Selahattin İçli'nin Hayatı ve Eserleri

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 19 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Selahattin İçli'nin Hayatı ve Eserleri
    Selahattin İçli, (d. 6 Ekim 1923, Beşiktaş, İstanbul – ö. 14 Ekim 2006). Türk müziği bestecisi, müzisyen, tıp doktoru.

    1949 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. 1953 yılına kadar İstanbul'da özel bir hastanede ve bir şirkette çalıştı. Daha sonra Susurluk Belediye Tabibi, Susurluk Şeker Fabrikası Tabibi ve Borasit Madeni Tabibi olarak 1961 yılına kadar Balıkesir'de bulundu.

    1961 yılında tekrar İstanbul'a yerleşerek bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra, 1967 yılında Sosyal Sigortalar Kurumu İstanbul hastanesi'nde görev aldı. 1981 yılında bu hastanedeki başhekim yardımcılığı görevinden ayrılarak Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda sanatçı öğretim görevlisi ve başkan yardımcısı oldu. Konservatuarın İstanbul Teknik Üniversitesi'ne bağlanması üzerine 1986 yılında profesör unvanı alan İçli, Komposizyon Bölümü başkanlığına tayin edildi.

    Selahattin İçli'nin müzik ile yakınlığı çocukluk yıllarında babası İbrahim İçli'nin etkisi ile başlamıştır. Hem anne, hem baba tarafından kardeş çocukları olan udi bestekar Şerif İçli ve İbrahim İçli, 1914 yılında Beşiktaş musikî kulübüne devam etmeye başlarlar. Neyzen İhsan Bey'in hoca olduğu bu ocaktan yetişenler arasında Hakkı Derman da vardır. Babasının müziğe olan alâkası ve zengin repertuarı sebebiyle, oğlu Selahattin'in kulağı daha çocukluk yaşlarından itibaren Türk musikîsinin klâsik ve güncel eserleriyle doldu. Böylece; ilk gençlik yıllarında kendisini bestekârlığa götürecek önemli temel unsur sayılabilecek oldukça geniş bir repertuara sahip olmuştur.

    İlk şarkısını 17 yaşında besteledi. Güftesi, Faruk Nafiz Çamlıbel'in "Hıyâban" isimli şiirinden alınan Hüseynî makamındaki bu şarkının Şerîf İçli tarafından beğenilmesi, Selahattin İçli'yi yeni besteler yapma alanında daha büyük bir şevkle çalışmaya sevk etti.

    1942 yılında büyük hayranlık duyduğu ve babasının da yakın arkadaşı olan Selahattin Pınar'la tanıştı. Selahattin Pınar'ı yıllarca hemen her hafta evinde ziyaret ederek onun bestekârlık konusundaki bilgi ve görüşlerinden faydalandı.

    Üniversite öğrenimi, tıp fakültesindeki derslerinin yanı sıra, Selahattin İçli'nin musikî üzerinde yoğun olarak çalıştığı bir eğitim devresi oldu. Kuruluşundan itibaren on yıl kadar İstanbul Üniversitesi korosunda bulundu ve kanuni Ekrem Karadeniz'in özel derslerine devam etti. Bu dönemde, birçok müzik çalışmalarına ve konserlere sesi ve ud ile de katıldı.

    Selahattin İçli'nin çeşitli ansiklopedi, gazete ve dergilerde makale, fıkra, araştırma ve eleştiri türünden 400'ün üzerinde yazısı yayınlanmış olup 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.

    Prof. Dr. Selâhattin İçli 17 yaşında bestecilik alanına adımını atmış, çeşitli form ve türlerde pek çok eser vermiştir. Bununla birlikte çalışmalarını şarkı formu üzerinde yoğunlaştırarak, bu forma yeni bir yorum getirme çabası içine girmiş, 113 şarkı bestelemiştir (2003).

    Güfte yazarı-şair Cansın Erol Hanım ile oluşturdukları beraberlikten;
    Aşkın rengi
    Cimri mi cimri
    Gece gözlüm
    Güneşin battığı yerde
    Hoş geldin
    Hüzün zaman zaman
    Ne zaman başlar bilinmez
    gibi çok farklı şarkılar ortaya çıkar.

    Bitmez tükenmez bu dert
    Zeytin Gözlüm
    Bahara indi melekler
    Gül Açılsın Dudağında Gülüver
    Hüzün Zaman Zaman Deli Dalgalarla Gelir
    Ayrılık Var Çıkan Falda
    Bir seni bir gülü
    Bir sabah bakacaksın bir tanem
    Bir destan dolaşır
    gibi daha onlarca esere imzasını atar. İmzasını atmakla kalmayıp, Türk musıkisinde özlenen yeni bir ses, ekol, tını, tarz, üslup ve çığırı da beraberinde getirir. Ayrıca Selâhatttin İçli; XX. yüzyılın ilk yarısında, klasik ekolde müzik yapılan, meşk edilen ve bestelenen bir ortamın içinde yetişmesine rağmen, bu üslûpta eser vermekten kaçınmıştır. Türk Müziği’ndeki klasik değer ve kurallara bağlılığını korumak sureti ile onları yeni bir bakış açısı ve anlayışla kendi üslûbuna uyarlayan İçli’nin, tavır ve üslûbunda ısrarlı ve kararlı olması alt yapısının kuvvetli olmasından gelmektedir. Dönemin ünlü müzikoloğu Ekrem Karadeniz’den Türk Müziği Nazariyatını, amcası Şerif İçli ve Selahâttin Pınar’dan klasik şarkı formunun inceliklerini öğrenen besteci, sağlam bir repertuar, müzik bilgisi ve iyi bir eğitimin verdiği cesaretle yenilikçi üslûbunda ısrarlı olmayı bilmiştir. İçli’nin farklı ve yenilikçi tavrı bir dönem tepkiyle karşılanmış, eserleri statik anlayıştaki ilgililerin ve özellikle devlet kurumlarının olumsuz eleştirilerine maruz kalmıştır. Ancak üslûbundaki ısrarı ve halk arasında popülarite kazanması; zaman içinde bestelerinin kabul görüp, yaygınlaşmasını sağlayabilmiştir.turkeyarena.net Orhan Tekelioğlu’nun sentez politikası ve popüler müziğe ilişkin tespiti gerçekten bu durumu açıklamaktadır. “Musiki inkılabının sentez projesinin ciddi müzik kısmı tamamdır ama popüler müziğe ilişkin bir programı yoktur, yani kolayca dinlenip, kulak alışkanlığı kazanılabilecek çoksesli bir popüler form hiç düşünülmemiştir.” (Tekelioğlu, 1999)

    Özetlemek gerekirse; o gücünü tavandan değil, tabandan almıştır. Müziğinin halka yakın olması tam tabiriyle “halka uygun ve kullanışlı” olması fikrimizce Selahattin İçli’nin döneminin “Gebrauchsmusik” bestecileri arasında yerini almasını sağlamaktadır.
     



Sayfayı Paylaş