Paragraf Bilgisi Test Soruları ve Cevapları

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 26 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Paragraf Bilgisi Test Soruları ve Cevapları
    1. Edebiyat; hava gibi, su gibi, güneş gibi, top­rak gibi vazgeçilmezdi. Onunla yatılıp onunla kalkılıyordu ve yaratıcı gücünün sonsuzluğu­na, edebiyatın insanı insan yapma büyüsüne İnanılıyordu. Toplumun yozlaşmaya ve her şeyin parayla ölçüldüğü, bilgi ve kültüre du­yulan saygının, kredi kartlarına, görselliğe yönelmeye başladığı yıllarda, edebiyat "Bir işlevi yok." düşüncesiyle gazetelerden ko­vuldu. Edebiyat kovulunca da gazeteler çirkinleşti, gazetelerle birlikte dil de espri de düşünce de sığlaşıp yüceliğini yitirdi.

    Bu parçaya dayanılarak, edebiyatla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine varıla­maz?

    A) Ticari bir getirişi olmadığı gerekçesiyle gazetelerden uzaklaştırıldığına
    B) Bir zamanlar yaşamın her alanında varlı­ğını hissettirdiğine
    C) Kendini yenileyemediği İçin ilgi görmedi­ğine
    D) İkinci plana itildiği için, dil, düşünce ve espri kalitesinin düştüğüne
    E) Ticari zihniyetin egemen olmaya başla­masıyla etkisini yitirdiğine


    2. Türkçe benim biricik vatanım, memleketim, evim. Nereye gitsem, onu da beraberimde götürürüm. Ben Türkçeye tutkunum. Uzun yıllar Fransızca öğretmenliği yaptım. Fransızcayı da çok rahat konuşurum. Biraz İngilizce okudum, derken dört yıl İtalyanca kurslarına gittim, İtalyanca öğrendim. Bir parçacık da Almancaya el attım. Ama benim için Türkçenin yeri başka. Her insan kendi dilini se­ver; ama bence Türkçe dünya dillerinin en güzellerinden biri.

    Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyle­yen yazara ait bir özellik değildir?

    A) Yabancı dil öğrenmeye yatkın olma
    B) Anadil bilincine sahip olma
    C) Türkçeyi diğer dillerden üstün tutma
    D) Anadilini hayatının vazgeçilmezlerinden sayma
    E) Yabancı dilleri çok etkili kullanma

    3. Gülhane Hayvanat Bahçesi'ne herkes gibi ilk olarak ailece gitmiştik. Zürafayı ve maymun­ları çok iyi hatırlıyorum. Alay Köşkü'nü uzun uzun incelemiş ve sonra parkın serinliğine kendimi bırakmıştım. Ama bu geziden bir türlü mutlu olamamıştım. Pislik içindeki kü­çük kafeslerinde sinir hastası olmuş aslanlar, maymunlar, domuzlar ve kediler görmekten içim daralmıştı. Her yer dışkı kokuyor ve her yer kaybedilen özgürlüğün ağıtını söylüyor­du.

    Bu parçada dile getirilmek istenen duygu ya da davranış aşağıdakilerden hangisi­dir?

    A) Pişmanlık
    B) Şaşırma
    C) Düş kırıklığına uğrama
    D) Umursamama
    E) Utanç duyma

    4. (I) Resimde ele alınan konu çok çeşitli olabi­lir. (II) Sanatçı doğayı, sosyal, dini ya da ide­olojik bir temayı, bilineni ya da bilinmeyeni ele alıp tuvaline taşıyabilir. (Ill) Zaten böyle bir özgürlüğe sahip değilse üretmiş olduğu eserin, sanat değeri taşıyıp taşımadığı tartı­şılır. (IV) Önemli olan sanatçının eserinde kendini anlatabilmesi, izleyenin eserde sa­natçıyı görebilmesidir. (V) Bu nedenle konu, resmin temel öğelerinden biri değildir; sade­ce sanatçının iç dünyasını yüzeye aktarabil­mesinde bir aracıdır.

    Bu parçada anlatılmak isteneni içeren en genel yargı numaralanmış cümlelerden hangisidir?

    A)l. B) II. 0) III. D) IV. E) V.

    5. Benim hiçbir öykümde önceden belirlenmiş bir iskelet olmadı. Roman üzerinde istediğim zaman çalışabilmeme karşın, öykünün "eşref saati"ni beklemem gerekirdi hep. Masanın başına oturup "Biraz öykü çalışayım." diye­medim hiç. Buna kalkıştığımda ise altını im­zalamayacağım çok kötü şeyler yazdığımı gördüm. ........
    Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    A) Roman, öykü gibi yazma süreci içinde oluşmuyor.
    B) Roman, yazarın duygu dünyasını hiçbir zaman öykü kadar yansıtamaz.
    C) Öykünün iletisi, romanınki gibi baştan belli değildir.
    D) Öyküyle romanın yazılma sürecindeki asıl fark bu bence.
    E) Öyküde olay ve kişi sayısı sınırlıdır, ro­mana göre daha azdır.

    6.Türkiye, bazı tarihi nedenlerle uygarlık yarışı­na geç girmiş, büyük kültürel kopukluklar yaşamış bir ülke. Bu gecikmenin sancıları da çok uzun sürmüştür. Türk şair ve yazarları, bu büyük kopukluğun derin acılarını, izlerini yaşıyor hâlâ. Bugün Türk edebiyatında had­dinden fazla bireycilik ve son derece köksüz bir toplumculuk var. Sanki uzayda yaşıyor şair ve yazarlarımız. Halbuki bireycilik de toplumculuk gibi kültürel kökleri olması ge­reken bir olgudur.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Türkiye'nin yaşadığı kültürel kopuklukla­rın, sanat ve edebiyata yansıtamadığına
    B) Türkiye'de tarihi nedenlerle toplumculuk olgusunun pek gelişmediğine
    C) Türkiye'de kültürel kökleri olmayan bir bireycilik anlayışının gelişmiş olduğuna
    D) Şair ve yazarlarımızın, kimi gerçeklere yabancı kaldığına
    E) Türkiye'nin uygarlık yarışına geç başla­mış bir ülke olduğuna

    7.Bunlar gençlerin pek hoşuna gitmediyse, oturup biraz düşünmelerinde büyük yarar var. Tabii, eğer öykü yazmak, Türk öykücü­lüğüne katkıda bulunmak istiyorlarsa... Gü­nümüzün öykücüleri arasında bu eleştirilerin dışında tutulması gereken, birikimli, yetkin, ilerde çok daha özgün öyküler yazacak olanlar da var; ama genele baktığımızda du­rum pek iç açıcı değil.

    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

    A) Eleştirmenler niçin pek sevilmiyor?
    B) Öykücülüğümüzün geleceğini nasıl gö­rüyorsunuz?
    C) Şiir gibi, öykü de ölüyor mu?
    D) Genç öykücülere dönük bu eleştirileriniz biraz sert değil mi?
    E) Sizce genç öykücüler ürünlerini kalıcı kılmak için nelere dikkat etmelidir?


    8. Ne zaman bir roman yazsam birileri, en çok da annem, "Şöyle bir aşk romanı yazsana!" derdi. Hep günün birinde ana teması aşk olan bir roman yazmayı düşünmüştüm. "Za­manın Manzarası" öyle çıktı ortaya. Ama bi­zim gibi yazarlar, insanın yazgısını merak eden, o tür konularla akrabalık kurmuş ya­zarlar, aşkı da yazsalar, yanına başka bir sü­rü konu koyuyorlar.

    Bu parçadan, aşağıdaki yargıların hangi­sine ulaşılabilir?

    A) Romanlar genellikle okurun beklentileri­ne göre biçimlenir.
    B) Sıradan okurlar, aşk romanlarından da­ha çok hoşlanırlar.
    C) Sadece aşk temasını işlemek güçlü ro­mancılara özgüdür.
    D) Romancının asıl görevi insanın kaderini araştırmaktır.
    E) Romanı tek bir konu üzerine kurmak ya­zarın elinde değildir.


    9.Bazı kökler vardır ki insanlık tarihiyle ilgilidir. Düşünce tarihiyle, ülkelerin kimliğiyle, kültü­rüyle, insanın var oluşuyla ilgilidir. Has şiirin kökleri de böyledir. Böyle değilse zaten o şiir yaşama veda eder. Şair, insanlığın bütünü içinde yer aldığı hissine sahip değilse, bu duyguyla yazmıyorsa, bana göre boşlukta­dır; bir yer edinemez edebiyatta.

    Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi çıka­rılamaz?

    A) İnsanlık durumuyla ilgili olmayan şiirin yaşama şansı yoktur.
    B) Bir şairin edebiyattaki yeri ve değeri ne­rede durduğuna bağlıdır.
    C) Şiirin kökleri, öteki sanatlardan daha es­kiye uzanır.
    D) insanlığın bütününe ait bir duygudan yoksun bir şair kalıcı olamaz.
    E) İyi şiir, insanlığın kültürel birikiminden iz­ler taşır.


    10.Ben çok küçükken, yani çocukların itfaiyeci ya da pilot olmak istedikleri dönemde, büyü­yünce bir şey icat etmek, ya da bir şey keş­fetmek isterdim. Bu nedenle de idealim, bir makine icat edebilmek için makine mühen­disi ya da bir ilaç keşfedebilmek için biyolog falan olmaktı. Sanıyorum, bu isteğimin arka planında, insanlığa hizmet ederek tarihe geçmek arzusu vardı. Bunu, biraz bilinçle­nince daha iyi anladım.

    Bu paragrafta kendinden söz eden kişi için aşağıdaki niteliklerden hangisi en uy­gun düşer?

    A) Düş kırıklığına uğrayan
    B) Bilgi edinmekle övünen
    C) Bilme önemli hizmetleri olan
    D) Güçlü bir belleğe sahip olan
    E) Mesleğinde ünlü biri olmayı düşleyen


    11.Yazılarımdaki şiirsellik; sıcaklık kendime kar­şı dürüst olmaya çalışmamdan kaynaklanı­yor. Kendimi aldatırsam okurlarımı da aldat­mış olurum. Okurlarım bana inanıyor, ben de inandığım şeyleri yazıyorum. Modaya uy­mak, tribünlere oynamak, herkesin hoşlana­cağı şeyler yazmak gibi kaygılarım yok.

    Böyle konuşan bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

    A) Bilgi birikimiyle övünen
    B) Kendine ait değer ölçüleri olan
    C) Kendini sürekli yenilemek isteyen
    D) Gerçekleştirmek istediği düşleri olan
    E) Okurlarının beğenisine güvenen


    12. (I) O yıllarda bazı gençler bireyci edebiyatın peşindeydi ve orada var olmanın olanaklarını arıyorlardı. (II) Bireyin içinde bulunduğu du­rumu Batı edebiyatlarına öykündüklerini sez­diren bir tavırla anlatıyorlardı. (III) Kendileri ortada yoktu, kişilikleri çok sonra bizim insa­nımıza döndüklerinde, bizim insanımızın so­runlarını kurcaladıklarında gelişecekti. (IV) Bireyci edebiyatla toplumcu edebiyatın akı­şına katılan gençler, birbirlerine karşı düş­manca bir tutum içindeydiler. (V) Yersiz bir şekilde gizli gizli birbirlerini eleştiriyorlardı. (VI) Böyle olmakla birlikte aynı kahvelere, ay­nı meyhanelere gidiyorlardı; dosttular, arka­daştılar.

    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başla­ması uygun olur?

    A) II. B) III. C)IV. D)V. E) VI.


    13. Ben zaten yazma isteği olan bir çocuktum. Sürekli yazıyordum. Üniversiteye gelince, Sait Faik'i tanıyınca çok sevdim. Bana yaz­ma isteği, yazma coşkusu verdi. Öykülerini ezbere bilirdim neredeyse. Öykülerimde et­kisi, izleri vardır elbette; dünyalarımızın çok ayrı olmasına rağmen...

    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

    A) Sait Faik'in öykücülüğünü nasıl değer­lendiriyorsunuz?
    B) Öykülerinizde Sait Faik'in etkisi, izleri var mı?
    C) Sait Faik'i ne zamandan beri tanıyorsu­nuz?
    D) Okuma alışkanlığını çocuk yaşta mı edindiniz?
    E) Okur, olay öyküsünü daha mı çok sevi­yor?


    14. Kendimi çok az döküp saçıyorum. Normal, gündelik bir hayat sürdürüyorum; bu da ba­na yetiyor. Barlarda tartışmak, günde elli ki­şiyle görüşüp konuşmak bana göre değil. Sürekli olarak okuyup yazıyorum. Çok titiz, çok korunaklı yaşıyorum. Alışık olmadığım insanlarla görüşmek beni rahatsız ediyor. Hayran ilişkisi bumerang gibidir; her an nef­rete dönüşebilir; budar, ehlileştirir insanı.

    Böyle konuşan bir kişi için aşağıdakiler-den hangisi söylenemez?

    A) İlişkilerinde çok seçici davranır.
    B) Elindekilerle yetinip mutlu olur.
    C) Sürekli olarak kendini denetim altında tutar.
    D) Sevenleri için bile kişiliğinden ödün ver­mez.
    E) Herkesi kendisi gibi düşünmeye zorlar.


    15. Düş, doğanın veya yaşamın değil, bütünüyle insan beyninin yarattığı en harika eserlerden biridir. Tutarlı tutarsız davranışlarla, evrende rastlanmayan konularla, akılları durduran gö­rüntü ve serüvenlerle bezenmiştir. Zihinde oluşan bir dünyadır ve dokunamaz, avucunuza alamazsınız. Bu hakiki düşün yanında uyanık gözle ve kafayla görülenler, düşle­nenler de var. Katı gerçeklerin ve koşulların sıkboğaz ettiği günlerde sığındığımız, dört elle sarıldığımız renkli, bizleri rahatlatan, avutan, uyuşturan düşler yararlı ve güzeldir.

    Bu parçada, düşle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemistir?

    A) Zihnin en güzel ürünlerinden biri olması­na
    B) İnsanın zor zamanlardaki sığınağı olma­sına
    C) İnsanı oyalayan bir nitelik taşımasına
    D) Anlamının kişiden kişiye değişmesine
    E) Doğaüstü konularla süslenmesine


    16. Yazar için günlük tutmak, bir bakıma yaşam­la yazılı ilişki kurmaktır. Varlığını kanıtlayacak olayları, olguları, durumları bir araya topla­mak, bir yaşantı evreninin temelini atmaktır. Yazarlar, düşüncelerinin gürültülü devinimleriyle ağırlaşan beyinlerine soluk aldırmak, bu arada biriken üretimlerini boşaltarak bilgelik özlemlerini de gidermek amacıyla günlükleri­ne sokulurlar. Bir de şiir, öykü, roman üstü­ne çalışırken karşılaştıkları zorlukları, yapıtla­rını oluştururken geçirdikleri evreleri, duy­dukları estetik kaygıları dile getiren bir "iş takvimleri" vardır. Bunları da buluruz günlük­lerde.

    Bu parçaya dayanılarak, günlükle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine varıla­maz?

    A) İç dökmek, rahatlamak için yazıldığına
    B) Yazarların özlemlerini yansıttığına
    C) Yazma alışkanlığı kazandırdığına
    D) İnsanın var oluşuna, yaşadığına tanıklık ettiğine
    E) Sanatsal üretim süreciyle ilgili ipuçları verdiğine


    17. Turgut Uyar, ölçülü ve uyaklı ilk dönem şiir­lerinde daha çok kişisel yaşantısı üzerinde durdu. Aşk, ayrılık, ölüm temalarını işlediği bu şiirlerinde Garip akımının izleri görülür. Daha sonra yoğun imgelerin ve simgeci bir söyleyişin etkili olduğu şiirleriyle İkinci Yeni'nin başlıca şairlerinden biri oldu. Sanatını, halk şiirinin deyişleri ve Divan şiirinin biçim­lerinden yararlanarak geliştirdi. Büyük kent yaşamını bütün karmaşıklığı ve sarsıntılarıyla içeren bir şiir oluşturdu. Lirik şiirin gelenek­sel sınırlarını zorladı. Şiirle düzyazı arasında­ki ayrımı ortadan kaldırdı; şiirlerindeki zengin doku giderek yalınlaştı.

    Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Bir dönem Garip şiirinden etkilendiğine
    B) Yaptıklarıyla başkalarına örnek olduğu­na
    C) Şehir yaşamının karmaşasını şiirlerine yansıttığına
    D) Sanatını geliştirirken Türk şiir geleneğin­den yararlandığına
    E) Şiirlerini düzyazı havası taşıyan bir dille yazdığına
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    18. Öykülerimdeki insanlar yürümeli, el sıkışmalı, kavgayı göze alabilmeli, yargılamalı, isyan etmeli; ama yaşamın sihirli güzelliğinden gözlerini ayırmadan yeni sevgiler ve dostluk­lar da edinmeli. Kendi özeleştirisini yapabil­meli, dünyaya açık olmalı ve bütün bunları okurlarım iliklerinde hissetmeli. Yaşamdan öykülerime, öykülerimden yaşama koşmalı; varlıklarına yeni güzellikler taşımalı. Yaşamın her ayrıntısıyla bütünleşmeli, yaşamın sanat ve edebiyatla yoğrulan birer temsilcisi olmalı ve insanlığa mesaj verebilmeli.

    Bu parçada yazar, öykü kişilerinin ve okurlarının hangi özelliği üzerinde durma­mıştır?

    A) Gerektiğinde risk alabilecekleri
    B) Söyleyecek sözlerinin olduğu
    C) Kendilerini sorgulamaktan çekinmedik­leri
    D) Yaşamla ve edebiyatla iç içe oldukları
    E) Önyargılı olmaktan kaçındıkları


    19. Binlerce yıldır önemli bir ticaret ve yönetim merkezi olan başkent, nedense turistik bir gezi için gelmez aklımıza. Oysa Cumhuriyet tarihinin önemli eserleri, camileri, kale için­deki tarihi evleri, eğlence için ünlü caddeleri, birbirinden popüler restoranları, parkları ve alışveriş merkezleriyle hiç de turistik açıdan hayal kırıklığı yaratacak bir şehir değil. Ayrı­ca çevresindeki ören yerleri Hattuşaş, Yazılı-kaya, Alacahöyük ve Gordion'la da oldukça turist çekiyor. Şehre yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Beypazarı ise son zamanlarda yaptığı atakla gezginlerin yeni duraklarından biri olmaya aday.turkeyarena.net

    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağı­dakilerden hangisidir?

    A) Son yıllarda en fazla turist çeken illeri­mizden biri de Ankara'dır.
    B) Ankara sadece siyasetin ve diplomasi­nin merkezi değil, zengin kültüre sahip bir kenttir de.
    C) Ankara çevresindeki ören yerleri saye­sinde çok sayıda turistin ilgi odağıdır.
    D) Siyasetin ve yönetimin merkezi olan An­kara turistik açıdan da çok zengin bir ili­mizdir.
    E) Ankara Cumhuriyet tarihinin şaşırtıcı ter-kipleriyle dolu zengin bir yönetim mer­kezidir.


    20. "Satılmıyor" gerekçesiyle şiir dizisini yayın­dan kaldıran büyük yayınevlerine her gün yenileri ekleniyor. Sayısız şiir dergisinin çıktı­ğı, antolojilerin, yıllıkların peş peşe sökün et­tiği bir dönemde üstelik. "Bir antoloji yüz şiir kitabına bedeldir." deniyor adeta. Tadımlık olan doyumluk olanın yerine geçer oldu. Ancak, şiir kitaplarının yeterince satmıyor oluşu sadece şimdiye özgü bir durum değil. Has şiir, her zaman az satılmadı mı? Eskiden de öyleydi; ama medyatik olmak, popüler ol­mak bugün olduğu kadar prim yapmıyordu, göz boyamıyordu.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Yeni şiir kitaplarında okurun, aradığı tadı bulamadığına
    B) Yayıncıların ticari kaygılarla şiir kitabı yayımlamak istemediğine
    C) Antolojilerin, şiir kitaplarına tercih edil­meye başlandığına
    D) İyi şiirin her dönemde alıcısının az oldu­ğuna
    E) Günümüzde medyatik olana daha çok ilgi duyulduğuna


    21. İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti ve söyle­dikleri birbirine karışmaya başladı. Noktayı kaybettiğinde düşünceleri uzayıp gitti, onları bir araya getiremedi. Bir gün ünlem işaretini kaybetti; sevincini, öfkesini, tüm duygularını yitirdi. Bir başka gün soru işaretini kaybetti; soru sormayı unuttu o zaman da. Derken bir gün iki noktayı kaybetti ve kimseye bir açık­lama yapamaz oldu. Yaşamının sonuna gel­diğinde elinde yalnızca tırnak işareti kalmıştı; içinde de başkalarının düşüncesi vardı yal­nızca.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vur­gulanmaktadır?

    A) Bilgi alışverişinde, noktalama işaretleri­nin önemli bir rolü vardır.
    B) Doğru düşünmede noktalama işaretleri­nin payı büyüktür.
    C) Noktalama eksikliği, iletişimi güçleştirir.
    D) Doğru bir anlatım, dilbilgisi kurallarına uymakla mümkündür.
    E) Noktalama yanlışlığı anlam bulanıklığına yol açar.


    22. Tarih boyunca, aşağı yukarı her kültürde se­ramik sanatının, toplumsal kimlikle hayati bir bağı olmuştur. Yunancadan gelen seramik sözcüğü her biçimdeki kil anlamındadır. Bu malzemenin kalitesi sayesinde, müzelerin çoğunda, tarih boyunca sanatçıların kendile­rini toprakla nasıl ifade ettiklerini görebiliriz. Seramik sanatında kullanılan teknikler, tarih öncesi dönemlerden günümüze dek, değiş­meden gelmiştir. Kuşkusuz bu denli köklü bir geleneğe, zengin ifade olanaklarına ve yenilik potansiyeline sahip bir başka el sana­tı daha yoktur.

    Bu parçada seramikle ilgili olarak aşağı­dakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Sanatçılara kendilerini ifade etmede ge­niş olanaklar sunduğuna
    B) Yeniliklere açık, geleneksel bir el sanatı olduğuna
    C) Toplumsal değişmelerden etkilendiğine
    D) Toplumsal yapıyı yansıtıcı nitelik taşıdı­ğına
    E) Kullanılan tekniklerin her dönemde nite­liğini koruduğuna


    23. Klasik roman, kendi içinde dört dörtlük bir dünyadır. Onun bu kendi kendine yeterliliği, entelektüel seviyesi birbirinden farklı kitlelerce okunabilmesine olanak verir. Oysa mo­dern roman, klasik romanın bu kendi başı-nalığını kırar. Oradaki karakterler, olaylar ya da diyaloglar salt kendilerinden kaynaklan­maz. Modem roman, birçok farklı anlatıdan esinlenir ve oralardan alınan parçalarla ken­dini var eder. Modern roman, dış referansla­rını değersiz olmaktan çıkarıp hayati bir öne­me kavuşturur. Okurundan belli bir entelek­tüel yoğunluk ve zihinsel çaba ister; onda bilmece çözme ve oyun oynama isteği uyan­dırır.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Klasik romanla modern roman arasında önemli yapısal farklılıklar olduğu
    B) Klasik romanın kendi içerisinde bir bü­tünlüğe sahip olduğu
    C) Modern romanın kendi dışındaki anlatı­lardan yararlanma yoluna gittiği
    D) Klasik romanların daha kalıcı ve daha kolay okunur olduğu
    E) Modern romanları okumanın belli bir zi­hinsel uğraş gerektirdiği


    24. Bizim evde yazmak, defter tutmak adeta günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıydı. Ba­bam inci gibi bir eski yazı ile Yahya Kemal'in şiirlerini defterine yazardı, sonra da onları bi­ze okurdu. Ağabeyim, kilitli bir hatıra defteri­ne eski Türkçe ile anılarını yazardı. Bense il­kokul beşinci sınıfta, tarih kitabından özetler çıkarır, bunları özene bezene temize çeker ve sınıfta arkadaşlarıma, çalışmaları için ödünç verirdim. Galiba, yazma tutkusu ba­na, ben farkına varmadan, ailem tarafından enjekte edilmişti.

    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

    A) Yazmak size göre yaşamda bir iz bırak­mak mıdır?
    B) Sizde yazma düşüncesi ne zaman oluş­maya başladı?
    C) Başarılı olmanızda yaşadıklarınızı yaz­manızın rolü var mıdır?
    D) Kendi ailenizin romanını yazmayı düşün­dünüz mü?
    E) Anı, geçmiş yaşantıları paylaşma ihtiya­cının bir ürünü müdür?

    25. (I) Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zaman­lara kadar uzanır. (II) Ancak, ilk heykelin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinme­mektedir. (III) Özellikle mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar sanat özellikleri­ni korumuştur. (IV) Dünyanın çeşitli yerlerin­de yapılan kazılarda mermer, ağaç, taş, piş­miş toprak, maden gibi çok çeşitli malzeme­den yapılmış heykel ve heykelciklere rastlan-maktadır.(V) Bunların büyük bir kısmı, çeşitli kavimlerin ilah saydıkları varlıkları tasvir et­mektedir. (VI) Bazı heykellerin de kral ailele­rini, kahramanları ve hayvanları tasvir ettik­leri görülmektedir.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.


    26. Şairler kitapları satılmadığı ya da az satıldı­ğında bugün olduğu kadar gocunmuyor, ya­yınevleri de bunu bugün olduğu kadar şairin başına kakmıyordu. Şiir doğası gereği küçük yayınevlerinde, daha az renkli olduğu İçin az satılan dergilerde hayat buluyordu. Şairler daha mutluydu eskiden, hatta birdenbire çok satılmaya başlayanlar kendilerine kuş­kuyla bakıyorlardı. Has şiirden, iyi şiirden uzak düştükleri, popüler şeyler yazmaya başladıkları vehmine kapılıyorlardı. Bugün öyle değil; ne kadar satarsan o kadar değer­lisin. Şiirin doğasına aykırı olsa da böyle bu.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Yayınevlerinin, şiir kitaplarının az ya da çok satılmasını bugünkünden farklı de­ğerlendirdiğine
    B) Eski şairlerin daha başarılı ve kalıcı şiir­ler yazdığına
    C) Günümüzde çok satmamın bir başarı öl­çütü sayıldığına
    D) Şiirin, küçük yayınevlerinde ve az satılan dergilerde yer almasının şiirin yapısıyla ilgili olduğuna
    E) Eski şairlerin şiirin kalitesi konusunda daha duyarlı olduğuna


    27. (I) Dünyanın birçok büyük kenti hayvanat bahçesi ile ünlüdür. (II) Ama bu hayvanat bahçeleri birer hayvan hapishanesinden başka bir şey değil. (III) Üstelik bu "mah­kumların tek suçu hayvan olmalarıdır. (IV) Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor. (V) Hayvanlar kendi doğal ortamlarında yaşa­malı. (VI) Hayvanları kendi ortamının ev sa­hipliğinde ziyaret etmek ve gözlemlemek en güzeli.

    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başla­ması uygun olur?

    A) II. B) III. C)IV. D)V. E) VI.


    28. İnsan, doğduğu saatten öleceği saate kadar severek, kavga ederek, cephelerde çarpışa­rak, hastalanarak yaşar. Yaşadıkları, o istese de istemese de varlığındaki derin kuyularda birikir. Birikenleri bir sonuca varmak amacıy­la sıraladığında da "yaşam tarihi"nin belirdi­ğini görür. Bu insanlardan biri, yüreğinden yükselen fokurtularla, bu fokurtuları değer­lendiren bir yeteneğin itmesiyle yazarlığa so­yunursa, kuyularında birikenlere ve başkala­rının biriktirdiğine uzanmak durumundadır.

    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağı­dakilerden hangisidir?

    A) İnsan düşüncesi, doğumla ölüm arasın­da değişebilen bir özellik taşır.
    B) Bir sanatçının yapıtlarında anlattığı şey­lerin kaynağı, yaşadıklarından çok, ken­di yaratma gücüdür.
    C) Yaşamın zenginleşmesi, yüzyıllar boyu oluşan kültür birikimiyle gerçekleşir.
    D) Her yazar yaşamdan edinilen bilgi ve bi­rikimle beslenir.
    E) Bir sanatçının başarısı, yaşadığı günlerin hakkını verebilmesine bağlıdır.


    29. Edebiyat eğitimi ta başından beri yanlış yol­da bizde. Yetişme çağındakileri edebiyattan soğutucu, okuma isteklerini kırıcı bir progra­mımız var. Genelde edebiyat dersleri, edebi­yat tarihi biçiminde uygulanıyor. Türkoloji bölümünde yetişen öğretmenler, Divan ede­biyatı dönemine, "aruz"a takılıp takılıyor. Uy­gulama derslerinde, bir türlü Cumhuriyet dö­nemi edebiyatına gelemiyorlar...

    Bu parçanın bütününde vurgulanmak is­tenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Okullardaki edebiyat programlarının tüm dönemleri kapsamadığı
    B) Edebiyat tarihi derslerinin verimsiz ve sı­kıcı geçtiği
    C) Gençlerin ilgisini çekmeyen ezberci bir edebiyat eğitimi verildiği
    D) Edebiyat eğitimi programlarının dar kap­samlı ve çok klasik olduğu
    E) Edebiyat eğitimine gereken önemin ve­rilmediği


    30. Cemal Süreya, benim aşağı yukarı bütün öy­külerimde kendi yaşadıklarımı, kendi serüve­nimi anlattığımı söylüyor. Onun bu sözlerin­de, bir doğrunun üzerine gidilmesinden çok öykülerimin içeriğine yöneltilmiş bir eleştiri var. Bunu da bir kusur gibi göstermek iste­miştir. Oysa Tolstoy, Dostoyevski, Gorki, Steinbeck, Kazancakis ve bizden Sait Faik, Orhan Kemal, Tarık Dursun K., Demir Özlü gibi yazarlar, hem yaşadıklarını, hem de ya­şamın geniş havuzunda toplanan insanlığın ortak birikiminden seçtiklerini koymuşlardır roman ve öykülerine. Şimdi bunlar kusurlu yazarlar mıdır?

    Bu parçada yazar aşağıdakilerden hangi­sine karşı çıkmaktadır?

    A) Roman ve öykünün sadece düş gücüyle oluşturulmasına
    B) Yaşamı olduğu gibi ele alan yazarların hor görülmesine
    C) Eleştirilerde eserden çok, kişiliğin hedef alınmasına
    D) Yaşamını sanatına yansıtan yazarların küçümsenmesine
    E) Edebiyat yapıtlarının içeriklerine göre değerlendirilmesine


    31. 12. yüzyılda, süslenecek metinin içeriğiyle uyumlu minyatürler yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avru­pa'da çok güzel ve görkemli minyatürler ya­pıldı. Bundan sonra minyatür daha çok ma­dalyonların üzerine portre yapmak için kulla­nıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapı­lan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra min­yatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte, dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sa­nat olarak sürdürüldü.turkeyarena.net

    Bu parçada minyatürle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?

    A) Her zaman aynı nesneler üzerine yapıl­madığından
    B) Nitelik değiştirerek varlığını yüzyıllarca sürdürdüğünden
    C) Kendisine duyulan ilginin zamanla azal­dığından
    D) Yapıldığı yüzyılı farklı özellikleriyle yan­sıttığından
    E) Bir dönem, verilen örneklerin çok etkile­yici olduğundan

    32. Ben, toplumsal ve bireysel yaşamlarımızdaki durumları, yaşamın gürültü patırtısını, uğul­tusunu, bulanık ve duru akışlarını atılgan, okuru allak bullak eden, hop oturtup hop kaldırtan bir dille anlatmayı görev edinmiş biriyim. Bu nedenle çevreme baktığımda be­ni izleyebilen ya da yaşamın bereketini öyküleştirmek amacıyla benim kadar didinen bir kimseyi göremiyorum. Bu yüzden bana yakın hiç kimse yoktur bizde; ama dünyada benim yakınlarında olmak istediğim yazarlar çoktur. Bunların en başlarında da Dostoyevski gelir.

    Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyle­yen sanatçıyla ilgili bir özellik değildir?

    A) Dinamik ve çarpıcı bir üslupla yazmayı ilke edinme
    B) Değerinin zamanla anlaşılacağını düşün­me
    C) Başarılı yabancı yazarlara imrenme
    D) Öykülerinde yaşamdan değişik kesitler sunma
    E) Kendi alanındaki yazarların uğraşını kü­çümseme


    33..... Aynı zamanda roman, deneme, şiir ve
    makale de okur. Yabancı ülkelerdeki okur­larla bizim okurlarımız arasında bir benzerlik vardır. "Okuyucu, her şeyi okur." Bütün tür­lerin izleyicisi, seçicisi, yaşatıcısıdır o. Ve özel olarak bir öykü okuru yetiştirilmemiştir. Ayrıca, yetiştirilebilir mi bilmiyorum. Bunu tartışmak gerek.

    Düşüncenin akışına göre bu parçanın ba­şına aşağıdakilerden hangisi getirilmeli­dir?

    A) Öykü okuru, yerli ve yabancı ayrımı yap­maz.
    B) Öykü okuyucusu benim öykülerime ya­bancı değildir.
    C) Bizim okurumuz yalnızca düzyazı me­raklısı değildir.
    D) Bizim okurumuz sadece öykü okuyan bir okur değildir.
    E) Her öykücü kendi okurunu yetiştirir.


    34. Kültür yayıncılığımız, piyasa olmaktan çıkıp sektörleşme gayretleri içinde. O yüzden me­ta olan yayımlanıyor. Satabilecek şairler, ya­yınevi bulmakta zorluk çekmiyorlar. Benim durumum ayrı, ben dik başlı olduğum için cezalandırılıyorum. Benim ayarımda, hatta çok daha aşağılardaki şairlere teklif geliyor. Ama bana Allah'ın bir kulu teklifte bulunmu­yor. Benim bundan yakındığım anlaşılmasın. Son yıllarda üç ülkede kitabım yayımlandı. Gerekirse entelektüel göç yaparım, yine de boyun eğmem.

    Şairin bu sözlerinden, kendisiyle ilgili ola­rak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    A) Yayıncılık politikalarından memnun ol­madığı
    B) Tavır ve davranışlarından ödün vermedi­ği
    C) Kendisine yapılan haksızlıklardan şika­yetçi olmadığı
    D) Şiirle uğraşmayı her şeyin üstünde tut­tuğu
    E) Tutumundan dolayı cezalandırıldığını düşündüğü


    35. Edebiyatımızın daha da gelişmesi için sanat­çılar, işçinin, köylünün yaşamına daha çok katılmalı; oradan edinecekleri zengin izle­nimlerle yeni yapıtlar oluşturmalı. Köy yaşa­mının verilmesinde son yıllarda bir ölçüde başarılı olunmuş; ancak işçi yaşamı henüz yeteri kadar ele alınmamıştır. Genç sanatçı­ların buna yönelmeleri çok yerinde olacaktır. Ancak, bu sorunlara eğilecek sanatçıların estetik titizliklerini artırmaları gerekiyor. Bu noktada açık verenler, ne topluma ne de edebiyata yararlı olabilirler.

    Bu parçanın bütününde aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

    A) Genç sanatçıların toplumsal sorunlara duyarsız kaldıkları
    B) Estetik kaygıdan yoksun eserlerin, kalıcı olamayacağı
    C) Emeği anlatma amacı taşımayan eserle­rin edebi değerinin olmadığı
    D) Sanat değeri tartışılan eserlerin, toplu­ma yarar sağlamayacağı
    E) Edebiyatın, toplumsal sorunları günde­me tutmada önemli bir işlevi olduğu


    Cevaplar: 1)C 2)E 3)C 4)E 5)D 6)A 7)D 8)E 9)C 10)E 11)B 12)C 13) B 14)E 15)D 16)C 17)B 18)E 19)D 20)A 21)C 22)C 23)D 24)B 25)B 26)B 27)C 28)D 29)D 30)D 31)D 32)B 33)D 34)D 35)D
     

Sayfayı Paylaş