Sait Faik Abasıyanık'ın En Güzel Eserleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 12 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    Ünlü Şair Sait Faik Abasıyanık'ın Bilinen En Güzel Şiirleri

    Kılıç Balığının Öyküsü


    bu bir kılıç balığının öyküsüdür
    yazılmasa da olurdu
    ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
    uskumrunun arkasından gidiyordu
    sürünün içinde bende vardım
    sırtımda bir zıpkın yarası
    mutlu olmasına mutluydum
    nedense gitmiyordu kulağımdan; bir türlü
    ağ var! sesleri
    deniz kızı girmiş düşüme ben iflah olmam
    dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
    dolanınca ağa çok geçmeden küserim
    bir çocuk bile çeker sandala beni bu kadar ağır olmasam
    beni böyle koşturan yaşama sevinci
    kanal boyunca bir oyana bir bu yana
    siz yok musunuz siz; derya kuzuları
    kestim kılıcımla karanlığımı dibin
    yakamoz içinde bıraktım suları
    Ah! aysız gecelerde olur ne olursa
    sırtımda bir zıpkın yarası
    atın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
    iğ gözlerimde; kılıcımda hüzün
    satın beni satın beni
    rakı için!


    SÖZ AÇINCA

    Fırtınaları ayağınıza
    Meltemleri saçınıza yollayacağım.
    Yakamozlar tırmanacak göğsünüze
    Martılara söyleyeceğim gelsinler.
    Sivriada'nın boz tavşanları
    Kulağınıza fısıldayacak.
    Sandalsız balıkçılar da gelecek.
    Ay ışığını
    Martının sırtından alıp
    Akşam üstlerini
    Kordela balığından
    Karabataklardan karanlığı
    Ben alıp getirsem...

    Nisan yağmurları yağmış Levent'e
    Onlar tanıklık etsinler olmazsa.
    Nisan yağmurları tane tane.
    Benden yana konuşacaklar bakın
    Cümle balıkçılar
    Karidesler, pavuryalar, böcekler
    İstakozlar.

    Akdeniz adalarına haber yolladım
    Sardunya Adası benden yana çıkacak
    Yırtık yelkenler benden yana.
    Benden yana bu yas dökülmüş sandallar
    Medarı Maişet, Şemşiri Hücum, Maksut Kaptan
    Ceylanı Bahri, Denizkızı, Bereket motorları benden yana.

    Ama ben yine de tavşanları
    Sivriada'nın boz renkli tavşanlarını
    Kimselere değişmem.
    Onları göndereceğim kulağınıza
    Fısıldamaya
    Meremet yapan Ermeni kadınları var ya Kumkapı'da.

    Arslan gibi kadınlar
    Memelerinden sert balıkçılar süt emmiş
    Ak düşmüş saçlarına erkek yürekleri açılmış.

    Meremet yapan kadınlar
    Onlara da açtım bu sevdadan.
    Hepsi
    Marmara
    O canım su
    Sivriada
    O yalnızlık, kimsesizlik, balıkçının hürriyet heykeli.

    Dülger balığı
    O canavar görünüşlü
    O uysal balık.
    O sandallar, o tavşanlar, o motorlar
    Hepsi hepsi gelecekler.
    Deniz diplerinden yakamozlar
    Dikenleri batan süngerler
    Hepsi hepsi gelecek.
    Benim için konuşmaya, dinlersen
    Onlara da açtım bu sevdadan.


    YEİS

    Akşam üstleri geliyor
    Tam insanlar işten çıkarken.
    Salkım salkım tramvaylardan
    Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
    Namussuz, akşam üstleri geliyor.

    Neremden yakalıyor, bilmiyorum
    Ben tam sevmeye hazırlanırken
    On altı yaşındaki sevgilimi.
    Elini elimle tutmak
    Yirmi dört saatte bir
    Sıcak bir laf dinlemek isterken
    Rezil... Tam o saatlerde geliyor


    MEKTUP

    I


    Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık
    Yağmurlu güvertedeki türküm
    Sana yaklaşmaya vesiledir
    Yoksa canım, seni unutmak için değil.
    Senden sonra ancak anlaşılır
    İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
    Senden sonra anlaşılır ancak
    Boşluğu herşeyin.
    Seninle beraberdir dolu kadehler
    Şaraplar seninle aziz
    Cigaralar seninle tüter
    Ocaklar seninle yanar
    Yemekler seninle yenir.

    II

    Senden bahis açılmadıkça susmak isterim
    Senden bahis açılmaya vesiledir.
    Kınalıada, vapur, deniz, yunus
    Şimdiye kadar neden gökyüzü değildi
    Niye böyle oldu
    Neden kitapları severdim?
    Bu şehirde ikimiz birden nefes alıyoruz
    Yoksa neye yarardı bu garip şehir?
    Burada senin doğduğun bana malumdur
    Yoksa sever miydim minareleri
    Süleymaniye'yi?
    Sen gavur olduğun halde.


    ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ

    Çıplak heykeller yapmalıyım
    Çırılçıplak heykeller
    Nefis rüyalarınız için.
    Ey önünden geçen ak sakalli kasketli
    Yırtık mintanından adaleleri gözüken
    Dilenci.
    Sana önce
    Şiirlerin tadını
    Aşkların tadını
    Kitaplardan tattırmalıyım
    Resimlerden duyurmalıyım. Resimlerden.

    Şu oğlan çocuğuna bak.
    Fırça sallıyor
    Kokmuş manifaturacının ayağına
    Dörtyüzbin tekliğinden
    On kuruş verecek.

    Seni satmam çocuğum
    Dörtyüzbin tekliğe.
    Ne güzel kaşların var
    Ne güzel bileklerin
    Hele ne ellerin var, ne ellerin.

    Söylemeliyim.
    Yok
    Yok... meydanlarda bağırmalıyım
    Bu küçük
    Güllerin buram buram tüttüğü
    Anadolu şehri kahvesinde
    Kiraz mevsiminin
    Sevişme vakti olduğunu.

    Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım.
    Baygınlık getiren şiirler.
    Kiraz mevsimi, kiraz
    Küfelerle dolu pazar.
    Zambaklar geçiriyor bir kadın
    Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor.
    Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını.
    Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
    O biçimsiz Bizans şarkısı.

    Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
    Nasıl etsem nasıl yapsam da
    Meydanlarda bağırsam?
    Sokak başlarında sazımı çalsam
    Anlatsam şu kiraz mevsiminin
    Para kazanmak mevsimi değil
    Sevişme vakti olduğunu.

    Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını
    Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
    Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere.
    Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğun
    Oğlu bir şiir okusa
    Karacaoğlan'dan
    Orhan Veli'den
    Yunus'tan, Yunus'tan.


    O VE BEN

    Sana koşuyorum bir vapurun içinden
    Ölmemek, delirmemek için.
    Yaşamak; bütün adetlerden uzak
    Yaşamak.
    Hayır değil, değil sıcak
    Dudaklarının hatırası
    Değil saçlarının kokusu
    Hiçbiri değil.
    Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
    Ben onsuz edemem.
    Eli elimin içinde olmalı.
    Gözlerine bakmalıyım
    Sesini işitmeliyim
    Beraber yemek yemeliyiz
    Ara sıra gülmeliyiz.
    Yapamam, onsuz edemem
    Bana su, bana ekmek, bana zehir
    Bana tad, bana uyku
    Gibi gelen çirkin kızım
    Sensiz edemem.


    MARİKULA DOĞUR


    İstemem eski rüyalardaki kadın resimlerini
    Tombul ve beyaz.
    Bana bir taze dişin, yazın kumsalda kızarmış
    Tüylü altın bacağın yeter.
    Ve tren yollarında tüten öğlelerin
    Kışın şarap içtiğimiz kahvelerdeki
    Boyalı kadınlar rüyası... bitsin.

    Ne su başlarında tavus tüyleri gibi çeşitli böceklerin hasreti
    Ne çayır içinde gülüşen çocukların yırtık mintanları.
    Sen: Taze dişlerinde hıyar kokusu...
    Ağzında olgun domateslerin çekirdeği
    Karpuz ve erik.

    Doldursun bütün bu sahili Marikula
    Çıplak dizlerinde ağları ördüğün zaman
    Birdenbire sancılanarak yapacağın çocuklar.
    Vapurlara seslenecekler Marikula:
    - Hey, kaptan dur!
    Her dokuz ay on günde ikizlerini
    Sandallar boş bekliyor.
    Balık yalnız tutulmuyor Marikula.

    Bacakları çevik çocuklarım sendedir!
    Doğur Marikula doğur!


    BİR MASA

    Bize bir masa ayır Yankimu
    Aleksandra'mla benim için
    Bir masa.
    Üstü çiçeksiz
    Örtüsü gazeteden
    Şarabı aşktan
    Hem hülyadan.
    Aleksandra'm mızıka çalsın
    Siyaha çalar parmaklarıyla
    Güftesi bayağı şarkılar
    Adi havalar.
    Meyhane acı zeytinyağı koksun
    Sen hoşnut ol Yanakimu.


    KIRMIZI YEŞİL

    Kıyısına tuz ileten rüzgarı
    balıkların yüzdüğünü duyarım
    Dinlerim yosunların konuştuğunu
    midyelerin ağladığını.
    Aşkın bir kanadı vardır kırmızıdır
    delinir
    kan akar.
    Bir kanadı var
    zehir yeşili...

    Sait Faik Abasıyanık
     



Sayfayı Paylaş