Ramazan Bayramı İle İlgili Hikayeler

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve CAN tarafından 6 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Ramazan Bayramı İle İlgili Dini Hikayeler

    Bir adam Ramazan sohbetlerinde diliyle çokça cömertlikten söz ediyor, ama eliyle hiç de cömertlik yapmıyordu. İşte bu adam bir gün İbrahim Edhem’e rica etti:
    • Herkese nasihat ediyorsun, bana da nasihat et. İbrahim Edhem bu adama tek cümlelik nasihatini şöyle yaptı:
    • Sen açığı kapa, kapalıyı da aç sana yeter!
    Adam bir şey anlamamıştı. Mecburen sordu:
    • Açık nedir ki onu kapayayım, kapalı nedir ki onu da açayım?
    İbrahim Edhem kısaca anlattı:
    • Açık olan hep cömertlikten söz eden ağzındır, onu kapa. Kapalı olan da yoksula hiç açmadığın kesendir. Onu aç. Bu sana yeter!
    Düşünmeye başlayan hakperest adam, tebessüm ederek söylendi:
    • Vallahi bir doğru ancak bu kadar veciz söylenebilir!. Bu söz gerçeğin ta kendisidir! Bu güzel ikazdan sonra ben de hep cömertlikten söz eden çenemi kapıyor, yardım için hiç açmadığım kesemin ağzını açıyorum!
     



  2. CAN Well-Known Member

    Bayram Şekeri

    Mustafa 10 yaşında bir çocuktu. Babası işsizdi. Ramazan'ı komşularının yardımıyla zar-zor geçirmişlerdi. Bayram günü geldi çattı. Mustafa, anne ve babası evde sessizce oturuyorlardı. Kimse ziyaretlerine gelmiyordu. Öyle ya. Fakirin dostu olmaz. Bu hep böyledir. Mustafa babasının ve annesinin ellerini öptü usulca. Babası utanıyordu kendinden. Oğluna bayramda bırak harçlık vermeyi bir elbise bile alamamıştı. Üzülüyordu içten içe. Mustafa babasına yavaşça fısıldadı: "Baba ben bayram şekeri istiyorum!"

    Bu sözler babasının yüreğine bir ok gibi saplandı. Cebinde sadece 5 TL vardı. Onunla şeker alsa yiyecek bulamayacaklardı. Oğlunun başını okşadı: "Oğlum cebimde sadece 5 TL var. Onunla da bayram şekeri alırsam yiyecek alamayız. Biraz sabret bir iş bulursam o zaman istediğin kadar bayram şekeri alırım sana." Bu sözler Mustafa'yı tatmin etmedi. Bahçeye çıkıp ağlamaya başladı. Başını öne eğmişti. İçeride de babası ve annesi gözyaşlarını tutamamıştı. Onlar da ağlıyorlardı.

    O sırada Mustafa’nın gecekondusunun önünden bir adam geçiyordu. Mehmet adında genç bir adam. Mustafa'yı ağlar bir vaziyette görünce başını okşadı ve sordu: ”Ne oldu yavrum? Neden ağlıyorsun?”

    Mustafa yaşlı gözlerle cevap verdi: ”Ben şeker istiyorum amca! Bayram şekeri…” Bu sözler Mehmet'in yüreğini yaktı. ”Buradan ayrılma hemen döneceğim” diyerek Mustafa'nın yanından ayrıldı. Markete uğradı. 1 kg. karışık şeker, 1 pakette çikolata alarak Mustafa'nın gecekondusuna vardı. Mustafa sevinçle Mehmet’in yanına koştu. Mehmet şeker ve çikolataları Mustafa’ya vererek: ”Al yavrum. Artık ağlama. Senin için aldım. Çok yeme dişlerin çürür sonra” dedi ve gülümsedi. Mustafa teşekkür etti ve Mehmet’in elini öpmek istedi. Mehmet önce elini vermek istemedi ama sonra uzattı. Mustafa Mehmet‘in elini görünce birden irkildi. Parmaklarından 3 tanesi yoktu çünkü. Mustafa Mehmet'in ellerini öptü ve sordu: ”Ellerine ne oldu amcacığım”. Mehmet cevap verdi: ”Boş ver yavrum o kadar da önemli değil”. Mustafa Mehmet’in ismini öğrendi, Mehmet de Mustafa’nın…Ve ayrıldılar. Mustafa sevinçle evine girdi ve şekerleri yemeye başladı. Annesi ve babası da Mehmet’ e bol bol dua ettiler.

    Saat 9.30. İhtiyar, yaşlı gözlerle pencereden dışarı baktı. Kendi kendine söylendi: ”Gene gelmediler”. Yanındaki Sadi bey lafa karıştı: ”Sorma benimkiler de gelmedi”. Yaşlılar evinde bir bayram daha hüzünle geçiyordu. Birden içeri bir genç girdi. Uzun boylu ve yakışıklı bir genç. Elinde paket paket çikolatalar vardı. Ve renk renk çiçekler.

    Ellerini öptü sırayla yaşlıların. Ve çikolatalar, çiçekler verdi onlara. Sadi bey’in yanındaki ihtiyara gelmişti sıra. Bayramını da kutladı onun ve öpmek istedi ellerinden. Yaşlı adam elini uzattı istemeyerek. Genç birden irkildi. İhtiyar’ın parmaklarından 3 tanesi yoktu: ”Siz” dedi, ”Siz Mehmet amcasınız”. İhtiyar şaşırdı: ”Beni nerden tanıyorsun”. Genç cevap verdi: ”Ben sizin ağlarken gördüğünüz ve şeker, çikolata aldığınız çocuğum. Adım Mustafa”. İhtiyar biraz düşündü: ”Hatırladım seni, hatırladım yavrum” dedi. Birbirlerine sarıldılar ve öylece ağladılar...
     
  3. CAN Well-Known Member

    Sahur Davulu

    Birisi, büyük bir zatın evinin kapısında sahur davulu çalmakta idi. Gece yarısı aşk ile şevk ile davul çalıyordu. Ona kabiliyetli birisi dedi ki: Evvela bu davulu, seher vakti çal, gece yarısı bu kepazelik olmaz. Bir de ey hevesli adam, şunu da bil ki bu evde hiç kimse yok.

    Burada şeytandan periden başka kimse yokken ne diye vaktini zayi ediyorsun? Tefi, davulu birisi duysun diye çalıyorsan duyacak kulak nerede? Bunu anlamak için akıl lazım, fakat akıl hani?

    Davulcu dedi ki: Sen sözünü bitirdin şimdi cevabımı dinle de şaşırıp kalma. Sence şimdi gece yarısı ama bence neşe sabahı yaklaştı. Her sınıklık bence kutlu bir hale geldi. Bütün geceler, gözüme gündüz kesildi.

    Nil ırmağı sana kandır ama bence kan değil, sudur ey akıllı kişi. Sence o demirdir, tunçtur ama Davut peygambere mumdur. Dağ, sana karşı ağırıdır, cansızdır, fakat Davut'un önünde usta bir çalgıcı, bir okuyucudur.

    Senin önünde o kırık taşlar susarlar. Fakat Ahmed'in önünde fasih bir hale gelir, hamd ü senada bulunurlar. Senin önünde mescidin sütunu ölüdür, fakat Ahmed'e karşı gönlünü aldırmış bir aşıktır.

    Cihanın bütün cüzüleri halkın önünde ölüdür, Tanrıya karşı bilgi sahibi ve muti. Bu evde bu konakta kimse yok, neden bu davulu çalıyorsun dedin. Bu halk, tanrı için paralar verir, yüzlerce hayrın temelini atar, mescitler yaparlar. Sarhoş aşıklar gibi uzun bir yol olan Hacca giderler, seve seve canları ile, malları ile oynarlar. Hiç o evde kimse yok derler mi? Ev sahibi, ev içinde gizlenen cana benzer.

    Tanrı nuru ile ışıklanan, sevgilinin konağını dolu görür. Nice dolu ve kalabalık konaklar vardır ki işin sonunu görenler, onları boş görürler. Kimi dilersen Kabe'de ara da derhal önünde beliriversin.

    Ziynetli ve yüce olan bir suret, nasıl olur da Tanrı yurdu olmaz, boş olur? Ona kapı kapanmaz, o geldi mi derhal açılır. Fakat başkaları, aşkla değil, ihtiyaçlardan gelirler. Hacca gidenler neden bu ses duymadan "Lebbeyk" deyip duruyoruz derler mi? Hakikatte onlara şu "Lebbeyk" demeyi nasip ediş, her lahza tek Tanrıdan gelen bir sestir.

    Ben de koku aldım, biliyorum bu köşk, bu konak, can meclisinin kurulduğu yerdir toprağı da kimyadır. Hafif ve tiz nağmelerle bakırımı ebediyen onun kimyasına vurup duracağım. Nihayet bu sahur davulum, denizleri coşturacak, inciler saçacak, ihsanlarda bulunacak. Halk, savaş safında tanrı için canları ile oynar. Birisi Eyüp gibi belalara düşer, öbürü Yakup gibi sabreder. Yüz binlerce susuz ve muhtaç kişi, Tanrı için tamaha düşer, çalışır durur.

    Ben de suçları yargılayan, örten Tanrı için bu kapıdan sahur davulu çalıyorum, benim de ümidim onda. Parasını almak için müşterimi istiyorsun? Gönül, Tanrıdan daha iyi müşteri nerede var? Malından pis dağarcığı alır, sana kendinden ışıklanan bir gönül nuru verir. Hakikatte yok olan şu buz kesmiş bedeni alır, vehmimize sığmaz bir saltanat ihsan eder.

    Birkaç katra göz yaşı alır, şekerlerin, balların kıskandığı Kevser'i bağışlar. Sevdalarla, dertlerle dolu ah-ı alır, her ah-a karşılık yüzlerce karlı mevki lütfeder. Gözyaşı bulutunun sürdüğü ah bulutu yüzündendir ki Halil'e fazla ah eden dedi.

    Gel de hemen şu eşi olmayan alışverişi durmayan pazarda eskileri sat, hazır ve elde bir olan beyliği al. Eğer bir şüphe gelir de yolunu vurursa ticarette bulunan peygamberleri kendine senet yap.

    O padişahlar padişahı, onların talihlerini öyle yaver etti, onlara öyle bir baht verdi ki dağlar bile onların pılı pırtılarını çekmeye muktedir değildir.
     

Sayfayı Paylaş