Şeyh Safvetî

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 20 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Şeyh Safvetî


    Mısır'ın meşhur velîlerinden. İsmi Ali, lakabı Necîb'dir. Emir Ahmed Hayâlî'nin oğludur. 1596 (H.1005) senesinde vefât etti. İlim tahsîline başlayıp başta tefsîr olmak üzere çeşitli ilimlerde yetişip yükseldi. Tasavvufta babasından feyz alıp kemâle erdi ve onun yerine geçti.

    Onun zamânında Harem-i şerîfte Şeyh Mustafa Çelebi isminde bir zât vardı. Bu zât bir gece rüyâsında Peygamber efendimizi gördü.Peygamber efendimiz ona bir kâğıt verip; "Bunu Mısır'da Gülşenîzâde Şeyh Safvetî'ye ver. Bizi ziyârete gelsin." buyurdu. Bu rüyâ üzerine hemen Mısır'a gidip onu buldu. Rüyâsını anlattı. Bu müjde üzerine bambaşka bir hâle girdi. Sonra da hazırlanıp hacca gitti.

    Derviş Ali Mevlevî onun bir menkıbesini şöyle anlatmıştır: Bir defâsında Mısır'a gitmiştim. Şeyh Safvetî'nin zâviyesine gidip sohbetinde bulundum. Bir gün onunla birlikte bir yere gidiyorduk. Yolda hurma lifinden yapılmış bir urgan gördüm. Kendi kendime; "Hurma ne mübârek bir şeydir. Pekçok husûsiyetleri var. Urgan dahi oluyor." dedim. Bu arada Şeyh Safvetî hazretleri kalbimden geçeni anlayıp, bana döndü ve; "Derviş Ali, hurma bütün husûsiyetleri yanında, urgan da olur." buyurdu.

    Şeyh Safvetî hazretleri vefâtının yaklaştığı bir sırada talebelerine; "Dervişler, Allahü teâlânın Latîf ism-i şerîfini söyleyin. Yâ Latîf, diye zikrediniz." dedi. Bu sözlerini işiten eski talebeleri; "Elvedâ, elvedâ!" diye ağlaşmaya başladılar. Çünkü Şeyh Safvetî hazretlerinin babası Şeyh Hayâlî Efendi onun için; "Oğlum Ali Safvetî vefât edeceği zaman cezbeye uğrasa gerektir. O zaman yâ Latîf ism-i şerîfini söylemekle meşgûl olunuz." diye işâret etmişti. Bu sebeple hocalarının vefâtının yakın olduğunu anlayan talebeler, ağlayıp inlemeye başladılar.

    Edirneli Kerîm Efendizâde Mehmed Çelebi şöyle anlatmıştır: "Bana rüyâmda; "Şeyh Safvetî'nin vefâtı yaklaştı, duâsını al!" dediler. Mısır'a gittim. Vardığımda hasta olduğunu öğrendim. Ramazân-ı şerîf ayının ilk haftasında vefât etti."

    Vefât edeceği günlerde ilâhî aşkın deryâsına dalmış bambaşka bir hâle girmişti. Bir Cumâ günü sevenlerini yanına çağırmıştı. Hiç konuşmuyor, devamlı zikirle meşgûl oluyordu. Hû dedikçe ağzından nûrlar saçılıyordu. Bu hâli gören talebeleri ve halk, onun ayrılığı acısıyla feryâda başladılar. Mısır beyleri ve şehrin kâdısı, Şerîf Mehmed Paşa onun ayrılığı acısıyla hep ağladılar. Babasının türbesinde medfûndur. Dört halîfesi olup, bunlar Hasan Âmidî, Mecnûn Halîfe, Yûsuf Müzehheb ve Hasan Efendidir.

    DERVİŞLER, YÜRÜYELİM

    Hâfız Paşa Mısır hâkimiyken, Nil Nehrinin suyu azalmıştı. Mısır'a kâfi gelmiyordu. Kıtlık başladı. Defâlarca yağmur duâsına çıkıldı. Vezirler ve paşalar da bu duâda bulundular. Fakat bir türlü yağmur yağmadı, halk pek ziyâde üzüldü. Bu sırada Hâfız Paşa, Şeyh Safvetî hazretlerini hatırladı. Onu dâvet etti. Dâveti kabûl edip gelince, Hâfız Paşa; "Efendim, Mısır halkı perişan bir haldedir. Yağmur yağması için bir duâ etseniz. Büyük küçük herkesin gönlü kırık. Zât-ı âlinizin duâsını beklemektedirler. Umulur ki duânız kabûl olunur, insanlar mahzûn halden kurtulur." dedi. Bu teklif üzerine; "O hizmeti yapacak olanlar duâ erbâbıdır. Bizim hizmetimiz talebe yetiştirmektir. Bizi mâzur görünüz. O işle memur değiliz." dedi. Hâfız Paşa; "Hey Sultanım! Lutfedip bizi ümitsiz bırakmayın. Ümitle duânızı beklemekteyiz." diye çok ısrar etti. Bunun üzerine; "İnşâallahü teâlâ hayırlısı olur." buyurup oradan ayrıldı. Dergâhına talebelerinin yanına dönerken atı üzerinde yanındaki talebelerine; "Dervişler! Artık yürüyelim. Sarıklarımız, hırkalarımız, şallarımız ıslanmasın." dedi. Evinin kapısına vardığı sırada yağmur yağmaya başladı. Öyle çok yağdı ki, Nil Nehri dolup taştı. Her taraf suya kandı. Bolluk başladı. Halk uzun zaman çektiği kıtlıktan kurtulup rahata kavuştu.

    1) Lemezât; Süleymâniye Kütüphânesi, Hacı Mahmûd Kısmı, No: 4546 s.294
     



Sayfayı Paylaş