Paragraf Düzeyinde Anlatım Test Soruları ve Cevapları

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Paragraf Düzeyinde Anlatım Test Soruları ve Cevapları
    1. ... Sanatı izlemek, onlar için yaşamsal bir önem taşımaktan çok bir vakit geçirme aracıdır. Belki de onlar için sanat, günlük yaşamın sıkıntılarından kaçıp bir boşalma, bir rahatlama alanıdır. Bu yüzden, yorucu bir günün sonunda bir sinema salonunun koltuğuna gömülmek, ya da evindeyse televizyonun karşısına geçerek önüne ne çıkarılırsa onu seyretmek ve onunla yetinmek, onlara bir kitabı oku*maktan, anlamaya çalışmaktan daha kolay gelmektedir.

    Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    A) Halkın beğenisi ancak devrimci ve yaratıcı sanatçıların yapıtlarıyla yükselir.

    B) Kitleler sanatı ve sanat ürünlerini genellikle hiçbir çaba göstermeden algılama ya da alma eğilimindedir.

    C) Kültür ve beğeni düzeyinin düşüklüğünden dolayı halkı suçlamak yanlıştır.

    D) İşin kolayına kaçarak parsa toplamak gerçek sanatçıya yakışmaz.

    E) Sanat eserleri hakkında bir yargıya varmak, belli bir birikimi gerektirir.


    2. Şiir yazma, bir üretim eylemidir. Ozan ise üretimci. Bu üretim eyleminin bir de tüketicisi vardır: Okur. Şiir, kitap ve dergi biçiminde somutlaştığında meta (mal) olmuştur. Satılır, alınır. Ürünün metalaşma süreci bir eyleyicinin daha oyuna girmesini gerektirir ki bu yayıncıdır. Üç bacaklı sandalyeye benzettiğim bu süreçte her bacak işini gereği gibi yaparsa, üretim oluşur ve sürer, değilse biter.

    Bu parçada asıl üzerinde durulan aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Şiirin bir yaratma eylemi olduğu

    B) Sanat ürünlerinin görünürde bir nesne olduğu

    C) Şiirin üretiminde ozan, okur ve yayıncı işbirliğinin önemi

    D) Sanat ürünlerine meta gözüyle bakmanın yanlışlığı

    E) Şiir okurunun nicelik ve nitelik açısından yetersizliği


    3. (I) Sanatçıları korkutarak sindireceklerini sananlar yanılıyorlar. (II) Bütün korkutmalara, yıldırmalara karşın toplumun en çok direnen, boyun eğmeyen kişileri, sanatçılar arasından çıkar. (III) Gerçi onlar da insan, onlar da korkar; ama onlar yılmaz (IV) Hiç beklenmedik bir sırada ve yerde sesleri bir şiir, bir öykü, bir oyun... olarak yükseliverir. (V) Sanatçılara düşman olanlar, sadece geçmişin karanlıklarına-dönmek isteyenler değildir. (VI) Güne çakılıp kalanlar da sanatçılara düşmandır elbet.

    Yukarıdaki numaralandırılmış cümlelerden oluşan parça, iki paragrafa ayrılmak istense hangi cümle ikinci paragrafın giriş cümlesi olur?

    A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.


    4. Edebiyatın, sanatın ancak dünya vatandaşlarının zanaatı olduğunu bilirdi. Onun için ne sınır vardı, ne de ulusların ayrılığı. Yunus'un yanına bağdaş kurar, Salzburg katedralinde Mozart'ı dinlerdi. Neruda'nın Kara Adası'yla Hakkari'deki karlı, beyaz ufuklardan aynı oranda lezzet almayı bilirdi. Yaratmanın sadece yazmakta değil, başka işlerde olduğunu ve bu*nun da gerçekleşebileceğini yaşam çizelgesinde gösterdi.

    Bu parçada tanıtılan kişinin en belirgin özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Her şeyi sevgiyle ele alması

    B) Olaylara ve kişilere hoşgörüyle yaklaşması

    C) Sanata ve dünyaya evrensel bir gözle bakması

    D) Çevresinde olup bitenlere karşı duyarlığı

    E) Çok yönlü bir kişilik özelliğinin olması


    5. Biyografi, işlediği konu gereği yazının somut yaşama en yakın dalı olmasına karşın, Avusturyalı yazar Stefan Zvveg'in biyografilerinde yer ve zamana ilişkin veriler yok denecek kadar azdır. Onun biyografileri kurmacanın egemen olduğu anlatılardır. Zweig'in çizdiği biyografik yaşamda anlatılanlar dizinsel bir art ardalık içinde yaşanmış somut olaylar değildir. Kahramanlarının doğum ve ölüm tarihleri bile yoktur biyografilerinde. Anlatılan fizyolojik yapısı ve iç yaşantısıyla bütün bir insandır. Ayrıntıya girmez. Daha çok bireyin iç dünyasını ele alır.

    Bu parçanın konusu, aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Biyografi türünde kurmacanın yeri

    B) Stefan Zvveg'in biyografilerinin özelliği

    C) Ayrıntıları seçmenin ve yerinde kullanmanın okur üzerindeki etkisi

    D) Yaşam öykülerinin edebiyat tarihindeki önemi

    E) Yer ve zaman öğelerinin yaşam öykülerinde kullanılma tekniği


    6. Yüzlerce hikâye, roman, senaryo ve tiyatro yazdım. Kalemimden başka geçim imkânım yok. Ama kalemimi hiç mi hiç daha iyi geçim için araç olarak kullanmadım, satmadım. Sanat çabalarım yeniyi, doğruyu, ileriyi bulmak, kendimi aşmak içindir. Halka dönük, halktan yana bir yazarım.

    Böyle diyen bir sanatçı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) Daha iyiye daha güzele ulaşabilmek için çaba gösteriyor.

    B) "Sanat toplum içindir." düşüncesini benimsemiş bir edebiyat adamıdır.

    C) Edebiyatın değişik türlerinde eserler vermiştir.

    D) Yaşamını yazarlık yaparak sürdüren bir insandır.

    E) Yazılarında üslup ve şekil sorunlarından çok konuyu öne çıkarır.


    7. Şiirin bilimin karşıtı olduğu düşüncesi, çağımızın yanılgılarından biridir. Oysa, ta Samanlık dönemlerinden başlayarak şiir tarihinde şiirle bilimin kesiştiğini görüyoruz. Hele Rönesans şairleri kendi alanlarında birçok bilimsel buluşlara imza atmıştır. Bilimle şiirin düşman olmadığını, dahası bu iki ucun birbiriyle kesişmesinin zorunluluk olduğunu söylediklerinde bu görüş, fazla yandaş bulmamıştı. Ama genel kanı ne olursa olsun bugün de şiirle bilimi kişiliğinde birleştirmiş pek çok sanatçı var. Bunların en seçkinlerinden biri de Çek şairi Miroslav Halub'dur.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Bilimle şiir, birbirinden ayrı düşünülmemelidir.

    B) Şiirle bilimin ilgili olduğu düşüncesi, fazla taraftar bulamamıştır.

    C) Şiir sanatı bilgiden çok, duyguya yaslanır.

    D) Şairler, hiçbir zaman kendilerini bilimden soyutlamamışlardır.

    E) Şiirle bilimin bağdaşmazlığını savunmak, günümüzün yanılgılarından biridir.


    8. (I) Sanatçı, öykülerinde diline ve söylemine ayrı bir özen gösteriyor. (II) Sözcük seçiminde titiz davranıyor. (III) Öykülerinin bazıları yakın çevre yaşantılarına ya da yaşanabilirliği mümkün kurmacalara dayanıyor. (IV) Cümleleri yapıları bakımından oldukça sağlam. (V) Bazı öykülerinde betimlemeler şiir tadına ulaşıyor.

    Yukarıdaki numaralandırılmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.


    9. Şiirle düzyazıyı birbirinden ayrı tutmak gerekir kanısındayım. Şiirdeki yazma uğraşı ile düzyazıdaki yazma uğraşı farklı nitelikler içeriyor. Ancak her iki türü de kendi alanları içinde yalınlaştırarak ele almak hoşuma gidiyor. Şiir anlayışım da arındırmaktan yana, öykü anlayışım da. Arındırma, yoğunlaştırmayı getiriyor. Yoğunlaştırma, sözcüklerin kendi başlarına söyleyebilecekleri en çok sözü üstlenebil-melerini, böylelikle açılmalarını gerçek öze yaklaşmalarını sağlıyor.

    Böyle söyleyen bir sanatçının şiir ve düzyazıda gerçekleştirmek istediği aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Şiirin düzyazıdan uzaklaştırılması

    B) Olayla ilgili ayrıntıların saptanması ve ustaca kullanılması

    C) Sözcük seçimine ve cümle kuruluşlarına özen gösterilmesi

    D) Dil ve anlatımdaki gereksiz ayrıntıların atılması ve anlam derinliğinin sağlanması

    E) Anlam kapalılığının ve okurun yorum gücünün öne çıkarılması


    10. Ben, diye açıklar Esendal: "İnsanlara yaşamak için kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanırım. İnsanları yoğrulmuş mutfak paçavrasına çeviren ve ye'se düşüren yazılardan hoşlanmam. Zaten tam bir refah içinde, huzur içinde yaşamıyoruz. Bir de karanlık, kötü şeylerden bahsederlerse bize, onları okursak... İnsanları havana koyup ezmeye benzer bu. Halbuki insanların içinde bir umut olmalı. Yaşama umudu, neşe vermeli insana okudukları."

    Bu parçada Esendal'ın asıl anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Öyküler, romanlar, şiirler insanları yaşama bağlamalı; onlara yaşama sevinci aşılayabilmelidir.

    B) Yoksulluklar, yoksunluklar içinde yüzen insanlar pamuk ipliğiyle bağlıdır yaşama.

    C) Umut, insanı yaşama bağlayan ve ona yaşama gücü aşılayan bir kuvvettir.

    D) Sanatçılar, yaşamla ilgili acı gerçekleri olduğu gibi yansıtmamalı; onları düş gücüyle değiştirerek sunmalıdır.

    E) Sanatçı, yaşama ayna tutmalı; aynaya yansıyan görüntüleri de yapıtlarına yansıtmalıdır.

    11. Çevirmenliğin önkoşulu bir yabancı dili iyi bilmektir. Özellikle bilimsel çevirilerde önemli olan anlamın doğru olarak yansıtılmasıdır. Ancak edebiyat metinlerinin çevirilerinde anlamın doğru olarak yansıtılmasının ötesinde çevirmenin dilinin sıradan olmaması, duygu ve düşüncelerini yansıtırken sözcükleri ustaca seçmesi, imge gücünden yararlanması gerekiyor...

    Bu parça, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle sürdürülebilir?

    A) Bu nedenle edebiyat çevirmeninde bir yabancı dili iyi bilmenin boyutlarını aşan özellikler bulunması gerekiyor.

    B) 0 açıdan edebiyat çevirmenin her şeyden önce mesajı doğru olarak yansıtması gerekiyor.

    C) Bunun için çevirmen, kitabın asıl yazarının önüne geçiyor.

    D) Yabancı dili iyi bilmeyen bir çevirmenin edebiyat çevirmenliği yapmaması gerekiyor.

    E) Böylece edebiyat çevirmeni, olanı aktararak yapıtın aslına sadık kalıyor.


    12. Bir öyküde her şeyden önce yazarın söyleyeceği önemli bir söz olmalıdır, işte söylenecek olan bu önemli ve gerekli söz, bence öykünün temelidir. Kurgu ve yapı, söylenecek sözden ve konudan sonra gelir. Yazar, konuyu, söylenecek sözü, en güzel, en iyi biçimde anlatmalı; okurun gözünde, zihninde açık ve seçik olarak belirtebilmelidir.

    Bu parçada öyküyle ilgili olarak anlatılmak isteneni açıklayan yargı, aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Okura ulaştıracağı önemli bir mesaj (ileti) olmalıdır.

    B) Kurgusunun sağlam olmasına özen gösterilmelidir.

    C) Olay örgüsü gerçeğe yaslanmalıdır.

    D) Özentisiz ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır.

    E) Olayla ilgili ayrıntılar, ustaca seçilmelidir.


    13. (I) Sanatın yararı, çoğu kimsenin sandığı gibi doğrudan doğruya sağlanabilecek nesnel bir yarar değildir. (II) Sunmaya yeltenirse sanat niteliğinden uzaklaşır. (III) Doğruluğun ve güzelliğin her türlü çirkinliğin yerine geçmesini sanat tek başına sağlayamaz kuşkusuz. (IV) Sanatın dışında başka güçleri ve etkinlikleri de gerektirir bu. (V) Ama sanat olmayınca da bu güzel umudu gerçekleştirecek duyarlıkta kafalar, yürekler de oluşmaz.

    Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "Bir roman, bir şiir, bir öykü hiçbir zaman mutlu bir yaşamın hemen uygulamaya konacak reçetesini sunamaz." cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bozulmaz?

    A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.


    14. ' İkinci Yeni'nin getirdiği kuramlar, sanatçıları fildişi kuleye çekiyordu. Bu doğru; ama uygulama böyle gelişmedi. Görüldü ki bu şairlerde uygulamada, yani şiir yazmada yaşamla sımsıkı bağlar içindeler. Toplumsal olayları izliyorlar, onları yansıtıyorlar. Ben çağdaş Türk şiirinde en kötü yanın kuramlar olduğuna inanıyorum. Bir yandan yanlış kuramlar, öte yandan güzel şiirler. Hep böyle oldu. Toplumsal sorunlara en uzak görünen şairlerde bile bu konuya öyle sıcak bakanlar bulursunuz ki, sonunda siz de şaşıp kalırsınız.

    Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    A) Şiir toplumsallıktan soyutlanamaz.

    B) Teori ile pratik çoğu zaman uyuşmaz.

    C) Şiiri toplumsal değişimler değil, kuramlar belirler.

    D) Şair, çoğu zaman şiir gücünü yaşamdan alır.

    E) Şiir kuramları her zaman şiiri egemenliği altına alamaz.

    15. Bu konuşmasında "Ben isterdim ki, şiirlerim halkımızın bir türküsü gibi ezgili bir şekilde okunabilsin." diyen Enver Gökçe; şiirlerinde halk dilindekine benzer yalın, sade ve etkili bir anlatıma ulaşabilmişti. Sözcükleri, tıpkı yüzyıllardan gelen türkülerdeki gibi titiz ve ustalıkla kullanabilmiş; günceli, geleneksel söyleyişten yararlanarak verirken evrensel değerlere de açılabilmişti.

    Bu parçada tanıtılan sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Şiirde ölçü ve uyağı öne çıkardığına

    B) Sözcükleri ustaca kullanabildiğine

    C) Şiirlerinde günceli yansıttığına

    D) Yalın ve sade bir anlatımının olduğuna

    E) Geleneksel edebiyatımızın ezgili söyleyişini benimsediğine


    16. İstanbul’da yeni doğanlar için yeni bir İstanbul doğuyor. İstanbul yalnızca köşkleri, koruları, tarihiyle değil; yaşam biçimiyle, insanıyla ve diliyle de ölüyor. Kentin bu değerleri bir ışık hızıyla yitik bir geçmişe gömülüyor. Bir ömre değer güzellikler, bir bir yok oluyor.turkeyarena.net

    Aşağıdaki cümlelerden hangisi bu parçanın giriş cümlesi olmaya en uygundur?

    A) İstanbul'un doyumsuz güzelliklerinin yok olmasına seyirci kalamayız.

    B) İstanbul, İstanbullu olmuş olanlar için artık ölüyor.

    C) İstanbul, sadece İstanbullunun değil, hepimizindir.

    D) Bence İstanbul'un geçmişi değil, geleceği önemlidir.

    E) Doğası ve tarihiyle İstanbul, bir dünya kentidir.


    17. (I) Sanatçı, hiçbir zaman: "Bana ne okurdan!" diyemez. (II) Çünkü sanatçıyla okur arasındaki kopmuşluk, olsa olsa büyük bir kısırlığa götürür sanat ortamını. (III) Okuyucu ile sanat eseri arasında kurulacak olan köprü, daha yüksek düzeydeki sanat eserlerine olanaklar hazırlayacaktır. (IV) Bilinçli, ne okuduğunu bilen bir okuyucu, sanat eserleri karşısında niteliksiz okuyucu gibi peşin yargılı değildir. (V) Bu yüzden sanatçıyla okur arasında kurulacak sağlıklı bir iletişim, sanat-edebiyat ortamının geleceği için son derece önemlidir.

    Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.


    18. Sanatçının tutarlı ve sağlam bir sanat görüşü vardır. Her an esen yenilik rüzgârlarından sarsılmamıştır. Şiirlerinde ilk dizeden, son dizeye kadar aynı ustalık düzeyini sürdürmüştür. Çok küçük biçim denemeleriyle yetinmiştir. Bunu da bir rötuş olarak düşünebiliriz. Çünkü o...

    Düşüncenin akışına göre, bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?


    A) akımların geçiciliğine, biçimlerin göz boyacılığına kapılmamıştır.

    B) şiire duyarlığın nasıl katıldığını kanıtlamıştır.

    C) yenilik ve değişim rüzgârlarından yelkenini şişirmeyi bilmiştir.

    D) dilimizin tadını ve olanaklarını duyurmasını bilmiştir.

    E) başkasından etkilenmeyen ve bu ölçüde başkasını etkilemeyen bir sanatçı olmayı bilmiştir.


    19. Sanat yapıtını değerlendirmek için, sanat yapıtının yaratıldığı çağa yolculuktan yana değilim. Aksine bu yapıtları günümüze taşımaktan yanayım. Bence doğru ve gerçekçi olan yöntem budur. Çünkü sanat yapıtında yaşayan ve devam eden biçimsel, teknik ve estetik öğeler en azından bugünün normlarıyla büyük ölçüde çelişmeyen öğelerdir. Ayrıca geçmi*şin sanat yapıtlarını alımlamanın (okuma, görme, duyma) yapıldığı ortama taşımak yorumlamaya atılan ilk adım sayılır.

    Bu sözler, aşağıdaki sorulardan hangisinin karşılığı olabilir?

    A) Bir sanat yapıtının değerlendirilmesinde ölçüt ne olmalıdır?

    B) Sanat tarihçisinin görevi nedir?

    C) Yapıtın değerlendirilmesinde estetik ön planda mı tutulmalıdır?

    D) Geçmişin değer yargılarıyla hareket etmek, sanat tarihçisini yanıltır mı?

    E) Eski eserler, günümüzde nasıl ve hangi yöntemle değerlendirilmelidir?

    20. Bir hikayeci için geniş yığınların arasına katılmak, ülkeyi bir başından öbürüne gezip tozmak, insanlarla içli dışlı olmak yeterli değildir. Bütün bunların dışında hikayeci derlediği gerekli hammaddeyi kendine özgü bir gerçekçilik anlayışıyla yeni baştan yoğurmasını; onu yeniden biçimlendirmesini de bilmelidir.

    Bu parçada hikayeciyle ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) İyi bir gözlemci olması

    B) Biçim ve içerik dengesini ustaca oluşturabilmesi

    C) Gerçek yaşamı gözlemlerinden yola çıkarak kendine has bir yöntemle kurmacaya dönüştürebilmesi

    D) Toplumsal gerçekçi bir çizgi izlemesi

    E) Çevresindeki insanlardan kopuk yaşamaması


    Cevap Anahtarı: 1)B 2)C 3)D 4)C 5)B 6)E 7)C 8)C 9)D 10)A 11)A 12)A 13)A 14)C 15)A 16)B 17)D 18)A 19)A 20)C
     



Sayfayı Paylaş