Şair Cenap Şahabettin Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 19 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Cenap Şahabettin Tüm Şiirleri

    Bitmemiş bir gül


    Bir gonce râz-ı aşkı sarar penbe bir güle
    Bir gül bugün nişanlanacak andelîb ile

    Güller açınca kendini her kalb-i derbeder
    Güller açınca arş-ı hayâlâtı devreder

    Cûlar güler uzakta, çemenlerde bâd-ı saf
    Eyler harem-serâyım eş kuşların tavaf

    Güllerle rû-be-rû açılır taze sineler,
    Her sine kendi üstüne güllerle iğneler.


    Elhan-ı Şita


    Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
    (Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,)
    Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
    (Eşini kaybeden bir kuş gibi kar)
    Gibi kar
    (Gibi kar)
    Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
    (Geçen ilkbahar günlerini arar)
    Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
    (Ey kalplerin divane şarkısı)
    Ey kebûterlerin neşideleri,
    (Ey güvercinlerin şiirleri)
    O baharın bu işte ferdâsı
    (O baharın bu işte yarını)
    Kapladı bir derin sükûta yeri
    (Kapladı bir derin sessizliğe yeri)
    Karlar
    (Karlar)
    Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
    (Ki sessizce arasıra ağlar)
    Ey uçarken düşüp ölen kelebek
    (Ey uçarken düşüp ölen kelebek)
    Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
    (Bir melek kanadının beyaz püskülü)
    Gibi kar
    (Gibi kar)
    Seni solgun hadîkalarda arar.
    (Seni solgun bahçelerde arar.)
    Sen açarken çiçekler üstünde
    (Sen açarken çiçekler üstünde)
    Ufacık bir çiçekli yelpâze,
    (Ufacık bir çiçekli yelpâze,)
    Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde
    (Cansız bedenin üstünde şimdi ey ölü)
    Başladı parça parça pervâze
    (Başladı parça parça altın kırıntıları)
    Karlar
    (Karlar)
    Ki semâdan düşer düşer ağlar!
    (Ki gökyüzünden düşer düşer ağlar!)
    Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
    (Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar ;)
    Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
    (Küçücük, beyaz başlı baykuşlar)
    Gibi kar
    (Gibi kar)
    Sizi dallarda, lânelerde arar.
    (Sizi dallarda, yuvalarda arar.)
    Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
    (Gittiniz, gittiniz siz ey kuşlar,)
    Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
    (Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar ;)
    Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
    (Yuvalarda -feryat etmeyen yetîm-)
    Son kalan mâi tüyleri kovalar
    (Son kalan mavi tüyleri kovalar)
    Karlar
    (Karlar)
    Ki havada uçar uçar ağlar.
    (Ki havada uçar uçar ağlar.)
    Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
    (Ey kış göğü, elinde yığın yığındır)
    Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
    (Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, ıslak bulut...)
    Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
    (Dök ey gökyüzü -doğanın canlılığı uykudadır-)
    Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
    (Siyah toprağın üstüne katışıksız çiçekler!)
    Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
    (Her ağaçlık yer şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -)
    Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid...
    (Bir gölge yığını ve siyah renkli ve ümitsiz)
    Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
    (Ey kış göğünün eli, durma, durma, çek.)
    Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
    (Her ağaçlığın üstüne bir beyaz örtü!)
    Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
    (Göklerden emeller gibi dökülüyor kar)
    Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
    (Her mutlu hayalim gibi koşarak düşüyor kar)
    Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
    (Sessiz bir rüzgar tüylü bir kanatta uyuklar)
    Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
    (Yolunda durur bir aralık sonra uçarlar,)

    Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
    (Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçışarak)
    Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
    (Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmede)
    Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
    (Karlar, sessizliğin dualarının bütün nağmeleri)
    Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
    (Karlar, ruhların bahçelerinin çiçekleri)
    Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
    (Dök siyah toprak üstüne, ey göğün eli dök.)
    Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
    (Ey göğün eli, izzetin eli, kışın eli, dök :)
    Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
    (Bahar çiçekleri yerine beyaz kar)
    Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.
    (Kuşların nağmeleri yerine ümidin suskunluğunu.)


    Senin İçin


    Sesin işler gibi bir şûh kanat gamlarıma
    Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş
    Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş
    Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma.

    Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi
    Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken
    Koklarım ellerini gülleri koklar gibi ben
    Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi

    Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan
    Ne zaman gençliğini yolda hırâman görsem
    Eskiden pembe dudaklarda dağılmış bûsem
    Toplanır leblerime bir gece dalgın dursan

    Seni zambak gibi gördükçe açık pencerede
    Gül açar bahtımın evvelki hazanlık korusu
    Genç eder ufkumu hülyâlarımın genç kokusu
    Sorarım ak saçımın örttüğü yıllar nerede

    Çehremi varsın o solgun seneler soldursun
    Yeni yıldız gibi doğdukça güzel her akşam
    Gençliğin böyle benimken kocamam hiç kocamam
    Ruhum, ölsem bile ben, sen yaşayan ruhumsun

    Cenab Şahabettin
     



Sayfayı Paylaş