Paşa'zın İngilizlere tokat gibi sözleri

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve KimYaGeR tarafından 9 Ocak 2008 başlatılmıştır.

  1. KimYaGeR Member


    Mustafa Kemal Paşa'nın İngiliz'e Tokat Gibi Sözleri...

    İnci OGAN:
    Başbuğumuz Mustafa Kemal Paşa'nın İngiliz'e Tokat Gibi Sözleri...

    NERELERDEN, NERELERE GELDİK? Aradan geçen yıllar nelerimizi alıp götürmüş...

    Başkumandan Atatürk'ün Düşmandan Kurtardığı İzmir'deki ilk günü Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor...

    Başkumandan, duşmandan kurtardığı İzmir'de geçireceği ilk gecesinin tarif edilemez sevincini yaşıyordu.

    İzmir'deki yeni evinde Mustafa Kemal Paşa ilk gecesini çalışarak geçirdi. kendisi için zengin bir sofra hazırlandığı halde hiçbir yemeğe dokunmadan ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı. Ertesi sabah erkenden uyanmıştık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik ve doğruca Vali'nin odasına girdik.

    Vali,İngiliz Konsolosu ile konuşuyordu. Biz gelince Vali ayağa kalktı ve Konsolos ile Mustafa Kemal Paşa'yı tanıştırdı. Konsolos, iyi Türkçe biliyordu. Paşa Vali'ye sordu:

    - Konu nedir?

    Vali anlattı:

    - Sayın Konsolos,İngiliz tebasından olan vatandaşlar ile Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlıkların güven altında bulunduklarını belirtir bir 'güvence' istiyorlar.

    - Ben, kendilerine herkesin eşit biçimde güven altında olduklarını bildirdim.

    Mustafa Kemal Paşa, Konsolos'un Türkce bildiğini biliyordu, öyle olduğu halde ofkesini belirtmek için sordu:

    - Ee, peki daha ne istiyormuş?

    Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi.

    -Tebamız hakkında hükümetinizden yazılı teminat istiyorum!

    Konsolos garip bir biçimde diklenmişti... Paşa'nın sesi havada kırbaç gibi şakladı:

    - Yunanlılar zamanında kendi tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz?

    Konsolos gerisinde İngiliz devletinin bulunduğunu belli eden bir kasılma ile:

    - Evet, dedi. Yunanlılar burada iken tebamızı emniyette görüyorduk.

    - Öyleyse buyrun tebanızla birlikte Yunanistan'a gidin, efendim!

    Konsolos kendisinden umulmayacak bir cesaret gösterdi:

    - Yani majestelerimin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?

    Mustafa Kemal iyice öfkelenmişti fakat öfkesini tuttu ve Konsolos'a:

    - Siz kiminle ve ne konustuğunuzu biliyor musunuz? ...Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Baskanı ve Türk Orduları Başkomutanıyım. Savaş açmaya, barış yapmaya hakkım var. Siz kimsiniz! .. Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmeleri yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa (eliyle kapıyı gosterdi) buyurunuz efendim! ..

    O kasım kasım kasılan Konsolos, Mustafa Kemal Paşa'nın son cümlesi üzerine sapsarı kesildi ve tek bir kelime söylemeden kapıdan çıktı gitti. Mustafa Kemal Paşa arkasından bir süre baktıktan sonra Vali'ye dondu:



    - Yüz vermeyin Vali Bey! Bunlar karşılarında hala Babıâlî Hükümeti var sanıyorlar. Bir zırhlısı önünde pısacak, bir blöfü önünde yelkenleri suya indirecek 'devletçik' sanıyorlar bizi! .. Küstahlığın derecesine bakın, bana 'Savas mı açıyorsunuz? ' diye soruyor, barut kokan bir odada sorduğuna bak! .. Savaş halinde degil miyiz sanki!

    Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan İngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı'nın kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa'nın odasına doğruldu. Nazik, fakat ofkeli bir hali vardi. Rusen Esref onune çıkıp ne istediğini sorunca:

    - Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum! ..dedi.

    ....... Birlikte odaya girdiler kapı kapandı. Amiral once:

    - Çok güç koşullar altında bir savas kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale'deki başarınızı rastlantıya borçlu olmadığınız, kanıtlanmış oldu. Büyük bir askerle tanıştığım icin memnunum. Amiral bir süre sonra konuya girmiş:

    - Ülkenin kontrolunuz altında bulunan bölümünde bizim tebamız ve sizin azınlıklarınızdan Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yonetim altında bu insanların statüsü nedir? Güven de midirler? ...

    - Hiç kuşkunuz olmasın Amiral! .. Türkiye'deki bütün insanlar gibi tebanız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti'nin eşit korumasi altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler.

    - Suç işleyenler?

    - Suç işleyenler Sayın Amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de adaletin huzuruna çıkarlar...Suçlu iseler, cezalarını elbette çekeceklerdir...

    - Fakat Paşa Hazretleri, fevkâlâde günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumların bazıları, şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüzyüzedirler. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemlice bir bolümü de hayatını kaybettiler. Bu ruh tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirligi yapmis, bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkâlâde günlerin olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eger bu kimseler, halkın husumetine bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!

    Son cümleye kadar Amiral'i gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Paşa, dünyanın koparacağı gürültü ile kendini tehdide girişince, sözünü bıçak gibi kesmiş:

    - Şu 'Efendi Devlet' rolünü bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz! İngiltere ve muttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin azınlıkları ile ugrasmaktan vazgecsinler! ..Kim bize saygı beslemezse, bizden saygı beklemeye hakkı olmaz! ..

    Amiralin benzi kül gibi olmuş:

    - İngiltere Hükümeti'nin tebasını her yerde koruma hakkı, devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve

    Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu guvenliği sağlayacak gücteyiz...

    İşte o zaman Mustafa Kemal Paşa'nin tepesi iyice atmiş:

    - Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız! Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte oldugu gibi, limanı (o dönemde İngiliz donanması İzmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir de... Isterseniz, Turk'e ihanet eden tebanizin ve azinliklarinizin adaletten kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz! ..Donanmanızın da en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum! ..

    Mustafa Kemal Paşa'nın cümleleri, art arda Osmanlı tokatları gibi Amiralin yüzünde şakladıkça, Amiral ne yapacağını şaşmış ve en sonunda:

    - İngiltere'ye savaş mı açıyorsunuz? demiş.

    İşte Paşa burada son sozünü söylemiş:

    - Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Antlasması'nın hâlâ yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık... Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki, nezaketimizi kötüye kullanmak eğiliminiz var... Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde 'Barış antlasmaşı yapmamış' iki devletiz. Savaşhukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!

    Bir balmumu heykeline dönmüş Amiral...Şişe-gerine girdiği Mustafa Kemal Paşa'nin odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda kekeleyerek:

    - Afedersiniz! ..demiş ve yerlere kadar eğilerek geri geri kapıya gidip dışarı çıkmış...

    .......Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülüyordu:

    - Paşa, Amirali anasından doğduğuna pişman etti. 'Kendisinin Türk topraklarında bir savasçı olarak bulunduğunu 'Paşa'dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi...Tutuklanacağını, tutsak edileceğini sandı. İnce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş titriyordu.

    Karşısında Babıâlî Paşası bulacağını sanıyordu herhalde...'İngiltere devletini kendi devletine eşit gören 'bir Paşa ile karsılaştığı için, ihtiyatsızlık edip karaya çiktığına kim bilir nasıl lanet etmistir...

    Aradan bir saat geçti geçmedi...İngiliz gemisinden bir mufreze ve bir teğmen çıktı. Amiralden - devleti adına- bir ultimatom getiriyordu, Başkomutan'a kendi eliyle verecekti.

    Paşa'ya bildirdim; 'Gelsin'dedi. Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu. İngiliz çakı gibi bir teğmendi. Paşa'nin karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref aracılığıyla ultimatomu Paşa'ya ulaştırdı. Mustafa Kemal Paşa:

    - Peki teğmen! Hükümetimiz ultimatomunuzu inceler ve hükümetinize gereken karşılığı verir. Siz geminize dönebilirsiniz...

    .......Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra da Ruşen Eşref'e dönüp:

    - Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mı?

    Ruşen Eşref, teğmenin dileğini Paşa'ya soyledi, Paşa:

    - Nereden icap etmiş sor bakalım! ..dedi.

    Tegmen:

    - Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım...Lütfetsinler...

    Teğmen Paşa'nın elini öptü, Paşa da teğmenin yanağını okşadı. Odayı boşalttik. Az sonra Ruşen Eşref'i çağırdı:

    - Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar? ..

    - Paşam Amiral ile görüştüklerinizin yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.

    - Öyleyse Halide Hanım'ı (Halide Edip Adıvar) bulunuz, hemen tercümesini yapsın ve metin olarak bana getirsin...Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri Bakanlığına gönderin gerekeni yapsınlar...Durumu, ordu komutanı Nurettin Paşa'ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin...

    Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmustu......

    İngiliz ve Fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirmeye baslamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler...
     



  2. aşkın_gözyaşı Well-Known Member

    çok önemli bir konu bu her yerde paylaşıcam...ellerine sağlık cnm kardeşim:)
     
  3. KimYaGeR Member

    evet evet baktım paylaşmışsın:D
     
  4. aşkın_gözyaşı Well-Known Member

    :D:D:..önemliydi ama..bilgilendirmek lazım deilmiya:D
     

Sayfayı Paylaş