlerinin yollarına ve sözlerine bağlılığı bakımından zamanının bir tânesi idi. Büyüklerin yollarına sımsıkı sarılmakta, onlara tâbi olmakta çok ileri idi. Tasavvuftan haberi olmadığı hâlde bu yolda bulunduğunu söyleyen câhillerden dâimâ uzak durur, bunları kınardı. Bulunduğu şehirde ve diğer İslâm beldelerinde bulunan genç-ihtiyar, avâm ve havâs, sultan-köylü herkes tarafından sevilir, tâzim ve hürmet görürdü. Herkes: "O, yeryüzünde, Allahü teâlânın velî kullarından biridir." derdi. Yazdığı eserlerin sayısı yüzden fazladır. Tabakât-us-Sûfiyye, Tefsîr-i Hakâyık, Muhtasar, Menâhic-ül-Ârifin, el-Fütüvvet, Adâb-üs-Sohbet, Âdâb-üs-Sûfiyye, Derecât-ül-Muâmelât, Erbaîn bunlardan bâzılarıdır.

    Ebû Abdurrahmân es-Sülemî'nin bildirdiğine göre, Ebû AliŞebevî, Resûlullahı rüyâsında görüp; "Yâ Resûlallah! "Benim saçlarımı Hûd sûresi ağarttı." sözünün sizden rivâyet edildiği doğru mudur? Bu doğru ise, buna sebeb olan, bu sûrenin hangi kısmıdır? Peygamberlerin kıssaları mı? Yoksa geçmiş milletlerin mahvolmaları mı?" diye sordu. Resûlullah cevâbında; "Bunların hiç biri değil. Sâdece, Allahü teâlânın "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" emri beni ihtiyarlattı, saçlarımı ağarttı." buyurdu.

    Ebû Abdurrahmân es-Sülemî buyurdu ki:

    "Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen bir talebeye şu iki şey mutlaka lâzımdır: Her hâlinde doğruluk ve bütün işlerinde edeb üzere bulunmaktır."

    "Biz öyle büyük zâtlara yetiştik ki, onlar Kur'ân-ı kerîmde bulunan âyet-i kerîmeleri onar onar öğrenirlerdi. Öğrendikleri on âyetteki hükümleri, kendi yaşayışlarında tatbik etmedikçe, diğer on âyete geçmezlerdi."

    "Namaza başlarken elleri kulaklara kaldırıp tekbîr almak; Allah'tan başka her şeyi arkaya atıp iki dünyâyı bıraktım, yüzümü senin cemâline çevirdim demektir."

    "Hakîkî bir müslüman, kötü arkadaşlardan sakınır. Âlimlerin sohbetlerini kaçırmaz. Kendisinden daha fakir olanlarla oturup kalkar ve bunu kendisi için bir aşağılık olarak düşünmez. Allahü teâlâdan korkar, ümîdini kesmez ve kadere rızâ gösterir. Verdiği sözü yerine getirir. Yaptığı iyiliği başa kakmaz. Fitne çıkarmaktan şiddetle kaçar. Kulağını kötü söz işitmekten, dilini de kötü söz söylemekten korur. Yânî bunlara riâyet edilmeyen yerlerde bulunmaz. Malı ve mevkii ile müslümanlara elinden gelen her iyiliği yapar. Peygamber efendimiz; "Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize yiyecek ikrâm ediniz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece, herkes uyurken namaz kılınız! Bunları yaparak, selâmetle Cennet'e giriniz!" buyurdular."

    1) Târih-i Bağdâd; c.2, s.48
    2) Tabakât-ül-Müfessirîn; c.2, s.136
    3) Tabakât-üş-Şâfiîyye; c.4, s.143
    4) Mîzân-ül-İ'tidâl; c.3, s.523
    5) El-A'lâm; c.6, s.99
    6) Şezerât-üz-Zeheb; c.3, s.196
    7) Tezkiret-ül-Huffâz; c.3, s.1046
    8) El-Bidâye ven-Nihâye; c.12, s.12
    9) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.106
    10) Tabakât-üs-Sûfiyye; s.47
    11) Tabakât-ül-Müfessirîn (Süyûtî), s.31
    12) Menâhic-ül-Ârifîn
    13) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (50. Baskı) s.1144
    14) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.4, s.371
     



Sayfayı Paylaş