Panik Bozukluğun Tedavisi

Konusu 'Psikiyatri' forumundadır ve elif tarafından 25 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. elif Moderator


    Panik Bozukluğun Tedavisi
    Nasıl ki panik bozukluğunun gelişmesinde ve sürmesinde hem biyolojik, hem de psikolojik etkenlerin önemi varsa, tedavisinde de hem biyolojik, hem de psikolojik tedavi yöntemlerinin etkili olduğu gösterilmiştir.

    Uygulanan bu tedavilerin sonuçları kişiye göre değişir. Hastaların çok küçük bir yüzdesi tedaviden yarar görmez, bir kesimi de kısmen yarar görür.

    Ancak hastaların çok büyük bir çoğunluğunda uygulanan tedavinin büyük yararı olur, uygulanan tedavilerin sonunda, hastaların yaklaşık yarısında panik belirtileri hiç kalmaz.

    Biyolojik tedaviler bağlamında en sıklıkla kullanılan ilaçlar anksiyete ilaçlar (alprazolam, klonazepam gibi) ve belirli birtakım antidepresan ilaçlardır. Kullanılan antidepresan ilaçlar arasında seçici serotonin gerialım ketleyicisi antidepresan ilaçlar (essitalopram, fluoksetin, fluvoksamin, paroksetin, sertralin ve sitalopram) ve trisiklik antidepresan ilaçlar (imipramin, klomipramin gibi) vardır.

    Bu ilaçlar antidepresan ilaçlar olarak adlandırılıyorlarsa da, kişide eşzamanlı olarak depresyon olsun ya da olmasın, kişinin kaygısını ve panik ataklarını azaltmada son derecede etkilidirler.

    Panik bozukluğunun psikolojik tedavisinde bilişsel davranışçı tedavinin (BDT) etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi genellikle on-on beş hafta sürer ve aşağıdaki tedavi yaklaşımlarının bir birleşiminden oluşur:

    Eğitim:
    Panik ataklarının ve panik bozukluğunun doğası hakkında bilgilendirme, tedavinin belirli bir aşamasıdır.

    Bilişsel yeniden yapılandırma:
    Bu yöntem, kişinin k ndisine kaygı veren düşüncelerini anlamasını ve ayrımsamasını öğretmeyi ve sözü edilen bu düşünceleriyle ilgili kanıtları araştırmayı kapsar. Bilişsel yeniden yapılandırmanın amacı, kaygılı düşünme örüntülerinin, bütün kanıtları göz önünde bulundurarak, daha gerçekçi, daha akılcı düşüncelerle yer değiştirmesini sağlamaktır. Burada hasta, yalnızca kaygı doğuran düşüncelerinin dayanağı olan kanıtlara odaklanmaktan uzaklaştırılır.

    Korkulan durumlarla karşı karşıya gelme:
    Korkuyla baş etmenin en güçlü yollarından biri, korkulan durumla doğrudan karşı karşıya gelmektir. Araba kullanma, kalabalık ortamlarda bulunma gibi korkulan agorafobik durumlarla karşı karşıya kalma, böylesi durumlarda kalmaktan korkmayla başetmenin çok etkili bir yoludur.

    Korkulan duyumlarla karşılaşma:
    Panik bozukluğu olan kişiler, baş dönmesi, sersemlik duyumu ve soluğun kesilmesi gibi panik duyumlarını yaşamaktan korktukları için, korkulan duyumlar artık korku uyandırmayana dek bunlarla birçok kez karşılaştırılırlar. Sözgelimi, sersemlik duyumu oluşana, baş dönmesi ortaya çıkana dek kişi bir döner sandalyede döndürülür. Buna belirtilerle karşılaştırma yöntemi adı da verilir.

    Soluk alıp verme eğitimi:
    Hızlı soluk alıp verme panik belirtilerini tetikleyebilir. Buna hiperventilasyon adı verilir. Soluk alıp vermenin yavaşlatılması yoluyla, panik atakları sırasında hızlı soluk alıp verme yüzünden daha da kötüleşen belirtilerin azaltılmasına çalışılır.

    Bütün bu anlatılanlardan sonra hangi yöntemin en etkili olduğu sorusu akla gelecektir. İlaçlar mı? Bilişsel davranışçı tedavi mi? Yoksa her ikisinin birarada uygulanması mı?

    Yapılan araştırmalardan yola çıkılarak bu tedavi yaklaşımlarının eşit etkin olduğundan söz edilebilir. Ancak kişiler arası ayrımlar olabilmektedir, diğer bir deyişle kimileri bir yöntemden daha çok yarar görürken, kimileri diğer yöntemden daha çok yarar görebilmektedir. Ancak kimin hangi yöntemden daha çok yarar sağlayacağını önceden kestirmenin geçerli bir yolu bugün için yoktur, bu yöntemler birbiri ardısıra denenerek en etkili yol bulunur,

    Ancak uzun süreli tedavide, hastalığın depreşmesini ve yinelemesini önlemede bilişsel davranışçı tedavinin daha etkin olduğu gözlenmiştir. Şöyle ki, ilaçla iyileşenlerde, ilaç bırakıldıktan sonra hastalık daha çok depreşebilirken, bilişsel davranışçı tedaviyle iyileşenlerde bu depreşme daha düşük oranlarda görülmektedir.

    Davranışçı tedaviyle iyileşen hastaların, hastanın iyileşmesinde kendi çabalarının da olduğunu düşünmesi, depreşmeyi önleyen önemli bir etken olarak görülmektedir.
     



Sayfayı Paylaş