Sanayi Atıklarını Çevre Sorununa Dönüştüren Etmenler Nelerdir?

Konusu 'Soru-Cevap' forumundadır ve Misafir tarafından 17 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. Misafir Guest


    Arkadaşlar başlıktada belirttiğim gibi sanayi atıklarının çevre sorununa dönüştüren etmenler nelerdir? konusunda yardımcı olurmusunuz lütfen...
     



  2. ot-gu Genel Sorumlu

    [FONT=TimesNewRoman,Bold]SANAY[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]İ [/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ATIKLARININ YÖNET[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]İ[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]M[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]İ[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]NDE KAR[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]Ş[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ILA[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]Ş[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ILAN GENEL SORUNLAR[/FONT]

    27 Ağustos 1995 tarihinde yürürlüğe giren Tehlikeli Atıkların Kontrolu Yönetmeliği’nin uygulanmasında karşılaşılan engellerden başlıcaları aşağıda verilmiştir :
    Uygun bertaraf tesislerinin henüz mevcut olmaması nedeniyle, belediyelerce depolama tesislerine kabul edilmeyen atıklar gelişigüzel atılarak çevre kirliliği oluşturmaktadır.
    Mevcut belediye çöp depolama sahaları, tehlikeli atıkların bertarafı için uygun olmayan tesislerdir. Dolayısı ile, halen belediye çöp depolama sahalarına kabul edilen atıklar yakın gelecekte büyük boyutta çevre sorunları ortaya çıkaracaktır.

    Yasal atık bertaraf tesislerinin mevcut olmaması nedeniyle, Çevre Bakanlığı tarafından idari ve cezai yaptırım uygulamaları, teknik nedenlerle, mümkün olmamaktadır.
    İSO 14000 sertifikası almış ve almakta olan tesisler, atıklarını yasal olarak bertaraf edecek tesislerin mevcut olmaması nedeniyle, bu belgelerinin gereksinimlerini yerine getiremeyecek duruma düşeceklerdir.
    Ülkemiz sanayi ürünlerinin yurtdışına, özellikle AB ülkeleri, ihraç edilmelerinde, bu üretimlerden kaynaklanan sanayi atıklarının yasal bertaraf tesislerinde bertaraf edildiğine dair belgeler sağlanamamasından dolayı, ihraç mallarımıza rakip ülkelerce ticari engel uygulanabilecektir.
    Sanayi atıklarının gelişigüzel bertarafı nedeniyle oluşan çevre kirliliğinden ve bunun yeterince denetlenmemesinden dolayı, toplumun devlete olan güveni sarsılacaktır.

    [FONT=TimesNewRoman,Bold]ÇÖZÜM YAKLA[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]Ş[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]IMLARI[/FONT]
    [FONT=TimesNewRoman,Bold]Tesis-içi At[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]k Yönetim Planlar[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ı[/FONT]

    Sanayi atıkları “evsel çöp”lerden çok farklı özelliklere sahiptir. Sanayi tesislerinden kaynaklanan atıklar aslında, istenmeyen yan ürünü oluşturan, hammadde kaybı olup maliyetleri arttırmaktadır. Bunun yanısıra, sanayi atıklarının düzensiz olarak doğal ortama verilmesi önemli boyutlarda çevre sorunları da yaratmaktadır. Bu nedenlerle, sanayide atık yönetimi tesis içinde atık oluşturan üretim birimlerinde atık azaltma, atıkları özelliklerine göre ayrı toplama, mümkünse tekrar kullanma veya geri kazanma uygulamalarının etkinleştirilmesine yönelik olmalıdır. Ancak, şu noktayı da vurgulamak gerekir: [FONT=TimesNewRoman,Italic]İ[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]malat sanayiinde dünyada at[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]k olu[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ş[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]turmayan teknoloji yoktur-daha az at[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]k olu[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ş[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]turan teknolojiler [/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]geli[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ş[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]tirilebilir. [/FONT]Sanayide atık yönetiminin etkinleştirilmesi için takip edilmesi gerekli genel adımlar aşağıda özetlenmektedir :

    1. Tesislerdeki üretim hatlarında ortaya çıkan atıkların sistematik gözlemlerle takibi ve mikro düzeyde, atık türü ve miktarları olarak, bir envanterinin hazırlanması,
    2. Her bir atık kaynağı için, atık tür ve miktarlarını azaltmak için mühendislik
    değerlendirmesinin yapılması,
    3. Tesis içinde, atıkların sistematik gruplandırma ile, birbirine karıştırılmadan toplanması için bir yöntem geliştirilmesi,
    4. Atıkların üretim ünitelerinden ayrılmış olarak toplanması için, tesis çalışanlarının eğitilmesi ve uygulamanın başlatılması, turkeyarena.net
    5. Toplanan atıkların, uygun kaplarda ambalajlanıp etiketlenerek, tesiste oluşturulacak bir geçici depolama sahasında belirli süreler için stoklanması,

    6. Atıkların geri kazanım ve/veya lisanslı bertaraf tesislerine, lisanslı araç ve sürücülerle nakliyesi.

    Yukarıdaki konuların uygulamaya konulması, özellikle kimyasal atıklar hakkında yeterli deneyimi olmayan Küçük ve Orta Ölçekli, sanayiciler için oldukça zor olmaktadır. Ancak, yasal gereksinimleri yerine getirmek ve de özellikle ihracat yapan sanayicilerin “Tarife Dışı Teknik Engeller”le karşılaşmasını ve de atık yönetim maliyetleri açısından ortaya çıkan
    “Haksız Rekabet”in önlenmesi açısından, bu zorlukların gerekli teknik eğitim ve desteklerle aşılması şarttır.

    [FONT=TimesNewRoman,Bold]Toplama ve Ta[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ş[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ma[/FONT]
    Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde tehlikeli atık tanımına giren atıkların toplanması ve taşınmasına ait yeterli ayrıntıda uygulama kuralları bulunmamaktadır. Oysa bu atıkların üretildikleri noktadan bertaraf aşamasına kadar geçen süre, önem verilmediği takdirde çok ciddi sonuçlara yol açabilecek ve bu sebeple dikkatle izlenmesi ve kurallar getirilmesi gereken bir süreçtir. Bu nedenle, toplama ve nakliyeye ilişkin aşağıdaki ana unsurlara tehlikeli atık üreticileri tarafından uyulması gerekecektir:
    Atıkların biriktirildiği kapların atığın cinsine göre belirlenmesi ve standardlaşması
    Tehlikeli atıkların biriktirildiği kapların etiketlenmesi
    Nakliye için kullanılan araçlarda belirli teknik özelliklerin bulunması
    Nakliyedeki sürücülerin acil durumlar için gerekli güvenlik eğitiminden geçmiş olması
    Nakliye araçlarının, taşıdıkları atık özelliklerine göre, özel işaretler taşıması
    Nakliye araçlarında acil durumlar için ekipman ve bilgi bulundurulması
    Nakliye boyunca, kaza sırasında ortaya çıkabilecek çevre kirliliğinin temizlenmesine yönelik olarak sigortalanmış olması (normal trafik kaskolarına ilave olarak en az $100,000).
    Türkiye’de tehlikeli maddelerin nakliyesi Karayolları Genel Müdürlüğü yönetmeliklerine göre yapılmaktadır. Tehlikeli atıkların nakliyesi için Çevre Bakanlığınca yürürlükte olan bir atık taşıma lisanslandırma genelgesi bulunmakta olup atıkların lisanslandırılmış araçlarla taşınması zorunluluğu vardır. Halihazırda, ülkemizde tehlikeli atıkların nakliyesi (sıvı ve katı)

    için özel olarak yapılanmış nakliye şirketlerinin sayısı sanayi ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli değildir. Bu tür ihtiyaçlara cevap verebilecek özel kuruluşlara büyük ihtiyaç bulunmaktadır. İlgili mevzuata göre, gerekli lisansı olmayan araçların tehlikeli atık taşıması yasaktır. Ancak, bu konuda denetleme çok yetersiz olup bu konudaki teknik denetim gereksinimleri trafik ekiplerince dahi bilinmemektedir.

    [FONT=TimesNewRoman,Bold]Geri Kazan[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Bold]m ve Bertaraf[/FONT]
    Evsel atıkların toplanma ve bertaraf hizmetleri mevcut yasalara göre belediyelerin görevleri arasındadır. Sanayi atıklarının bertarafı konusunda belediyeler sanayicilere gerekli yardımı sağlamaktadır. Ancak, özel atık yönetim uygulamalarını gerektiren durumlarda, belediyeler sanayicilerin atıkları için yeterli olamamakta ve bazı tür sanayi atıklarını kabul etmemektedirler. Tehlikeli atıkların bertarafı konusundaki yönetmeliğin de yürürlüğe girmesinden sonra, yeni düzenli depolama sahaları yapılana kadar, sanayiciler tehlikeli atıklarını yasal turkeyarena.net olarak bertaraf edememe durumuna düşşlerdir. Bu durumda sanayiciler atıklarını yasal olarak sadece tesislerinde geçici olarak depolamak durumundadırlar. Ancak, bu durum çevre koruma açısından yeterli değildir. Geri kazanım ve bertaraf tesislerinin bulunmaması nedeniyle, geçici depolama imkanı olmayan sanayiciler atıklarını düzensiz gömme, atmaya zorlanmaktadır. Bu tür uygulamaların önlenmesi [FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]sadece [/FONT]yasal yaptırımlarla mümkün görülmemektedir. Çevre koruma açısından[FONT=TimesNewRoman,BoldItalic], Tehlikeli At[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]klar[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]n Kontrolu Yönetmeli[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]ğ[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]ine uygun geri kazan[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]m ve düzenli depolama tesislerinin kurulmas[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]na büyük gereksinim vard[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]r.[/FONT]

    İzmit Entegre Atık Bertaraf sahasının tehlikeli atıklar için de tevsi edilerek devreye girmesi, İzmit yöresindeki sanayicilerin sorunlarını bir ölçüde çözecektir. Ancak, bu tür tesislerin diğer bölgelerde de en kısa zamanda kurulması gerekmektedir. Bu tür tesislerin kurulması için en az iki senelik bir zaman gerektiği planlamalarda gözönüne alınmalıdır. Sanayi atıkları geri kazanım ve bertaraf tesislerinin işletilmesinin özel teknoloji ve eğitim gerektirmesi nedeniyle, bu tesislerin yapımı ve işletilmesi yerel belediyelerin görev kapsamını aşmaktadır. Bu tesislerin çok sıkı çevre koruma denetimi gerektirmesi nedeniyle, kamu sektörü değil, [FONT=TimesNewRoman,BoldItalic]özel sektör [/FONT]tarafından kurulup işletilmesi yerinde olacaktır. Yasal ve parasal taahhütlerle denetim altına alınmış özel kuruluşlar, bu tür işletmeleri daha etkin olarak yönetebilirler.

    Sanayi atıkların geri kazanım ve bertarafı konusunda hizmet verecek tesislerin kurulmasındaki her günlük gecikme veya ertelemenin, [FONT=TimesNewRoman,Italic]“üretilmekte olan at[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]klar[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]n denetimsiz olarak çevreye at[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]ı[/FONT][FONT=TimesNewRoman,Italic]larak kirletilmesine izin vermek” [/FONT]ile eş anlamlı olduğu hatırlanmalıdır.
     
  3. BaRıŞ Well-Known Member

    En geniş anlamıyla çevre "ekosistemler" ya da "biyosfer" şeklinde açıklanabilir. Daha açık olarak çevre, insanı ve diğer canlı varlıkları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür.

    İnsanları çevre kirliliği konusunda duyarlı hale getirebilmek için 1997 yılı çevre yılı olarak kutlandı.

    Çevrenin doğal yapısını ve bileşiminin bozulmasını, değişmesini ve böylece insanların olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanımlayabiliriz. Artık hepimizin bildiği gibi çevreden, içindeki varlıklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle "Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır" denilebilir.

    Bilinçsiz kullanılan her şey gibi temiz ve sağlıklı tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklımıza önce yaşama hakkı gelmelidir. İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı, canlı ya da cansız tüm varlıkları sağlıklı, temiz ve güzel tutarak dünyanın ömrünü uzatmak, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli mirastır.

    1970'li yıllardan sonra bilincine vardığımız çevre kirliliği dayanılmaz boyutlara ulaştı. Çünkü artık temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamızı sağlayacak yeşil alanlara hasret kalmaya başladık. Yüzmek için deniz kıyısında bile yüzme havuzlarına girmek zorunda kaldık.gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kısaca artık kirleteceğimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yıl önce bir doğa cenneti ve büyük bir kısmı otlaklarla kaplı olan Anadolu'yu günümüzde bu durumlara düşürdük.

    Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.

    Doğal etmenler: depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir.

    İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.

    Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi.

    Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması.

    Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması.

    Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.

    Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması.

    Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır.

    Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir.

    Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır.

    Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir.

    İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur.

    Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır.

    Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır.

    Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir.

    SU KİRLİLİĞİ

    Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.

    Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz'deki kirlenme nedeniyle hamsi ve diğer balık türleri giderek azalmaktadır. Istakozların larva halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.

    Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir.

    HAVA KİRLİLİĞİ

    Hava, içinde yaşadığımız gaz ortamı oluşturmanın yanında yaşam için temel bir gaz olan oksijeni tutar. Oksijen yanma olaylarını da sağlayan temel bir maddedir.

    Temiz hava olarak nitelendirilen atmosferin alt katmanı; azot, oksijen, karbondioksit ve çok az miktarda diğer gazlardan oluşur. Ayrıca atmosferin üst katmanında bir de ozon gazının (O3) oluşturduğu tabaka vardır. Ozon, güneşten gelen zararlı ışınların çoğunu yansıtıp bir kısmını tutarak yeryüzüne ulaşmasını engeller.

    Evler, iş yerleri, sanayi kuruluşları ve otomobillerin çevreye verdikleri gaz atıklar havanın bileşimini değiştirir. Havaya karışan zararlı maddelerin başlıcaları kükürt dioksit (SO3), karbon monoksit (CO), karbon dioksit (CO2), kurşun bileşikleri, karbon partikülleri (duman), toz vb. kirleticilerdir. Ayrıca deodorant, saç spreyleri ve böcel öldürücülerde kullanılan azot oksitleri, freon gazları ile süpersonik uçaklardan çıkan atıklar da havayı kirletir.

    Zararlı gazların (özellikle kükürt bileşikleri); yağmur, bulut, kar gibi ıslak ya da yarı ıslak maddelerle karışmaları sonucunda asit yağmurları oluşur. Asit yağmurları da bir yandan orman alanları vb. yeşil alanları yok etmekte bir yandan da suları kirletmektedir.

    Aşırı artan CO2, atmosferin üst katmanlarında birikerek ısının, atmosfer dışına çıkmasını engeller. Böylece yeryüzü giderek daha fazla ısınır. Bu da buzulların eriyerek denizlerin yükselmesine kıyıların sularla kaplanmasına neden olabilecektir. "Sera etkisi" denilen bu olay sonucu denizlerin 16 metre kadar yükselebileceği tahmin edilmektedir.

    Freon, kloroflorokarbon (CFC) gibi gazların etkisiyle ozon tabakası incelmektedir. Bunun sonunda güneşin zararlı ışınlarıyeryüzüne ulaşarak cilt kanseri gibi hastalıklara ve ölümlere neden olmaktadır. Sonuçta, biyosferin canlı kitlesini yok etme tehlikesi vardır.

    Büyük yangınlar da önemli ölçüde hava kirliliği yaratır. Örneğin; orman yangınları, körfez savaşında olduğu gibi petrol yangınları vb.

    Hava kirliliği aşağıda verilen uygulamalarla önlenebilir:

    Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı. Bunun yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

    Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir. Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Böylece, otomobil egzozlarının neden olduğu kirlilik azaltılabilir.

    Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir.

    Yeşil alanlar artırılmalı, orman yangınları önlenmelidir.

    Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmamalıdır.

    TOPRAK KİRLİLİĞİ

    Canlılığın kaynağı sayılabilecek toprağın yapısına katılan ve doğal olmayan maddeler toprak kirliliğine neden olur. Böyle topraklarda bitkiler yetişmez ve toprağı havalandırarak yarar sağlayan solucan vb. hayvanlar yaşayamaz duruma gelir. Topraktan bitkilere geçen kirletici maddeler, besin zinciri yoluyla insana kadar ulaşır. Hastahane atıkları gibi mikroplu atıklar, hastalıkların yayılmasına neden olur.

    Toprak kirliliğine neden olan başlıca etmenler:

    Ev, iş yeri, hastahane ve sanayi atıkları.

    Radyoaktif atıklar.

    Hava kirliliği sonucu oluşan asit yağmurları.

    Gereksiz yere ve aşırı miktarda yapay gübre, tarım ilacı vb. kullanılması.

    Tarımda gereksiz ya da aşırı hormon kullanımı.

    Suların kirlenmesi. Su kirliliği toprak kirliliğine neden olurken, toprak kirliliği de özellikle yer altı sularının kirlenmesine neden olur.

    Toprak kirliliğinin önlenmesi için aşağıdaki uygulamalar yapılmalıdır.

    Verimli tarım topraklarında yerleşim ve sanayi alanları kurulmamalı, yeşil alanlar artırılmalıdır.

    Ev ve sanayi atıkları, toprağa zarar vermeyecek şekilde toplanıp depolanmalı ve toplanmalıdır.

    Yapay gübre ve tarım ilaçlarının kulanılmasında yanlış uygulamalar önlenmelidir.

    Nükleer enerji kullanımı bilinçli şekilde yapılamlıdır.

    SES KİRLİLİĞİ

    Sanayileşme ve modern teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan çevre sorunlarından biri de ses kirliliğidir. Gürültü de denilen ses kirliliği, istenmeyen ve dinleyene bir anlam ifade etmeyen sesler ya da insanı rahatsız eden düzensiz ve yüksek seslerdir. Ses kirliliğini yaratan önemli etmenler;

    Sanayileşme

    Plansız kentleşme

    Hızlı nüfus artışı

    Ekonomik yetersizlikler

    İnsanlara, gürültü ve gürültünün yaratacağı sonuçları konusunda yeterli ve etkili eğitimin verilmemiş olmasıdır.

    Ses kirliliği, insan üzerinde çok önemli olumsuz etkiler yaratır. Bu etkileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

    İşitme sistemine etkileri: Ses kirliliği işitme sistemi üzerinde, geçici ve kalıcı etkiler olmak üzere iki çeşit etki yapar. Ses kirliliğinin geçici etkisi, duyma yorulması olarak da bilinen işitme duyarlılığındaki geçici kayıplar şeklinde olur. Duyma yorulması düzelmeden tekrar gürültüden etkilenilmesi ve etkileşmenin çok fazla olması durumunda işitme kaybı kalıcı olur.

    Fizyolojik etkileri: İnsanlarda görülen stresin önemli bir kaynağı ses kirliliğidir. Ani olarak oluşan gürültü insanın kalp atışlarında (nabzında), kan basıncında (tansiyonunda), solunum hızında, metabolizmasında, görme olayında bozulmalar yaratır. Bunların sonucunda uykusuzluk, migren, ülser, kalp krizi gibi olumsuz durumlar ortaya çıkar. Ancak en önemli olumsuzluk kulakta yaptığı tahribattır.

    Psikolojik etkileri: Belirli bir sınırı aşan gürültünün etkisinde kalan kişiler, sinirli, rahatsız ve tedirgin olmaktadır. Bu olumsuzluklar, gürültünün etkisi ortadan kalktıktan sonra da sürebilmektedir.

    İş yapabilme yeteneğine etkileri: Özellikle beklenmeyen zamanlarda ortaya çıkan ses kirliliği, iş veriminin düşmesi, kendini işine verememe ve hareketlerin engellenmesi şeklinde performansı düşürücü etkiler yapar. Gürültünün öğrenmeyi ve sağlıklı düşünmeyi de engellediği deneylerle saptanmıştır.

    Ülkemizde, insanları gürültünün zararlı etkilerinden korumak için gerekli önlemleri içeren ve çevre yasasına göre hazırlanmış olan "Gürültü kontrol yönetmeliği" uygulanmaktadır. Ancak yönetmeleğin hedeflerine ulaşabilmesi için insanların bu konuda eğitilmeleri ve bilinçlendirilmeleri gerekir.

    Ses kirliliğinin saptanmasında ses şiddetini ölçmek için birim olarak desibel (dB) kullanılır. İnsan için 35-65 dB sesler normaldir. 65-90 dB sesler, sürekli işitildiğinde zarar verebilecek kadar risklidir. 90 dB'in üzerindeki sesler tehlikelidir.

    Ses kirliliği aşağıdaki uygulamalarla önlenebilir:

    Otomobil kullanımını azaltacak önlemler alınmalıdır.

    Ev ve iş yerlerinde ses geçirmeyen camlar (ısıcam gibi) kullanılmalıdır.

    Eğlence yerleri vb. ortamlarda yüksek sesle müzik çalınması engellenmelidir.

    Gürültü yapan kuruluşlar, şehirlerin dışında kurulmalıdır.

    RADYASYON

    Radyoaktif element denilen bazı elementlerin atom çekirdeğinin kendiliğinden parçalanarak etrafa yaydığı alfa, beta ve gama gibi ışınlara radyasyon denir. Çevreye yayılan bu ışınlar, canlı hücreleri doğrudan etkileyerek mutasyon denilen genlerdeki bozulmaya neden olur. Çok yoğun olmayan radyasyon, canlının bazı özelliklerinin değişmesne neden olurken yoğun radyasyon, canlının ölümüne neden olabilir. Örneğin; 1945'te Japonya'ya atılan atom bombası, atıldıktan sonraki 7 gün içinde, vucutlarının tamamı 10 saniye radyasyon almış insanların % 90'ı hiç bir yara ve yanık izi olmadan öldü. 26 Nisan 1986'da Çernobil'deki nükleer kazanın; ani ölümler, gebe kadınlarda düşük olayları, kan kanseri, sakat doğumlar gibi olumsuz etkileri oldu.

    Bir çevredeki belli bir dozun üzerinde olan radyasyon, canlının vücut hücrelerini etkileyerek doku ve organlarda bozulmalara, anormalliklere, üreme hücrelerini etkileyerek doğacak yavrularda sakatlıklara neden olur. Uzun süre radyasyon etkisinde kalmanın yaratacağı sonuçlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

    Kanser oluşması,

    Ömrün kısalması (erken ölümler),

    Katarakt oluşması,

    Sakat ve ölü doğumlar şeklinde sıralanabilir

    Radyasyonun zararlı etkilerinden korunmak için, alınabilecek başlıca önlemler şunlardır:

    Özel giysiler (kurşun önlük, özel maske) kullanılmalıdır.

    Radyasyon kaynağından uzak durulmalı, en kısa sürede radyasyonlu ortam terk edilmelidir.

    Radyasyonlu cihazlarla yapılan teşhis ve tedaviye sık sık başvurulmamalıdır.

    Radyasyon, doğadaki radyoaktif maddelerden çok, bunların kullanıldığı ortam ve olaylardan çıkar. Bunlar; nükleer santraller, nükleer enerjiyle çalışan gemiler ve nükleer denemelerdir. Ayrıca teşhis ve tedavide kullanılan bazı cihazlar, tıbbi malzemelerin ve suların dezenfekte edilmesi için kullanılan araçlardan da radyasyon yayılmaktadır.
     

Sayfayı Paylaş