Sırrı Paşa Kimdir Kısaca

Konusu 'Hakkında Bilgi' forumundadır ve Seçkin tarafından 7 Ağustos 2016 başlatılmıştır.

  1. Seçkin Well-Known Member


    Giritli Sırrı Paşa (d. 1844 - ö.1895), 19. yüzyılda çeşitli Osmanlı vilayetlerinde valilik yapmış olan bir devlet adamı, yazar, şair. Leyla Saz'ın kocası, mimar Vedat Tek'in babasıdır.

    1844 yılında eşraftan Helvacızade Salih Tosun Efendi'nin oğlu olarak Girit adasında Kandiye'de doğdu. Dini ağırlıklı bir şekilde süren öğrenim hayatı sonrasında memuriyete Girit adasında başladı. Bazı vezirlere diva kâtipliği yaparak başladığı devlet hizmeti içinde Yanya, Aydın, Prizren ve Tuna'da mektupçu muavinliği ve mektupçuluk görevlerinden sonra zamanla valiliğe yükseldi. Trabzon, Kastamonu, Ankara, Sivas, Diyarbekir ve Bağdat'ta valilikler yaptı. Yazışmalarını (Mektubat), Kuran tefsirlerini ve şiirlerini yayınladı. 1895 yılında vefat etti.

    Sırrı Paşa 1844 yılında Kandiye'de doğdu. Giritli Salih Tosun Efendinin oğludur. Nitekim daha sonraki yıllarda ''Giritli Sırrı Paşa" diye anıldı.

    Tefsir denilince hemen hepimizin aklına Kur'an-ı Kerim'in baştan sona açıklanmasından ibaret olan hacimli eserler gelir. Oysa sistematik bir yöntemle kaleme alınan bu çalışmaların yanında bir de yüce kitabımızın sadece bazı sûrelerini açıklayan parça parça tefsirler vardır. Eski âlimlerimiz bu sahada gerçekten değerli eserler ortaya koydular.

    işte bunlardan biri de son dönem Osmanlı devlet adamlarından Sırrı Paşa'dır. ''Sırr-ı Kur'an'', ''Sırr-ı insan'', ''Sırr-ı Tenzil'', ''Sırr-ı Meryem'', ''Ahsenü'l-Kasas'' adları altında kaleme aldığı eserler çeşitli sûrelerin başarılı birer tefsirinden ibarettir. Bilhassa ''Ahsenü'l-Kasas'' Yusuf sûresinin harika bir yorumudur.

    Paşanın ayrıca akaid konusunda benzeri çalışmaları bulunmaktadır.
    Bütün bunlara bakıp da onun sadece ulemadan bir zat olduğunu zannetmeyiniz. Hemen belirtelim ki Sırrı Paşa'nın asıl mesleği devlet adamlığıdır. Tuna ve Karesi mutasarrıflığı yapan paşa hazretleri, Trabzon, Kastamonu, Ankara, Sivas ve Bağdat valiliklerinde bulundu. Üzerine aldığı bütün idarî görevleri hakkıyla yerine getirdi. Tam bir Osmanlı valisi olarak, başarıdan başarıya imza attı.

    Sırrı Paşa 1844 yılında Kandiye'de doğdu. Giritli Salih Tosun Efendinin oğludur. Nitekim daha sonraki yıllarda ''Giritli Sırrı Paşa'' diye anıldı. Girit vilayet kalemlerinde katiplik yaptı. Bilahare İstanbul'a geldi. Dersaadet medreselerinde okudu. Özel dersler aldı. Küçük yaşından itibaren Türkçeci, Arapça’yı ve Farsça’yı mükemmel bir şekilde öğrendi. Dinî ilimlerle edebî konular, hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Girit Valisi İsmail Paşa'nın kızı bestekar Leyla Hanım'la evlendi.

    1873'te Rusçuk mektupçusu oldu. Üç yıl sonra Zvornik'e vali olarak gönderildi. Fakat o sırada Bosna-Hersek ihtilali meydana geldiği için ailesi İstanbul'da, İsmail Paşa'nın Beşiktaş'taki konağında kaldı. 1877'de Vidin vilayetine yollandı. Ruslarla savaşın devam ettiği o günlerde Gazi Osman Paşa'nın kahramanca müdafaalarına yakından şahit oldu. Aralarında büyük bir dostluk başladı. Ölene kadar birbirlerine olan saygılarını ve muhabbetlerini devam ettirdiler.

    Her gittiği yerde halkın büyük sevgisini kazanan Sırrı Paşa, diğer birtakım meslektaşları gibi bin türlü Sıkıntıya ve zorluğa maruz kaldı. O yıllarda ülkenin içinde bulunduğu şartlar tabi ki bugünkü gibi değildi. Şehirler arası yolculuklar öküz arabalarıyla, kağnılarla yapılıyor, eşyaları mandalar taşıyordu. Karlı ve çamurlu yollarda günlerce süren meşakkatli bir yolculuktan sonra görev bölgesinde dirayetli bir idare sergilemek, bununla da yetinmeyip her biri diğerinden kıymetli eserler kaleme almak ne kadar takdire değer bir meziyettir.

    Sırrı Paşa, Kastamonu Valisi olarak atandığı zaman adı geçen vilayete giderken çektiği zahmetleri hatıralarında anlatmaktadır. Mevsim kıştır ve yollar son derece berbattır. Yolda yakalandıkları müthiş yağmur bütün eşyalarını su içinde bırakır. Manda arabalarıyla taşınan bu eşyaların hepsi ıslanır. Arabaları çamura saplanır. Neyse ki binbir zahmetle Kastamonu'ya varır ve orada görevine başlar.

    Sırrı Paşa'nın bazı özellikleri vardı, yakınlarının anlattığına göre, yemek konusunda titiz davranırdı. Çavuş üzümünü soydurur, kabuklarını cariyelere ayıklattırır, tabağa koydurur ve kaşıkla yerdi.

    Başta da belirttiğimiz gibi Sırrı Paşa, başarılı bir vali olduğu kadar da güçlü bir kalem ustasıydı. Şiirden çok nesirde kendini gösteren Sırrı Paşa, yazı konusunda kılı kırk yarar, önüne konulan en basit yazıları bile dikkatli bir şekilde gözden geçirir, kırmızı kalemle gerekli düzeltmeleri yapmadan kesinlikle imzalamazdı. Şahsı ve siyası yazılarını ''Mektubat-ı Sırrı Paşa'' adı altında kaleme alan merhumun bu konudaki hassasiyetini Şemseddin Kutlu, ''Eski İstanbul'un Ünlüleri''nde şöyle anlatmaktadır:

    ''Paşa Ankara Valisi bulunuyordu. Bir gün buranın tahrirat katipliğine Hilmi Bey adında bir genç atandı. Hilmi Bey bir süre İstanbul gazetelerinde çalışmıştı. Dolayısıyla kendisini ''erbab-ı kalem''den sayıyordu. Ona, Sırrı Paşa'nın önüne konan tek bir yazıyı bile kırmızı kalemiyle düzeltmeden imzalamadığını, kendisinin yazılarının da bu akıbete uğrayacağından kuşku etmemesi gerektiğini söylerler. Fakat Hilmi Bey kasılarak: -Arkadaşlar, sizlere böyle davranmış olabilir. Oysa benim için böyle bir şey söz konusu olamaz. Ben Babıâli gazetelerinde yıllarca dirsek çürütmüş, göz nuru dökmüş bir adamım, karşılığını verir. Kendisine olan güvenini belirtir. Ne var ki iki güne kalmadan ayakları suya erer. Özene bezene, tam bir güvenle yazarak huzura götürdüğü yazılara Sırrı Paşa şöyle bir göz ucuyla bakar, ardından hemen kırmızı kalemini eline alır:

    -Bakınız evladım, şurası olmamış. Öyle değil, böyle olacaktı. Burası da manaya ve maksada uygun düşmemiş. Sonra şu cümlede de ''zaaf-ı telif'' var. Bunu da şöyle değiştirelim, şeklinde açıklamalarda bulunur. Kağıdı çeteleye çevirir. Zavallı Hilmi Beyin yüreğine adeta kan damlar. Ancak Paşanın en kısa sürede kendisini çok sevdiğini gören Hilmi Bey, bütün bunlara katlanmaya çalışır. Kendisi de bu temiz kalpli ve alim devlet adamını çok sevmektedir. Ah şu düzeltme hastalığı olmasa...,

    Arkadaşları :
    -Nasılmış Hilmi Bey, gördün mü? Biz sana dememiş miydik? Senin o Babıâli yokuşundan gelme yazıların bile Sırrı Paşa'nın kaleminin hışmından kurtulamadı, derler, kendisine takılırlar. Ne var ki Hilmi Bey inatçı biriydi. Bu takılmaların sürüp gittiğini görünce bir gün onlara:
    -Peki o halde, bahse var mısınız, der. Bu sefer öyle bir yazı yazıp Paşa'ya götüreceğim ki, değil çeteleye döndürmek, bir kelimesine, hatta bir harfine bile dokunamayacak. Bahsi kaybedersem size bir kuzu ziyafeti çekeceğim. Siz kaybederseniz aynı ziyafeti siz bana çekeceksiniz.

    Arkadaşlarının ''Etme, eyleme. Boşu boşuna zahmet çekeceksin. Bu, hakikaten imkansız bir şeydir.'' demelerine aldırmaz. Bahse girerler ve Hilmi Bey odasına çekilir. Masanın başına geçip bir kağıda hemen oracıkta dört beş satır yazar. Kağıdı kaptığı gibi önünü ilikler, soluğu vali paşanın odasında alır, saygıyla masanın üzerine bırakır.

    Sırrı Paşa önüne konulan yazıları düzeltmeye o kadar alışkındı ki, daha, önündeki kağıda eğilmeden kırmızı kalemini eline alıp düzeltmeye davranınca Hilmi Bey telaşla atılır:

    -Affınıza sığınarak arz edeyim Paşa hazretleri! Bu yazının bir kelimesini, hatta bir harfini bile düzeltemezsiniz, der. Buna sizin değil, bin iki yüz şu kadar yıldır gelmiş geçmiş en büyük din alimlerinin bile gücü yetmez. Önünüzdeki yazı ''Fatiha Suresi''dir.

    Kalemi elinden bırakan Sırrı Paşa kahkahalarla güler. Hilmi Bey, ünlü kırmızı kalemin ucunun bile dokunmadığı tertemiz kağıdı alarak dışarı çıkar, kendisini büyük bir merakla bekleyen arkadaşlarına götürür ve gösterir. Girmiş olduğu bahsi de böylece kazanır.''

    Hekim İsmail Paşa'nın damadı, şair Leyla Hanım'ın kocası, Celal Nuri'nin amcası, Mehmed Ali Ayni'nin kayınpederi olan Sırrı Paşa 1895 yılında, elli bir yaşında vefat etti.
     



Sayfayı Paylaş