Pinokyo Masalı

Konusu 'Çocuk Bölümü' forumundadır ve EmRe tarafından 14 Haziran 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Pinokyo Masal Anlatımı

    Ağaç kütüklerinden oyuncaklar, kuklalar yapmakta olan yaşlı bir usta varmış. Bu oyuncak ustasının adı Gepetto'ymuş. Yaşadığı kasabada çok sevilen oyuncak ustasının tek sıkıntısı; hiç evlenmediği için çocuğunun olmamasıymış. O kadar çok istiyormuş ki bir çocuk, elinde şekillenen her kuklada onun hayalini kuruyormuş. Her zamanki gibi ormanda oyuncak yapabilmek için ağaç kütüğü toplamaya çıkmış. Harika bir kütük bulmuş, tamda istediği gibiymiş. Evinin bir bölümünü atölye olarak kullanan Gepetto, oymaya başlamış kütüğü. Birden odanın içinde bir ses, ‘ahh ahh’. Gepetto duraksamış ‘Nerden gelecek ki bu ses? Bana öyle geldi herhalde’ demiş kendi kendisine. Devam etmiş kütüğe şekil vermeye, hayallerindeki oğlan çocuğunun bedenini işlemiş bu güzel kütüğe. İşini bitirdiğinde, ‘Keşke gerçek olsaydın’ demiş. Tabii iyilik perisinin, kendisi için neler planladığından habersizmiş.

    [​IMG]

    Gepetto, akşam yemeğini hazırlamak için derme çatma mutfağına geçerken ‘Merhaba’ demiş bir ses. Bir de bakmış ki, el marifetlerini sonuna kadar sergilediği, can yoldaşı olmasını hayal ettiği, kukla canlanmış, ayağa kalkmaya çalışmakta. Gepetto heyecan ve mutluluk içerisinde hiç sorgulamadan değerini, kıymetini bilerek yaşamaya başlamış Pinokyo adını verdiği bu oğlan çocuğu kukla ile. Gel zaman git zaman Pinokyo çok sıkılmaya başlamış, etrafına baktığında O’nun gibi çocukların ellerinde kitaplar ile bir yerlere koşturduğunu görüyormuş, sormuş babasına ‘Baba bu çocuklar nereye gidiyorlar?’. Gepetto ustanın yüzünde bir gülümseme, ‘Okula gidiyorlar. Sende gitmek ister misin?’ demiş. Pinokyo heyecanla oturduğu iskemleden ayağa fırlamış ‘Eveeeet’ diye bağırarak cevap vermiş coşkuyla. Gepetto ‘Peki öyle ise, yarın okula başlayabilirsin. Ama önce kitaplarını ve defterlerini alman gerekli, yarına yetiştirmem gereken işlerim var. Tek başına alabileceğini düşünüyorum’ diyerek, cebinden çıkardığı son parasını Pinokyo’ya vermiş. Oyalanmadan gidip, gelmesini ve tanımadığı kişiler ile konuşmamasını tembihleyerek yolcu etmiş.

    Pinokyo, kitap ve defterlerini alabilmek için kasaba meydanına doğru yürümeye başlamış. Çocuklar oradan oraya koşturuyor, büyükler hızlı adımlar ile meydanda ki kalabalığa doğru ilerliyorlarmış. Pinokyo, bu kalabalığın ne için toplandığını çok merak ederek, hızlı adımlar ile müzik seslerinin geldiği yöne doğru yürümeye başlamış. Rengarenk ışıklı tabela ile girişinin süslendiği kukla gösterisini görünce dayanamayarak, parasını girişteki görevliye uzatıp dalmış içeriye. Herkes komik kuklalara gülüp eğleniyormuş. İçinden ‘Ben daha iyisini yapabilirim ’ diyerek atmış kendisini sahnenin orta yerine ve dans edip, şarkı söylemeye başlamış. Gösteriden sorumlu müdür haricinde hiç kimse yadırgamamış bu durumu, sonuçta Pinokyo’da ahşaptan yapılmış bir kukla imiş. Lakin müdür çok şaşırarak ‘Aman Tanrım, bu ipleri olmayan, konuşan kuklada nereden çıktı? Getirin O’nu bana’ diye gürlemiş çalışanlarına. Pinokyo sahneden iner inmez, görevliler yaka paça alıp müdüre götürmüşler.

    Gepetto, havanın kararması ile endişelenmeye başlamış, Pinokyo hala eve gelmemiş. ‘En iyisi çıkıp, şu yaramaz çocuğu almak’ demiş kendi kendisine. Gecenin karanlığında kasaba meydanına ilerlemiş, bir o yana bir bu yana bakmış, Pinokyo’yu görememiş. Karanlığın içerisine süzülen gaz lambaları yanan atlı arabayı fark etmiş, ‘Belki görmüşlerdir Pinokyo’yu’ diye mırıldanarak atlı arabaya doğru yürümüş. Gepetto, arabadan gelen Pinokyo’nun sesini hemen tanımış, ‘Bırakın beni. Bırakın beni’ Gepetto arabanın kapısından bir hışım ile içeri dalarak ‘Verin oğlumu’ diye bağırmış. Kimse, Pinokyo’nun peşinden birinin gelebileceğini tahmin etmemiş, başlarına bir şey gelmesin diye hiç ses çıkarmadan Pinokyo’yu babasına teslim etmişler. Gepetto, bir taraftan oğluna kavuşmanın sevincini yaşıyor diğer taraftan ise olup bitene anlam veremiyormuş. Eve gidene kadar kafasını toplamaya ve hiç soru sormamaya karar vermiş.

    [​IMG]

    Gepetto, eve vardıklarında, Pinokyo’ya ‘Neden kitaplarını almaya gitmedin? Bu adamlar ile ne işin vardı?’ diye sormuş. Pinokyo çok korkmuş, babasına doğruyu söyler ise kızacağından eminmiş. ‘Ben kitaplarımı aldım. Bu adamlar kitaplarımı ve beni çalmaya çalıştı’ demiş. Demiş demesine ama yalan söyleyen Pinokyo’nun bir anda burnu uzamaya başlamış. Gepetto ve Pinokyo şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlarmış. ‘Gerçekten babacığım. Onlar beni çaldı’ diyerek tekrar yalan söylemiş Pinokyo. Burnu biraz daha uzayan Pinokyo ağlamaktan kendini alamıyormuş. İyilik perisi bir anda ortaya çıkmış ‘Yeter Pinokyo, bu sana ceza olsun. Yalan söylemek; çok kötü bir davranıştır.’ Demiş.

    Pinokyo, tüm gerçekleri babasına anlattıktan sonra, burnu normale dönmüş. Uyumadan önce iyilik perisine seslenmiş; ‘Bir daha asla yalan söylemeyeceğim iyilik perim. Her zaman akıllı, uslu ve söz dinleyen bir çocuk olacağım’ demiş. Ertesi sabah kalktığında Gepetto gözlerine inanamamış. Pinokyo gerçek, etten kemikten bir insan çocuk olmuş. İyilik perisi, Pinokyo’nun verdiği bu içten söze o kadar inanmış ki, Gepetto ve Pinokyo’ya hayallerini hediye etmiş. Pinokyo bir daha hiç yalan söylemeyerek, babasına ve iyilik perisine layık bir çocuk olmuş.
     



Sayfayı Paylaş