Rasulullah (S.A.V) "Sema gıcırdamaktadır" Derken Ne Anlatmak İstemişti...

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve BuLuT5 tarafından 11 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

  1. BuLuT5 Well-Known Member


    Günümüz fizikçileri, kuantum düzeylerine indikleri zaman boşluğun boş olmadığını ve evrenimizin sandığımızdan da fazla mucizelerle dolu olduğunu gördüklerinde, bir an şüpheye kapılıp reddetme noktasına gelebilmelerine karşın, bundan yüzyıllar önce yaşamış Aziz Augustine “mucizeler, doğaya değil, bizim doğa hakkında bildiklerimize zıttır”diyerek, evrenin kendisinin başlı başına bir mucize olduğunu belirtmiştir. Şimdi bu mucizelerden birine kaynaklık eden nedenleri ve sonuçları görmeye çalışalım:

    Yapılan hesaplamalar, yüklü bir parçacığın bulunmadığı bir uzayda da elektromanyetik alanların bulunabileceğini ortaya koymuştur. Bhom-Aharov da kendi isimleri ile anılan bir yasa ile uygun koşullar altında bir elektronun, herhangi bir elektronu bulma olasılığının sıfır olduğu bir bölge için manyetik alan bulunduğunu hissedebilme yetisine sahip olduğunu bulmuşlardır. Bu da sıfır nokta enerjisi denilen kavramla paralellik gösterir. Yani; uzayı mutlak sıfır sıcaklık sınırına dek soğutarak (bilinen her türlü elektromanyetiksel alanların ısı, ışık …vb. sıfırlanması sağlanarak), mutlak boşluğa ulaştığımızda Astrofiziğin kabul ettiği gibi , bir boşlukla karşılaşmayıp vakumun (boşluğun) kendi içinde çok kısa süreler içerisinde var olup sonra yok olan parçacık – antiparçacık ile foton, gulon, mezon gibi boson çiftleri daha doğrusu, aynı şeyin bir diğer yönü olan enerji alanları (dalgaları) ile dopdolu olduğunu görürdük. Mesela fotonlar, bir elektromanyetik enerji alanının , nötronlar ise, bir nötron enerji alanının enerji bloklarıdır ya da o enerji alanı üzerindeki çok küçük alan yoğunlaşmalarıdır. Aynı alanın diğer bir görünümü olan parçacıklar, gerçekte “Alanlar Alanı” diyebileceğimiz Tek Bir Alanda ortaya çıkan ya da bu Alanı dalgalandıran ve sonra da bu alandaki eğriliklerine son vererek ortadan kaybolan farklı frekanslarda titreşen dalgalardır. Bu Tek Alan sadece, kısa süreler içerisinde yaşayan parçacıkların, (alanların değil) madde evrenin meydana geldiği kararlı parçacıkların yani, alanların da kaynağıdır. Bununla birlikte Hiper Uzayda, evrendeki tüm parçacık ve bunlar arasındaki etkileşim kuvveti olan dört temel kuvvetin birleşik, tek bir halde bulunduğu ve her biri bir evreni meydana getirebilecek planck kütleli ve enerjili, potansiyel big-bang parçacık çiftleri ile bu parçacıklar arası etkileşimi sağlayan bu birleşik kuantum kütle çekim alanı da, yine bu Tek Alanda var olup yok olmaktadır.

    Bu duruma Jhon Wheleer, “hiçbir düşünce bana şundan daha temel görünmüyor. Boşluk boş değildir; en şiddetli fizik olaylarının oluştuğu yerdir” diyerek, Richard Feyman’ la birlikte; bir elektrik ampulünün içindeki boşluğu incelediklerinde, boşluğun enerjisinin gezegenimizin tüm okyanuslarını kaynatmak için yeterli olduğunu buldular. Ve daha kapsamlı hesaplamalar, olayın bundan da korkunç olduğunu, yani uzay boşluğunun her bir santimetreküpünün bilinen evrendeki tüm maddelerin toplam enerjisinden daha fazla enerjiye sahip olduğunu gösterdi.

    ....
    ...

    Başka bir deyişle, sonsuz enerji evrenin her noktasında bilfiil mevcuttur. Zaten Rölativite teoremi de, Mikroskobik boyutlara inildikçe gerçekte Makroskobik boyutlara ulaşıldığını ve bu iki boyutun aynı yerde ve hatta aynı olduğunu ifade etmekte idi.

    Tek Bir Alandan (Enerji Dalgalanmalarından) ibaret, sonu ve sınırı olmayan temel seviyedeki Vakum boyutunu ünlü fizikçi Heinz Pagels de “ tüm fizik Vakumdur. Olmuş ya da olabilecek her şey orada uzayın hiçliğinde mevcuttur. Bu hiçlik, tüm varlığı içerir” şeklinde tanımlamaktadır.

    Vakum (Boşluk) enerjisi kavramından yola çıkarak en temel düzeydeki kuantum altı bu boyutu, daha kapsamlı ve detaylı tanımlamaya çalışan David Bhom da, evrendeki bilebildiğimiz ya da bilemediğimiz kararlı veya kararsız her boyut ve türdeki madde, parçacık ve enerjilerin, aslında sonsuz – sınırsız, bölünmez-parçalanmaz (en ufak bir zerrede, alanda tüme ait olanı barındırma özelliği olan) holografik özellikli girişim halindeki bilinçli-enerji dalgalarına karşılık gelen ya da başka bir açıdan, tüm bunların bu holografik girişim dalgalarının bir görüntüsü şeklinde var olan bir yapı olduğunu belirterek, “Uzayda boşluk yoktur. O doludur. Bir vakum değil, maddeyle ( düzeyine göre her tür parçacık ve enerji ile) dolu (aslında) bir alandır. Ve (aynı zamanda) biz dahil, her şeyin var olduğu temeldir (Tek Bir Alandır, Enerjidir). Evren bu kozmik enerji denizinden ayrı olmayıp bunun yüzeyindeki bir dalgacıktır. Düşünülemeyecek kadar bir engin bir okyanusun ortasında, ona kıyasla ufak, uyarıcı bir desendir. Ve bu, maddenin, enerjinin, yaşamın her konfigürasyonunu, kuasarlardan, Shekespeare’nin beynine, çift sarmaldan galaksilerin büyüklük ve biçimini kontrol eden güçlere kadar mümkün olan her şuurlu hareketi kapsayarak bu denizin ötesinde de akla sığmayacak başka düzenlerin, daha ileri aşamaların sonsuz basamaklarına uzanmakta” olduğunu ifade etmektedir.

    Günümüz biliminin eriştiği bu gerçeğe asırlar öncesinde Resuller ve Nebiler vahye, geçmişten günümüze kadar onların yolundan giden Evliya da ilhama dayalı olarak, yaratılmışa ait ne varsa tüm her şeyin kaynağı olan en temel düzeydeki sonsuz-sınırsız Salt Enerji-Bilinç Okyanusunun (Ruh Adlı Meleğin) indindeki sonsuz “an”larından sadece bir “an” lık düşüncesinin enerji dalgalanmasıyla meydana gelmiş evrenin, evrenlerin, evren içere evrenlerin yani tüm boyut ve katmanlarının, bir anda var olup yok olan madde-anti madde parçacıkları, foton çiftlerinin... vs. haricinde, belli bir sistem ve düzenle var olan sayısız melekler- kuvveler- güçler- enerjiler- bilinç titreşimleri ile tıka basa dopdolu olduğunu ve bunun yanı sıra bunların neden, niçin, nasıl sayısız işlevler ve çeşitli türden boyut ve varlıkları oluşturduklarını kapasitelerince müşahede etmiş, sonra da tüm bu algılayıp değerlendirebildikleri gerçekleri, insanların anlaması için çeşitli sembollerle, benzetmelerle, misallerle anlatmışlardır. Şüphesiz diğer “an” lara ait düşünce dalgalanmalarıyla da daha nice sayısız boyut ve varlıklar meydana gelmekte, bunlar da müşahede alanı içinde yerini almaktadır, yine ehlinde.

    Semada (gök ve gök katlarında) yani, tüm Kainat ve boyutsal katmanlarında boşluk diye bir şeyin var olmadığını söyleyen Hz. Muhammed (s.a.v) de bu konuya, “ Sema gıcırdamaktadır. Ve gıcırdamakta da haklıdır. Onda bir ayak basacak kadar yer yoktur ki, bunda secde yada rüku halinde bir melek bulunmasın...” şekliyle değinmiştir.

    Ünlü İslam sufisti Muhyiddini İbnül Arabi de, “ bir secde mahalli kadar fezada, semada, boşlukta yer yok. Meleklerden hali yer yok...” diyerek aynı duruma işaret etmiştir.
     



Sayfayı Paylaş