Özgürlük Temasını İşleyen Nazım ve Nesir Örnekleri

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 29 Ekim 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Özgürlük Temasını İşleyen Nazım ve Nesir Örnekleri
    HÜRRİYETE DOĞRU
    gün doğmadan,
    deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
    kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
    içinde bir iş görmenin saadeti,
    gideceksin;
    gideceksin ırıpların çalkantısında.
    balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
    sevineceksin.
    ağları silkeledikçe
    deniz gelecek eline pul pul;
    ruhları sustuğu vakit martıların,
    kayalıklardaki mezarlarında,
    birden,
    bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
    denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
    bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi ?
    gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı ?
    heeeey !
    ne duruyorsun be, at kendini denize;
    geride bekliyenin varmış, aldırma;
    görmüyor musun, her yanda hürriyet;
    yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
    git gidebildiğin yere.

    Orhan Veli Kanık


    HÜRRİYETE ÖVGÜ
    boşuna değil dökülen kan
    hatıran daha aziz çıkacaktır
    bu felaket senelerinden
    asırlardır bu böyledir
    bütün kötülükler geçer
    yaşar iyi ve güzel olan

    sen çalışmanın ve düşünmenin hakkısın
    kanunların, nizamların üstünde
    talihisin insanlığın
    her sevgi hayatla biter
    yalnız senin aşkın kalır
    genç çocuğa babadan

    boşuna değil dökülen kan
    şehirlerde, köylerde çocuklar büyüyecektir
    daha zeki daha çalışkan
    bütün acılar unutulacak
    şarkılar daha yürekten söylenecek

    yıkılan evler köprüler
    daha sağlam kurulacaktır tekrar
    yeniden fabrikalar yükselecek
    tarlalar genişleyecektir

    boşuna değil dökülen kan
    tarihin akışından anlıyorum
    kuvvet zamanla yıkılır
    yalnız senin uğrunda ölür insan
    yarası acımadan.
    Necati Cumalı
    Özgürlükten Vazgeçmek İnsanlıktan Vazgeçmektir!
    Ah La Fontaine! Masalların bizi nasıl da yanılttı. Karga ile alay etmemizi isterken sen, biz tilkiyi sevdik. Ağustosböceği’ne kızmamızı isterken sen, biz karıncayı ezdik. Aslan bölüştürülecek şeyin hepsini kendine aldığında aslan oluverdik birden. Sivrisinek aslanı yere vurduğunda sivrisinektik. Sen bir dersi tatlılaştırmak için başvurmuştun bu yalanlara, biz dersi değil yalanı bal eyledik.

    Sadece yalanı mı, dalkavukluğu, serseriliği ve zulmetmeyi de. Ta ki Rousseau elini kaldırıp, “Sizinle anlaşalım bay La Fontaine! Ben kendi hesabıma sizi okuyacağıma, seveceğime ve masallarınızdan ders alacağıma söz verebilirim. Ancak çocuklara bunları öğretmemi istemeyeceksiniz benden!” diyene kadar. Ta ki Rousseau “Emil yahut Terbiyeye Dair” adlı ciltlenmiş isyanıyla insanın mayasında bulunmayan kötülüğün “eğitim” adı altında ona nasıl musallat edildiğini ilan edene kadar. Ta ki Cenevre Meclisi Rousseau’nun “Emile” ve “Toplum Sözleşmesi” adlı kitaplarının Paris ve Cenevre caddelerinde yakılıp, yazarının tutuklanmasına karar verinceye kadar.

    Ah Rousseau! Hadi büyüdüklerinde isabetli hükümler versinler diye, çocuklara iyilikle adaletin ikiz kardeşler olduğunu öğretip koşturdun onları gürültülerden uzak, “Gelişim adına mutluluklarına kıymayın!” diye uyardın büyükleri. Peki geçerli hukukla gerçek hukuk arasında yaptığın ayrıma ne demeli “Du Contrat social”de! “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur,” ha! Demek özgürlük olmadığında ne mutluluktan söz edilebilir ne de onurdan. Demek özgürlükten vazgeçmek, vazgeçmektir insanlıktan. Demek vicdan adlı derin mahzenden çıkarılır adalet (turkeyarena.com) ve erdem. Demek başkalarına hükmetmek için yetiştirilen bir kimseyi adalet duygusundan ve akıldan mahrum etmek hususunda el ele vermiştir her şey. Demek halk kaderini tayin etme hakkını hiçbir kimseye ve kuruma nihai olarak devredemez. Demek doktorlarımız, matematikçilerimiz, kimyagerlerimiz, astronomlarımız, şairlerimiz, müzisyenlerimiz ve ressamlarımız var bolca; ama artık bir yurttaş yok aramızda. Ah Rousseau! Bu kadarı da fazla!

    Sen zaten ne olduğunu ortaya koymuştun Dijon Akademisi “Bilim ve sanattaki gelişmeler, ahlakî yaşamda bir gelişme sağlamış mıdır?” sorusunu sorduğunda. Yememiş içmemiş “Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev”le çalmıştın akademinin kapısını. “Zihinlerimiz sanat ve bilimler geliştiği oranda bozulmuştur,” diyerek insanı yozlaştırmakla suçlamıştın yaşadığın çağı. Barbar mıydın sen Rousseau! Medeni inceliği, arkasında kıskançlıkları, şüpheleri, korkuları, aldırmazlıkları, nefretleri ve hileleri saklayan “Alçakça bir perde” olarak nitelemiştin bir de. Bununla yetinmemiş, medeniyetin kendi doğurduğu kötülüklere çare bulmak için ümitsiz bir yarış olduğunu, söyleyebilmiştin. Sözüm ona Diderot’yu hapiste ziyarete giderken “müthiş bir aydınlanma” yaşamış, kitabını senelerce küllenmeyen o ateşle yazmıştın. Bir de ödül (turkeyarena.com) vermişlerdi sana ününü perçinleyen. Bereket ki gün dönmüş, bir başka yarışmada elemişlerdi seni. Çuvallamıştın, “İnsanlar arasındaki eşitsizliğin kökeni nedir ve bu eşitsizlik doğal hukuk açısından doğru mudur?” diye sorduğunda Dijon Akademisi. Sen misin “İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temeli üzerine Konuşma” adlı kitabında beden ve zeka farklılıklarını bir tarafa bırakıp, sonradan edinilmiş eşitsizlikleri tartışmaya açan. Yağmayı değiştirilemez hak haline zekice dönüştüren birkaç muhterisin insanlığı esarete götürdüğünü söyleyen. Sen misin eşitsizlik varlığını toplum kurumlarına borçludur, diyen.

    Ah Rousseau! Keşke “İtiraflar”ını yazmasaydın. Günahlarını biz ifşa etseydik keşke. Keşke ardı arkası gelmeyen aşklarını, yetimhaneye terk ettiğin çocuklarını, çıkar için mezhepten mezhebe sıçrayışlarını yüzüne vurup sus diyebilseydik sana. Ne yazık ki susturan sen oldun dehanla bizi. Kıyamet borusu çalındığında “Bu adamdan daha iyiydim!” deme cesaretini gösteremeyeceğimizi söyleyerek elimizden aldın kartlarımızı. Mektuplar yazdın adresleri belli olmayan, “Zamanımın ahlakını gördüm de bu mektupları yayınladım. Keşke bunları ateşe atmak zorunda kalacağım bir devirde yaşasaydım,” diyerek. Yozlaşmış bir toplumun kurbanı olarak tanımladın kendini ve terk etmedin söz hakkını: “Hürriyet olmadan yurtseverlik, erdem olmadan hürriyet, yurttaşlar olmadan erdem olamaz; yurttaşları yaratırsanız muhtaç olacağınız her şeye sahip olursunuz, onlar olmadan, devletin yöneticileri tarafından haysiyeti kırılmış, alçaltılmış kölelerden başkasına sahip olamayacaksınız.”

    HÜRRİYET KASİDESİ
    Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
    Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

    Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
    Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

    Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
    Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

    Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
    Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

    Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
    Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

    Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
    Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

    Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
    Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

    Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
    Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

    Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
    Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

    Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
    Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

    Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi
    Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

    Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
    Fütur etme sakın milletteki za’f u betaetten

    Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
    Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

    Ziya dûr ise evc-i rif’atinden iztırâridir
    hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

    Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim
    Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

    Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
    Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

    Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
    Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten

    Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
    Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

    Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın
    Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

    Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
    Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

    Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
    Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

    Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim
    Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

    Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir
    Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

    Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd
    Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

    Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
    Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

    Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
    Ezilmez şiddet-i tazyikten te’sir-i sıkletten

    Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
    Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

    Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
    Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

    Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl
    Cihanı sensin azad eyleyen bin ye’s ü mihnetten

    Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et
    Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

    Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
    Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten

    Namık KEMAL

    Nesir örneği;

    Elleri Var Özgürlüğün

    1
    Köpürerek koşuyordu atlarımız
    Durgun denize doğru.

    2
    Bu uçuş, güvercindeki,
    Özgürlük sevinci mi ne!

    3
    Öpüşmek yasaktı, bilir misiniz,
    Düşünmek yasak,
    İşgücünü savunmak yasak!

    4
    Ürünü ayırmışlar ağacından,
    Tutturabildiğine,
    Satıyorlar pazarda;
    Emeğin dalları kırılmış, yerde.

    5
    Işık kör edicidir, diyorlar,
    Özgürlük patlayıcı.
    Lambamızı bozan da,
    Özgürlüğe kundak sokan da onlar.
    Uzandık mı patlasın istiyorlar,
    Yaktık mı tutuşalım.
    Mayın tarlaları var,
    Karanlıkta duruyor ekmekle su.

    6
    Elleri var özgürlüğün,
    Gözleri, ayakları;
    Silmek için kanlı teri,
    Bakmak için yarınlara,
    Eşitliğe doğru giden.

    7
    Ben kafes, sen sarmaşık;
    Dolan dolanabildiğin kadar!

    8
    Özgürlük sevgisi bu,
    İnsan kapılmayagörsün bir kez;
    Bir urba ki eskimez,
    Bir düş ki gerçekten daha doğru.

    Oktay Rıfat Horozcu
     



  2. Beta722 Well-Known Member

    beni nasıl bir dertten kurtardınız bilemezsiniz valla size ne kadar teşekkür etsem az çok saolun
     

Sayfayı Paylaş