sabredenler ve şükredenler..

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve yaren38_20 tarafından 3 Ocak 2008 başlatılmıştır.

  1. yaren38_20 Well-Known Member


    SABREDENLER VE ŞÜKREDENLER


    Medine'nin kadınları güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka
    güzeldir ve bambaşka gülümser.
    Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki
    kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar
    akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi
    sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.Hifa Hatun'un
    methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları;
    vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile
    reddeder sadece ve sadece ALLAH'ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı
    arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi eşiğine cevahirler
    döker...
    Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı
    sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? Hifa Hatun bütün
    bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp"Ey ALLAH'ın Resûlü"
    der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber
    Efendimiz'in (sallALLAHu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da
    'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyedebulunacağını sanır ama Server-i
    Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını
    emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi
    münasip görürseniz ben ona razıyım" der.
    Mâlum, o sıradan bir hanım değildir
    ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah
    (sallALLAHü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini
    kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide
    ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler
    erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu
    haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve
    kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur.
    Kah ağaçaltlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o
    kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın
    şu işe ki o gece ALLAHü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa
    Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler.Resulullah Efendimiz
    (sallALLAHu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir
    ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir
    gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa
    Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir.
    Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar.
    Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir
    hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb RadıyALLAHu anh ellerini
    çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem
    gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez,
    ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca
    yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir
    onlara hayır dualar ederler. süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır
    durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan
    muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum
    sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim.
    Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve
    ibadetle geçirelim zira Efendimiz (SallALLAHü aleyhi ve sellem) "Cennette
    yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler
    otururlar." buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile
    ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar.
    Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları ALLAHü teâlânın cenneti ve
    cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i
    yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın
    ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle
    "ALLAHın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir.Efendimiz onlara "ne mutlu
    size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve
    ALLAHü teâlâyı göreceksiniz!"Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!"
    diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"
    ALLAHü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde
    bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallALLAHu aleyhi ve
    sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da
    ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine
    yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar.
    Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.Birine "şükredenlerden Suheyb" yazarlar,
    öbürüne "sabredenlerden Hifa!"ya rab bizleri sana sürekli sabreden ve
    şükredenlerden eyle! Amin...
     



  2. PasHasaDe Well-Known Member

    ellerine saglık
     

Sayfayı Paylaş