Peygamberimizin(sav) Kuru Direk İle İlgili Mucizesi...

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve abdulkadir tarafından 22 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Efendimizin "Hanin-ül Çiz" adıyla bilinen mucizesi, sahabelerin en meşhurları tarafından görülüp anlatıldığı için çok meşhur oldu. Bu yüce sahabeler arasında Hazreti Enes, Hazreti Câbir, Hazreti Ömer'in oğlu olan Hazreti Abdullah, Hazreti Sehl, Hazreti Ebu Said, Hazreti Übey, Hazreti Büreyde ve Hazreti Abbas'ın oğlu olan Hazreti Abdullah gibi kahramanlar vardı.
    "Hanin-ül ciz" ifadesi, "kuru direğin ağlaması" mânâsına geliyordu. Ve sahabilerin bir çoğu, bu mucize'nin değişik yönlerine şahit olmuşlardı.
    Hazreti Câbir, bu mucizeyi anlatırken şöyle diyordu:
    "Peygamberimiz, İslâmiyetin esaslarını müslümanlara ders verirken (hutbe okurken), önceleri kuru hurma ağacından yapılmış olan bir direğe dayanıyordu. Daha sonra hutbe için özel bir bölüm (minber) inşa edildi ve Efendimiz, sohbetlerini burada yapmaya başladı. Fakat daha önce dayandığı o kuru direk, Efendimizden ayrılmaya dayanamayıp hâmile bir deve gibi inleyerek ağladı."
    Hazreti Enes ise, o sesi daha başka bir hayvanın sesine benzettiği için:
    "Sığır (veya manda) gibi ağladı ve o ses, mescidin sallanmasına yol açtı" diyordu.
    Hazreti Sehl, mucizenin bir başka yönüne açıklık kazandırarak:
    "O direğin ağlaması üzerine, mescitteki müslümanlar da ağlamaya başladı" dedi.
    Hazreti Übey, şahit olduğu bir başka özelliği şöyle ifade etti:
    "Hem öyle ağladı ki, sonunda iki parça oldu (ortasından yarıldı)."
    Peygamber Efendimiz, o kuru direkle alâkalı olarak şunları söyledi:
    "O direk, hemen yanıbaşında okunan ilahî zikirlerden (Allah'ı anmak ve yüceltmek için söylenen sözlerden) uzak kaldığı için ağladı"
    "Eğer ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, o direk; Allah resulünün (peygamberinin) yanından ayrılmasından ötürü kıyamete kadar öyle ağlayacaktı.'' Hazreti Büreyde, Efendimizin o kuru direkle yaptığı konuşmaya yakından şahit olan sahabilerden biriydi. Bu yüzden o konuşma ile ilgili ayrıntıları şöyle anlattı:
    "Peygamberimiz, o kuru direğin ağlaması üzerine elini onun üstüne koydu ve:
    — İstersen seni, daha önce içinde bulunduğun bahçeye geri döndüreyim kök salasın, yetişip büyüyesin, yeni yaprak çıkarasın, meyva veresin. İstersen seni Cennette dikeyim. Allah'ın dostları, meyvalarından yesin" dedi.
    Hazreti Büreyde, şahit olduğu konuşmayı anlatmaya devam ederken, şunları söyledi:
    "Sonra peygamberimiz, o direğin ne diyeceğini bekledi. Kuru direk, arkadaki adamların bile işiteceği bir şekilde konuşarak şöyle dedi:
    — Beni Cennette dik ki, meyvalarımdan Cenâb-ı Hakk'ın sevgili kulları yesin. Hem o Cennet öyle bir yerdir ki, orada ölmek ve çürümek yoktur.
    Peygamberimiz, o kuru direğin isteğini kabul etti ve sahabilerine şunları söyledi:
    — Baki yurdu, fâni dünyaya tercih etti/' (Yani, ölümlü ve geçici olan dünya yerine, ölümsüz ve ebedî olan Cennet'i seçti.)
    Hazreti Ubey, daha sonraki durumu şöyle anlattı:
    "Peygamberimiz, kuru direk mucizesinden sonra, o direğin minber altına konulmasını emretti. Kuru hurma direği, mescidin tamirinden sonra, Hazreti Ubey tarafından çürüyünceye kadar muhafaza edildi."
    Meşhur Hasan Basri Hazretleri, bu mucizeyi talebelerine anlatırken gözyaşlarını tutamaz ve:
    — Bir ağaç bile Peygamber Efendimize sevgi ve hasret duyarsa, sizin daha fazlasını duymanız gerekmez mi? diyerek ağlardı.
    Evet, kuru direkler bile Peygamberimizin ayrılığına dayanamamıştı.
    O kuru direk, ebedî olan Cenneti, ölümlü olan dünyaya tercih etti. Bu yüzden de tekrar dünyaya dönerek yeşermeyi istemedi.
    Bizler de elbette Cennet'i tercih edeceğiz. Ve Rabbimizin insanıyla, O ebedî ülkede bir araya gelip Efendimizle sohbet etme şerefine ulaşacak ve Cennet bahçelerinde gezinirken, o bahçelerde yeşererek meyva verecek olan o kuru direkten hurma toplayacağız.
    Bunun için yapmamız gereken şey, dünya hayatımızı Allah'ın emir ve yasaklarına dikkat ederek geçirmek veya diğer bir ifâdeyle: Peygamberimiz nasıl yaşamışsa, öyle yaşamaktır.

    * * *

    Sevgili kardeşlerim.
    Biraz önce, ebedî olan Cennet'i, ölümlü olan dünyaya tercih etmemiz gerektiğini söyledik. Bu söz, tabî ki dünyaya hiç önem vermemek, çalışmamak ve bir an önce ölmeyi istemek mânâsına gelmez. Bu ifadeyle söylenmek istenen şey, sadece dünya için değil, bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedî âlem (âhiret) ve Cennet için de çalışmamız gerektiğidir. Hatta her bir günü yirmidört saat olan dünya hayatımızın yirmiüç saatini dünyaya, sadece bir saatini (namaz ve diğer ibâdetlerimiz için) Cennet'e ayırmak bile yeterli olabilir.
    Yukarıdaki sözden çıkartacağımız diğer bir ders de, dünyada başımıza gelecek olan hastalıklar, ölümler, kazalar, belâlar ve fakirlik gibi haller için fazla üzülmemektir. Çünkü iyi bir müslüman, elli altmış yıllık hayatı boyunca ne kadar sıkıntı çekerse çeksin, sonunda mutlaka Cennet'e gidecektir. Zaten dünya hayatımız bin sene de olsa, o sonsuz Cennet hayatının yanında bir saniye kadar bile tutmaz. Demek ki bir saniye gibi kısa olan dünya hayatında Allah'ın ve Peygamberin istediği gibi yaşayanlar, ebedî (hiç sona ermeyecek) bir Cennet'i kazanır. Ve orada peygamberlere komşu olur.
    Dünya hayatında çektiği sıkıntılara önem vermeyen insanların başında, elbette ki Peygamberimiz gelmektedir.
    Hazreti Ömer, Efendimizin odasını anlatırken, bu hakikati şöyle dile getirmektedir:
    "Bir ziyaretimde, beni evindeki küçük odasına davet etmişti. Üzerinde beyaz bir elbise (ihram) vardı. Odanın bir köşesinde çıplak bir sedir, onun üzerinde de deriden bir yatak göze çarpıyordu. Odanın diğer köşesinde ise; bir avuç yulaf, bir post ve boş bir su tulumu bulunuyordu.
    Bu durum karşısında ağladığımı farkedince, sebebini sordu:
    — Ya Resulallah, dedim. Üzerinde yattığınız yatak, sertliğinden dolayı vücudunuzda iz bırakmış. Diğer bütün mallarınız ise, odanın bir köşesine sığmış. Kayserler ve kisralar (diğer ülkelerin başındaki padişahlar ve krallar) dünyanın bütün nimetlerine sahip olduğu halde, siz Ahirzaman Peygamberi (son ve en büyük peygamber) olarak neden böyle bir hayat geçiriyorsunuz?
    Peygamber Efendimiz, beni teselli ederek:
    — Ya Ömer, diye tebessüm etti. İstemez misin ki dünya nimetleri onların, âhiret (Cennet) nimetleri de bizlerin olsun?
    İşte Peygamberimiz böyle bir insandı. O, miraç mucizesiyle göğe yükseldiğinde, bütün âlemlerle birlikte Cennet'i de gezmişti. Bu yüzden de dünyaya ait güzellik ve zenginliklerin, Cennet güzelliklerinin yanında hiç bir değer taşımadığını çok iyi biliyordu.
     



Sayfayı Paylaş