Sinânüddîn Yûsuf Amasi

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 20 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Sinânüddîn Yûsuf Amasi


    Anadolu'da yetişen âlim ve velîlerden. İsmi, Sinânüddîn Yûsuf bin Hüsâmeddîn bin İlyas'dır. Muhaşşi Sinân Efendi diye de bilinir. Amasyalı olduğu için Amâsî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Babası Şeyh Hüsâmeddîn Efendi Halvetiyye yolunun büyüklerinden olup, Amasya'da medfûn bulunan Şeyh Habîb-i Karamânî'nin halîfelerindendir. 1487 (H.893) senesinde o zamanki Amasya sancağına, bugünkü Tokat iline bağlı Erbaa ilçesi Bidevî köyünde doğdu. 1578 (H.986) senesinde İstanbul'da vefât etti. Kabri, kayınpederi Sarıgürz'ün yaptırdığı mescidin bahçesindedir.

    İlk tahsîlini yaptıktan sonra, Amasya Küçük Ağa Medresesi müderrisi olan Emir Kulu Şemseddîn Efendinin hizmetinde bulunup, ondan ilim tahsîl etti. Yine Amasya Hüseyniyye Medresesi müderrisi Taşköprülü Muslihuddîn Efendiden aklî ve naklî ilimleri beş sene müddetle tahsîl etti. Taşköprülü Muslihuddîn Efendi Bursa Sultâniyye Medresesine naklolununca, o da berâberinde gitti. Daha sonra Sahn-ı semân müderrislerinden olan Muhyiddîn Fenârî'nin talebeleri arasına dâhil olup, ondan Telvih adlı eseri sonuna kadar okudu. Yedi sene müddetle onun hizmetinde ve ilmî sohbetlerinde bulunduktan sonra, Anadolu kadıaskerliğinden emekli ve Sahn-ı semân müderrisi olan Gürz Seyyidî Efendiden ilim öğrendi. 1518 senesinde ŞeyhülislâmZenbilli Ali Efendiye talebe olup, ondan da istifâde etti. Kânûnî Sultan Süleymân pâdişâh olunca, Kânûnî'nin hocası Hayreddîn Efendi, ilim öğrenen talebelerin fazîletli ve zekîlerini topladığı zaman, ŞeyhülislâmZenbilli Ali Efendinin talebelerinden Sinânüddîn Yûsuf bin İlyâs'ı da almıştı. 1521 senesinde mülâzim, stajyer olarak vazîfelendirildi. 1522 târihinde Gelibolu Saruca Paşa Medresesi müderrisliğine, 1524 senesinde Edirne Taşlık Medresine müderris olarak tâyin edildi. Uzun müddet ilim öğretip talebe yetiştirmekle meşgûl olduktan sonra, 1531 senesinde İstanbul'da Dâvûd Paşa Medresesine nakledildi. 1533 senesi sonlarına doğru Saçlı Emir Efendi yerine Gebze'de Mustafa Paşa Medresesine tâyin olundu. 1534 senesinde Edirne Dâr-ül-Hadîs'inde vazîfelendirildi. 1535 senesinde Sahn-ı semân Medresesine terfî ettirildi. 1538 senesinde Edirne İkinci Bâyezîd Medresesine naklolundu. 1539 senesinde Haleb'e kâdı tâyin olundu. Buradayken, Bağdât Beylerbeyi Üveys Paşanın teftişine memur edildi. Teftişten sonra Üveys Paşa bu vazîfeden azlolundu. Fakat Sinânüddîn Yûsuf Efendi Haleb'e döndüğü zaman, Üveys Paşaya Haleb Beylerbeyliği verilmiş olduğunu gördü. Bu sebepten vazîfeden ayrıldı. 1544 senesinde Bursa kâdılığına tâyin edildi. 1545 senesinde Edirne, 1547 senesinde de İstanbul kâdılığına tâyin olundu. Aynı sene içinde Anadolu kâdıaskerliğine getirildi. 1551 senesinde bu vazîfeden alındı. Hac ibâdetini yapıp, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin kabr-i şerîfini ziyâretten döndükten sonra 1561 senesinde Süleymâniye Dâr-ül-Hadîs'ine müderris oldu. Buradayken kendisine, Kâdı Beydâvî Tefsîri'ne hâşiye yazdığı için hâşiye yazan mânâsına "Muhaşşî" denildi. 1565 senesinde Ebüssü'ûd Efendi Tefsîri'ni tamamlayınca, bütün talebeleri Sinânüddîn Yûsuf Efendinin yanına mülâzim, stajyer olarak verildi. 1575 senesinde ihtiyarlığı ve zayıflığı sebebiyle emekli oldu. 1578 senesinde Fâtih Câmiinde Cumâ namazı kılarken hastalandı. Üç gün sonra vefât etti. Cenâze namazını, Müftî Kâdızâde Efendi kıldırdı. Kayınpederi Sarıgürz'ün yaptırdığı mescidin hazîresinde, bahçesinde defnolundu. Anadolu Hisarı'nda iki mescid ve Amasya'da bir câmi inşâ ettirmişti.

    Sinânüddîn Yûsuf Efendi, zamânındaki âlimlerin ve velîlerin yükseklerinden, ilim ve irfân sâhibi bir zâttı. Mütevâzî bir zât olan Sinânüddîn Yûsuf Amâsî, Ebüssü'ûd Efendi vefât ettiği zaman Şeyhülislâmlığı teklif ettikleri halde kabûl etmemişti. Yetiştirdiği talebeleri kazasker oldukları halde gelip elini öperlerdi. İlmî üstünlüğü herkes tarafından kabûl edilirdi. Tatlı dilli, güler yüzlüydü. Uzun ömrünü; ilim öğrenmek, ilim öğretmek ve eser yazmakla geçirmiştir. Kara Hüseyin ve Mehmed Çelebi adlarında âlim ve fâzıl iki oğlu vardı.

    Eserlerinden bâzıları şunlardır: 1) Hâşiye-i Tefsîr-i Kâdı Beydâvî: Çok kıymetli bir hâşiyedir. 2) Hidâye'nin muâmelât kısmına yazdığı hâşiyesi. 3) Şerh-i Mevâkıf, Miftah, Telvîh ve Tecrîd adlı eserlerin kenarlarına yazdığı ta'likâtı.

    1) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Zeyli (Atâî); s.248
    2) Peçevî Târihi; s.32
    3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.14, s.262
     



Sayfayı Paylaş