Sofi'nin Dünyası

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 23 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    YAZAR:Jostein Gaarder

    Felsefe tarihi üzerine bir roman, 579 sf.
    Çev: Gülay Kutal, Pan Yayincilik, 3. basim, Aralik 1995

    "Üçbin yillik geçmisinin hesabini yapamayan insan günübirlik yasayan insandir."
    - Goethe

    sf.12
    Kim oldugunu bilmemesi garip degil miydi? Dis görünüsünü kendinin belirleyememesi de akil alir sey degildi. Kendi oluvermisti iste. Arkadaslarini seçmek elindeydi ama kendi kendisini seçmemisti. Insan olmak bile onun fikri degildi! Insan neydi?

    sf.13
    Yasam ve ölüm madalyonun iki yüzüydü. Ölümün farkinda olmadan yasadigini anlamak olanaksiz, diye düsündü. Yasamanin ne muhtesem ve garip bir sey oldugunu düsünmeden ölümü düsünmek de olanaksiz.

    sf.24
    Bebek, köpek gördügünde akli basindan gitmeyecek bir hale gelene kadar, belki yüz kez daha tekrarlar bu çilginlik gösterisini. Ya da bir fil, veya bir su aygiri... Ancak çocuk konusmayi -ve de felsefi düsünceyi- bile tam ögrenememisken dünya bir aliskanlik haline gelir. Ne yazik, bana soracak olursan! Senden beklentim, dünyayi hazir, verildigi gibi kabul edenlerden biri olmamandir, sevgili Sofi.

    sf.26
    Büyüdükçe, dünyaya hayret etme yetenegimizi yitiriyoruz, anlasilan. Ancak bu arada çok önemli bir seyimizi yitirmis oluruz ki, filozoflarin bizde yeniden canlandirmaya çalistigi sey de budur. Çünkü her seye ragmen içimizde bir ses, yasamin büyük bir sir oldugunu söyler. Bu bizim, bir zamanlar, daha düsünmeyi ögrenmeden önce yasadigimiz bir duygudur.

    sf.26
    Çocuklar için dünya ve dünyadaki her sey yenidir, ilginçtir. Büyükler içinse durum hiç de böyle degildir; büyüklerin çogu için dünya siradan bir seydir. Filozoflarsa diger büyüklerden farklidir. Bir filozof dünyaya alismayi bir türlü beceremez. Dünya onun için hala akil almaz bir sey, evet, hala sirlarla dolu, gizemli bir seydir. Filozoflarla küçük çocuklarin en önemli ortak yanlari budur; bir filozof ömrü boyunca duyarli bir çocuk olarak kalir da diyebilirsin sen buna.

    sf.59
    "Batil inanç". Garip bir sözcük degil miydi bu da? Insan Hristiyanliga ya da Müslümanliga inaniyorsa bunun adina sadece "inanç" deniyordu da, astrolojiye ya da ayin 13'üne rastlayan cuma gününün ugursuzluguna inaniyorsa bu birdenbire "batil inanç" oluveriyordu!

    sf.66
    Örnegin "nezle" sözcügünün kökeninde insanin yildizlarin kötü "etkisi altinda kalmasi" yatar. (- influenza - R.N.)

    sf.70
    Dogal bir arlanma duygusundan söz edilebilir mi? En bilge kisi bilmedigini bilen kisidir. Gerçek bilgi içimizde mevcuttur. Dogru bilgi, dogru eylemi gerçeklestirir.

    sf.80
    "Philosophos"un kelime anlami "bilgelige ulasmaya çalisan kisi"dir.

    sf.82
    Sokrates, insanin inandiklarinin tersini yaparak mutlu olamayacagina inaniyordu. Ve nasil mutlu olacagini bilen insan, mutlu olmaya da çalisir. Dolayisiyla neyin dogru oldugunu bilen insan, dogru davranmak zorundadir. Çünkü hiç kimse mutsuz olmayi istemez, degil mi?

    sf.96
    ..., Platon'un, Atina yakinlarinda kendi okulunu kurmus olmasidir. Okulun bulundugu korulugun adi bir Yunan destan kahramani olan Akademos'tan geliyordu. Platon'un felsefe okuluna da Akademia adi verildi.

    sf.101
    Kisaca özetlersek: duyularimizla algiladigimiz seyler hakkinda sadece kesin olmayan kavrayislara varabiliriz. Ancak aklimizla kavradigimiz seyler hakkinda kesin bir bilgiye ulasabiliriz. Bir üçgenin iç açilarinin toplami daima 180 derecedir. Ayni biçimde, duyular dünyasindaki tüm atlar tökezlese de at "ideasi" her zaman dört ayagi üzerinde duracaktir.

    sf.102
    Platon'un gerçekligi nasil ikiye ayirdigini gördük. Birinci bölüm, duyular dünyasidir. Bu dünya hakkindaki yaklasik ve mükemmel olmayan bilgilerimizi, (yine bu kadar yaklasik ve mükemmel olmayan) bes duyumuzu kullanarak edinebiliriz. Duyular dünyasindaki her sey için "her seyin degistigi" ve hiçbir seyin sonsuza dek varolmadigi gerçegi geçerlidir. Duyular dünyasinda hiçbir sey var degildir; burada bir seyler ortaya çikar ve sonra ortadan kaybolur. Ikinci bölüm, idealar dünyasidir. Aklimizi kullanarak bu dünya hakkinda kesin bilgiye ulasabiliriz. Idealar dünyasi duyularla algilanamaz. Buna karsilik idealar (ya da biçimler) mutlak ve degismezdir.

    sf.132
    Insanin iyi bir hayat sürmesi için neler gerekir? Bu soruyu kisaca söyle yanitlayabilirim: Insan ancak tüm yetenek ve olanaklarini kullandigi ölçüde mutlu olur. Aristoteles üç tür mutluluk oldugunu söyler: Ilk tür mutluluk, arzu ve isteklerin oldugu bir hayattir. Ikincisi, özgür ve sorumlu bir vatandas olarak varolunan hayattir. Üçüncü tür mutluluk ise arastirmaci ve filozof olunan hayattir.
    Aristoteles, insanin mutlulugu için bu üç kosulun da bir arada varolmasi gerektigini israrla belirtir. Tek yönlülügü reddeder. ... Insanlarla iliskilerimizde de "altin orta"yi tutmaktan sözeder Aristoteles: ne korkak ne çilginca atilgan, sadece cesur olacagiz. (Cesaretin azi korkaklik, çogu çilginliktir.) Ne cimri ne savurgan, sadece bonkör olacagiz. (Asiri bonkörlük savurganlik, az bonkörlük cimriliktir.)

    sf.150
    Stoacilara göre tek insanla evren arsinda bir fark olmadigi gibi, "ruh" ile "madde" arasinda da bir fark yoktu. Yalnizca tek bir doga vardi. Bu anlayisa "Bircilik" (Monizm) diyoruz. (Bircilik, örnegin Platon'da Karsimiza çikan "Ikicilik"in (Dualizm) ya da gerçekligi ikiye ayiran görüsün karsitidir.

    sf.155
    Buradaki ana düsünce, gündelik "ben"in gerçek ben olmadigidir. Çok kisa süren anlarda daha büyük bir ben ile ayni oldugumuzu duyariz. Bazi Gizemciler buna Tanri derken, bazilari bunu "evrensel ruh", "Doga" ya da "evren" diye adlandirir. Tipki bir su damlasinin denizle bulustugu an kendini kaybetmesi gibi, Gizemci de bu birlesmenin gerçeklestigi an "kendini kaybeder", Tanri'da yokolur ya da Tanri'da kaybolur. Hintli bir gizemci bunu söyle dile getiriyor: "Ben varken Tanri yoktu. Simdi Tanri var, ben artik yokum." Hristiyan gizemci Angelus Silensius (1624-1677) da bu ani söyle anlatiyor: "Ulasinca denize, damla, deniz; yükselince Tanri'ya, ruh, Tanri olur."

    sf.175
    Krallar basa geçmeden önce halk onlari yaglardi. Bu yüzden de onlara "yaglanmis" anlaminda Mesih denirdi. Dinsel açidan krallar Tanri ile insanlar arasinda bir araci olarak görülürdü. Bu yüzden krallara "Tanri'nin Oglu", ülkeye de "Tanri'nin Kralligi" denirdi.

    sf.214
    Felsefenin konusu kim oldugumuz ve nereden geldigimiz. Sence okulda bu konuda yeterli yeterli bilgi edinebiliyor muyuz?
    - Ama kimse bu sorulara bir yanit veremez ki zaten!
    - Evet ama, bize daha bu sorulari sormayi bile ögretmiyorlar!

    sf.228
    Pek çoguna göre Tanri da yaradilisin içinde yer aliyordu. Tanri sonsuz olduguna göre her yerde de varolmaliydi. Bu görüse Tümtanricilik (Panteizm) diyoruz. (Rönesans. R.N.)

    sf.257
    "Barok" sözcügü aslinda "düzgün olmayan inci" anlamina gelir.

    sf.261
    Ancak yasam ve rüya benzetmesine tarihte çok dah önce, örnegin Hindistan ve Çin'de rastlariz. Çinli bilge Chuangtze söyle der: Bir kere rüyamda kelebek oldugumu gördüm. Simdi artik rüyasinda kelebek oldugunu gören Chuangtze miyim, yoksa rüyasinda Chuangtze oldugunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum.

    sf.267
    17. yüzyildan önce ruh, tüm canlilarda varolan bir tür "yasam solugu" olarak görülüyordu. "Ruh" sözcügünün asil anlami "soluk" ya da "nefes"tir. Bu hemen hemen tüm Avrupa dillerinde böyledir.

    sf.277
    ... Hristiyan misin Sofi?"
    "Bilmiyorum."
    "Bilmemek çogu zaman yeni bir kavrayisin esiginde olmak demektir."

    sf.288
    Ama bizler de tipki Ren Vadisi'ndeki Tas Devri genci, Afrika'daki aslan ya da bahçedeki elma agaci kadar içimizde bulunan olanaklar ve disimizdaki kosullarda belirleniriz.

    sf.296
    Oysa 18. yüzyil bir elestiri çagiydi. Bu dönemin pek çok filozofu duyumsal deneyimler olmaksizin akilda hiçbir seyin olusmayacagini öne sürdüler. Bu görüse Empirisizm diyoruz.

    sf.309
    Ben, "birbirini sonsuz bir hizla izleyen, her an degisim ve hareket halinde olan bir algilar demetinden baska bir sey degildir", der Hume.

    sf.311
    Bu yanit onun sonsuz önyargisizligina tipik bir örnektir. Hume, yalnizca varligini kesin bir sekilde duyumsadigi seylerin gerçek olduguna inanirdi. Bunun disindaki seyler konusunda ise her seye açikti.

    sf.312
    Simdi yanit ver: tasin her zaman yere düseceginden nasil emin olabiliyorsun?
    - Bunu öyle çok gördüm ki, artik emin olabiliyorum.
    - Hume bu konuda, tasin yere düsüsünü pek çok kere duyumsamis oldugunu, ancak hep düsecegini duyumsamamis oldugunu söylerdi. Tasin "yerçekimi yasasi"ndan ötürü yere düstügü söylenir. Oysa biz böyle bir yasayi hiçbir zaman duyumsamamisizdir. Biz yalnizca seylerin yere düstügünü duyumsariz.

    sf.314
    Çocuklar her konuya tarafsiz yaklasirlar. Ve bu, sevgili Sofi, bir filozofun en önemli özelligidir. Çocuklar dünyayi ne eksik ne fazla, tam oldugu gibi algilarlar.

    sf.314
    Hume, bir olayin bir digerini izleyecegi beklentisinin seylerin özünde degil, bizim bilincimizde yer aldigini söylüyor. Ve gördügümüz gibi, beklenti aliskanliklarin sonucunda olusan bir sey.

    sf.318
    - Su an senin yaptigin seye, betimleyici bir cümleden ("Çünkü o insan da yasamaktan memnundur.") kural belirten bir cümleye ("Bu yüzden öldürülmemelidir.") varmak denir. Akil açisindan tümüyle mantiksiz bir seydir bu. O zaman insan "Vergi kaçiran bir sürü insan var. Bu yüzden ben de vergi kaçirmaliyim." diyebilir. Hume hiçbir zaman "-dir"li cümlelerden "-meli"li cümlelere varmamak gerektigini ileri sürer. Oysa gazete makalelerinde, parti programlarinda, meclis konusmalarinda tam da buna öyle çok rastlanir ki... Birkaç örnek vermemi ister misin?
    - Memnuniyetle.
    - "Giderek çok daha fazla insan uçakla yolculuk etmeyi seçiyor. Bu yüzden daha fazla hava alani yapilmali." Sence bu mantikli bir çikarim mi?
    - Hayir, bence oldukça saçma. Çevreyi de düsünmemiz gerek.

    sf.358
    - Fransizlarin Ingilizlerden hep biraz daha fazla usçu olduklarini da söylemistin.
    - Evet ve bu farkin kökleri ta Ortaçaga uzanir. Ingilizlerin "common sense" dedikleri seye Fransizlar "evidence" der. Ingilizce bu terim "herkesin bildigi sey" diye çevrilebilirken, Fransizca bu sözcük "(usun) açik seçik gördügü sey" seklinde tercüme edilebilir.

    sf.372
    Kant "seyin kendisi" ile "seyin görüneni" arasinda önemli bir ayrim koyar. "Seyin kendisi"ne dair kesin bir bilgimiz olamaz. Yalnizca "seyin görüneni"ni bilebiliriz.

    sf.376
    Ne us ne de deneyim Tanri'nin varoldugunu kanitlamaya yetmezdi. Çünkü us için Tanri'nin varligi esit derecede akla uygun ve akla aykiri...

    sf.378
    Insan beyni bizim anlayabilecegimiz kadar basit olsaydi, onu anlayamayacak kadar aptal olmamiz gerekirdi.
    ...
    - Dogru. Kant da buna benzer bir sey söylerdi herhalde. Ne oldugumuzu anlamayi bekleyemeyiz. Bir bitki ya da bir böcegi tam anlamiyla anlayabiliriz belki ama kendimizi asla anlayamayiz. Tüm evreni anlayabilecegimizi ise hiç umamayiz.

    sf.381
    Sen iyi niyetle davranmissindir ki Kant'a göre ahlaksal olarak dogru bir davranisi belirleyen sey niyettir, eylemin sonucu degildir.

    sf.410
    Hegel "dogrunun öznel bir sey" oldugunu söylüyordu. Böyle diyerek de insan usunun üzerinde ya da ötesinde bir "dogru"nun varoldugunu reddetmis oluyordu.

    sf.411
    Senden önce yasamis insanlardan gelenek yoluyla "dalga dalga" sana ulasan düsünceler ve kendi yasadigin çagdaki yasam kosullari, senin düsünce biçimini etkiler. Bu yüzden herhangi bir düsüncenin sonsuza dek ve daima dogru olacagi söylenemez. Ancak düsünce durdugun bir noktada dogru ya da yanlis olabilir.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    sf.412
    Ama -simdi yeni bir noktaya geliyorum- sürekli yeni seylerle karsilastigi için, us "ilerici"dir. Yani insan bilgisi sürekli gelismekte ve "ilerlemekte"dir. ... Tarihi inceleyen herkes, insanligin giderek "kendisini daha iyi tanimakta" ve "kendisini gelistirmekte" oldugunu görebilir.

    sf.414
    Hegel, bilginin bu üç asamasini "tez", "antitez" ve "sentez" diye de adlandirir.

    sf.415
    "Dogru" olan, "tarihe direnebilen" seydir.

    sf.417
    - Salt mantiksal ya da felsefi olarak da iki kavram arasinda diyalektik bir gerilim olusur.
    - Örnek lütfen!
    - "Varlik" kavrami üzerine düsünecek olursam, "yokluk" kavrami üzerinde düsünmem geregi de dogar.

    sf.417
    Norveçli yazar Vinje gibi "farkli" görüsleriyle taninan Niels Bohr, bir yerde söyle der: Iki tür dogru vardir. Tersinin de yanlis oldugu gün gibi ortada olan dogrular ve tersi de dogru olan daha derin dogrular.
    - Nasil bir dogru olabilir bu ikinci tür dogru?
    - Sana hayat kisadir dersem...
    - Ben de buna katilirim.
    - Ama sonra bir baska baglamda kollarimi iki yana açip "hayat çook uzundur" dersem...

    sf.429
    Kierkegaard'a göre büyük harf D ile yazilan "Dogru"lardan çok, insanlarin yasamlari için önemli olan dogrulara ulasmakti önemli olan. "Benim için dogru" olani bulmakti.

    sf.430
    Eyleme geçtigimizde ve özellikle bir seçim yaptigimizda varolusumuzla iliskiye girebiliriz.

    sf.431
    - Yani felsefi sorunun kendisiyle bireyin ayni soruya yaklasimi iki ayri seydir. Bu tür sorular karsisinda birey tek basinadir. Üstelik bu tür önemli sorulara ancak inançla yaklasabiliriz. Aklimizla yanitini buldugumuz sorular hiçbir önem tasimaz Kierkegaard için.
    - Bunu biraz açiklaman gerekecek.
    - 8+4=12, Sofi. Bunu kesin olarak bilebiliriz. Bu, Descartes'dan beri tüm filozoflarin bahsettigi "mantiksal dogrular"a bir örnektir. Peki aksam duasinda bir isimize yarar mi bu? Ölüm aninda aklimizin mesgul olacagi konu bu mudur? Hayir. Tüm bu dogrular istedikleri kadar "nesnel" ve genel olsun, tek bir bireyin varolusu için fazla anlam tasimazlar.
    - Ya inanç?
    - Kötü bir davranista bulundugun bir insanin seni affedip affetmedigini bilemezsin. Tam da bu yüzden bu konu senin için yasamsal bir öneme sahip olur. Bu senin etinde kemiginde duydugun bir olaydir. Bir insanin seni sevip sevmedigini de bilemezsin. Tek yapabilecegin böyle olduguna inanmak ve bunu ummaktir. Ve de bu, senin için, üçgenin iç açilarinin toplaminin daima 180 derece etmesinden çok daha önemli bir seydir. Ne de "nedensellik yasasi" veya "sezi biçimleri"dir ilk öpücügünü verirken gelen aklina!

    sf.432
    Ortaçagda ayni düsünce, "credo quia absurdum" sözleriyle dile getiriliyordu.
    - "saçma oldugu için inaniyorum"

    sf.439
    Neden ki bu amaçsizca yaratilis Yok olacaksa bir gün her yaratilmis?

    sf.475
    - Diyebiliriz ki yasam, yalnizca kazanan kuponlarin gözle görünür oldugu bir totodur. (Darwin -R.N.)

    sf.502
    Bir kompozisyon, -ki her sanat eseri bir kompozisyondur- hayalgücüyle mantigin ya da ruhla aklin inanilmaz bir isbirligi sonucu ortaya çikar. Çünkü her türlü yaratici süreçte hayalgücü önemli bir rol oynar, ancak bir asamada siradan esinlenmeleri de denetlemek gerekir. Koyunlari önce çayira salar, sonra güdersin.

    sf.514
    Sartre fiziksel seylerin "kendinde", oysa insanin ayni zamanda "kendi için" oldugunu söyler. Yani insan olmak bir sey olmaktan baska bir seydir.

    sf.515
    "Varolus özden önce gelir," der Sartre.

    sf.515
    Sartre ise bunun aslinda lanetli bir özgürlük oldugu kanisindadir. "Insan özgürlüge mahkum edilmistir" der. "Kendini kendisi yaratmadigi halde özgür oldugu için. Kendisi seçmeden dünyaya getirilip sonra yaptigi her seyden sorumlu oldugu için."

    sf.517
    Sartre ise hayatin bir anlami olmasi gerektigine inaniyordu. Bu bir zorunluluktu. Ancak kendi hayatimizdan bir anlam yaratacak olan, yine kendimizdik. Varolmak kendini varlastirmakti.

    sf.521
    Felsefi sorular, tanimi geregi, her kusagin ve aslinda her bir insanin kendisine tekrar tekrar sormasi gereken sorulardi.
    - Bu düsünce insani biraz rahatsiz ediyor.
    - Ayni fikirde oldugumuzu zannetmiyorum. Tam da kendimize bu tür sorulari sordugumuzda hissetmez miyiz yasadigimizi?

    sf.525
    Duvardaki kitaplarin adi birbirinden ilginçti: "Ölümden Sonra Bir Hayat Var mi?", "Spiritizmin Sirlari", "Tarot", "UFO Olgusu", "Iyilestirme", "Tanrilarin Dönüsü", "Bundan Önce de Buradaydin", "Astroloji Nedir?" vs. Yüzlerce degisik baslikli kitap vardi. Raflarin altinda kitaplar ayrica üstüste yigili duruyorlardi.
    - Iste bu da 20. yüzyil Sofi. Bu, çagimizin tapinagi.
    - Sen bu tür seylere pek inanmiyorsun galiba.
    - Bunlarin çogu martaval ama porno kitaplari kadar çok satiyorlar. Bunlarin çoguna bir tür pornografi demek de mümkün zaten. Genç insanlarin çogu buraya gelip kendilerini en çok heyecanlandiran konulardaki kitaplari aliyorlar. Oysa gerçek felsefeyle bu tür kitaplarin iliskisi olsa olsa ancak gerçek askla pornografinin iliskisi kadardir.

    sf.570
    - Samanyolu'ndaki en yakin komsumuza uzakligimiz dört isik yilidir. Su ilerde, adanin üzerinde görünen yildiz odur belki de. O yildizda bize, Bjerkely'e yönelmis bir teleskop oldugunu düsünecek olursan, o teleskop buranin dört yil önceki halini görmektedir. Belki de bu salincakta oturup ayaklarini sallayan on bir yasinda bir kiz çocugudur gördügü.
    - Inanamiyorum!
    - Ve bu, bize en yakin yildiz konusunda geçerliydi. Tüm galaksi ise 90.000 isik yili genisligindedir. Bu, isigin galaksinin bir ucundan diger ucuna seyahat etmek için 90.000 yil kullanmasi gerektigi anlamina gelir. Samanyolu'nda bizim Günes'imizden 50.000 isik yili ötede bir yildiza baktigimizda, zamanda 50.000 yil öncesine bakmaktayiz demektir.
    - Düsüncesi bile benim küçücük kafam için fazla büyük!
    - Yani uzayda bir sey görmemizin tek yolu bakislarimizi zamanda geriye çevirmektir. Evrenin su anda nasil oldugunu hiçbir zaman bilemeyiz. Yalnizca daha önce nasil oldugunu bilebiliriz. Binlerce isik yili ötedeki bir yildiza baktigimizda, uzay tarihinde binlerce yil geriye gidiyoruz demektir.

    sf.571
    Samanyolu'nun en yakin komsu galaksisine Andromeda takimyildizi diyoruz. Bu galaksi bizim galaksimize iki milyon isik yili uzakliktadir. Yani isigin buradan bize ulasmasi iki milyon yil alir. Yine bu da demektir ki gökyüzünde Andromeda takimyildizina baktigimizda iki milyon yil öncesine bakmakta oluruz. Bu takimyildizdaki çok geliskin bir teleskop (afacan bir ufakligin böyle bir teleskobun basina oturmus oldugunu gözümün önüne getirebiliyorum!) su an buraya bakiyorsa bizi göremez. Görse görse düz alinli ilk insanlari görebilir.

    sf.573
    Evren bir harekettir. Evren bir patlamadir. Galaksiler hala büyük bir hizla birbirinden ayrilmaya devam etmektedir.
     

Sayfayı Paylaş