Resûl-i Ekrem'in Bereket Mu'cizesi...

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve abdulkadir tarafından 5 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Bir mu’cize

    Zâtürrika seferi esnasında idi. Ashabdan Ulbe bin Zeyd, üç adet devekuşu yumurtası bulup getirdi.

    Resûl-i Ekrem, “Ey Cabir! Bunları, al pişir” diye emretti.

    Hz. Cabir, yumurtaları bir çanak içinde pişirip getirdi.

    Peygamber Efendimizle mücahidler o üç yumurtadan doyuncaya kadar yedikleri halde, yumurtaların çanakta olduğu gibi durduğunu gördüler.1

    Yine bu gazâ esnasında idi. Sahabînin biri, bir kuş yavrusu bulup getirdi. Anası veya babası, yavruyu kurtarmak için canını feda edercesine onu elinde tutan Sahabînin avuçlarının içine atılıveriyordu. Bu duruma Sahabîler hayretler içinde bakarken, Resûl-i Ekrem ise şu ibret dersini verdi:

    “Siz elinizde tuttuğunuz şu kuş yavrusu için, anne kuşun kendisini avucunuza atmasına mı hayret ediyorsunuz?

    “Vallahi Rabbinizin, size olan merhamet ve şefkatı şu kuşun yavrusuna olan şefkat ve merhametinden çok daha fazladır.”2

    Peygamber Efendimiz, mücahidlerle birlikte Zâtürrika’dan ayrılmış Medine’ye doğru geliyordu. Harre mevkiine gelindiğinde, bir devenin koşarak Resûl-i Ekrem Efendimizin yanına varıp tahiyye-i ikrâm nevinden çöktüğü ve boynunu öne doğru uzatıp onunla konuştuğu görüldü. Mücahidler hayretler içinde bakınırken, Peygamber Efendimiz, “Bu deve ne söylüyor biliyor musunuz?” dedikten sonra şöyle buyurdu.

    “Bu deve sahibinin zulmünden bana şikâyet ediyor: Kendisini senelerdir çalıştırdığını, şimdi ise boğazlamak istediğini söylüyor.”

    Arkasından Cabir bin Abdullah’a devenin sahibini bulup kendisine getirmesini emretti.

    Hz. Câbir, “Yâ Resûlallah! Devenin sahibini tanımıyorum” deyince aldığı cevap şu oldu: “Deve seni sahibine götürür.”

    Gerçekten de, deve, Peygamberimizden emir almış gibi, Hz. Câbir’in önüne düştü ve onu sahibine götürdü.

    Hz. Câbir der ki:

    “Ben de deve sahibini alıp Resûlullahın yanına getirdim. Resûlullah onunla deve hakkında konuştu ve ‘Devenin söyledikleri doğru mu?’ diye sordu.

    “Deve sahibi, ‘Evet, yâ Resûlallah’ dedi.”1

    Bu sefere iştirâk edenlerin hepsi piyade olup, çıplak ayakları taştan, dikenden parçalanmış ve tırnakları dökülmüş olduğundan, ayaklarını bez parçalarıyla bağlamış olmaları sebebiyle bu gazâya “Zâtürrikâ” adı verildiği de kaynaklarda belirtilmiştir. Zira, Rika, ruka’nın çoğuludur. Ruka’ ise elbise yırtığına vurulan bez parçasıdır ki, yama demektir.

    Ebû Musâ’l-Eş’arî bu hususta şöyle der:

    “Resûlullah (a.s.m.) ile bir gazâya çıktık. Sadece bir devemiz vardı. Nöbetleşe biniyorduk. Artık ayaklarımız delinmişti. Benim de iki ayağım delinmiş, tırnaklarım dökülmüştü. Bunun için ayaklarımıza bez parçası sarıyorduk. Ayaklarımıza bu suretle bez parçası sardığımız için bu sefere Zâtürrika’ gazâsı denildi.”2

    * * *



    Resûl-i Ekrem'in Bereket Mu'cizesi



    Ensardan Hz. Câbir’in babası Abdullah bin Amr bin Haram Uhud’da şehid düşmüştü. Geride altı yetim kız çocuğunu ve bir hayli de borç bırakmıştı. Borç sahipleri de, Yahudîler idi.

    Abdullah bin Amr’ın, içinde çeşitli hurma ağaçları bulunan iki bahçesi vardı. Fakat, bunların da mahsulü borçlarını karşılayacak miktarda değildi. Sadece bir tek Yahudiye borcu, otuz deve yükü hurma idi.

    Hurma mevsimi girince, Yahudîler alacaklarını ısrarla istemeye ve Hz. Câbir’i sıkıştırmaya başladılar.

    Hz. Câbir, onlara hurma bahçesinin bütün mahsûlünü vermeyi teklif ettiği halde kabul etmediler.

    Bunun üzerine Hz. Câbir, Resûl-i Ekrem Efendimizin huzuruna vararak, “Yâ Resûlallah! Biliyorsunuz ki, babam, Abdullah Uhud günü şehid düştü. Geride bir çok borç bıraktı.

    “Alacaklılara, hurma bahçesinin bütün mahsûlünü vermeyi teklif ettiğim halde, kabul etmediler” dedi ve bu hususta kendisine şefâatçı ve yardımcı olmasını diledi.

    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz de, Abdullah bin Amr bin Haram’ın borcuna karşılık hurma bahçesinin bütün mahsûlünü almalarını ve borcunu silmelerini alacaklılara teklif ettiyse de, yanaşmadılar.

    Alacaklılar, Resûl-i Ekrem Efendimizin, “Borcun bir kısmını bu yıl, kalanını da gelecek yıl alınız” teklifini de kabul etmediler.

    Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Hz. Câbir’e, “Sen git, ben yarın kuşluk vakti yanına gelirim” dedi.

    Ertesi günü Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’i yanına alarak Hz. Câbir’in hurma bahçesine gitti. Ona, “Git hurmanı topla ve tasnif et! İyi cins olanı bir boy, diğerlerini de bir boy yaptıktan sonra bana haber ver!” buyurdu.

    Hz. Câbir, derhal emri yerine getirdi ve gelip durumu Server-i Kâinat Efendimize arzetti. Hz. Câbir alacaklıları da çağırmıştı. Onlar, Peygamber Efendimizi görünce, isteklerini tekrarlamaya başladılar.

    Resûl-i Kibriyâ Hazretleri, hurma öbeklerinden en büyüğünün çevresini üç kere dolaşıp duâ ettikten sonra, Hz. Câbir’e, “Şu alacaklıları yanıma çağır” dedi.

    Alacaklılar geldi. Borçlarına karşılık kendilerine hurma yığınından ölçülüp ölçülüp verilmeye başlandı. Borç tamamıyla ödendi.

    Hz. Câbir (r.a.) müşâhedesini şöyle anlatır:

    “Tek, Allah babamın borcunu ödesin de, vallahi ben, kızkardeşlerimin yanına bir hurma tanesi ile dönüp gitmeye bile razı idim.

    “Halbuki Resûlullah, ondan bütün alacaklılara hurma verdiği halde, bir hurma bile eksilmediğini gördüm.”1

    Borç sahipleri olan Yahudîler de, bu hâdiseden çok taâccüp edip hayrette kaldılar.

    Bu, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin apaçık bir mucîzesiydi!

    * * *
     



Sayfayı Paylaş