Sören Kierkegaard

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve RüzGaR tarafından 9 Haziran 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Sören Kierkegaard

    Kierkegaard’a göre felsefe Aristoteles’ten bu yana hep özlerle, idealarla, her türden mantıksalkurgularla ilgilenmiştir. Bu yüzden bireyin gerçek yaşamı gözden kaçmıştır. Kierkegaard, ilk eleştirilerini bu tutuma ve bu tutumun büyük temsilcisi Hegel’e karşı yapar; ona göre soyut düşüncelere dalmak ile ya da doğa bilimlerinde yapıldığı gibiölçüp biçmekle bireyin varoluşu anlaşılamaz.

    Varoluş, "somut, öznel ve uyanıkinsanın yaşamıdır."Varoluşterimini modern anlamda kullanan ilk filozoftur Kierkegaard. Varoluş derken ne anlıyor? İlkin soyut düşünmeye karşı somut düşünüşe yönelir o. Soyut düşünme devaroluşla ilgili kaygılarıyla birlikte tek kişi unutulmuştur. İkinci olarak nesneldüşünceye karşı çıkar. Nesnel düşünce de kişisel tutkunun, sevgi ve nefretin,ilginin kısaca her içten olan şeyin öldüğüne inanır. Nesnel düşünmekarşısına, öznel düşünmeyi koyar. Öznel düşünen, kendi geçek varoluşunun içyönünü ortaya koyarak felsefe yapar en çok karşı çıktığı filozofta yukarıdabelirttiğimiz gibi "soyut düşünür" Hegel’dir.

    Hegel’de öznel varoluşuiçinde tek kişinin ortadan kalkmasına dahinin bile düşüncenin sürüklediği boşbir yaprak gibi olmasına karşılık, bu yeni felsefesi ile Kierkegaard tek kişiyi, kendi, asıl varoluşunu en uyanık bilinci içinde toplamak ister.

    Bu felsefe doğrudan doğruya şu çağrıyı duyurmak ister: "yaşamını boşuna harcama, günlerini öldürme, uyku içinde geçirme, uyan ve insan ol!" Kendisi "bütün yaşamını, doymuşluğu içinde uyuklayan insanları nasıl uyandırabileceğini düşünmekle geçirdiğini" söyler. Belki insanları biri cılızbiri kanatlı –eşit olmayan- iki atın çektiği bir arabaya oturup yürü diyebağırsa! Belki o zaman uyanacaktır.

    Kanatlı at sonsuzluk, cılız at zaman, arabacıda içimizden her biri. Zaman içinde sonsuzluğun kendisine parıldadığı kimse, kendi varoluşunda uyanmış olan kimsedir. En iyi uyandırma aracı da kaygılı korku ya da iç-daralmasıdır. Her insanın içinde bu korku yerleşiktir. Ona göre dünya da yapayalnız kalabileceği,tanrı tarafından unutulmuş olabileceği, milyonlarca iş güç arasında gözden kaçmış olabileceği korkusu. Ama korku, bu iç daralması korkak ruhlar içindeğildir. Ancak korkuyu ta yüreğinde bütün uyanıklığı ile tutan ve bundan kaçmayan kimse, bu korkuyla varoluşunun uyanıklığını sürdürebilir.

    Böylece varoluş sorusuna Kierkegaard’ın verdiği yanıt: varoluş, somut, öznel ve uyanıkinsanın yaşamıdır. Varoluş, uyanık insanın yaşamını en açık sorumluluğuiçinde sürdürdüğü bir bölümüdür, bir parçasıdır. Ancak varoluş, üzerindedüşünmeye elverişli değildir, onu düşündüğümüz anda onu ortadan kaldırmışoluruz. "Kendisini düşündürmeyen bir şey vardı" diyebiliriz ancak, o da şu: varolmuş olan. Kavranamayan, olağanüstü bir şey ona ancak sezerek ve inanarakyakınlaşabiliriz.

    Varoluş öyle ise irrasyonel yani us dışıdır. Onukavramlarımızla kavramaya çalışır çalışılmaz kaçıp gider elimizden. Öyle isevaroluş, paradoksal bir şeydir. Ancak düşünmeden önce veya sonra, ancak tutkular veeylemlerle bir an için onu yakalayabiliriz, bir anlık, birden bire olan bir parlama içinde onu görebiliriz. Büyük ruh hareketlerinde ve tutkulu eylemlerde mantıksal düşünme çözülür, kaybolur. Düşünmek ve varoluş-olmak birleşemez.
     



Sayfayı Paylaş