Peygamberimizin(sav) Hayvanlar İle İlgili Mucizeleri...

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve abdulkadir tarafından 22 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir

    abdulkadir Well-Known Member



    Peygamber Efendimizin bu tür mucizeleri, saymakla bitmez. Bu yüzden, çok bilinenleri görmemiz yeterli olacaktır.
    Bilindiği gibi Efendimiz, Mekke'li putperestlerin müslümanlara karşı yaptığı zulüm üzerine ilk önce ümmetinin (kendisine bağlı olan müslümanların) Mekke'yi terketmesini istemiş, daha sonra da Medine'ye gitmek üzere, Hazreti Ebubekir'le birlikte gizlice yola çıkmıştı. (Bu hâdise "hicret" adıyla bilinir.)
    Mekke'li müşrikler, durumu öğrendiklerinde onları öldürmek için peşlerine düştüler. Efendimiz ve sadık arkadaşı, bu hainlerin takibinden kurtulmak için Hira (veya Sevr) Mağarasına sığınmak zorunda kaldılar. Mekke müşrikleri, kısa bir süre sonra mağarayı buldular. Fakat onlar gelmeden biraz önce iki güvercin mağara kapısına yuva yapmış, Allah tarafından görevlendirilen bir bahçe örümceği de, mağaranın ağzını kalın bir ağ tabakasıyla örtmüştü. Kureyşliler mağaraya girmek istediklerinde, onların reislerinden olan Übeyy bin Halef (ki bu adam, Bedir Harbinde Efendimiz tarafından öldürülmüştür) şu cevabı verdi:
    "Girmemize gerek yok. Ben burada, Muhammed doğmadan önce yapılmış bir ağ görüyorum. Hem içerde insan olsa, o güvercinler orada durur mu?"
    Evet... Mekke'nin gururlu putperestleri, küçücük bir örümceğin oyuncağı olup, onun tuzağına düşen sineklerden farksız hâle geldiler.
    Mağara kapısına yuva yapan mübarek güvercinler ise, Mekke'nin fethi sırasında, Efendimizin üzerinde gölge yaparak büyük bir şeref daha kazandılar.

    * * *

    Efendimizin eşi Hazreti Ayşe validemiz anlatıyor: "Evimizde "dâcin" adı verilen ve güvercine benzeyen bir kuşumuz vardı. Peygamberimiz evde bulunduğu sırada, o kuş (O'nu rahatsız etmemek için) hiç ses çıkartmadan ve kımıldamadan beklerdi. Fakat Efendimiz dışarı çıktığında, o kuş hareket etmeye başlardı, giderdi, gelirdi, hiç durmazdı."

    * * *

    Ebu Saidil Hudri, Hazreti Seleme, İbni Ebî Vehep ve Ebu Hureyre gibi büyük sahabilerin yanısıra, hâdiseyi bizzat yaşayan çoban Uhban tarafından da anlatılan "kurt hâdisesi", hayvanlarla ilgili mucizeler arasında çok şöhret bulmuştur.
    Bir kurt, çoban Uhban'a ait keçilerden birini parçalamak üzere yakaladığında, Uhban o keçiyi kurtarmış.
    Kurt, çobana dönerek şöyle demiş:
    "Allah'tan korkmadın mı ki benim rızkımı (yiyeceğimi) elimden aldın."
    Çoban, kurdun konuşması karşısında hayrete düşüp:
    "Acayip, demiş. Kurt konuşur mu?"
    Kurt cevap vermiş:
    "Acayip senin hâlindir ki, şu tepenin arkasında bulunan ve sizi Cennete çağıran bir peygamberi tanımıyorsun."
    Ebu Hureyre, mucizenin gerisini şöyle anlatıyor:
    "Çoban kurda demiş:
    — Ben, o Peygamberi görmeye gidersem, benim keçilerime kim bakacak? Kurt demiş:
    — Ben bakacağım.
    Çoban Uhban, kendi görevini kurda bırakmış, Efendimizin yanına gitmiş, ona îman ederek müslüman olmuş ve geri geldiğinde, kurdu sürünün başında bir çoban gibi vazife yaparken bulmuş. Sürüdeki hiç bir hayvan eksik değilmiş. Çoban, kurda bir keçi kesip ikram etmiş. Çünkü kurt, onun Allah Resulünü tanımasına ve müslüman olmasına vesile olmuş."

    * * *

    Bir ceylanın peşinden koşarak Harem-i Şerife (Kabe'ye) giren bir kurt, Kureyş Reislerinden Ebu Süfyan ve Safvan'ın yanına geldi ve konuşarak Efendimizin peygamberliğini haber verdi.
    Ebu Süfyan, bunun üzerine Safvan'a şöyle dedi: "Bu hâdiseyi kimseye anlatmayalım. Aksi taktirde bütün Mekke'liler müslüman olur."

    * * *

    Ebu Hureyre (kedi babası), Hazreti Salebe, Hazreti Câbir ve Hazreti Abdullah gibi büyük sahabiler tarafından anlatılan "Cemel" (deve) Hâdisesi de çok meşhur olmuştu.
    Kızgın bir deve, bir bağın altını üstüne getirip herkese hücum ediyor ve kimseyi yanına yaklaştırmıyordu. Efendimiz bunu haber alınca devenin yanına gitti. Deve, hemen Peygamberimizin yanına geldi, büyük bir hürmetle diz çöküp yanına oturdu. Peygamberimiz ona bir yular taktı. Deve, Peygamber Efendimize :
    "Beni çok zor işlerde çalıştırdılar, şimdi de kesmek istiyorlar, onun için kızdım" dedi.
    Peygamberimiz, deve sahibine sordu: "Böyle midir?" (devenin anlattıkları doğru mudur?) Deve sahibi, gerçeği söylemek zorunda kalarak: "Evet, doğrudur" cevabını verdi.
    Peygamber Efendimizin Adba isminde bir devesi vardı. Bu deve, Efendimizin vefatından sonra üzüntüsünden hiç birşey yemedi ve içmedi. Kısa süre sonra da öldü.
    Hazreti Câbir'in devesi, bir yolculuk sırasında çok yorulmuştu. Adım atacak hâli bile kalmadığı için titriyordu. Peygamberimiz, o deveye biraz dokundu. Deve, bir anda öyle bir çeviklik kazandı ki, hızından ötürü kimse ona yetişemiyordu.

    * * *

    Hayber Gazvesinde (harbinde) iken, bir Yahudi kadını bir keçi pişirmiş ve onu hediye olarak sahabilere göndermişti. Fakat et, son derece tesirli bir zehirle zehirlenmişti. Sahabiler onu yemeğe başlayınca, Efendimiz birden şöyle buyurdu:
    "Kaldırın ellerinizi!.. O keçi bana zehirli olduğunu söylüyor."
    Herkes yemeği bıraktı. Fakat Hazreti Bişr, bir lokma yemiş bulunduğu için vefat etti.
    Peygamber Efendimiz, hemen o Yahudi kadını buldurarak getirtti ve ona sordu:
    "Neden böyle yaptın?"
    O kadın dedi ki: "Eğer peygamber isen, o zehir sana tesir etmeyecekti. Ama sadece bir padişah isen, insanlar senden kurtulmuş olacaktı."

    * * *

    Bir gece, Medine'nin dışından düşman askerlerinin geldiğine dair bir haber yayıldı. Bunun üzerine en cesur sahabiler, atlarına binerek keşfe (neler olup bittiğini anlamaya) gittiler. Biraz sonra o taraftan bir atlının gelmekte olduğunu gördüler. Bu, Peygamber Efendimizdi ve kendilerine şöyle dedi.
    "Bir şey yok, (merak etmeyin)"
    Efendimiz, o eşsiz cesaretiyle herkesten önce hareket etmiş ve Ebu Talha'nın atına binerek durumu araştırmıştı. Döndükten sonra Ebu Talha'ya şöyle dedi:
    "Senin atın sarsmıyor ve çok hızlı gidiyor"
    Halbuki o at, son derece yavaş yürüyen bir hayvandı. Ama o geceden sonra, yürüyüşte bütün atları geçti.

    * * *

    Efendimiz, bir yolculuk sırasında namaz kılmak istediğinde, atına: "Dur!" dedi.
    At, Efendimizin namazı bitene kadar hiç bir yerini oynatmadı.

    * * *

    Hazreti Ömer haber veriyor:
    "Çölde yaşayan bir göçebe, Efendimizin yanına geldi. Ve elindeki kertenkeleyi göstererek:
    — Eğer bu hayvan, senin Allah Resulü olduğunu söylerse îman getiririm (müslüman olurum) yoksa getirmem, dedi.
    Peygamberimiz o hayvana, kendisinin kim olduğunu sorduğunda, o kertenkele gayet anlaşılır bir dille Efendimizin peygamberliğine şehadet etti."

    * * *

    Değerli kardeşlerim.
    Hayvanlarla ilgili mucizelere son verirken, isterseniz şu soruyu soralım kendimize:
    "Kertenkele, kurt ve aslan gibi vahşî hayvanlar bile Efendimizi tanıyıp emirlerine boyun eğdiklerine göre, bizim o emirleri dinlemeyip hayvanlardan geri kalmamız canavarlık olmaz mı?"
     



Sayfayı Paylaş