Şehid Maşita Hatun..

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve abdulkadir tarafından 19 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    MAŞİTA HATUN
    Firavun tanrı değildir

    Musa aleyhisselam devrinde yaşıyordu.
    Firavun’un kızına, dadılık yapıyordu.

    Allah’ın birliğine inanmıştı içinden.
    Lakin bunu gizlerdi, Firavun’un şerrinden.

    Kuvvetli inanmıştı Allah’a hem de gayet.
    Ve lakin gizli gizli yapıyordu ibadet.

    Bu, bir gün Firavun’un kızının saçlarını,
    Tarıyorken, elinden düşürdü tarağını.

    Eğilip, o tarağı alıyorken oradan,
    Bismillah deyiverdi hiç elinde olmadan.

    Kız, hayretler içinde sordu ona: (Ey dadı!
    Bu senin söylediğin, acaba kimin adı?)

    Dedi: (Öyle birinin ismi ki kızım bu ad,
    Onun kudreti ile, var oldu bu kainat.

    Canlı cansız her şeyi yaratan, bu ilahtır.
    Yoktur Onun şeriki, Onun adı Allah’tır.)

    Kız daha şaşırarak, sordu ki ona tekrar:
    (Yani babamdan başka, bir ilah daha mı var?

    Sen nasıl hiç korkmadan böyle şey söylüyorsun?
    Firavun’dan ayrıca bir ilah var diyorsun.)

    Dedi ki: (Evet yavrum, Allah vardır ve birdir.
    O, bütün âlemlerin Rabbi ve malikidir.

    Yeri göğü, herşeyi, seni beni, babanı,
    O Allah yaratmıştır cümle kevnü mekanı.

    Odur gerçek tek ilah, başkası yok ki daha.
    Ben de inanıyorum bu hakiki Allah’a.

    Baban ise, çok aciz bir kuldur, ilah değil.
    Ona bu saltanatı O vermiştir iyi bil.)

    Firavun’un kızına, ağır geldi bu sözler.
    Ve gidip, babasına bunları verdi haber.

    Kızının bu sözleri kızdırdı Firavun’u.
    Ve derhal huzuruna çağırdı bu hatunu.

    Dedi: (Sen, benden başka tanrı mı biliyorsun?
    Bana değil, Ona mı ibadet ediyorsun?)

    Artık gizleyemedi, yoktu başka bir çare.
    Söyledi imanını Fir’avna aşikare.

    Dedi ki: (Ey Firavun, bilirsin ki tabii,
    Sen de aciz, zavallı bir kulsun bizim gibi.

    Seni, bizi, her şeyi ve cümle mevcudatı,
    Yaratan ilah vardır, Allah’tır Onun adı.

    O Allah, hep var idi ve hep var olacaktır.
    O ölmez, çünkü herkes o ilaha muhtaçtır.

    Sen ise bir fanisin, öleceksin bir zaman.
    İlah olabilir mi ölüme mahkum olan?)

    Onun bu sözlerine, sinirlendi Firavun.
    Ve öldürülmesini emretti hemen onun.

    Lakin adamlarına verdi ki bir talimat:
    (Alın bunu öldürün, ölmesin hemen fakat.

    Her gün başka uzvunu keserek bunun tek tek,
    Yavaş yavaş öldürün, işkence eyleyerek.)

    İntikam hırsı ile yanıp tutuşuyordu.
    O işkence gördükçe, zevkinden uçuyordu.

    O zalimin gayesi şuydu ki asıl bundan,
    Herkes görüp korksun da, etmesin hemen iman.

    Önce, tırnaklarını çektirdi azar azar.
    Kırbaçlattı sonra da, kan akıncaya kadar.

    Bütün bunlara rağmen, sabrederdi o yine.
    Asla zarar gelmedi imanına, dinine.

    Merhametsiz Firavun, bu zavallı hatuna,
    Çok işkence ettirdi, ihtirası uğruna.

    O ise, imanından hiç taviz vermiyordu.
    Sabrediyor ve yine (Allah birdir!) diyordu.

    Beş yaşında kızı ve oğlu vardı üç aylık.
    Bu masum yavrulara el attı hain artık.

    Önce kız çocuğunu, anasının yanına,
    Getirtip, bir bıçağı dayadı boğazına.

    Dedi ki: (Ey Maşita, de bana sen tanrısın.
    Yoksa, kanlar içinde ölecektir bu kızın.)

    Maşita, bir çocuğa, bir de Fir’avna baktı.
    Zalim, bıçak elinde, merhametten uzaktı.

    Yine de söylemedi onu o zor zamanda.
    İmanda sebat edip, kazandı imtihanda.

    Dedi: (Benim ilahım bir tektir, o da Allah.
    Zaten Ondan gayri de, yoktur başka bir ilah.)

    Firavun bunu duyup, nefret, kin ve gayzından,
    Kesiverdi bıçakla masumu boğazından.

    Etrafa yayılırken kızcağızın feryadı,
    Maşita’da bir vakar, bir kararlılık vardı.

    İmanına bir halel gelmemişti katiyen.
    Ve lakin kanlı yaşlar akardı gözlerinden.

    Firavun, bu hırs ile bağırırdı ki şöyle:
    (Benden başka bir tanrı var mıdır, haydi söyle!)

    Maşita, imanında tam sebat ediyordu.
    Aynı kararlılıkla (Allah birdir!) diyordu.

    Bu sefer de Firavun, dönüp adamlarına,
    Dedi ki: (O üç aylık bebeği verin bana!)

    Kenarda, kızgın halde bir fırın yanıyordu.
    Firavun, Maşita’ya şöyle bağırıyordu:

    (Benim tanrılığıma şimdi de dersen hayır,
    Bu bebeğin, fırında yanacak cayır cayır.

    Kızını boğazlayıp öldürdüm, biliyorsun.
    Sıra bunda, sen hala inat mı ediyorsun?)

    Zalim, bebek elinde o fırına yaklaştı.
    Maşita, artık buna dayanamayacaktı.

    Düşündü: Bu zalimin dediğini diyeyim.
    Fakat yine kalbimden, onu inkâr edeyim.

    Vermişti kararını, o sözü diyecekti.
    Lakin onu, içinden yine reddedecekti.

    Böyle kendi kendine düşünürken, tam o an,
    O üç aylık bebeği fırına attı Fir’avn.

    Lakin fırın içine düşünce masum bebek,
    Seslendi annesine hemen dile gelerek:

    (Anneciğim aman ha, söyleme onu sakın!
    Biraz daha sabreyle, şimdi kurtulacaksın.

    Cennete kavuşmana az kaldı, sabret biraz.
    Aradaki mesafe, bir adımdan daha az.

    Sakın söylemeyesin Fir’avnın dediğini.
    Cennette, çok nimetler bekliyor şimdi seni.

    Ben ve ablam, ikimiz, şu anda Cennetteyiz.
    Büyük sabırsızlıkla seni beklemekteyiz.)

    Maşita, işitince yavrusunun sesini,
    Allah dahi, gözünden kaldırdı perdesini.

    Çocuğun gördüğünü, o dahi görüyordu.
    Bir an önce Cennete kavuşmak istiyordu.

    O sırada Maşita vefat etti şehiden.
    Cennet nimetlerine kavuştu ebediyyen.
    ( Abdullatif Uyan)
     



Sayfayı Paylaş