Polislerin hakları nelerdir

Konusu 'Soru-Cevap' forumundadır ve ot-gu tarafından 11 Nisan 2012 başlatılmıştır.

  1. ot-gu Genel Sorumlu


    Polislerin hakları nelerdir?
    Polislerin hakları ne olmalıdır, polislerin yeni hakları hakkında düzenleme

    POLİSİN SAVUNMA HAKKI VE ÖNERİLER–1
    Soruşturma geçiren herkesin suçlu olmadığını, bazen suç işlemiş personelinde soruşturmaya tabi tutulabildiğini, hatta ağır cezalar ile cezalandırıldığını hepimiz bilir veya duyarız.

    Düşünün, bir kişi polisi şikayet ettiğinde gözünün yaşına bakılmaksızın, dört koldan (adli, disiplin, insan hakları kurulları, tazminat) polis hakkında soruşturma ve araştırma yapılmaktadır. Danıştay, soruşturma geçiren memurun baskı altında olduğunu belirtmiştir. Yani her biri değişik zaman dilimlerinde ve bir birinden bağımsız yürütülen bu süreçlerde, polis baskı altındadır. Polis manevi yönden sıkıntı içindedir. Ayrıca unutmayalım ki, her soruşturma geçiren suçlu da değildir. Ayrıca bu dört kolun haricinde, belki de on dörte kadar sayabileceğimiz, terfi edememe, açığa alınma, olumsuz sicil alma, 34.maddeden yer değiştirme vs. gibi yan yaptırımlarda hayata geçebilmektedir.

    İşte bu pencereden bakıldığında, savunma hakkının kutsiyeti anlaşılmaktadır. Ancak savunma hakkının bitiminden sonra da, polisin hak arama hürriyetinin destelenmesi gereklidir.

    Bu durum, Teşkilatımızın vizyonuna da katkı sağlayacaktır.
    İyi niyetli ve gayretli çalışmalar ile polise savunma anlamında bir takım haklar getirilmiş olmak ile birlikte, bunların yeterli olmadığını değerlendirmekteyim. Bu nedenle polisin savunma hakkına ve bu hakkın kapsamina dikkat çekmek ve bu hakkın gelişmesine katkı sağlamak amacı ile bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.
    Bir sonra ki yazıda, hazırladığım SAVUNNMA FONU YÖNERGESİ taslağını sizler ile paylaşacağım.

    I-HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILAN POLİSİN SAVUNMA HAKKI
    1-Cumhuriyet Savcılıklarında polisin savunma hakkı (Soruşturma Aşamasında):
    Bu aşamada polisin savunma hakkına katkı sağlayıcı bir yasal düzenleme yoktur.
    Zira 2559 sayılı yasanın ek 9/b.maddesi ve bu yasa hükmüne dayalı olarak çıkartılan Hakkında Dava Açılan Polis İçin Avukat Tutma ve Ücret Ödeme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin Amaç başlıklı 1.maddesinde yer alan “Bu yönetmeliğin amacı; …görev ve hizmetlerin ifası sırasında veya bu görevinden dolayı sanık durumuna düşen Polisin vekalet verdiği avukatının ücretinin Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinden ödenmesi” ile ilgili hüküm ve bu yönetmeliğin 4/1-b.maddesinde yer alan “Sanık Polis hakkında kamu davası açılmış olması” şartı bir bütün olarak göz önüne alındığında, polisin C.savcılığı aşamasında, yani eski ismi ile hazırlık soruşturması, yeni ismi ile soruşturma aşamasında hiçbir güvencesi yoktur. Çünkü, avukat sağlanması için, polisin hakkında kamu davası açılmış olması bir şarttır.
    Oysa, soruşturma aşaması, delillerin toplandığı, ifadelerin alındığı, kısaca yargılamanın en önemli aşamasını teşkil etmektedir. Zira bu aşamada, gözaltı ve tutuklama tedbirlere de başvurulmaktadır.
    Örneğin Ardahan ilinde, Ağustos 2006 tarihinde yapılan ve tutuklama tedbirinin de uygulandığı bir tahkikatın, henüz iddianamesi hazırlanmamıştır. Dolayısı ile iddianamenin hazırlanmamış olması sanık sıfatının kazanılmasına engel olduğundan, bu arkadaşların henüz avukat talep etme hakları bile yoktur.

    Bu durum göz önüne alındığında; 2559 sayılı yasanın ek 9.maddesi ile Hakkında Dava Açılan Polis İçin Avukat Tutma ve Ücret Ödeme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 1.maddesi ve 4/1-b.maddesi birlikte düşünüldüğünde, bu teşkilat mensuplarının, mevzuatın diğer tüm koşullarını taşımaları halinde dahi, henüz haklarında iddianame düzenlenmediği ve dava açılmadığı için olay tarihinden ve hatta tutuklama tarihinden itibaren 1 yıl geçmiş olmasına rağmen kendilerine Avukat tutulmayacağı gibi tutulan avukatın ücretinin de ödenmesi mümkün olmayabilecektir.

    Kaldı ki uygulamada, Avukatların ücretlerinin ödenmesi yerine Genel Müdürlük ile sözleşmeli Avukatlara vekaletname gönderilmesi yolu ile bu hakkın kullandırıldığı göz önüne alındığında, sıkıntı bir nebze daha net anlaşılacaktır.

    Bu konuda tek istisnanın 3713 sayılı yasanın Müdafii Tayini başlıklı 29/06/2006 tarih ve 5532 sayılı yasanın 11.maddesi ile değişik 15.maddesinde “Terörle mücadelede görev alan istihbarat ve kolluk görevlileri ile bu amaçla görevlendirilmiş diğer personelin, bu görevlerinin ifasından doğduğu iddia edilen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda müdafi olarak belirlediği en fazla üç avukatın ücreti ödenir ve bunlara avukatlık ücret tarifesine bağlı olmaksızın yapılacak ödemeler, ilgili kuruluşların bütçelerine konulacak ödenekten karşılanır.
    Avukatların ücretlerinin ödenmesine ilişkin esas ve usûller, Millî Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” Şeklinde ki düzenlemedir.

    Ancak bu düzenlemenin de kapsamı oldukça dar kaleme alınmıştır. Ayrıca çıkarılması ön görülen yönetmelik de, henüz mevzuat sitelerinde yerine almamıştır.

    Oysa bu düzenleme, tüm kolluk görevlerini kapsayacak şekilde tekrar düzenlense, polisin savunma hakkı tam anlamı ile vücut bulacaktır.
    2-Mahkeme aşamasında polisin savunma hakkı (Kovuşturma Aşamasında):
    Yukarıda belirtilen, 2559 sayılı yasanın ek 9.maddesi ve Yönetmeliğe göre bu aşamada avukat temini söz konusu olmaktadır.

    Ancak şunu de belirtmek gerekir ki, her ne kadar Yönetmelikte tutulan avukatın ücretinin ödenmesi söz konusu ise de, uygulamada ve daha sonra çıkartılan düzenlemeler ile Emniyet Genel Müdürlüğü ile sözleşmesi bulunan ve Ankara ilinde ikamet ettikleri ve görev yaptıkları anlaşılan 8 civarında avukatların, görevlendirilmesinin ön görüldüğü anlaşılmaktadır. Tabi bu da bir takım kırterlere bağlanmıştır.
    a) Öncelikle her görev suçuna avukat görevlendirilmesi yapılmamaktadır.
    b) Avukat talebine ilişkin memurların başvurularının değerlendirilmeye tabi tutulması gerekmektedir.
    c) Her şey yolunda giderse, ilgili prosedürün işletilmesi sonrasında, görevlendirilen avukatlar uçakla veya otobüsler ile Ankara ilinden hareket ederek, talepte bulunan ve yargılamanın yapıldığı ile gelmeleri söz konusudur.
    d) Her seferinde aynı avukat değil de, müsait olan bir avukat duruşmalara gelmektedir.
    e) Sadece polisin suçlandığı ceza davalarında savunma yapılmakta, karşı ceza davası, tazminat davası gibi konular ve savunma araçları bu sistemde yer almamaktadır.
    f) Avukat tedarik etme veya ücretinin ödenmesinde suçun niteliği de önemlidir. Örneğin rüşvet suçundan yargılanan polise hiçbir zaman avukat verilmeyecektir. Ancak bu durumunda doğru olduğunu ileri sürmek yanlıştır. Zira polis, rüşvetten yargılanırken, suçun nitelik değiştirmesi sonrasında, görevi kötüye kullanma suçundan da sorumlu tutulabilir. Yani henüz yargılamanın başında suçun sabit olduğunun kabulü mağduriyetleri de beraberinde getirebilir. Ayrıca bu rüşvet suçlaması tamamen bir iftira ise, bu durumda polis hiç destek almamış olacaktır. Kaldı ki, işkence, rüşvet suçundan daha kötü değil midir? Cezası daha fazla değimlidir? Çağın en büyük cezalarının ön görüldüğü bir hastalık gibi kabul edilmemektedir? Evet. Öyle ise, bu ayrımın yapılmasının mantığını anlamak biraz güçleşmektedir. Yüz kızartıcı suç deyip geçmek yerine, gerekli değişiklerin yapılması artık gerekmektedir.

    Özetlersek, yoluculuk sonrasında gelecek sözleşmeli savunma avukatları ile dava dosyası hakkında müvekkil ile vekil arasında sağlıklı iletiş ve güven müesseselerinin doğması ile bilgi akışının sağlanması anlamında yeterli süre bulunmadığı, her duruşmaya farklı bir avukatın gelmesi gibi durumların yaşanacağı, çok küçük detayların çok önemli olabildiği ceza davalarında, her duruşmaya farklı bir avukatın katılması, bu yolun iyi niyetle hayata geçirilmiş olmasına rağmen, savunmayı zayıflatacağını değerlendirmekteyiz.
    Mevcut düzenlemeler ışığında, polisin savunma hakkına devlet katkısının üst düzeyde bulunmadığı, ancak şu anki sisteminde hiç yoktan iyi olduğunu, fakat yeterli olmadığını belirtmek gereklidir.

    II-HAKSIZ SUÇLAMAYA MARUZ KALAN POLİSİN, KARŞI DAVA YOLU İLE SAVUNULMASI VE HAKKINI ARANMASI
    Bu yönde bir düzenleme bulunmamaktadır.
    Bazen suçsuz ve günahsız insanlarda soruşturma geçirir, hatta ceza alırlar.
    Evet iddiaların üzerine gidilmesi ve araştırılması, soruşturulması olması gereken çağdaş bir uygulamadır. Ancak kötü niyetli olan iddialarında hakkının verilmesi gereklidir.
    Bu araştırma, soruşturma, kovuşturmaların ve özlük mevzuatın uygulanması sonrasında, polisin suçsuz olduğu anlaşılır ise, sadece dosyanın kapılması ve polise ceza verilmemesi yeterli değildir.
    Şikayet edenin de iddiasının niteliğine göre takibata uğraması en azından araştırmaya tabi tutulması gereklidir.
    Polis, kendi imkanları ile hakkını ararsa arıyor, ama genellikle gerek bu yönde polise eğitim verilmeyişi, gerekse de maddi imkansızlıklar neticesinde polis, aman Allah’ından bulsun diyor ve bu şikayete dişi değen nihayetinde de hakkında işlem tesis edilmeyen şahıslar, bunu ya alışkanlık, ya hobi yada siyasi bir davanın mücadele yöntemi haline getirip, sık sık bu yolu kullanıyor.
    Ne zaman, bu gibi şeref yoksunu kişiliksizler hakkında, adli ve idari işlem yapılır ise, ancak o zaman hak arama özgürlüğü her iki taraf açısından da layıki ile yerine getirilmiş olunur.
    4483 sayılı yasanın “Cumhuriyet Başsavcılığınca Re’sen Dava Açılacak Haller” başlıklı 15.maddesinde “Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkındaki ihbar ve şikayetlerin, ihbar veya şikâyet edileni mağdur etmek amacıyla ve uydurma bir suç isnadı suretiyle yapıldığı hazırlık soruşturması sonucunda anlaşılır veya yargılama sonucunda sabit olursa haksız isnatta bulunanlar hakkında yetkili ve görevli Cumhuriyet başsavcılığınca re'sen soruşturmaya geçilir.
    Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlarda kamu davası açılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurma ve haksız isnatta bulunanlar hakkında genel hükümlere göre tazminat davası açma hakları saklıdır.” Hükmü yer almaktadır.
    Ancak, bu hüküm yeterli değildir. Zira 4483 sayılı yasa, idari görev esnasında işlenen adli suçlar ile ilgilidir.
    Oysa polis çoğu zaman Adli görev ifası sırasında şüpheli ve sanık durumuna düşmektedir. Diğer taraftan, mesaisi çok yoğun olan polisin, tek başına ceza davası açması ve yasal haklarını tam anlamı ile kullanması çok zayıf bir ihtimaldir.
    Özetle, avukat aracılığı ile karşı ceza davasının açılması ve takip edilmesi durumunda haksız şikayet ve iftiraların azalacağı açıktır.

    III- HAKSIZ SUÇLAMAYA MARUZ KALAN POLİSİN HUKUK DAVASI YOLU İLE HAK ARAMASI
    Bu açından destek veren yasal düzenleme de yoktur.
    Tazminat davası açmak ve takip etmek masraflı ve uzun soluklu bir hak arama yöntemi olduğu tadar, polis eğitiminde hiç yer almayan bir konudur. Ancak hak arama özgürlükleri içinde, en etkili yollardan biridir.
    Polis teşkilatı mensupları, aralarında toplayacakları 1-2 YTl ile kuracakları savunma fonu ile bu hak arama yöntemini çok az bir yük ile dayanışma yolu ile çözebilirler. Unutmayalım ki, kazanılacak bir tazminat davasında alınacak tazminat miktarı, ödenin savunma fonu aidatlarının çok üstünde bir rakam olacaktır.
    İftiracının canını yakmak, manevi haz verecek ve alınan tazminat haksız şikayet sahibinin uzun süre unutamayacağı bir ders olacaktır.

    IV- HAKSIZ SUÇLAMAYA MARUZ KALAN POLİS İL VE İNSAN HAKLARI KULLARINA BAŞVURU HAKKI
    İl ve ilçelerde bulunan ve aktif olan, genellikle polisin aleyhine yapılan başvuruların karar bağlandığı kurullara, netice bir insan olan ve onuru kırılan her polis başvurabilir.
    Yalnız buruda dikkat edilecek husus, polisin mağduriyetine bir kamu görevlisinin sebep olması durumunda bu yol hayata geçirilebilir. Veya polisin mağduriyetine engel olacak bir makamın pasif kalması veya ihmalkar davranması halinde de yine bu yola başvurulabilir.

    V- HAKSIZ SUÇLAMAYA MARUZ KALAN POLİSİN, AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMENİSİNE BAŞVURU HAKKI
    İl ve ilçe İnsan Hakları Kuralarına başvuru koşularında olduğu gibi, bir insan olan ve onuru kırılan, adil yargılanma hakkı ihlal edilen her polis, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilir.
    Yalnız buruda da dikkat edilecek husus, polisin mağduriyetine bir kamu görevlisinin sebep olması veya polisin mağduriyetine engel olacak bir makamın pasif kalması veya ihmalkar davranması başvuru için gereklidir.
    Örneğin, tutuklanan bir polisin cezaevinde can güvenliği için gerekli önlemlerin alınmaması ve bu nedenle bir başka mahkum tarafından yaralanması gibi durumlarda, Ceza evi idaresinin ve devletin sorumluluğu gündeme gelecektir. Veya uzun süren yargılama, iddianamenin hazırlanmaması veya çok geç hazırlanması gibi durumlarda da, yine isnadı öğrenememe veya makul sürede yargılanmama gibi bir takım hakların ihlal edilmesi gündeme gelecektir.

    VI-SONUÇ
    Sloganımızı “kendi hakkını koruyamayan, başkasının hakkını koruyamaz” olsun.
    Gerek yasa, gerekse de yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, polisin ancak sanık durumuna düşmesine müteakip devletçe savunmasına katkıda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
    Oysa, savunmada en önemli aşama C.savcılığınca delil toplanması, memurun ifadesinin alınması aşaması olduğu açıktır. Yani polis, savcılıkta ifade verirken, devlet ona yardımda bulunmamakta, avukat göndermemekte, ayrıca polisin üç kuruşluk maaşı ile tutacağı avukatın parasını da karşılamamaktadır. Ayrıca bu aşamanın delillerin toplandığı bir dönem olduğu, genellikle CMK avukatlarının karşı tarafın yanında bulunduğu ancak polisin yalnız kaldığı bir zaman dilimini teşkil etmektedir.
    Ayrıca polis, ceza davasından beraat ettiği durumlarda, kendisini haksız yere suçlayan kişi veya gereksiz dava açan kamu görevlileri hakkında, hak arama özgürlüğünü yeterince kullanamamaktadır.
    Zira Manevi tazminat davasını bir avukat aracılığı ile hukuk mahkemesinde açmak, avukatlık ücreti, nisbi harç, yargılama giderleri vs en az 2-3 milyar gibi bir rakama tekamül ettiğinden polis, kendisini haksız yere suçlayanlar hakkında gerekli girişimden yoksun kalmaktadır. Sendika ve dernek kurmak gibi örgütlenme hakkı da yasak olan polisin, kendi ekonomik gücü ve yoğun mesaisi ile eğitiminin bu yönde olmaması gibi bir takım unsurların eklenmesi ile oluşan sorumlar yumağı karşısında, kendisini koruyan bir sisteminin bulunmadığını söylemek mümkün ve bir o kadarda gereklidir.
    Bunun yanında KENDİ HAKKINI KORUYAMAYAN, BAŞKASININ HAKKINI HİÇ KORUYAMAZ sloganından hareket ile konuya yaklaştığımızda, bu durumdan en az polis teşkilatı mensupları kadar, güvenlik hizmetinden faydalanan vatandaşlarında zarar göreceğini anlamak ve anlatmak gereklidir.
    Çekingen, başına geleceklerden korkan, kendisinin tam anlamı ile koruyan bir sivil kurumdan yoksun polis teşkilatı mensuplarının, ilk yargılanacağı dava sonrasında küsmesi ve kabuğuna çekilmesi, hizmet verimliliğinin düşmesi anlamina gelir.
    Bu çerçevede, kaçan hırsızı kovalayan polisin, saklanan hırsızı gördüğü halde, görmezden gelmesi halini farz edelim. Bu durumda, polise hesap sormak ile hırsızı zor kullanarak yakalayan ancak kötü muamele iddiası ile karşılaşan polisin durumlarını kıyaslayalım. Dikkat edilirse, polisin hırsızı görmemesi nedeni ile rahatsız olma ihtimalinin, hırsızı zor kullanarak yakalayan polise göre daha düşük olduğunu söylemek mümkündür. İşte bu noktaya dikkat edelim. Polis, görevini rahat ve başına bir hal gelmeyeceğini bilerek, geleceğinden ve ekmeğinden korkmayarak görev yapması durumunu sağlamak zorundayız.
    Yukarıda yer alan kanun ve yönetmelik hükümleri bir bütün olarak bu sorunu çözmeye çalışan hükümlerdir. Ama maalesef bu iyi niyetli girişim ve oluşumlar, fiili durum olarak yetersizdir.
    Polisin savunma hakkını sadece ceza davası ile sınırlamak, yetersiz koruma anlamina gelmektedir.
    İşte bu hususları kapsayan ve örnek olarak hazırladığım Yönerge Taslağını sizlerle paylaşmak istiyorum. POLİSİN SAVUNMA HAKKI VE ÖNERİLER–2 başlıklı bir sonra ki yazımda bu konuyu birlikte inceleyelim, eksiklikler varsa birlikte tamamlayalım. Ama mutlaka tartışalım. Zira bu konuya bir yerden başlamak gerekiyor.
    Saygılar sunarım.
    Önder ÖZLEM
    Emniyet Amiri
     



Sayfayı Paylaş