Sadece söz ile dua yapmak olur mu?

Konusu 'Sorularla İslam' forumundadır ve abdulkadir tarafından 12 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    [​IMG]

    Duanın Çeşitleri

    1-
    Fiilî Dua(fiilen yapılan dua) : Fiilî duâ, işin gerçekleşmesi için bir arada bulunması gereken sebepleri yerine getirmektir. Mesela sizin yarın bir imtihanınız var. Bu imtihanın fiilî duası çalışmaktır.

    Cenab-ı Hakk’ın kâinattaki isim ve sıfatlarının tecellileri; sebeplerin tabi olduğu kanunlar da o isim ve sıfatların ünvanlarıdırlar. Sebepleri yerine getirme Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarına müracaat etme anlamı taşıdığı için makbuldür.

    Nitekim çift sürmenin rahmet hazinelerinin kapısını çalmak anlamına gelmektedir. “Çift sürmek fiilî bir duâdır. Rızkı topraktan değil; belki toprak, hazine-i rahmetin bir kapısıdır ki, rahmetin kapısı olan toprağı sabanla çalar” (24. Mektup, 1. Zeyl)


    2- Kavli Dua(söz ile yapılan) : Sözlü duâ, dille yapılabileceği gibi kalple yönelme ve niyetle de gerçekleşir.

    Çalışmayı yaptıktan sonra ellerinizi kaldırır “Yâ rabbi bana hayırlısını nasip et” demeniz sözlü bir duadır. Safi ve halis bir şekilde ve neticeye kanaat ederek dua etmek gerekir. Çünkü, bazen istediğimiz bir şeyin hakkımızda hayırlı olmayacağını Allah bilir fakat biz bilemeyiz.

    Sonsuz rahmet sahibi Allah’ımızda bunun hayırlı olmayacağını bildiğinden dolayı, farklı bir şekilde kabul eder. Kalbî ve lisanî duâların, istenilen matluba göre değişen bir çok çeşidi vardır : Tevbe ve istiğfar : Günahların bağışlanması için Cenab-ı Hakk’tan af talebidir. Korunma/istiaze : Kötülerden ve kötülüklerden O’na sığınma talebidir.

    Münâcât : Sıkıntı ve kederden kurtulmak için O’ndan necat/kurtuluş talebidir.
    Ezkâr : O’nun isim ve sıfatlarını anarak, duânın esası olan huzurda olma ve murakabe duygusunun insanın gönlüne yerleştirilmesidir.

    Nihayet gizli-açık, küçük-büyük her hacetimizi O’ndan c.c isteme,duânın değişik şekilleri ve dereceleridirler.


    3- Hâli Dua(hâl dilimiz ile yapılan dua) :
    Hâl dili, çoğu zaman insanın iç dünyasını yansıtan bir ayna; çaresizliğin davranışlara yansımasıdır. Mesela hasta insanların hastalık esnasındaki çaresizlikleri hal diliyle yapılmış bir duâdır.

    Bediüzzaman Hazretleri, Hastalar Risalesi’nin 12. devasında; “Hem hastalık, insandaki aczini, zaafını ihsas eder. O aczin lisanıyla ve zaafın diliyle, hâlen ve kâlen bir duâ ettirir” der ve hastanın hal diliyle yaptığı duânın samimi olduğu için makbul olacağını söyler.

    Kâinatta her varlık Cenab-ı Hakk’ı tesbih ettikleri gibi, kendi mahiyetlerine uygun bir şekilde O’na duâ ederler.

    Zira her şey varoluşunu ve varlıklarının devamını, Hay ve Kayyum olan Allah Teâlâ’ya borçludur.

    Eşyanın varlığını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyduğu şeyleri onlara veren ise kuşkusuz Hak Teâlâ’dır.

    Varlıklar, ihtiyaç duydukları şeyleri O Zat-ı Kerim’e ya istidat lisanıyla ya ihtiyaç lisanıyla ya hal ve fiilleriyle ya da sözleriyle bildirirler.

    Eşya ile Yaratıcı Zat arasındaki alakanın duâ eksenli bu açıklaması bir anda her şeyi anlamlı kılmakta, âdeta hadis-i şerifte bildirildiği gibi duâ, bütün kâinatı aynı anda nurlandırmaktadır.

    DUA

    “Yâ Rabbî ve yâ Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn, yâ Halıkî ve yâ Halık-ı Külli Şey,

    Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla ve bütün mahlûkatı bütün keyfiyatıyla teshir eden kudretinin ve irâdetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle ve matlubumu bana musahhar kıl.

    Kur’ân’a ve imana hizmet için, insanların kalblerini iman hakikatlerine musahhar yap.

    Ve bana ve ihvanıma iman-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver.

    Hazret-i Mûsa Aleyhisselâma denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâma ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâma dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâma cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi, iman hakikatlerine kalbleri ve akılları musahhar kıl.

    Ve beni ve tüm iman, Kur’ân hizmetindeki kardeşlerimizi nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennetü’l-Firdevste mes’ut kıl.

    Âmin, âmin, âmin…”.

    kaynaklar :
    Burhan Kutluboğa, Yeni Ümit Dergisi
    Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman Said Nursî
     



Sayfayı Paylaş